Benim Karım

1174 Words
Eliz Derin Kılıçarslan "Nişanlısıyım." Tek bir kelime... Ama sanki restoranın içindeki bütün sesleri susturmuştu. Elimde tuttuğum servis tabağı ağırlaştı. Parmaklarımın arasından kayıp düşecek sandım. İçimde garip bir his yükseldi. Bu neydi? Şaşkınlık mı? Hayal kırıklığı mı? Yoksa... Kıskançlık mı? Kendi kendime sinirlendim. Ne saçmalıyorsun Eliz? Daha iki gün önce tanıştığın adam. Üstelik bu evlilik... İkinizin de istemediği bir oyundan ibaret. O hâlde neden göğsümün tam ortasında anlamsız bir ağırlık hissediyordum? Tam düşüncelerimin içinde kaybolmuşken Selim'in alaycı sesi kulağıma çarptı. "Duydun mu?" Başımı ona çevirdim. "Neyi?" "Demek mafya beyin nişanlısı varmış." Yüzündeki o iğrenç sırıtış midemi bulandırıyordu. Bana yaklaşması ile mide bulantım arttı. "Canın yandı galiba." Çenemi sıktım. "Kes sesini." "Niye?" "Geldiğin günden beri adamı savunuyorsun." "Baksana..." "Sözde kocan seni bırakıp nişanlısına gitmiş." "Seni ilgilendirmez." "İlgilendiriyor." "Hayır." "İlgilendirmiyor." Sesim bu kez daha sert çıkmıştı. Selim bir adım daha yaklaştı. "Demek canın gerçekten yanmış." Tam cevap verecekken topuklu ayakkabı sesleri duyuldu. Sarışın kadın doğruca yanımıza geldi. Önce bana baktı. Sonra etrafı süzdü. "Emir nerede?" "Gitti." "Ne zaman?" "Beş dakika kadar oldu." Kadın sinirle nefes verdi. "Telefonlarımı açmıyor." "Her yerde onu arıyorum." Selim alay ederek güldü. "Kaçıyor olabilir." Kadın ilk kez ona döndü. "Sen kimsin?" "Arkadaş." "Eski arkadaş." Diye düzelttim. Kadın yeniden bana baktı. "Sen burada çalışıyorsun." "Evet." "Emir'i en son sen mi gördün?" "Evet." "Nereye gitti?" "Bilmiyorum." Kadın sinirle saçlarını düzeltti. "Harika." Olduğu yerde tekrar durdu ve konuştu. "...Emir'in nişanlısıyım." "Ve onu bulana kadar gitmeye hiç niyetim yok.Ya Emir'i bulursunuz yada burayı başınıza yıkarım." Yazar notu:Tutmayın küçük enişteyi ;) Göğsümdeki sıkışma biraz daha arttı. Kendime yine kızdım. Bundan sana ne? Bu seni neden ilgilendiriyor? Tam o sırada... Restoranın giriş kapısı sertçe açıldı. İçeri önce iki koruma girdi. Ardından... Emir. Yüzündeki ifade birkaç dakika önce gördüğüm adamla aynı değildi. Bakışları buz gibiydi. Salonu tek tek taradı. Önce Kemal'i gördü. Sonra Selen'i. En son... Gözleri bana kaydı nerede olduğumu bilirmiş gibi. Ve tam önümde bana gereğinden yakın duran Selim'i. Çenesindeki kas belirginleşti. Hiç durmadan yürümeye başladı. Doğrudan bize geliyordu. Önünden geçen herkes istemsizce kenara çekildi. Ben olduğum yerde kalmıştım. Emir tam Selim'in karşısında durdu. Aralarında yalnızca yarım adım vardı. "Sana..." Sesi sakindi. Ama öyle bir sakindi ki... İnsanın içini ürpertiyordu. "...onu rahatsız etmeyeceksin demiştim." Selim alayla güldü. "Eski sevgilimle konuşuyorum." "Bu seni ilgilendirmez." Emir hiç tereddüt etmedi. "Yanılıyorsun." "Onu rahatsız ettiğin sürece..." Bir adım daha yaklaştı. "...bu mesele beni de ilgilendirir." Selim de geri çekilmedi. "Ne yapacaksın?" "Beni mi döveceksin?" Emir'in gözleri bir an bile kırpılmadı. "Hayır." "Sen dayağa değecek biri değilsin." Selim'in yüzündeki sırıtış silindi. "O zaman?" "Üç saniyen var." "Sonra?" "Ya kendin çıkarsın..." Emir'in sesi daha da soğudu. "...ya da ben çıkmana kendi ellerimle yardım ederim." Tam o anda Kemal araya girdi. "Yeter Emir!" "Bu yaptığın çocukluk." Emir gözlerini Selim'den ayırmadan konuştu. "Çekil aradan Kemal." Kemal sertçe karşılık verdi. "Sen benim kızımla evlenecektin!" Emir bu kez başını çevirip doğrudan Kemal'e baktı. "Hayır." "Hiçbir zaman öyle bir niyetim olmadı." "Bu ortaklığı da bu yüzden bitirdim." Selen şaşkınlıkla bir adım attı. "Ne diyorsun sen?" "Biz evleneceğiz." "Babam karar verdi." Kemal de aynı sertlikle ekledi. "Evet." "Ben karar verdim." Emir'in dudaklarında alaycı bir tebessüm belirdi. "Kararı sen vermiş olabilirsin." "Ama benim düzenimde benim kararlarım uygulanır." "Ve hayat benim.Buna karışma hakkına sahip olmayı bırak,yanından geçemezsin." Selen'e çevirdi gözlerini. "Ben sana hiçbir zaman âşık olmadım Selen." Selen'in yüzü bembeyaz kesildi. "Ne...?" "Bu evliliği sen istedin." "Baban istedi." "Şirketler istedi." "Ben istemedim." "Ve istemeyeceğim." Selen sinirle Emir'e bakmaya başladı. "Demek..." "Gerçekten başka biri var." Emir birkaç saniye sustu. İstemsizce gözleri bana kaydı. Sadece bir anlığına. Sonra yeniden Selen'e döndü. "Kime ne hissettiğim..." "...seni ilgilendirmez." Tam o anda restoranın güvenlik şefi telaşla içeri girdi. "Eliz şefim!" Nefes nefeseydi. Herkes ona döndü. Hızlı adımlarla ona yöneldim. "Birisi az önce restoranda çekilen fotoğrafları basına sızdırmış." "Sayın... şey..." "Emir Bey'in toplantıda Eliz Hanım'ın kulağına eğildiği fotoğraflar bütün haber sitelerinde dolaşıyor." "Dışarısı gazeteci kaynıyor!" Bu cümleyle birlikte Emir'in bakışları anında bana döndü. Bir şey söylemedi. Sadece yanıma geldi. Bileğimi nazik ama kararlı bir şekilde tuttu. "Benimle gel." "...Ama—" "Şimdi değil." İlk kez itiraz etmeme fırsat vermeyecek kadar keskin konuşmuştu. Beni restoranın arka tarafındaki merdivenlere doğru götürmeye başladı. Arkamızdan iki koruma yürüyordu. Sadece bir an alt kattan üst kata çıkılan merdivenlerin yanındaki camdan gözüktük. Aşağıdan gazetecilerin bağırışları artık çok daha net duyuluyordu. "Emir Bey!" "Bir açıklama yapacak mısınız?" "Yanınızdaki kadın kim?" "Fotoğraftaki kişi o mu?" Kalbim sıkıştı. Fotoğraf... Demek biri o anı çekmişti. Merdivenleri hızlı adımlarla çıktık. İkinci katta personelin kullandığı küçük yönetici odasının önünde durduk. Emir kapıyı açtı. İçeri girmemi bekledi. Ben hâlâ ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. "Emir..." "İçeri." İçeri girdim. Kapıyı arkamdan kapattı. Odanın içinde sadece ikimiz vardık. Bir an gözlerimin içine baktı. Sonra sakin ama sert bir sesle konuştu. "Buradan çıkmıyorsun." "Neden?" "Dışarıdaki gazeteciler seni görmeye çalışıyor." "Ama ben—" "Hayır." Sözümü