12.BAHAR

1047 Words
Gelen mesajla gerilmiştim ama Mirza görmeden telefonu bırakıp yatağa girdim. Genelde bu şekilde çağırılan bir insan değilim, en son böyle çağırıldığımda berdel olmuştu. Kötü birşey olduğu kesindi ama yinede dualar ederek uyudum. Gece boyunca sürekli kabuslar gördüm. Sabah olduğunda kabuslardan kurtulduğuma sevindim. Yataktan çıkıp her zamanki gibi mutfağa gittim. Gün içerisinde bir şekilde yalnız başıma çıkmam gerekiyordu ama bu ara özellikle bu konuda herkes çok dikkatliydi. Kapının önünden habersiz kuş uçmuyordu. Sıkıntıyla kahvaltımı yaptıktan sonra Ahmetten yardım istemeye karar verdim. Kapısını tıklattım ve içeri girdim. "Ahmet ben senden bir şey rica edeceğim” "Buyur yengecim elimden gelirse hemen" "Ama aramızda kalması lazım" "Tamam" "Benim bugün dışarı çıkmam lazım tabi kimse bilmeyecek" "Yenge sende isteye isteye bunu mu istedin" "Olmaz mı ki?" "Olur oldururuz. Yengem isterde yapmaz mıyım be. Ben bi yol bulacağım merak etme" "Nereye diye sormayacak mısın?" "Bilmem gerekse söylerdin" bana olan güveni duygulandırdı beni. "Teşekkür ederim" Bir saat kadar sonra kendimi rahatsız hissettiğimi ve biraz dinlenmek istediğimi söyleyip ve odaya çıktım. Ahmet kapıyı ayarladığında haber vericekti ve bende gizlice çıkıcaktım evden. Sadece telefonumu ve biraz para aldım yanıma ve Ahmetten haber bekledim. Mesaj geldiğinde kimseye görünmeden kapıya kadar indim. Ahmetten bir kez daha mesaj geldi ve çıkış kapısını açtım. Kapıdaki adamların hepsi sağ tarafa doğru köşe başına gitmişti. Bende hemen sola doğru hızlıca koşturup köşeyi döndüm. Konağın görüş açısından çıktıktan sonra sakin görünmeye özen gösterdim. Daha önce bu konaktan yürüyerek çıkmadığım için yol bulmakta epey zorlandım. Sonunda vardığımda Evin’e mesaj attım ve beklemeye başladım. Mirza hala Evin’e çok kızgındı ve onunla kesinlikle görüşmememi tembihlemişti. Bugüne kadar zaten babaevime gidememiştim ve arayanda olmadığından bu sözü çiğnememiştim. Umarım bu yaptıklarım ortaya çıkmazdı veya yaptıklarım buna değerdi. Beş dakika kadar bekledikten sonunda Evin geldi. "Çok vaktim yok! Umarım bu yaptığıma değer bir şeydir!" dedim mesafeli kalmaya çalışarak. "Geldiğin için sağol. Ne yapsam kime gitsem bilemedim. En doğru kişi senmişsin gibi hissettim" "Ne oldu?” "Konu Bahar" "Nolmuş Bahar’a?” "Konuştuğu biri varmış ya hani" "Biliyorum, sözlüsü” Sırf o yüzden berdele ben kurban edilmiştim. "Onla ayrılmışlar. Daha doğrusu Bahar’ı kandırıp bırakmış" "Onun için üzülemeyeceğim” "Ama galiba özel bişeyler yaşamışlar" diyip endişeyle baktı bana. Ne demek istediğini başta anlamadım. Anladığımdaysa inanmak istemedim. "Bahar böyle bir hata yapmaz" Evin’in iftira attığını düşünmüyodum ama Bahar kendi geleceğini riske atmayacak kadar akıllı bir kız. Burada bekarete ne kadar önem verdiklerini biliyordu. Yaptığı hatanın sonunda sevdiği onu almazsa ya kuma olur ya yaşlı bir dula gelin olurdu. Bahar bu kadar sorumsuz davranmış olamazdı… Üstelik biriyle evlenmeden bunu yaşayacak kadar çok sevdiği ihtimali hiç aklıma gelmemişti. Bahar’ın öyle bir kalbi yoktu sanki. "Sen nereden biliyorsun?" "Gecenin bir vakti ağlıyarak telefonda konuşuyordu, koridordan geçerken duydum. Öyle ağlıyordu ki korktum yanına gideyim dedim sonra bunları duyunca çekindim gerisin geri odama döndüm" "Başka birine söyledin mi, kim biliyor?" "Ben kimseye söylemedim. Evde de kimse bilmiyor belli ki. Yoksa biliyosun..." "Kimseye söyleme sakın" "Ne yapıcağımı bilemediğimden sana geldim. Abilerine söylesem olay nereye gider bilmiyorum belki kıza kötü bişey yaparlar diye korktum. Belki sen adamı bulup konuşsan?" "Ben ne diyebilirim ki Evin, beni neden dinlesin?” "Sen artık Narin Alemdağsın. Sözün geçer elbet. Ya da abime mi söylesek o halletse?” "Yok olmaz. Ya evlenmek istemezse, herkes duyarsa rezil olur