Bomba

1114 Words
Eliz Derin Kılıçarslan Gülmem yavaş yavaş dindi. Emir de istemsizce dudaklarının kenarını kıvırmıştı. O an... İlk defa bütün geceyi unutmuş gibiydik. Telefonlar... Mesajlar... Selim... Gazeteciler... Hepsi birkaç dakikalığına yok olmuştu. Emir fincanlardan birini bana uzattı. "Dikkat et." "Ateş gibi." İki elimle kupayı tuttum. Sıcacık seramik avuçlarımı ısıtırken istemsizce rahatladım. Salona geçtik. Ben koltuğun bir ucuna oturdum. Emir karşımdaki tekli koltuğa geçti. Bir süre sadece çay içtik. Sessizlik... Bu kez rahatsız etmiyordu. Tam fincanı masaya bırakacaktım ki Emir konuştu. "Bir şey soracağım." Başımı kaldırdım. "Sor." "Selim sana ilk ne zaman zarar vermeye çalıştı?" Kupayı bırakan elim havada kaldı. Bakışlarımı çaya çevirdim. "..." "İstemiyorsan anlatma." Sessiz kaldım. Dakikalar geçmiş gibi hissettiren birkaç saniyenin ardından derin bir nefes aldım. "İlk başta normaldi." Emir tek kelime etmedi. "Beni eve bırakıyordu." "Hediyeler alıyordu." "Sonra..." Yutkundum. "...ben ayrılmak istediğimi söyledim." Parmaklarım kupanın kulbunu sıkmaya başladı. "Kabul etmedi." "Sürekli karşıma çıktı." "Okulun önüne." "İş yerime." "Evimin sokağına." Emir'in yüzündeki kaslar belirginleşmeye başlamıştı. "Bir gün..." Sesim istemsizce titredi. "...kolumdan tuttu." "O kadar sert tuttu ki..." Kolumu istemsizce avuçladım. "...günlerce mor kaldı." Emir gözlerini kapattı. Sadece bir saniyeliğine. Sonra yeniden açtı. "Devam et." "Beni arabasına bindirmeye çalıştı." "Bağıramadım." "Çünkü..." "...'Bağırırsan ailene zarar veririm.' dedi." Ev yeniden sessizliğe gömüldü. Emir tek kelime etmiyordu. Ama çenesinin nasıl kasıldığını görebiliyordum. "Sonra kaçmayı başardım." "Bir daha da hiç yalnız kalmamaya çalıştım." "İşten eve..." "Eve iş..." "Hep dikkat ettim." Başımı kaldırdım. "Bugüne kadar." Emir ayağa kalktı. Yavaşça pencereye yürüdü. Sırtı bana dönüktü. "Eğer..." Sesi çok sakindi. "...onu ilk gördüğüm gün bunları bilseydim..." Cümlesini yarıda bıraktı. "Neyi?" Diye sordum. Başını hafifçe çevirdi. Bakışları eskisinden çok daha sertti. "O gün restorandan yürüyerek çıkamazdı." İçimde garip bir his oluştu. Korku değildi. Acıma değildi. Bu... Birinin benim için gerçekten öfkelendiğini ilk kez görmekti. Tam o sırada Emir'in telefonu çaldı. Arayan yine korumasıydı. Telefonu açtı. "Konuş." Karşı taraf birkaç saniye konuştu. Emir'in bakışları bir anda ciddileşti. "Tamam." "Kımıldamayın." "Ben aşağı iniyorum." Telefon kapandı. Kaşlarımı çattım. "Ne oldu?" Emir bana döndü. "Arabayı bulmuşlar." "Selim'in kullandığı araç hâlâ mahallenin çıkışında." Kalbim yeniden hızlandı. "Gitmeye mi çalışıyor?" "Hayır." Başını iki yana salladı. "Sanki..." Bir an durdu. "...birini bekliyor." Boğazım düğümlendi. "Kimi?" "Bilmiyoruz." Telefonunu cebine koydu. Gözleri bir an bile benden ayrılmıyordu. "Burada kal." "Nereye gidiyorsun?" "Aşağı." "Hayır." Cevabım düşündüğümden daha hızlı çıkmıştı. Emir kaşını kaldırdı. "Hayır mı?" "Evet." "Tek başına gitmiyorsun." Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. "Beni mi koruyacaksın?" Gözlerimi devirdim. "Dalga geçme." "Geçmiyorum." "Gerçekten gitmeni istemiyorum." Yüzündeki o hafif tebessüm kayboldu. "Eliz." "Söyle." "Bazen bir şeylerin bitmesi için üzerine gitmek gerekir." "Ya sana bir şey olursa?" Bu kez cevap vermedi. Ben de ayağa kalktım. "Az önce bana güçlü olmak korkmamak değildir dedin." "Evet." "Şimdi de sen korkmuyormuş gibi davranıyorsun." İlk kez gözlerini kaçırdı. Çok kısa bir an... Sonra tekrar bana baktı. "Ben de korkuyorum." Şaşkınlıkla sustum. "...Ne?" "Sana bir şey olmasından." Cümleyi öyle doğal söyledi ki... Sanki dünyanın en normal şeyi buydu. "Benim başıma geleceklerden değil." "Seninkilerden." Derin bir nefes verdi. "O yüzden aşağı inmek zorundayım." Telefonu tekrar çaldı. Bu kez açar açmaz konuştu. "Evet." ... "İnme." Kaşları çatıldı. "Neden?" ... "Neyi gördünüz?" Koridordaki sessizlik bile ağırlaşmıştı. ... "Tamam." Telefon kapandı. Ben nefesimi tutmuş onu izliyordum. "Ne olmuş?" Emir bana baktı. "Selim arabada değilmiş." "...Nasıl?" "Araba boş." "Az önce oradaydı." "Evet." "Şimdi yok." İçimdeki huzursuzluk katlanarak büyüdü. "Yani..." "Civarda." Dedi tek kelimeyle. Tam o anda... Koridordan koşma sesleri duyuldu. Ardından kapı sertçe çalındı. Tak! Tak! Tak! Emir tek hamlede beni arkasına aldı. "Patron!" Korumanın sesi telaşlıydı. "Ne oldu?" "Binanın güvenlik kamerasında bir görüntü var." Emir kapıyı araladı. "Ne görüntüsü?" Koruma elindeki telefonu uzattı. "Beş dakika önce." Emir videoyu açtı. Ben de omzunun üzerinden ekrana baktım. Apartmanın giriş kamerasıydı. Görüntüde... Kapüşonlu bir adam binaya giriyordu. Yüzü görünmüyordu. Ama yürüyüşü... Omuzlarının duruşu... Onu daha önce görmüştüm. Nefesim kesildi. "...Selim." Koruma başını salladı. "Evet." "Fakat..." Videoyu biraz ileri sardı. Selim birkaç saniye sonra tekrar dışarı çıkıyordu. Tek başına. Ama çıkarken... Apartmanın giriş kapısının yanına eğilip küçük bir şey bırakıyordu. Emir'in bakışları sertleşti. "Durdur." Görüntü durdu. Yakınlaştırdı. Kapının yanındaki saksının dibinde... Küçük, siyah bir kutu duruyordu. Ben hiçbir şey anlamamıştım. "Anahtarlık mı o?" Koruma yutkundu. "Hayır patron." "Bomba ihtimaline karşı bina boşaltılıyor." Evdeki bütün sesler... Bir anda yok oldu. "Bomba..." Kelime dudaklarımdan fısıltı halinde döküldü. Emir'in gözleri ekrandan ayrılmadı. "Uzaktan kumandalı mı?" Koruma başını iki yana salladı. "Bilmiyoruz." "Şüpheli paket prosedürü başlattık." "Polise haber verildi." Emir telefonu korumaya geri uzattı. "Kimse yaklaşmayacak." "Emredersiniz." Koruma uzaklaşmak üzereydi ki Emir yeniden seslendi. "Binada kaç daire var?" "On altı." "Hepsini tahliye edin." "Şimdi." Koruma koşarak uzaklaştı. Ben ise olduğum