bitirmeme izin vermedi. "Bunun ne anlama geldiğini biliyorum." "Sen bilmiyorsun." İlk kez yüzündeki o soğuk ifade çatladı. Yerini ciddi bir endişe aldı. "Bugün seni görüntülerlerse..." "Yarın evinin önünde olurlar." "İş çıkışını beklerler." "Aileni araştırırlar." "Hayatının her ayrıntısını didik didik ederler." Boğazım düğümlendi. Bir şey söyleyemedim. Emir derin bir nefes aldı. Sesi yeniden sakindi. "Ben buna izin vermeyeceğim." Kapıyı açtı. Korumasına baktı. "Bu kapının önünden bir santim bile ayrılmayacaksın." Koruma başını eğdi. "Anlaşıldı." "Ben gelmeden kimseyi içeri alma." "Eliz Hanım isterse bile dışarı çıkarmayacaksın." Şaşkınlıkla ona baktım. "Emir." Bu kez bana döndü. "Beş dakika." "En fazla on." "Her şeyi halledip geleceğim." Kapıyı kapatıp çıktı. Oda bir anda sessizliğe gömüldü. ... Aynı Dakikalarda Restoranın alt katı... İlahi Bakış Açısı Kapı açılır açılmaz Emir merdivenlerden indi. Yüzündeki ifade eskisinden de sertti. Selim hâlâ aynı yerde duruyordu. Selen ise öfkeden kıpkırmızı kesilmişti. Kemal kollarını bağlamış, oğluna bakar gibi değil; rakibine bakar gibiydi. Emir doğruca Selim'in karşısında durdu. "Şimdi..." dedi alçak bir sesle. "Az önce yarım kalan konuşmayı bitirelim." Selim alaycı bir şekilde güldü. Fısıldadı eğlenir bir sırıtışla. "Karını sakladın mı?" Bu cümle biter bitmez... Emir tek hamlede Selim'in yakasını kavradı. Öyle hızlı olmuştu ki... Kimse ne olduğunu anlayamamıştı. Selim'in sırtı sertçe duvara çarptı. Restoranda derin bir sessizlik oluştu. Emir'in sesi neredeyse fısıltı kadar alçaktı. Ama duyulan her kelime ürperti veriyordu. "Bir daha..." "Karım hakkında konuşurken kelimelerini seçeceksin." Selim ilk kez yutkundu. "Yoksa ne olacak?" Emir yakasını biraz daha sıktı. "Yoksa seni bu restorandan yürüyerek çıkarmam." Kemal araya girmeye çalıştı. "Emir!" "Elini çek!" Emir gözünü bile ayırmadı. "Karışma Kemal." "Bu senin meselen değil." "Bal gibi de benim meselem!" diye bağırdı Kemal. "Sen benim kızımı ortada bıraktın!" Emir başını çevirip ona baktı. Soğukkanlılığını tamamen kaybetmişti. "Hayır." "Sadece hiçbir zaman vermediğim bir sözü tutmadım." Selen'in gözleri doldu. "Yani..." "Hiç mi sevmedin beni?" Emir'in cevabı gecikmedi. "Hayır." "Hiç sevmedim." "Saygı duydum." "O kadar." Selen'in sesi titredi. "Demek gerçekten başka biri var." Bu kez Emir sustu. Bir saniye... İki saniye... Sonra gözlerini hiç kaçırmadan konuştu. "Kime ne hissettiğim..." "...hiç kimseyi ilgilendirmez." Ardından bakışlarını yeniden Selim'e çevirdi. "Senin de öğrenmen gereken son şey şu." Yakasını bıraktı. Ama sesi daha da sertleşti. "Bugünden sonra Eliz'e bir adım daha yaklaşırsan..." "Karşında sadece eski sevgilin olmaz." Kulağına yaklaştı. "Karşında benim karım olmuş olur." Ve bunu söylerken... İlk kez restorandaki herkes,söylediği şeyleri duymamalarına rağmen Emir Ateş Kılıçarslan'ın neden adından çekinildiğini gerçekten anlamaya başladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD