11. BOZOKLAR

1376 Words
İki arabanın arasında konuşmaya başladılar. Mirza’nın karşısına üç adam dizildi. Ortadakiyle tartışmaya başladılar. Kapı kapalı olduğu için duyamıyordum ama tatsız bir konu olduğu çok belliydi. Karşısında ki adam ceketinin arkasından silah çıkartıp Mirza'nın alnına doğrulttu. Panikle arabadan inmeye çalıştım ama kapıları kilitliydi. Ben kapıları açmaya uğraşırken bir silahın patlama sesi yayıldı. Korkuyla kafamı kaldırıp baktım. Mirza’nın karşısındaki adam silahını havaya sıkmıştı neyseki. Ama kalbimin deli gibi çarpmasına engel olamadım yine. Çantadan telefonu çıkarmaya çalıştım, en azından Boran abileri ararım diye düşünerek. Bu sırada gözlerimi Mirza’dan ayırmadım. Karşısındaki adamla birbirlerine meydan okuyarak bakıyorlardı. Rehberde konaktan birinin numarasını ararken Mirza’nın karşısındaki adamlar arabalarına döndüler. Arabaları uzaklaştıktan sonra Mirza’da arabaya döndü. "Mirza ne oluyor kim onlar?" dedim korkuyla "Sakin ol bişey yok" dedi önce hemen gaza basıp yola devam ettik. Sonra telefonu eline aldı ve Boran abiyi aradı. “İyi misiniz?” “…” “Sorun yok, her zamanki şeyler” “…” “O da iyi” “…” “Bir şey yapamaz” dedikten sonra kapattı telefonu. "Mirza söylesene kim onlar?" Kendi kendine mırıldanarak konuştu birkaç kez direksiyona sertçe vurup bela okuyup durdu. “Mirza cevap vericek misin artık?” “Bozoklar” “Dertleri ne?” “Nesillerdir süren husumet, hangi birini anlatayım! Şimdi de sizin peşinize düşmüşler!” “Ne! Mahsa anne o yüzden mi öyle tedirgindi?” “Evet” Genelde kadınları böyle kavgalara pek karıştırmazlardı ama Bozoklar bu kuralı bozmuşlardı demek. Konağın kapısında normalde olduğundan iki kat fazla adam vardı. Üzerinde anahtarla arabayı bıraktık ve hemen içeri girdik. Avluda endişeli gözlerle bizi bekliyordu herkes. Mirza, Azad baba, Boran abi ve Ahmet yukarıya salona çıktılar ve bizde Mahsa annenin ardından küçük salona geçtik. Bizim hemen arkamızdan ikişerli üçerli gruplar halinde genelde kırklı ellili yaşlarında adamlar gelmeye başladı. Otuza yakın adam geldikten sonra büyük salonun kapısı kapandı. Neler olduğunu bilmeden gergin bekleyiş başladı. Merakla baktığımızı anlayan Mahsa anne anlatmaya başladı. "Yıllarca Bozok ailesiyle husumetliydik. Çok fazla kan döküldü. Sonunda aşiret iki aileyle anlaştı ve barış sağlandı. Tabi barış dediysek dost olmadık olamazdık da. Sadece birbirimizin yoluna çıkmadık, aynı sektörlerde çalışmadık. Ama iki üç yıl önce tekrar karşı karşıya geldik iş yüzünden. Tam bilemiyorum, Mirza ve Boran daha iyi bilirler. Mirza inatla geri adım atmadı sonunda işi biz aldık. Haliyle çekişme tekrar başladı. Şimdi de bizi takip etmeye , Mirzaya silah çekmeye kadar getirdiler işi. Mirza bu işi karşılıksız bırakmaz. Bu yaptıkları barışı bozar. Hele kadınları takip ettirmek daha da alçakca." diye anlattı. Neredeyse geceye kadar odaya kimse girip çıkmadı ve gece geç saate kadar ara ara gergin sesler yükseldi. Salonda uyuklamaya başlayınca Mahsa anne hepimizi odalara gönderdi, belli ki Mirzaların kapısı daha çok kapalı kalacaktı… Sabah kalktığımda Mirza dünkü kıyafetleriyle yatıyordu yanımda. Kaçta odaya geldiğini bilmediğimde uyandırmak istemedim. Sessiz sedasız odadan çıktım. Gece herkes geç yattığı için konakta hala sessizlik hakimdi. Salonda Meryemle bekledik herkesin kalkmasını. Meryem’in rahatsız etmelerine maruz kalmadan ilk kez bu kadar uzun süre oturabilmiştik. Vakit neredeyse öğlene geliyordu ki herkes yavaş yavaş kalkmaya başladı. Herkes toparlanınca kahvaltı masasına geçip oturduk. Herkes gergin ve sessizdi, bu eve geldiğimden beri ilk kez böyle sessizdi masa. Sonunda Azad baba sessizliği bozdu. "Sizin de haberiniz olsun. Dün akşam karar alındı. Bugün Bozok ailesiyle konuşacaklar biz büyüklüğümüzü yapıp affedeceğiz yaptıklarını. Tekrar üç yıl öncesi gibi sulh sağlanacak" "Peki ya onlar kabul etmezse?" diye sordu Meryem. "Elbet kabul edecekler. Dünkü sadece Bozok ailesinden Fırat'ın yaptığı çocukluktu. Ataları böyle düşünmüyordur eminim" "Geri adım atmamalıydık. Güçsüz bilecekler bizi" dedi Mirza. "Güçsüzlük değil yaptığımız, hasım istemiyorum artık. Daha fazla kan istemiyorum" Mirza elindeki çatalı tabağına attı ve masadan kalkıp gitti. Kalkıp peşinden gitmek istiyordum ama yapmaya çekiniyordum. Mahsa anneye baktım ve kafasını hafifce sallayınca müsade isteyip kalktım bende. Odaya girdiğimde Mirzayı balkonda sigara içerken buldum. Ne söylemem gerektiğini tam olarak bilemediğimden kararsızca durdum arkasında. "Mirza iyi misin?" dedim sessizce. "Hayır" "Bu şekilde barış olsa daha iyi değil mi Mirza. Ya sana, abine, Ahmet’e bir şey olsa” "Bişey yapamazlar bize" "Bu kadar mı sinirlendirdiler seni?" ama beni duymamış gibi devam etti öfkeyle konuşmaya. "Ölümden beterini hak ediyorlar. Siz olmasanız bir saniye beklemez gider sıkardım kafalarına" "Ne yaptılar bu kadar Mirza? Baban dahi affederken seni böyle sinirlendiren ne?” Derin bir nefes alıp sigarasını söndürdü. "Her neyse işe gideceğim ben" diyip arkasını döndü ve odaya girdi. Hızlıca üzerini değiştirdikten sonra bir şey söylemeden çekip gitti. Yine Mirzayla aramdaki görünmez duvarlara takılmıştım. Tek anlayabildiğim Mirza’nın bu aileyle farklı bir derdi olduğuydu. Ve bunu ancak Ahmetten öğrenebilirdim. Ahmet’i okula gitmeden yakalayıp bir odaya çektim. “Ahmet benim aklıma takılan bir şey var da…” “Ne yenge?” “Şu Bozok ailesiyle Mirza’nın özel bir sorunu oldu mu?” Canı sıkılmış gibi derin bir nefes verip gözlerini kaçırdı. “Yani, ne diyeyim şimdi ben yenge ya” “Bir şey var değil mi?” “Vardı” “Dı?” “Abim anlatır sana yenge. İhale konuları falan işte, abim anlatsın. Benim okula gitmem gerek” diyip kaçar gibi gitti. Akşama kadar ev yine sessizdi. Kimseden bir şey öğrenememiştim. Yemek vakti Azad ağa herkesten önce gelip Mahsa anneyle odaya çıktı. Yarım saat kadar sonra Mirza ve Boran abi de geldiler. “Babam nerede?” diye sordu Mirza. “Mahsa anneyle beraber odasındalar” dedim. Masaya oturup gergince beklemeye başladı. Bu gerginliği bana da bulaştı. Azad ağa ve Mahsa anne salona adım atar atmaz kalktı herkes. “Ne oldu baba? Ne dediler!” dedi Mirza. Azad ağa sıkıntıyla bir nefes verdi. “Kendilerince savunma yaptılar” “Özür dilemediler mi!” Azad ağa gözlerini kaçırdı. “Ben demiştim baba! Fırat geldi artık