yerde donup kalmıştım. "Emir..." "Hm?" "Ya gerçekten..." Cümleyi tamamlayamadım. Emir bana döndü. "Buradan çıkıyoruz." "Nasıl?" "Aşağıda bomba olabileceğini söylediler." "Merdiven." "Asansör yok." Başımı salladım. Ama ayaklarım hareket etmiyordu. Emir bunu fark etti. Yavaşça yanıma geldi. "Eliz." Gözlerimi kaldırdım. "Bak bana." Baktım. "Şu an panik yaparsan ikimiz de hata yaparız." Derin bir nefes almamı işaret etti. "Benimle aynı anda." İstemsizce onu takip ettim. "Nefes al." Aldım. "Ver." Verdim. Bir kez daha. Ve bir kez daha... Kalbim hâlâ çok hızlı atıyordu ama nefesim düzelmeye başlamıştı. "İyi." Dedi. "Şimdi montunu al." Montumu askıdan aldım. Telefonumu cebime koydum. Tam kapıya yönelmiştik ki... Koridordan yaşlı bir kadının sesi geldi. "Yardım edin!" Emir hiç düşünmedi. Kapıyı açıp dışarı çıktı. Ben de peşinden. Koridorun sonunda, alt komşum olan yaşlı kadın panikle kapısını kilitlemeye çalışıyordu. Elleri titriyordu. Anahtarı sürekli düşürüyordu. "Yapamıyorum..." Emir hemen yanına çömeldi. "Teyze." Kadın korkuyla ona baktı. "Sakin olun." "Ben hallederim." Anahtarı elinden aldı. İki saniye içinde kapıyı kilitledi. Sonra koluna girdi. "Merdivenlerden ineceğiz." "Yürüyebilir misiniz?" Kadın başını salladı. "Ayaklarım..." "Titriyor." "Ben yanınızdayım." O an... Restoranda insanların çekindiği... Adını duyunca herkesin sustuğu adam gitmişti. Yerine... Seksen yaşındaki bir kadını sakinleştirmeye çalışan biri vardı. Ben onları izlerken... Emir başını bana çevirdi. "Eliz." "Evet?" "Teyzenin diğer koluna gir." Hiç düşünmeden yanına geçtim. Kadıncağızın elini tuttum. "Birlikte ineceğiz." Kadın gözleri dolarak başını salladı. Merdivenlerden inmeye başladık. Birinci kat... Zemin kat... Binanın girişine yaklaştığımızda polis şeridini gördüm. İtfaiye... Ambulans... Polis... Mahalle ayağa kalkmıştı. Tam dışarı çıkacaktık ki... Emir bir anda durdu. Bakışları saksının olduğu noktaya kilitlendi. Siyah kutu hâlâ oradaydı. Hiç kimse yaklaşmıyordu. Teyzenin sırtına hafifçe dokundum ilerlemesi için. Teşekkür mahiyetinde elini wlimin üzerine dokundurdu. Bu beni gülümsetti.Ama Emir'e baktığımda kutuya kitlendiğini görünce gülüşüm hızla soldu. Bomba... O sırada bomba imha ekibinden biri hızlı adımlarla geldi. "Alanı boşaltın!" Herkes birkaç metre daha geri çekildi. Ben refleksle Emir'in kolunu tuttum. Bunu düşünmeden yapmıştım. O da elime kısa bir bakış attı. Sonra parmaklarını usulca elimin üzerine koydu. "Sakin." Dedi alçak sesle. "Bir şey olmayacak." Ben cevap veremedim. Çünkü tam o anda... Bomba imha uzmanı siyah kutuyu dikkatlice açtı. Herkes nefesini tutmuştu. Kutunun içinden... Bir patlayıcı çıkmadı. Onun yerine... Tek bir kırmızı gül... Ve katlanmış beyaz bir not çıktı. Uzman notu açıp kaşlarını çattı. Sonra dönüp yüksek sesle sordu: "Burada Eliz Derin Kılıçarslan kim?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD