Herşeyi Başlatan İmza
Eliz Derin Duman
Sabah yaşadığım kazanın günümü mahvedeceğini düşünmüştüm.
Meğer hayatımı değiştirecekmiş.
Türkiye'nin en prestijli restoranlarından birinde baş şeftim.Eliz Derin Duman. Yirmi sekiz yaşındaydım. Kızıl saçlarım,mavi gözlerim ve mutfaktaki disiplinim sayesinde adımı duymayan pek az kişi kalmıştı.
O gün restoran tamamen kapatılmıştı.
Sözde, Kılıçarslan Desing & Architecture'ın yönetim kurulu toplantısı vardı.
Kılıçarslan Desing & Architecture...
Sektörün devi.
Patronu Emir Ateş Kılıçarslan.
Başarılı bir iş insanı.
Ve herkesin hakkında aynı şeyi fısıldadığı adam.
Mafya.
Kimse bunu kanıtlayamıyordu ama herkes biliyordu.
Sabah işe geldiğimde geçirmiş olduğum küçük trafik kazası yüzünden doğrudan mutfağa koşturmuş,kıyafetlerimi giyindim,aynanın karşısına geçtim ve kendi kendime fısıldadım.
"Herşey çok güzel olacak.Lezzetini konuştur bakalım Eliz."
Derin ismimi kullanmazdım.Hiç kimse kimliğime bakmadan bu ismimi bilemezdi.Ben söylemezdim.O kadından sonra asla...
Mutfağa geçtim.Şeflerimi kontrol ederken en ufak detaya bile dikkat ediyordum.Kremanın tadımını yaparken bir görevli hızlı adımlarla yanıma geldi.
"Şef Eliz, sizi salona çağırıyorlar."
Önlüğümün üzerini düzelttim ve içeri girdim.
Toplantı ortasında neden çağırılıyordum acaba?
Koskoca masanın etrafında takım elbiseli adamlar oturuyordu.
Masanın en sonunda ise Emir Ateş Kılıçarslan...
Uzun boyu, siyah saçları ve insanın içine işleyen koyu kahverengi gözleriyle sessizce beni izliyordu.
"İmza atmayan çalışan siz misiniz?" diye sordu biri.
Anında kaşlarım çatıldı.Ne imzasından bahsediyordu bu herif?
"Sabah küçük bir kaza geçirdim. Doğrudan mutfağa girdim.Ve kimse bana imza atmam gerektiğini hatırlatmadı.Gözümden kaçmış olmalı."
Sözüm biter bitmez adamlardan biri yüksek sesle bağırdı.
"Bu nasıl sorumsuzluk!"
Bir diğeri de ona katıldı.
"Kurallar kişiye göre değişmez."
Derin bir nefes aldım.
"Bağırarak haklı çıkabileceğinizi sanıyorsanız üzgünüm. Sesiniz yükseldikçe argümanınız güçlenmiyor.Ayrıca yediğiniz yemekleri hazırlayan birine bağırmanızın hiç mantıklı bir tarafı yok."
Masanın diğer ucundan bastırılmaya çalışılan kahkahalar yükseldi.
Bağıran adamların rakipleri oldukları belliydi.
Çünkü herkes gülmüyordu.
Bana bağıranlar morarmaya başlamıştı.Birinin onları aşağılaması hoşlarına gitmemişti anlaşılan.
Tam o sırada gözüm Emir'e kaydı.
Dudak kenarını eliyle kaşıyordu.
Hayır...
Gülmesini gizliyordu.
Kaşlarımı çattım.
Bakışlarımız buluştu.
Bir anlığına odadaki herkes yok olmuş gibiydi.
Kulaklarımda bir uğultu başladı.
Nefesimi tuttuğumu beni andan soyutlayan kahvelerle mavilerimin arasına uzatılan bir belge ile fark ettim.Nefesimi verdim.
İmzaladım.
"Başka bir isteğiniz var mı?" diye sordum.
"Yok."
Başımı sallayıp salondan çıktım.
Arkamdan atılan imzaların hayatımı değiştireceğini ve yolumun bir çift kahveyle kesişeceğini bilmiyordum.
Henüz...
---------------
İki gün sonra
Emir Ateş Kılıçarslan
Masamın üzerindeki dosyaları tek tek kapatırken duvardaki saatin tik takları odanın sessizliğini bölüyordu.
Akşam olmuştu.
Şirketin neredeyse tamamı çıkmıştı.
Kılıçarslan Mimarlık'ın kırk üçüncü katındaki makam odam, geceleri her zamanki gibi sessizdi.
Tavanın bir kısmını kaplayan loş led ışıklar, ceviz ağacından yapılmış masamın üzerine vuruyor, camın ardındaki İstanbul manzarası şehrin bütün ışıklarını ayaklarımın altına seriyordu.
Çoğu insan buraya baktığında başarı görürdü.
Ben ise kontrol...
Kontrol edemediğim hiçbir şeye tahammülüm yoktu.
Telefonum sessizdeydi.
Bilgisayar ekranında yarım bıraktığım proje duruyordu.
Mimarlık şirketim herkesin gördüğü yüzümdü.
Asıl işlerim ise o dosyaların hiçbirinde yazmıyordu.
Yıllardır herkes aynı şeyi konuşuyordu.
"Emir Ateş Kılıçarslan bir mafya."
Kanıt?
Yok.
Olmayacaktı da.
Çünkü hata yapmazdım.
Kapı iki kez tıklandı.
"Gel."
Kapı yavaşça açıldı.
İçeri kişisel asistanım Dilek girdi.
Elindeki tablet gözüme çarptı.
Normalde mesai bitiminden sonra odama gelmezdi.
Demek ki önemliydi.
"Bir sorun mu var Dilek?"
"Efendim..."
Sesinde alışık olmadığım bir tereddüt vardı.
"Toplantı günü imzaladığınız evraklardan birinde eksik imza tespit edildi."
Kalemimi masaya bıraktım.
"Ne demek eksik imza?"
"Son sayfada imzanız bulunmuyor."
Kaşlarım istemsizce çatıldı.
"İmkânsız."
Dilek başını eğdi.
"Ben de öyle düşündüm."
"Toplantı günü önümdeki bütün evrakları tek tek imzaladım."
"Evet efendim."
"O zaman?"
"Belki gözden kaçmıştır."
Gözden kaçmazdı.
Benim hiçbir şeyim gözden kaçmazdı.
Koltuğumdan yavaşça kalktım.
Camın önüne yürüdüm.
Şehir ışıkları önümde parlıyordu.
Ama aklım iki gün öncesindeydi.
Toplantı...
Restoran...
Bağıran adamlar...
Ve...
Kızıl saçlı baş şef.
Eliz Derin Duman.
Dudaklarımın kenarı istemsizce kıvrıldı.
Kadın, koskoca yönetim kurulunun ortasında Buğra ve Güral piçlerine tek cümleyle ayar vermişti.
"Sesiniz yükseldikçe haklı olmuyorsunuz."
Masadaki bazı adamların kahkahalarını zor tuttuğunu hatırlıyordum.
Ben de gülmüştüm.
Yok...
Gülmeye çalışmıştım.
Yıllardır kimse beni o kadar kolay güldürememişti.
Kendimi toparlayıp Dilek'e döndüm.
"O evrağı getir."
"Getirdim efendim."
Tableti masama bıraktı.
Belgelerin dijital kopyaları açıldı.
Sayfaları tek tek çevirmeye başladım.
İlk sayfa.
İkinci...
Üçüncü...
Hepsi normaldi.
Son sayfaya geldiğimde elim durdu.
İmza...
Benimdi.
Ama...
Belgenin başlığı...
Hayır.
Bu, toplantıda imzaladığım belge değildi.
Nefesim bir anlığına durdu.
Belgeyi baştan aşağı tekrar okudum.
Sonra bir kez daha.
Ve bir kez daha.
"Dilek."
"Efendim?"
"Bu belge sisteme kim yükledi?"
"İnsan kaynakları efendim."
"Log kayıtlarını aç."
"Evet efendim."
Birkaç saniye sonra ekran değişti.
Yüklenme tarihi...
Toplantı günü.
Yükleyen kullanıcı...
Yetkili biri.
Ama belge, benim imzaladığım belge değildi.
Birisi...
İmzamı kullanmıştı.
Parmaklarımı masaya vurdum.
Yavaş.
Düzenli.
Tak...
Tak...
Tak...
Bunu yapan kişi beni tanıyordu.
İmzamı biliyordu.
Ve bu iş için içeriden yardım almıştı.
"Dilek."
"Efendim?"
"Kimlik bilgilerimi aç."
"E-devlet entegrasyonu mu?"
"Evet."
Sistem açıldı.
Adım.
Soyadım.
Doğum tarihim.
Hepsi aynıydı.
Aşağı kaydırdım.
Medeni Hâl...
Evli.
Elim ekranda donup kaldı.
Birkaç saniye hiçbir şey söyleyemedim.
Dilek nefesini tutmuş bana bakıyordu.
"Eş bilgileri" sekmesini açtım.
Tek satır yazı vardı.
Eliz Derin Kılıçarslan.
...
Sessizlik.
Hayatım boyunca çok şey gördüm.
İhanet...
Cinayet...
Tehdit...
Şantaj...
Ama biri bana haberim olmadan nikâh kıydırmıştı.
Bu ilk kez oluyordu.
İstemsizce burnumdan kısa bir gülüş çıktı.
Sinirden mi?
Şaşkınlıktan mı?
Ben bile bilmiyordum.
"Dilek."
"Efendim?"
"Bu kadının numarasını bul."
"Şu an mı?"
"Şu an."
Yaklaşık otuz saniye sonra telefon numarası önümdeydi.
Ekrana birkaç saniye baktım.
Sonra ara tuşuna bastım.
Telefon çalmaya başladı.
Bir...
İki...
Üç...
Dördüncü çalışta açıldı.
"Buyurun, kimsiniz?"
Sesini tanımıştım.
Toplantıdaki kadar kendinden emindi.
Dudaklarım istemsizce kıvrıldı.
"Merhaba..."
Kısa bir duraksama verdim.
"...karıcığım."