Odadaki seslerle uykudan uyandım.
Mirza gelmiş dolaptan kıyafet alıyordu, uyandığımı belli etmeden banyoya girmesini bekledim.
O girdikten sonra hızlıca kalktım ve ortalığı toparlayıp üzerimi değiştirdim.
Yüzleşmekten çekindiğim için onu beklemeden çıktım odadan. Mutfağa doğru giderken Meryem ve Boran’ı gördüm odalarından çıkıyorlardı. Meryem bana dönüp sinsi sinsi gülümsedi. Yanlarına gittim ve günaydınlaştık.
"Meryem biraz konuşabilir miyiz?” dedim ve boş odalardan birini gösterdim.
"Tamam konuşalım bakalım" dedi ve Boran’ı bir kez öptükten sonra peşimden boş odaya girdik.
"Neden böyle davranıyosun, ne yaptım ben sana?"
"Nasıl davranıyor muşun?” dedi umursamazca.
"Bilmemezlikten gelme. İstanbul konusunu sen açtın ben tek kelime bile etmemiştim."
"Yanlış anlamışım canım ne uzatıyosun"
"Hayır bilerek yapıyosun. Sürekli laf sokuyosun , beni kötü göstermeye çalışıyosun. Neden ama?"
"Yerini bil Narin. Yeni gelinsin canımı sıkma. Seninle ne uğraşıcam ben be!”
"Sende kendine gel büyüğümsün diye bişey demiyorum, yeni geldim diye tatsızlık çıkartmıyorum ama sabrım taşıyor”
"Bak sen sümsük Narin hanıma. O abin Evin’i kaçırmasaydı Alemdağlı konağının kapısından geçemezdiniz. Şimdi gelinleri oldun diye cesaretlendin dilin uzamış"
"Abimle Evin’i konuşmak sana kalmaz. Ayrıca sende gelinlerisin. Senin ne kadar hakkın varsa benim de var" sesim biraz yüksek çıkmıştı. Meryemin bir an yüz ifadesi değişti korkmuş gibiydi.
"Tamam Narin. Özür dilerim bir daha gerçekten olmaz ben bilemedim. Yanlış anlamışım şimdi gidip herkesten özür dilerim doğrusunu söylerim. Vallahi istemeden oldu" neredeyse ağlamaklı çıkıyodu sesi. Söylediklerine anlam veremeden şaşkınlıkla kaldım.
"Narin!"
Adımın seslenmesiyle döndüm. Kapıda Mirza bizi izliyordu.
"Birde yengeme hesap mı soruyosun?"
"Yok Mirza ağam. Hesap sormak değil sadece yanlış anlaşılmadan üzülmüş de" dedi yine titrek sesiyle
"Yalan söyleme” diye kızdım Meryem’e.
Sonra Mirzaya döndüm,
“Mirza az önce söylediklerini duysan…”
"Yeter Narin. Hadi çık sen yenge"
Meryem çıkıp gidince Mirza ve ben yalnız kaldık odada.
"Konuyu uzatma demiştim Narin. Sen niye kalkıp hesap soruyosun?"
"Sadece bu olay değilki Mirza. Küçük küçük bir sürü şey yapıyor tanıştığımızdan beri, ben anlıyorum"
"Huzursuzluk çıkarma!”
"Tamam Mirza peki!" dedim ve kırgınlıkla karışık bir öfkeyle odadan çıktım.
Diğer konaktaki gibi görünmez olmam gerekiyordu!
Mutfağa gittiğimde yine Meryem oradaydı ama çalışanlarda vardı. Bundan sonra Meryemle kesinlikle konuşmamaya karar verdim.
Bir kaç gün bu şekilde sessiz sedasız geçti. Mirzayla aramız her zamanki gibi soğuktu. Kafamı dağıtmak için odada birkaç değişiklik yapmak istedim. Belki buraya daha ait hissederim diye. Mirzayla sabah odadan çıkmadan söyledim.
"Mirza oda için bir kaç bişey almak istiyorum senin için de bir sakıncası yoksa"
"Tamam bugün gideriz"
"Sen zahmet etme, ben hallederim” dedim önemsemeyerek.
"Beraber gideriz” dedi bu kez gözlerime bakarak.
"Tamam"
Alışverişim zehir olacaktı muhtemelen.
Kahvaltı yaptıktan sonra Mirza ve Boran işe gitmek için kalktılar yine kapıya kadar Meryemle beraber uğurladık. Her zamanki gibi Meryem sarılıp öperek uğurlamıştı bende kuru bir kaç sözle uğurlamıştım.
Aslında onlar gibi olmak isterdim ama severek evlenen bir çift değildik ve hiçbir zaman öyle olucağımızı düşünmüyordum.
Öğlene kadar ev işlerine yardım ettikten sonra gidip hazırlanmaya başladım. Mirza benden altı yaş büyüktü ve iri cüsseliydi. Ben yanında hem yaş olarak küçük hem de vücut olarak çok ufak kalıyordum. Elbiselerimin arasında en kadınsı olduğunu düşündüğüm kıyafeti seçmeye çalışırken kapı çalındı.
Mahsa anne geldiğinde yatağın üstünde bir dolu elbise vardı. Dağınıklıktan dolayı biraz utandım.
Ama öyle içtendi ki gözlerine bir kaç saniye bakmak bile rahatlatıyordu. Beraber balkona çıkıp oturduk.
Daha önce hiç odama kadar gelmemişti hatta yalnız kalmamıştık. Rahat hissetsem dahi biraz heyecanlıydım.
"Geldiğinden beri konuşmadık hiç. Biraz zaman vermek istedim sana. Alışabildin mi eve?"
"Evet alıştım sayılır. Yani hala öğrenmeye devam ediyorum. Bizim konaktan daha büyük, adetleri de farklı”
"Artık senin konağın burası. Bir eksiğin ihtiyacın var mıdır?"
“Yok Mahsa anne. Bir kaç bişey alacağız zaten Mirzayla bugün"
"Biliyorum birazdan almaya gelirler zaten. Mirzayla aranız nasıl?"
Soruyla biraz gerildim. Verebilecek bir cevabım yoktu. Hala iki yabancıydık.
"Hala birbirinize alışamadınız görebiliyorum. Mirza biraz zordur. Evin’e çok değer verirdi o kaçtığında sadece sinirlenmedi aynı zamanda hayal kırıklığıda yaşadı."
"Ben tam bilmiyorum ama sanırım haberdarmışsınız abimden"
"Evet. Mirza karar verdi bu konuda. Ailenle aramız yıllardır pek iyi değildi. Mirza güvendiği sevdiği biriyle evlendirmek istedi Evin’i”
"Yani Evin’in sevmediği biriyle"
"Evet ama aşka engel olamadı"
"Kendi hatasının bedelini ödüyor şimdi"
"Hatanın bedeli diye düşünme evliliğini. Böyle daha çok üzülürsünüz ikinizde"
"Ama öyle"
"Birbirinize şans vermeye çalışın. O katıdır, serttir ama adaletlidir. Senin bir günahın yok bu işte. Hatta en masum sensin.Olanları arkanızda bırakın artık evlisiniz"
"Denerim Mahsa anne" ayağa kalkınca bende kalktım. Odaya tekrar girdik ve kapıya geldiğinde
"Ayrıca sana yeni kıyafetler alalım" dedi samimi bir sesle. Gerçekten o samimiyeti hissetmesem çok kırıcı bile gelebilirdi bu söz. Hala yanında gerilsem de annemden daha sıcak olduğunu hissediyorum. Güçlü, sert ama içtenti Mahsa anne.
Mahsa anne çıktıktan sonra hazırlanmaya devam ettim. Bordo bir etek ve üzerine dökümlü beyaz bir bluz giydim. Hafif bir makyaj yaptım. En azından artık çocuksu durmuyordum diye düşündüm. Kapıdaki çocuklardan biri Mirza’nın geldiğinin haberini verdiğinde hızlıca odayı toparlayıp çıktım.
Arabaya bindiğimde Mirza beklemediğim şekilde bana bakıp baştan aşağı süzdü. Beğenip beğenmediğini çok anlayamadım.
Mahsa anne söylediklerini düşündüm.
Kendi hatasının bedelini ödediği için daha da sinirliydi muhtemelen.
Ama bir şeyleri arkamızda bırakacaksak başlangıç yapmamız gerekiyordu ve herşeyden önce birazda olsa konuşmamız gerekiyordu. Biz daha doğru düzgün sohbet bile edememiştik.
"Çok bekletmedim değil mi ?"
"Yok"
"Perdeleri de değiştirsek olur mu?"
"Tamam"
"Bir de sonrasında biyere daha gitmek istiyorum"
"Olur"
Yok tek kelimeden ileriye geçemiyoruz.
"Müzik açabilir miyim?"
"Aç"
Gidene kadar biraz müzik dinledik en azından sessiz ortam biraz yumuşadı. Yarım saate yakın yol gitmiştik. Sonunda büyük bir mağazanın önünde durduk. Bir kaç mobilya mağazası vardı yanyana. Biraz ilerisinde de küçük ev eşyaları alabileceğim bir yer vardı.
Okul kitaplarım artık olmasada en azından romanlarım vardı fazlasıyla o yüzden büyük bir kütüphane aldık. Yatak başlarına da iki komidin seçtim. Biraz uzun sürmüştü ama Mirza'nın rahatsız olduğuna dair bir ifadesi yoktu. Gittiğimiz heryerde Mirzayı tanıdıkları için hemen oturtup ikramda bulunuyorlardı. O otururken bende çalışanlardan biriyle bakınıp alışverişi yapmıştım. Ne zaman arkamı dönüp baksam göz göze geliyorduk ve hızlıca önüme dönüyordum.
Burada işimiz bittikten sonra dekorasyon ürünleri satan bir mağazaya geçtik. Orada da aynı şekilde karşılandık. Yine ona ikramlar eşliğinde yer gösterilirken benim yanıma çalışanlardan yirmi yaşlarında bir adam geldi.
Mirza’nın kaşlarının biraz çatıldığını hissettim. Kıskanç olduğunu anlamıştım zaten daha önce ve şuan muhtemelen yine o sahiplenme güdüsü devreye girdi. İkramları geri çevirdi ve yanıma geldi. Aslında biraz hoşuma bile gitmişti, gülümsememi engelleyemedim ona bakarken. Göz göze geldik bir süre. Sonra tekrar alışverişe döndük.
Alışveriş bittikten sonra arabaya bindik. Gitmek istediğim yeri tarif ettim Mirzaya. Yön tarifim biraz kötü olduğundan biraz kaybolduk ama sonunda istediğim fideleri alabileceğim seraya ulaşabildik.
"Balkon çok soğuk duruyor, çok cansız. Belki bunlar orayı biraz canlandırır. Sende sever misin çiçekleri?"
"Bilmem. Yani çiçek işte güzel"
"Beğendiğin bir çiçek var mı? Onuda ekleyelim"
"Sen seç ben pek anlamam"
"Tamam o zaman. Ama bakın en azından gözüne çarpan bişey olur belki"
Bir sürü fide alıp çıktık. Mirza bir çiçek beğenmemişti ama biraz uzun baktığını farkettiğim bir çiçeğinde fidesinden aldım. Rengarenk çeşit çeşit fideler almıştık. Bir kaç tanede ağaç fidesi almıştık belki bahçeye ekeriz diye. Çiçekler hep heyecanlandırıyodu beni.
Herşeyi tamamlayıp arabaya bindiğimizde ikimizde yorgun düşmüştük.
"Acıktın mı? Yemek yiyelim bir yerde" ilk kez normal hissettim.
"Çok iyi olur. Baya acıktım" arabayla biraz gittikten sonra güzel bir manzarası olan restoranta girdik. İçeri girdiğimizde kıyafetimi biraz yetersiz hissettim, böyle bir yere geliceğimizi düşünmediğimden çokta şık değildim zaten buraya uygun çok kıyafetimde yoktu.
Diğer yerlerde olduğu gibi Mirza burada da hürmetle karşılandı. Restorantın sahibi gelip bizi tebrik etti ve özenle servis yaptılar. Mirza'nın kaşları çatık değildi ve biraz sohbet bile ettik. Bugün normal bir evli çift gibi zaman geçirmiştik. Sadece biraz az konuşmuştuk o kadar. Tatlılarıda yedikten sonra kalktık. Restoranttanın kapısında valenin arabayı getirmesini beklerken Zeyneple karşılaştık.
"Narin” diye seslendi ve hemen sarıldı. Biraz durgun gibiydi.
"Nasılsın?"
"Ben iyiyim sen nasılsın? Hasta mısın yoksa?"
"Yok sadece çok yorgunum" Mirzaya öfkeyle bakmaya başladı.
"Başımıza bir sürü şey geldi. Abim..."