"Araba geldi hadi Narin" dedi Mirza ve elini belime atıp yönlendirdi. Öyle emrivaki hızla yapmıştıki Zeynep'e yarım yamalak bir hoşçakal diyebildim.
"Kıza çok ayıp oldu öyle kaçar gibi”
“Bir şey olmaz”
“Neyse artık bir ara arayıp gönlünü alırım”
"Aramayacaksın Narin"
"Ne-Neden?”
"Görüşemezsin artık o aileden kimseyle" sert bir tonda söylemişti.
"Ama akrabam benim onlar Mirza, halamla…”
“Biliyorum akrabam olduğunu, elimi kolumu bağlayan da o zaten!”
“Elini kolunu nasıl bağlıyor?”
“Neyse Narin, uzatmaya gerek yok. Görüşmeyeceksin bitti”
“Ama Mirza kardeş gibi…”
“Gördük kardeşliklerini! Ben tekrar etmeyi sevmem Narin. O aile senin için bitti onlar içinde sen biteceksin!”
Üstelemenin bir anlamı yok gibiydi.
Yerinde olsam ne düşünürdüm, ne yapardım bilemiyorum. Ama fikrim,isteğim ne olursa olsun bu kadar kaba dile getirmeyeceğim kesindi.
Bu öfkesi ve çatık kaşları beni sessizliğe itiyordu sürekli. Yok olmak, sorun çıkarmamak için elimden geleni yapıyordum.
Bir kaç gün görünmezliği başarabildim. Meryemle mümkün olduğu kadar az konuştum. Gündüzleri evin düzenini öğrenirken Meryem’den mümkün olduğunca uzak kalıp iletişim kurmadım.
Akşamlarıysa daha kolaydı, Mirza yemek vakti geliyordu. Yemekten sonra o abisi ve babasıyla bir kenara çekilince bende hemen odaya kaçıyordum.
Aldığımız fidelerden kendime canlı hissettiren bir balkon yaratmaya çalışıyordum.
Mirzayla iletişimimizin Meryemle olandan farkı yoktu. Ben Meryem’den nasıl kaçıyorsam Mirza’da benden öyle kaçıyordu sanki.
Mahsa annenin söyledikleri hala aklımdaydı ama bu kadar peşine düşmek yüzsüz hissettirmeye başladığından bende çabalamaktan vazgeçtim.
Bir hafta sonra akşam yemeğinde Meryem ailesinin Mirza ve beni tebrik etmek için birkaç günlüğüne gelmek istediklerini söyledi.
Şehir dışında yaşadıkları için geldiklerinde bir-iki gün kalırlarmış genelde. Sonraki tüm günü hazırlıklarla geçirdik, Meryem sanki kraliyet ailesi ağırlayacakmışız gibi özenli ve titizdi.
Akşamında Meryem’in annesi, babası ve kız kardeşi geldiler nihayet.
Meryem’in kardeşi Hevin, tam ablası gibi üstten üstten konuşan bir kızdı, aynı Meryem gibi bakıyordu bana.
Neyseki ablası kadar çok konuşmuyordu.
Ne kadar tebrik etmek için gelmiş olsalar da samimiyetsizlerdi. Ama üzerimde yarattıkları negatif enerjiyi Mahsa anne tolere ediyordu. Hakkımda öyle güzel şeyler söylemişti ki kalbim ısınmıştı.
Annemin gözlerinde yıllarca aradığım bakış vardı gözlerinde. Bu kısa zamana rağmen sahip çıkıyordu. Hatta bu evde en sevdiğim kişiydi Mahsa anne.
Yemek bitip masa daha toplanırken Hevin hızla mutfağa gidip kahve yaptı. Erkekler daha yeni masadan kalkmış koltuklara geçmişti ki elinde kahvelerle içeri girdi. Herkese gülümseyerek kahveleri tek tek ikram etti. En son Mirzaya geldiğinde
"Seninkini sevdiğin gibi orta yaptım Mirza ağam" dedi gereksizce. Mirzada Hevine bakıp teşekkür etti.
Basit bir teşekkürdü ama beni rahatsız etti. Hevin'in bakışları, rahatlığı,beni yok sayışı sinirlerimi bozmaya başladı. Ve bana karşı bu kadar soğuk olan Mirza'nın Hevin'in bu yılışık tavırlarından rahatsız olmaması hatta doğal bir samimiyette davranması fazlasıyla kırıcıydı. İster istemez daha dikkatli izlemeye başladım Hevin'i. Meryem gibi,bu evin kızı gibi davranıyordu, Mahsa anneye de fazlaca yakındı. Gelinleri olarak benim hissetmediğim aidiyeti o hissediyor gibiydi.
Akşam odaya döndüğümüzde ilk kez yalnız kaldığımız için oh çektim. Rahatça uyuyacağımı düşünürken kabuslar bırakmadı peşimi. Bilinçaltım saçma sapan oyunlar oynayıp kıskançlık krizlerine soktu beni.
Sabaha karşı beni uyandıran kabusların birinden sonra kalktım yataktan. Epeyce bir süre odada oyalandıktan sonra mutfağa inmek için çıktım odadan. Sabah sessizliğini Meryem'in sesi bozdu.
Bir odada Gülay hanımla konuşuyordu ve adımı duyar gibi oldum. Ne kadar yanlış olduğunu bilsemde dayanamadım ve adımlarımı yavaşlattım duymak için.
"Merak etme anne halledeceğim ben. Geldiğinden beri uğraşıyorum zaten"
"Ah Hevin ah. Erken davranamadı ki kaptırdı adamı şimdi böyle uğraşıyoruz"
"Aman boşver anne. En kötü kuma olarak aldırırım ben Hevin'i. Bu kız çocuk falan yapamaz araları pek yok gibi"
"Sende yapamıyorsun ama. Bak bu işe çözüm bulmamız lazım. Çocuğu olmayan ağa olmaz. Bugün yarın niyetini belli eder Azad ağa. Hevin'i kuma getireceğiz derken sana kuma gelmesin"
"Stres yaptırma anne uğraşıyorum. Hem merak etme Boran bana kuma getiremez."
"Ben anlamam Meryem. Dikkat et bu kıza sessiz duruyor ama anasını da bilirim ben bunun"
"Tamam anne ya sabah sabah keyfimi kaçırma"
Başka konulara geçince bende hızlıca yoluma devam ettim.
Meryem'in benimle derdi böylece ortaya çıkmış oldu. Ama ben bunun karşılığında ne yapabilirdim bilmiyorum. Şuan kime anlatırsam anlatayım iftiracı olurdum. Kendi ailemin umurunda olmayacağını zaten biliyorum. Mirza yine Meryem'i haklı bulur, karşıma geçer belki kızardı bile. Mahsa anneden de henüz emin değildim.
Elimde sadece susmak kalıyordu yine. Dikkatli olmak ve susmak.
Kahvaltıya geçtik , masanın başında hep Azad ağa olurdu sol yanında sırayla Mahsa anne, Boran ve Meryem olurdu, karşılarında da Mirza ben ve Ayaz otururduk.
Bugün için düzen değişti ve Mahsa annenin yanına Meryem'in anne ve babası geldi yanlarına da Ayaz geçti. Cihan Meryem Mirza ve bende karşılarına oturduk. Ben daha masdediaya oturmamıştım Mirza yerine geçmişti.
Hevin bir yolunu bulup Mirza'nın yanındaki sandalyeye oturdu. .
"Bir saniye bile ayrılamıyorlar baksana nasıl özlemiş" diye kılıf uydurdu Gülay hanım.
Kahvaltı boyunca bu günün hızlıca bitmesi için dualar ettim.
"Azad ağam yine piknik yapmaya gitsek? Önceki gelişimizde gitmiştik epey eğlenmiştik" dedi Necati bey.
"Ayy ne güzel olur, değil mi Boran?" diye babasına katıldı Meryem.
Azad ağa misafirlerini kıramayacağından tamam dedi ve kahvaltıdan sonra hemen hazırlanmaya başladık. Mutfakta iki saatlik hazırlıkların ardından bende çıkıp hazırlandım.
Sade diz kapaklarımın altına kadar gelen çiçek desenli beyaz bir elbise seçtim tamda pikniğe uyacak bir elbiseydi ama yine o çocuksu duruyordu. Avluya indiğimde Meryem ve Hevin'i gördüm ikisi de çok güzel giyinmişlerdi. Hevin kırmızı bir elbise seçmişti düğmeli beline oturan bir elbiseydi. Benim bile ilgimi çekebilecek ölçüde vücut hatlarını meydana çıkarıyordu.
Benim bu alışverişe biran önce çıkmam gerekiyordu.
Üç araba gitmeye karar verdik. Ben Mirzayla birlikte bindim ve yanımıza Ahmet geldi, diğerleri iki arabaya dağıldılar. Ahmet sayesinde en azından bir araba yolculuğumuz keyifli geçebilecekti.
Yol boyu Mirza'nın inadına yapar gibi bolca konuşup kahkaha atıp durdu. Uzunca bir vakit Mirza bize ses çıkarmasa da sonunda yine o soğuk bakışlarından birini gönderince Ahmette bende sustuk.
Piknik yerine geldiğimizde arabadan inip eşyaları boşalttık. Büyük yeşil seyirlik bir ormandı, yerleştiğimiz yerin hemen yanında küçük bir de dere vardı.
Biraz oturduktan sonra Meryem Boran'ı ısrarla kaldırdı ve orman içine yürüyüşe çıktılar. Ahmet iki ağaç arasına hamağını kurup uzandı.
Bizde Mahsa anne, Gülay hanım ve Hevinle kaldık.
"Kızım senin yaşın kaç?"
"19"
"Daha küçük gösteriyorsun. Zayıfsın ya belki de ondandır"
Zaten iyi bir şey söylemiş olsa şaşardım.
"Bende böyle küçük gösterirdim onun yaşlarında. İlerde sevineceksin bu özelliğine" diye destekledi benim canım Mahsa annem.
"Yok yani Mirza oğlumun yanında ne bileyim... Sanki Ahmet'in okuldan arkadaşı gibi..."
"Önemli olan Mirza'nın Narin'e baktığında ne gördüğü"
"Tabi orası öyle"
"Şükür ki huzurları yerinde"
Benim yüzüme kocaman bir gülümseme yayılırken Hevin ve annesinin keyfi kaçmıştı.
"Ben de yürüyeceğim biraz" diyerek kalktı yanımızdan.
Bir gözüm sürekli ondaydı. Bir kaç metre uzağımızdaki dereye doğru gitti. Ayakkabılarını çıkartıp derenin içine doğru girdi. Dikkatle izlediği yere bakınca Mirzayı gördüm.
Elbisesinin üstünden bir düğme açıp iki yana doğru çekiştirdi. Sonra dönüp bana baktı ve gülümsedi.
Sonra bir anda kendini yere bıraktı. Şaşkınlıkla ağzım açıkta kaldı.
Bir kaç santimlik suyun içerisine oturmuş bir bileğini tutarken acıyla çığlık attı.
Herkes dönüp ona baktı ve hemen ayaklandılar.
"Ahh bileğim , bileğimi burktum" diye inlemeye başladı Hevin.
Mirza üzerine vazifeymiş gibi koşturarak yanına gitti.
"Kalkabilir misin?" dedi Mirza.
"Basamam üstüne çok acıyor"
Mirza önce biraz desteklemeye çalıştı ama Hevin tekrar çığlık atınca kucaklayıp kaldırdı.
Sinirle dişlerimi sıkmaya başladım. Bu kadar basit bir oyuna nasıl düşebilirdi Mirza ya da böyle ucuz bir numarayı yapmak nasıl bir basitlikti.
Hevin kollarını hemen Mirzanın boynuna doladı. Elbisesinin belden aşağısı sırılsıklamdı ve vücuduna iyice yapışmıştı. O ıslaklık Mirza'nın gömleğine de bulaşmıştı.
Hevin o sahte inlemelerin arasında kısa bir an bana baktı. O bakışta zafer vardı. Mirza kucağında Hevinle önümden geçip gitti bende arkalarında küçük bir kız çocuğu gibi hiçbir şey diyemeden sadece yutkunarak onları izledim.