istesekte sessiz kalamayız! Durmayacaktır” “Ben gayri kan dökülsün istemiyorum! Sırf bunun için berdeli dahi kabul ettik! Kendine hakim olacaksın” diye bağırdı sonra bizlere döndü. “Hepiniz kendinize hakim olacaksınız” Tekrar Berzan’a döndü. “Daha önce sulh için nasıl uğraştıysan şimdi de uğraşacaksın!” “Artık barış yapmaya ihtiyacım yok!” diyip çıktı salondan. Peşinden gidecekken Mahsa anne tuttu bileğimden, “Bırak biraz yalnız kalsın, şimdi sinirini senden çıkarmasın” diyince kaldım. İçim içimi yiyordu. Kimse bir şey anlatmıyordu ama Mirzayı olayın bu kadar içinde tutan başka bir şey vardı illaki… Akşama kadar Mirza odadan çıkmadı, ben odaya girdiğimde yatakta uzanıyordu. Belki uyuyordu belki de uyuduğunu düşünmemi istiyordu bilmiyorum. Eğreti bir şekilde uzandım yanına. Kendimi buraya ait hissetmiyordum yine, bu odada dahi olarak onu rahatsız ediyomuş gibi hissediyordum. Aklıma annemin söyledikleri geldi; lanetini taşıyıp taşımadığını göreceğiz demişti. Taşımış gibi hissediyordum. Sabah yine her zamanki gibi kahvaltıya oturduk. Boran abi ve Azad ağa daha sakinlemişti ama Mirza dünkü kadar olmasada hala gergindi. Rutin sohbetler edilmeye başlandı , herkes hiçbir şey yokmuş gibi davranıyordu. Kahvaltı bittiğinde masadan kalkmak üzereyken Azad ağa, "Bir süre evden çıkmayın. Çıkmak zorunda olursanızda tek gezmeyin yanınıza bizim adamlardan birileri olsun muhakkak” dedi. Sessizce kabul ettik. Mirza’nın gerginliği bir hafta sürdü. Zaten doğru dürüst gülmeyen adam daha da sinirli olmuştu. Bende artık ondan kaçar olmuştum. Evdeki tek sohbet edebildiğim Mahsa anne ve Ahmetti. Bir akşam yemek sonrası her zamanki gibi oturmuş çay içerken avluda dalgın dalgın oturan Ahmet dikkatimi çekti. Yanına gidip oturdum, biraz havadan sudan sohbet ettikten sonda derdini anlamaya geldi sıra. "Ee söyle bakalım neymiş bu böyle dalıp gitmene sebep" "Yok yenge ya öyle sınav senesi ya hani ondan" "Ahmet daha samimi olduğumuzu düşünüyodum. Hem zaten daha dönem başlamadı bile bu kadar stresli olamazsın." "Yenge bi kız varda" "Ooo kimmiş bakalım bu kız" "Okuldan işte. Okul kapanmadan önce konuşmaya başladık" "Ee sorun ne , aranız mı bozuldu?" "Yok öyle bişey değil" "Yoksa Bozok ailesinden falan mı?" "Yok abla. Öyle hata bidaha yapılır mı!" "Daha önce oldu mu ki?" "Yok yani neyse işte yenge sorun şu ki kızın doğum günü var haftaya" "Ne güzel. Güzel bir hediye al bari" "İşte sıkıntı burda. Aklımda bi hediye var ama" "Ee aması ne" "Para" "Hmm, çok mu eksiğin var?” "Yok aslında az ama isteyemem bu ay bir daha. Mirza abim yakar beni" "Tamam o zaman ben veriyim" "Gerçekten mi?" "Yani nakit veremem ama kredi kartım var Mirza vermişti" "Çok iyi olur. Yengelerin bitanesi" "Tamam yalakalık yapma" "Yok yok en sevdiğim yengem sensin" "Bu şımartmak sayılmaz dedim ve beraberce gülmeye başladık. Saat neredeyse gece yarısına gelmek üzereydi odama gidip üstümü değiştirip yatmaya hazırlandım, Mirza da balkonda sigara içiyordu. Işığı kapadım ama karanlığı telefonumun ekranı böldü. Elime alıp mesajı okudum. 'Yarın görüşmemiz lazım Narin. Yalnız. Önemli."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD