Sıra Bende

901 Words
Eliz Derin Kılıçarslan İlk hissettiğim şey... Yumuşaklıktı. Yatağın beklediğimden çok daha rahat olmasıydı. Sonra... Burnuma gelen hafif kahve kokusu. En son... Perdelerin arasından süzülen sabah güneşi. Gözlerimi yavaşça açtım. Bembeyaz bir tavan. Tanımadığım bir avize. Krem rengi duvarlar. Kocaman bir oda. "..." Bir anda doğruldum. "Neredeyim ben?" Etrafıma panikle bakmaya başladım. Bu... Benim odam değildi. Benim evim değildi. Bir saniye... İki saniye... Sonra gece yaşananlar bir film şeridi gibi gözümün önünden geçmeye başladı. Restoran... Selim... Emir... Kahve... Sigara içmeye çıkması... Derken... Birden aklıma tek bir ihtimal geldi. Ya biri gece ben uyurken... Kalbim deli gibi atmaya başladı. "Hayır.Hayır...HAYIR." Boğazımdan istemsizce bir çığlık çıktı. "AAAH!" Refleksle sırtımı yatağın başlığına yasladım. Dizlerimi göğsüme çektim. Kollarımla sıkıca sardım. Kapı neredeyse aynı anda açıldı. "Eliz!" Emir. Üzerinde gri eşofman altı, siyah bir tişört vardı. Saçları hâlâ hafif dağınıktı. Elinde mutfak havlusu duruyordu. Belli ki kahvaltıyla uğraşıyordu. Odaya girer girmez gözleri beni buldu. Bir anlığına nefes verdi. "İyi misin?" Ben cevap veremedim. Hâlâ etrafa bakıyordum. Emir kapıyı kapatıp birkaç adım yaklaştı. Yatağa oturdu. "Eliz." Gözlerim sonunda ona kaydı. "...Ben..." Yutkundum. "Ben burada neden uyandım?" Emir'in yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu. "Çünkü salondaki koltukta uyuyakaldın." Kaşlarımı çattım. "...Sonra?" "Sonra seni yukarı çıkardım." Bir saniye durdum. "Beni..." "...sen mi taşıdın?" "Evet." Yüzümü iki elimin arasına aldım. "Allah'ım..." Emir kaşını kaldırdı. "Ne oldu?" "Hiç." "Emin misin?" Başımı kaldırıp ona baktım. "Hayır." "Hayır?" "Dün gece beni kucağında taşıdığını bilmeden çok huzurlu uyumuşum." Emir istemsizce güldü. "Şikâyet mi ediyorsun?" "Hayır." "Utanıyorum." "Niye?" "Çünkü..." Yüzümü tekrar dizlerime gömdüm. "...salya akıttıysam rezil oldum." Bir an sessizlik oldu. Sonra... Emir kahkaha attı. Gerçekten... Gülüşünde takılı kaldım. İlk kez bu kadar rahat güldüğünü görüyordum. Kahkahası odanın içinde yankılanırken ben tüm dikkatimle ona baktım. Gülüşü çok güzeldi. Ve sol yanağındaki gamzesi beni büyüledi. Gülmeyi yavaşça bıraktığında başını iki yana salladı. "Merak etme." "Akıtmadın." Derin bir nefes verdim. "Çok şükür..." Emir kapının kenarına yaslandı. "Kahvaltı hazır." "Hazırladın mı?" "Bir kısmını." "Bir kısmını mı?" "Kalan kısmını aşçı hazırladı." Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. "...Senin evinde aşçı mı var?" Omuz silkti. "Haftanın bazı günleri geliyor." Başımı iki yana salladım. "Normal bir insan değilsin sen." Dudaklarının kenarı yeniden kıvrıldı. "Bunu da ilk söyleyen sen değilsin." Odanın içindeki gergin hava, sabah güneşiyle birlikte yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. Emir odadan çıkacak gibi oldu. Tam kapıya yönelmişti ki seslendim. "Emir." Durdu. "Hm?" "Dün gece..." Bir an duraksadım. "...teşekkür ederim." Bana döndü. "Neden?" "Her şey için." Kısa bir sessizlik oldu. Sonra her zamanki gibi omuz silkti. "Rica ederim." Ve odadan çıktı. --- Yaklaşık on beş dakika sonra hazırlanıp aşağı indim. Merdivenlerden iner inmez kahve kokusu yeniden burnuma doldu. Salonun devamındaki açık mutfakta Emir'i gördüm. Kollarını mutfak adasına yaslamış, telefonundaki maillere bakıyordu. Beni görünce telefonu masaya bıraktı. "Günaydın." "Günaydın." Masaya yaklaştığımda gözlerim istemsizce büyüdü. Menemen... Peynir çeşitleri... Zeytin... Taze simit... Bazlama... Bal, kaymak... Meyve tabağı... Taze sıkılmış portakal suyu... Ve bir köşede hâlâ dumanı tüten çay. Kaşımı kaldırdım. "Sen..." "Evet?" "Bu ikimize mi?" "Evet." "Mahalleyi de çağıracak mıyız?" Burnundan hafifçe güldü. "Aç kalmanı istemedim." Sandalyeye oturdum. "Bu sofrayla aç kalmam zaten mümkün değil." Tam çatalı elime almıştım ki aklıma bir şey geldi. "Bir dakika." "Hm?" "Dün gece..." Başımı eğdim. "...beni gerçekten kucağında mı taşıdın?" "Evet." "Koltuğun üzerinde bıraksaydın ya." "Olmazdı." "Neden?" "Boynun tutulurdu." Şaşkınlıkla yüzüne baktım. "Onu da mı düşündün?" "Evet." "Allah Allah..." Kafamı iki yana salladım. "Ne?" "Garipsin." "Niye?" "Çünkü senin hakkında duyduğum hiçbir şey..." "...seninle uyuşmuyor." Çayından bir yudum aldı. "İnsanlar hakkımda ne duyuyor?" "Acımasız." "Soğuk." "Gülmeyen." "Sinirli." "Mafya." "Tehlikeli." "Ve?" "Ve..." Gözlerinin içine baktım. "...karşımdaki adam bunların hiçbirine benzemiyor." İlk kez cevap vermeden bana baktı. Bakışları birkaç saniye üzerimde kaldı. Sonra sessizce konuştu. "İnsanlar beni tanımıyor." "Ben tanıyor muyum?" Bu kez gerçekten düşündü. "Bilmiyorum." "Göreceğiz." Birden tezgahın üstündeki telefonu çalmaya başladı. Kulağına götürüp sadece dinledi. Ve sırıtışının andan âna genişlemesine tanık oldum. Emir Ateş Kılıçarslan Telefonu kapattım. Eliz hâlâ bana bakıyordu. "Bir şey mi oldu?" Başımı hafifçe salladım. "Ufak bir iş." "Bana yalan söyleme." İstemsizce gülümsedim. "Yakaladın." Kollarını göğsünde birleştirdi. "Anlat." Telefonumu masanın üzerine bıraktım. "Selim." Yüzündeki ifade anında değişti. "Ne olmuş ona?" "Dün gece evine döndüğünde..." Bir an durdum. "...evi yerinde yokmuş." Kaşı havaya kalktı. "Ne?" "Yanmış." Şaşkınlıkla bana baktı. "Yangın mı çıkmış?" "Çıkmış." Sesimdeki sakinliği fark etti. Gözlerini kıstı. "...Emir." "Evet?" "Bunu sen mi yaptın?" Birkaç saniye sessiz kaldım. Sonra çay fincanımı elime aldım. "Kendi ellerimle yakmadım." Bu cevap... Sorunun cevabıydı. Eliz fincanı masaya bıraktı. "Sen..." "Evinde kimse yoktu." Sözünü kesmiştim. "Üç kez kontrol edildi." "Tek bir canlı içeride değildi." "Ama..." Derin bir nefes verdim. "Bir daha senin evinin çevresine yaklaşmaması gerektiğini anlaması gerekiyordu." Eliz birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Sonra sessizce sordu. "Öldürmeyi düşündün mü?" Gözlerinin içine baktım. "Dün gece mi?" Başını salladı. "Evet." "Hayır." "Çünkü..." Sandalyeme yaslandım. "...onu öldürürsem çok kolay kurtulmuş olur." Odanın içine kısa bir sessizlik çöktü. Eliz yüzüme baktı. İlk kez... Benden korkmaya çalışıyordu. Ama gözlerinde korkudan daha ağır basan başka bir şey vardı. Merak. "Not bıraktın mı peki?" Başımı hafifçe salladım. "Evet." "Ne yazıyordu?" Dudaklarımın kenarı belli belirsiz kıvrıldı. > 'Bu ev sen burada değilken yandı. Çünkü seni kendi ellerimle geberteceğim.' "Altına da sadece iki harf." "A.K." Eliz derin bir nefes verdi. Başını iki yana salladı. "Sen gerçekten delisin." İlk kez hafifçe güldüm. "Hayır." "Ben sadece..." "...verdiğim sözleri unutmam." Tam o sırada telefonuma yeni bir mesaj düştü. "Patron, Selim notu buldu." Ve hemen altında ikinci mesaj belirdi: "Size bir video göndermiş." Emir videoyu açtı. Ekranda kanlar içindeki dudağıyla kameraya bakan Selim tek cümle söyledi: > "Sıra bende, Kılıçarslan." O an odadaki hava yeniden buz kesti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD