Mirza Hevin'i piknik örtüsünün üzerine bıraktı. Hevin yalandan bir kaç kez daha inledi ve kollarını tutabildiği kadar Mirza'nın boynunda tuttu. Mirza çekilince mecburen çekti ellerini ve hemen bileğini kavradı.
"Hastaneye gidelim mi?" dedi Mirza.
"Bilmem ki çokta acıyor" dedi nazlanarak. Bu sahteliği deli ediyordu beni.
"Gidelim en iyisi belki çatlak falan vardır, sargıya alır ya da krem falan verir. Hem zaten üstünde ıslandı" dedi Mirza.
"Evet Mirza götürün kızı hastaneye. Hadi Narin toplan" dedi Mahsa anne.
"Narin'e ne gerek vardı ya onun piknik keyfini bozmayalım" diye atıldı Hevin.
"Olur mu öyle şey kızım. Hem üstünü falan değiştirsin yardım etsin sana." Mahsa anne Hevin'in oyununu anladığından yapıyordu muhtemelen.
Hevin daha itiraz edemedi. Mirza yine Hevini kucağına aldı ve arabaya götürdü. Arka kapıyı açtım ve oraya uzanmasına yardım etti Mirza. Tüm bunları dişlerimi sıkarak izledim. Arabanın önüne oturduğumda aynadan Hevin'e baktım. Mirzanın arabanın etrafından dolanıp sürücü koltuğuna gelene kadarki kısa sürede bana meydan okur gibi bakış attı. Sonunda Mirza geldi ve hastaneye doğru yola koyulduk.
Hastaneye geldiğimizde acil tarafından giriş yaptık. Tam acil kapısının önüne geldiğimizde Mirza arabadan indi ve tekerlekli sandalye istedi.
Mirza'nın Hevin'e olan hassasiyeti şaka gibiydi. Bana o kadar kaba davranan adam Hevin' gelince nasıl böyle kibarlaşabiliyordu!
Arka koltuğa yasladılar ve yine Mirza'nın yardımlarıyla sandalyeye oturdu.
İçeri girdik ve muayene olduktan sonra önemli birşey olmadığı sadece basit bir burkulma olduğu ortaya çıktı. Bir krem verip sargıya aldı ve ağrısı geçtikten sonra çok yüklenmeden üstüne basabileceğini söyledi.
Doktorun söylediklerine rağmen nazlanmaya devam etti. Beraber konağa Mirza kapıyı açtığımda Hevin kolundan destek alarak indi. Birkaç adım atarken Mirzanın kolundan destek almaya devam etti. Biranda inleyip Mirzaya doğru daha çok eğildi. Mirza bir kolunu Hevinin sırtına bir kolunuda destek alması için eline yasladı ve o şekilde misafir odasına kadar ilerlediler. Dişlerimi sıkmayı bırakıp dudaklarımı kemirmeye başlamıştım artık. Mirzayla aramızda ne olursa olsun benim kocamdı en nihayetinde.
Sonunda Mirza bırakıp odadan çıktı. Hevinle başbaşa kaldık.
"Kıyafetlerin nerede değiştirelim üzerini" dedim üstüme düşeni yapmak için.
"Fazlalık olduğunu hissetmiyo musun?"
"Anlamadım?"
"Fazlalıksın burda. Mirzaya yamamışlar seni ama yanına yakışmıyorsun bile. Baksana küçük bir kız çocuğu gibisin"
"Kendine gel Hevin. Ben Mirzanın karısıyım"
"Küçük kız kardeşi gibi duruyosun yanında. Bir sana bak bir bana. Mirza sana kadın gözüyle bile bakmıyodur. Aramıza giremeyeceksin. Mirza ve bana engel olamayacaksın Narin"
"Boş hayaller kurma. Gördüğün gibi bu evin gelini benim ve Mirza nikahlı kocam"
"Bugünlük öyle keyfini çıkar. Ama asıl hayalleri sen kurma, senin iyiliğin için söylüyorum kendini kaptırma. Yakında olacakları bil ona göre hazırla kendini"
O konuşurken farketmeden eteğimin kenarını sıkıyordum avuç içimle. Daha fazla tutamazdım kendimi o yüzden elimdeki eşyalarıda bırakıp hızla çıktım odadan. Dudağımı o kadar çok dişlemiştimki kanamıştı bile. Gözlerim dolmuştu ve ağlamamak için kendimi çok sıktım. Mirzanın odada olmadığını düşünerek attım kendimi odaya. Mirza yoktu gerçekten de .
Zaten gelip napıcaktı ki odamızda burada olmayı neden istesin ki. Kendimi hırsla banyoya attım. Kenara çöküp ağlamaya başladım. Hıçkırmalarımı bastıramadığımda sesimi bastırması için duşun suyunu açtım.
Arkamı dönerken aynaya ilişti gözüm. Kendime bakmaya başladım. Gerçekten de küçük bir çocuk gibiydim. Ela rengi gözlerim küçük bir burnum hafif büyük dudaklarım vardı ama bir şekilde çocuk gibiydim işte. Üstümü çıkardım ve kendime bakmaya başladım.
Boyum kısa değildi aslında ama Mirzanın yanında tabiki kısa kalıyordum birde zayıf olunca gerçekten küçük çocuk gibiydim. Hevin iri bir kızdı daha doğrusu balık etli diyeceğimiz cinsten bir kızdı. Benimse fazla ince bir belim vardı. Evleneceğim haberini aldığım günden bu yana beş kilo daha vermiştim. Belim zaten inceydi daha da incelmişti. Bacaklarımda öyle sıskacık kalmıştı vücudumda tek göze batan göğüslerimdi. Belkide tek kadınsı yerimdi zaten.
Bundan sonra ilk iş kilo almam gerekiyordu bunu kafaya koydum. Üzerimdeki herşeyi çıkardıktan sonra kendimi suyun altına bıraktım. Uzunca bir duşun ardından sonunda çıktım. Üzerime bornozu geçirdikten sonra banyodan çıktığımda Mirza odadaydı ve masasında birşeyler arıyordu bana sırtı dönüktü.
Benim kapıyı açmamla dönüp birkez baktı ve hemen önün dönüp bir dosya aldı ve odadan kaçar gibi çıktı. Daha fazla ne kadar ağlayabilirdim bilmiyorum ama kalbimde bir şeyin kırıldığını hissettim ve gözlerimden birkaç damla aktı yine. Sakinleşip üzerimi değiştirdim ve aşağı indim.
Ben indiğimde Mirza salonda oturuyordu bende bir koltuğa geçip oturmuştum ki arabaların sesi geldi. Mahsa annelerde daha fazla geç kalmayıp gelmişlerdi. Onları karşıladık, herkes Hevini sorup durdu. Mirza doktorun söylediklerini anlattı herkese. Hevinide ziyaret ettikten sonra herkes tekrar salona döndü. Kahveler çaylar içilip salonda oturuldu yine. Ben sıkılıp avluya çıktığımda sedirlerden birinde Ayazı gördüm. Oda benim gibi sıkılıp kaçmıştı galiba.
"Hevinin yalanlarını nasıl görmüyolar anlamıyorum" demesiyle şaşırdım. Benim dışında gören biri daha vardı demek.
"Halbuki çok kötü bir yalancı. Yıllardır derdi hep aynıydı hala da değişmedi"
"Neymiş derdi?"
"Anladın sende Narin yenge. Derdi abim" bişey diyemeden başımı eğdim sadece.
"Sen eğme başını yenge. O utansın yaptıklarından"
"Sence abin... Hevini"
"Yenge ne olursa olsun sen onun karısısın artık. Hevini falan boşver" keşke boşver demekle olsaydı. Ayaz bile sevmiyor diyemiyordu. Ayazla daha fazla konuşmadık ve ikimizde sessizce oturduk. Herkesin odalara çekildiğini görünce bende kalkıp odaya gittim.
Mirza banyoya girmişti bende üzerimi değiştirdim ince siyah bir pijama takımı giyip ve yatağa uzandım. Birkaç dakika sonra Mirzada geldi. İkimizde sırtı dönük şekilde yattık. Hevinin söyledikleri kafamda dönüp duruyordu.
Acaba şuan Mirza Hevini mi hayal ediyordu diye düşünüp duruyordum. Mirzaya doğru döndüm ve gözlerimi açtım. Bir süre gözlerim açık Mirzanın saçlarını sırtını izlerken oda bana doğru döndü ama gözleri kapalıydı. Bir cesaretle izlemeye devam ettim. Daha ne kadar süre bu yüze bakabileceğimi bilemeden izledim.
Sabah olduğunda en fazla iki üç saat uyuyabilmiştim ve gözlerim şiş bir halde kalktım. Bugün sonunda Hevin ve ailesi gidicekti ve bende rahata ericektim biraz. En azından bunun verdiği mutlulukla yataktan kalkıp hazırlandım ve mutfağa inip yardım ettim.
Bir süre sonra herkes kalktı ve kahvaltıyı yaptık. Son kez yine Mirzanın bir yanında ben bir yanında Hevin oturduk. Kahvaltıdan sonra kahvelerini içtiler ve sonunda gittiler. Büyük bir oh çektim, kafamı çevirdiğimde Mahsa anneyle göz göze geldim. Ben paniklerken o gülümsedi ve bende onun cesaretiyle güldüm.
"Hadi hazırlanda bizde alışverişe gidelim"
"Olur Mahsa anne"
Hemen odaya girdim ve çantamı aldım. Döndüğümde Meryemde hazırlanmış gelmişti belliki üçümüz gidicektik ama yinede moralimi bozamamıştı. Beraberce şoför eşliğinde merkeze indik.
Cadde başında indik ve mağazalara uğraya uğraya gezmeye başladık. Daha önce hiç böyle rahat alışveriş yapmamıştım. Genelde zaten ablamın eskilerini giyerdim nadiren yeni elbiseler alınırdı onda da genelde Reyhana alışverişe çıktığımızda uygun fiyatlı birşey olursa belki. O yüzden başta epey çekinmiştim sonra Meryemi görünce cesaretlendim.
Elim hep kırmızı bordo renklere gidiyordu. Daha önce Mirza ben bordo elbise giydiğimde farklı bakmıştı ve Hevinin de elbisesi kırmızıydı belki o yüzden kırmızı elbiselere baktım hep. Ne aciz bir durum…
Aldıklarımın hepsi daha kadınsı hissetirecek elbiselerdi. Alışveriş bittiğinde epey yorulmuştuk çarşıdan çıkacaktık ki Mahsa anne huzursuzca etrafına bakınıp durdu. Telefonunu çıkarıp birini aradı bizden biraz uzaklaşıp telefonla birşeyler konuştu.
Yanımıza döndüğünde yorulduğunu söyledi ve biraz dinlenmek için çay bahçesine geçip oturmayı teklif etti. Çay bahçesine giderken Mahsa annenin daha sert adımlarla yürüdüğünü biraz öfkeli olduğunu farkettim, tıpkı evlenmeden önce ilk gördüğüm zamanlardaki gibidimdik durup başını hafif yukarı kaldırarak yürüyordu. Bizde arkasına takıldık ve çay bahçesine oturduk.
Biraz oturduktan sonra çay bahçesine Mirza ve Boran abi geldi. Geleceklerini hiç bilmiyordum ama sürekli neşeli olan Boran abinin bile gerginliği hissediliyordu.
Onlar geldiği gibi kalktık çarşının başına kadar yürüdük ve karşıda iki araba bizi bekliyordu. Birine Boran abi , Meryem ve Mahsa anne bindi. Diğerine Mirza ve ben bindik, arka arkaya gitmeye başladık.
Mirza o kadar gergindi ki soru sormaya cesaret edemedim ama bir problem olduğu çok belliydi. Daha tenha bir yola girdiğimizde önümüze bir araba kırdı. Boran abiler önde olduğundan çoktan gitmişlerdi. Önümüzdeki arabadan üç kişi indi. Mirza
"Sakın dışarı çıkma!" diye uyarıp arabadan indi.