Bahar” Hala inanamıyordum Bahar’ın böyle bir hata yaptığına. "Belki barışırlar, yani öylesine bir kavgadır belki?” "Çocuk başkasıyla evlenecekmiş galiba" "Tamam sen şimdilik kimseye söyleme. Bildiğini Bahar’da anlamasın. Ama gözün yine üstünde olsun. Ben bir yol bulmaya çalışacağım. Bu arada kimmiş kimlerdenmiş?" "Yabancı değil. Aslında uzak akraba gibi Civan Arslan" soyadını duyduğumda gerildim. Halamın eşi Arslan ailesinden yani Miraç'ın kuzenlerinden biriydi Civan. "Tamam Evin. Ben gideyim artık" dedim ve konağa doğru yürümeye başladım. Hızlıca geldiğim yoldan ağır adımlarla döndüm. Bahar’ın durumu yeterince zorken birde işin içine Miraç karışmıştı. Yardım etmemek çok mu vicdansızca olurdu... Bahar'ın bugüne kadar hiç iyiliği dokunmamıştı bana. En az annem kadar sevmezdi beni, fazlalık görürdü. Ama kardeşimdi işte... O Mustafa için kendini feda etmemişti, ben olmasaydım eder miydi bilmiyorum. Bana olan kardeşliğiyle diğerlerine olan kardeşliği başkaydı ama ne kadar fedakarlık yapardı bilemiyorum. Tek emin olduğum şuan benim yerimde o olsaydı hiçbir şey yapmazdı. Ama vicdan mahkemesi her zaman kısasa kısas demiyordu. Birisi size inatla kötülük yaparken sizin kalbiniz inatla iyiliğini isteyebiliyordu. Benim mahkemem böyle işliyordu maalesef. Farketmeden konağın sokağına gelmiştim bile. Ahmet'e mesaj atıp bekledim. Bir kaç dakika sonra kapının önü boşalınca hızlı hareket edip içeriye girdim. Girer girmez kapıyı kapatıp ardına yaslandım ve derin bir nefes aldım. Daha önce böyle gizli saklı işler yapmadığım için kalbim korkuyla deli gibi çarpıyordu. Kimse var mı diye bakınırken Meryem'i gördüm elinde tepsiyle. Bana bir bakış attı ve tekrar önüne dönüp mutfağa doğru yürümeye devam etti. Umursamaz tavrı ilk kez beni mutlu etti. Hızlıca odama çıktım, girer girmez kapım tıklatıldı ve Ahmet girdi içeri. "Yenge nerede kaldın ya!" "Kayboldum biraz Ahmet. İlk kez yürüyerek çıktım buradan. Allah razı olsun senden çok teşekkür ederim" "Rica ederim ama az kalsın Meryem yenge yakalıyordu. Bana ders çalıştırıyor dedim sakın bozma" "Tamam. Tekrar teşekkür ederim" dedim ve çıktı. Balkona çıkıp uzun uzun düşündüm ve bir karara verdim. Elime telefonu aldım ve listeden Miraç'ı seçtim. Arama tuşuna basmak için cesaretimi topladım. Tam arayacağım sırada kapının açıldığını duydum. Hızla telefonu kapattım ve arkamı döndüm. Mirza gelmişti. Normalden daha erken gelmişti. "Hoşgeldin" "Hoşbuldum" "Erken geldin. Bir şey olmadı ya?" "Yok başım ağrıyor. Dinlenip uyuyacağım biraz" "Kaç gündür uyumuyorsun tabi. Aç mısın yatmadan önce birşeyler ye?" "Ağrı kesici getirsen yeter" odadan çıkıp ağrı kesici ve bir bardak suyla odaya döndüm. Mirza ben gelene kadar üstünü değiştirmiş eşofman takımı giymişti. İlacı alıp içtikten sonra yatağa uzandı. Bir süre sonra nefes alışverişi iyice yavaşladı,derin uykuya geçmişti artık. Geçip yatağın diğer tarafına geçtim ve uzandım. Burnuna, kirpiklerine, kaşlarına, sakallarına her yerine baktıktan sonra dudaklarına takılı kaldı gözlerim. İçimde bir heyecan hissettim. Elimi yavaşça yanağına koydum, başparmağım dudaklarına gitti yine. Kendimden hiç beklemediğim bir şey yaptım gözlerimi kapattım ve Mirzaya yaklaşıp dudağını öptüm. Belli belirsiz bir öpücüktü ama beni öyle heyecanlandırmıştı ki kalbimin sesini duyabiliyordum. Bu heyecanın ne olduğunu bilemeden birde üstüne uyandırma korkusu salmıştı. Uyanık olsak asla böyle bir şeye cesaret edemezdim. Hele Hevin'in söyledikleri hala aklımdayken kesinlikle yapamazdım. Daha fazla riske girmeden kendimi yavaşca geri çekerken biranda Mirzanın kolunu hissettim. Üzerime atıp ve beni hafifçe kendine çekti. İstemsizce yüzümde bir gülümseme oldu. Ama o gülümseme çok kısa sürdü. Bir isim döküldü az önce öptüğüm dudaklardan. "Asmin"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD