7. İSTANBUL RÜYASI

1382 Words
Sabahında Mirza’nın kolu hala üzerimdeydi ama uyuduğu için rahatlamış ve karnıma kadar düşmüştü. Uyandığım halde bir süre yatakta kaldım. Bilmediğim bir ev bir hayata girmiştim ve ilk günümdü. Evin düzeni, çalışanları, yaşayanlarını tanımıyordum hatta yanımda yatan adam hakkında bile yarım yamalak fikrim vardı. Odadan çıkmak için Mirzayı beklemeye karar verdim ama pek uyanacak gibi durmuyordu. Uzunca bir süre sıkıntıyla bekledikten sonra pes ettim, Yataktan kalkıp dolaptan dizimin biraz altında biten düz rahat bir elbise giydim. Odadan çıktım ve çekine çekine salon olduğunu tahmin ettiğim yere doğru yürümeye başladım. Uygunsuz bir yere yanlışlıkla girmek istemiyordum kesinlikle. Kadınların konuşma seslerini duyunca sese doğru ilerledim ve nihayet mutfağı buldum. İçerde iki kadın ve bir genç kız kahvaltı hazırlıyolardı. "Hoşgeldiniz gelin hanım" diye selamladılar. Biraz sohbet etmeye çalıştım ama pek alışık olmadıklarından çok samimi olamadık. Yardım etmemide garipsedikleri için daha fazla rahatsız etmek istemeyerek çıktım mutfaktan. En iyisi odaya dönüp Mirzayı beklemek. Odaya dönerken Meryem'in odasından çıktığını gördüm. “Günaydın Narin” “Günaydın” “Konakta ilk günün için heyecanlı mısın?” “Biraz heyecanlı biraz gergin” “Normal canım, yatağındaki adamı tanımıyorsun gerilmen normal. Ben ilk günümü hatırlıyorum da Boran hiç yalnız bırakmıştı beni. Hatta ilk gün değil ilk hafta” dedi nispet yapar gibi. “Ne güzel” “Sana da ben yardım ederim Narinciğim merak etme” dedi ama samimiyetsizliği uzaklardan dahi hissediliyordu. Evin’in söylediklerinden dolayı Meryem’e önyargılıydım aslında ama önyargılı olmasam da aynı sonuca ulaşırmışım. Daha önceki sohbetlerimizde de bunda da küstahlığı, samimiyetsizliği ortadaydı. Hep bir ezme çabası içindeydi, üstülük kurmaya çalışıyordu. Genelde böyle durumlarda sessiz kalmayı seçerdim, sessiz kalıp görünmez olmayı. Biraz sohbet ettikten sonra odaya döndüm. Mirza nihayet kalkmıştı ve banyodaydı. Giymesi için bir şeyler çıkarmak isterdim ama giyim tarzı hakkında pek bir fikrim yoktu. Karışmadan balkona çıkıp hazırlanmasını bekledim. Manzara keyfimi Mirza "Günaydın" diyerek bozdu. "Günaydın" dedim ve belli belirsiz gülümsedim. "Bugün bak eğer odada bişey değiştirmek istersen söyle bana" "Herşey güzel duruyor ama yinede bakarım" Bu soğukluk kalbimi donduruyordu. Odadan çıkıp kahvaltıya indik. Herkes çoktan masaya oturmuştu bile. Hepsiyle günaydınlaşıp bizde masadaki yerimizi aldık. Bizim evdekinin aksine daha çok sohbet edilen bir masaydı. Özellikle Ahmet çok konuşkan ve sıcakkanlıydı. "Vallahi çok acıkmışım. Hep böyle geç uyanıyorsan biz beklemeden başlayalım” diyerek güldü Meryem. Sabah sohbet etmiştik üstelik çok erken olduğunu defalarca vurgulamıştı. Amaçsızca söylediklerine anlam veremeden konu hemen değişmişti. Artniyet aranıcak bir konu olarak görmediğimden üzerinde durmadım ama gereksiz ve saçmaydı yaptığı. Kahvaltı bittikten sonra "Azad ağamla bana bi kahve yapıver kızım" dedi Mahsa anne, daha ben cevap veremeden Meryem atıldı "Ben yapayım anne" "Bugün Narin’in elinden içelim kahvemizi" "Tamam ben yardımcı olayım bugünlük. Babam her kahveyi beğenmez rezil olma sonra yeni gelin" şakayla karışık söylemişti yine. Gerçekten bir kahve yapmanın bu kadar kıymetli olduğunu bilmezdim. Aramızda bir rekabet varmış gibi hissettiriyordu. Beraber mutfağa girdik Meryem sandalyelerden birine oturdu ve beni izlemeye başladı. İki orta kahve yapıp tepsiye koydum mutfaktan çıkmış giderken bikaç adım atmıştımki Sare yanıma geldi. “Gelin hanım yanlış anlama ama ağam o bardakla içmez bir de sade içerler" "Meryem orta demişti" dedim ama karşılık veremedi kız. Belli ki Meryemin ne yaptığını anlamış onun yanında söylemeyede cesaret edemediğinden arkamdan gelmişti. Sare'den şüphelenmesin diye kahve bardaklarından birini devirdim ve geri döndüm mutfağa. Yalandan bi telaşla döktüğümü söyleyip yeniden hazırladım. Ben kahveleri ikram ederken Mirza ve Boran işe gitmek üzere hazırlanmışlardı. Uğurlamak için beraberce kapıya kadar indik. Meryem Boran’a sarılıp öperek veda ederken Mirza ve ben öylece dikiliyorduk. Vedalaşmaları bittiğinde bende dönüp Mirzaya "Kolay gelsin" diyebildim. Kafasını salladı ve abisiyle çıkıp gittiler. "Aşk evliliği böyle işte" dedi. Maalesef haklıydı ve verecek bir cevabım yoktu. Günün kalanımı Mahsa annenin izniyle odayı düzenleyerek geçirdim. Bir ara Meryem yanıma geldi "Yerleşebildin mi?" "Evet yavaş yavaş hallediyorum" Yatağın üzerinde yerleştirmek üzere yaydığım kıyafetleri elinin ucuyla itekleyip yatağa oturdu. "İstanbul güzel mi? Daha önce hiç gitmedim"samimi bi tonda sormuştu. Belki de yaratmaktan pişman olduğu amaçsız gerginliği kırmaya çalışıyordu diye düşündüm. Kendimce sessizliğimin sürekli saldıran birini amaçsız bırakacağını ve savaşı bitireceğini düşünürdüm hep. Şimdi de Meryemle öyle olmuştu. "Çok güzel, buradan çok farklı" "Buraya döndüğüne üzülmüşsündür o zaman" "Orada yaşamayı tercih ederdim" "Okulu ne yapıcaksın?" "Bilmem daha konuşmadık Mirzayla” "Belki orada yaşarsınız devam edersin okula" "Orada nasıl yaşıyacağız ki?” "İş için İstanbula gidiyor hep Mirza, git gel yapmak yerine yerleşirsiniz oraya. Hem sen okursun hem oradaki işler güvenli ellerde olur" "Bilmem olabilir aslında" pek tepki vermek istemesem de içimdeki umut filizleri yeşermeye başlamıştı. "Keşke bizde gelebilsek. Ama ağalık Boran’a kalacak, buralardan uzaklaşamayız” Hiçbir fikrim olmadığı için sessiz kalmayı seçtim. "Neyse ya bende tuttum seni. Hadi yerleş sen kolay gelsin" diyip çıktı. Akşam vaktine doğru odadaki işlerimi bitirdim. Yemek vakti girmeden önce çıktım odadan. Mahsa anne ve Meryem’in yanına gidince Boran’ın çoktan geldiğini gördüm. Gözlerim Mirzayı aradı ama göremedim. Karısı olarak sormak garip geldiğinden sustum, belki yemeğe gelir diye bekledim ama bekleyişim nafileydi. Mirza yemeğe de gelmemişti. Masaya geçtiğimizde "Mirza neredeymiş kızım gelmeyecek mi?" diye sordu Azad baba. Ne diyeceğimi bilemez halde kalmıştım ki Boran bilmediğimi anlayıp imdadıma yetişti "İşyerinde baba. Az daha işi vardı" diye cevapladı. Pek inandırıcı gelmesede herkesi susturmaya yetti. Yemek bittikten saatler sonra geldi Mirza. Salona girer girmez, "Hoşgeldin Mirza, çok geçe kaldın” dedi Azad baba. Mirza umursamasa da bana yaptılı ayıbın farkındaydı herkes. "Hoşbulduk, işlerim uzadı baba” dedikten sonra bana baktı. "Aç mısın, yemek hazırlatayım mı?” "Yok ben yedim sağolasın" diyip yanıma oturdu. Nerede yedin! Kiminle yedin! Ne işiydi bu! soruları patladı içimde. Saygısızlıktı bu yaptığı ve aynı saygısızlığı hak ediyordu. Varlığını umursamadan Ahmet’in sohbetine katıldım. Üniversite sınavlarına hazırlanıyordu, fazlasıyla ilgimi çeken bir konuydu. Evdekilerin, Mirza’nın okula bakış açılarını gözlüyordum. Sessizce dinleyen Meryem girdi bir anda konuya, "Keşke sende Narin'in okulunu kazansan Ahmet. Sana da yardımcı olur yabancılık çekmezsin" "Ne okulu?" dedi Azad baba. "Baba Narin'in okulu yok mu, hani İstanbulda. Bugün anlat anlat bitiremedi İstanbul’u” Bu kız şizofrendi kesin! Sonra Boran’a döndü. “Boran bizde gitsek ya bir kez, gerçekten Narin’in övdüğü kadar var mı görürüz” dedi cilve yaparak. "Mirza okul, İstanbul falan nereden çıktı! "Yok baba. Meryem yengem yanlış anlamış" dedi ve öfke dolu gözlerle bana baktı. "Evli kadının ne işi var mektepte" diye başladı ve daha bir dolu şey söyledi. Okutmayacaklarını tahmin ediyordum elbet ama yine de içimde hep küçük bir umut olmuştu. Şimdi o yeşeren umut fidanımın üzerinde tepinebilirdim. Ağlamamak için kendimi sıkarak dudağımı ısırmaya başladım. Okul’u evden kurtulmak için kullanmıştım yıllarca. Keşke daha uzun sürse derdim hep. Sonra üniversite kazanınca daha da çok bağlanmıştım. Hem ailemden uzak kalacaktım, hem ileride çalışıp kendi ayaklarımın üzerinde durup ailemden tamamen kopabilecektim. Hem de başarmış olacaktım, uğursuz Narin bir şeyi başarmış olacaktı. Ama yine olmadı… Meryem ise bambaşka bir konuydu. Ama artık net olarak nasıl bir insan olduğunu belli etmişti. Ona karşı sessiz kalmanın yanında gardımıda almalıydım hep. Biraz daha oturduktan sonra herkes odalarına çekildi. Mirza’nın siniri hala geçmemişti belli ki oraya girdiğimizde İstanbul konusu açılacaktı. Önden ben girdim arkamdan girdi sertçe kapıyı çarptı. "Sen beni o şerefsiz abilerinle karıştırdın heralde Narin hanım. Burası ananın evine benzemez" üzerime doğru yürüdü. Geri geri gitmeye başladım. Sonunda duvara yaslandım aramızda mesafe kalmayacak kadar yaklaştı. Kolumdan sertçe tutup sıkmaya başladı. "İstanbul falan yok bitti o devir. Benim iznim olmadan bu odadan dahi çıkamazsın!" "Yalan söylüyor Meryem. Vallahi ben bişey demedim. O gelip söyledi. Mirza İstanbul’a gidiyor hep belki yerleşirsiniz dedi" "Narin uzatma!" "Meryem yalan söylüyor diyorum!" "Yeter! İstanbul defteri kapandı! Bitti! Bunu aklına sok!” diye bağırdı. “Sen neredeydin peki Mirza?” “Sorgu sevmem demedim mi ben sana!” “Hep böyle mi olacak peki? Sen kayıp olacaksın, canın istediğinde gelip istemediğinde gidecek misin?” “Sen bu evliliği pek ciddiye aldın Narin. Gerçek karı koca gibi olacağız diye ümitlenme çok üzülürsün! Mustafa şerefsizi ve Evin’in kanı için ödenen bedelsin bu kadar” Kolumu son bir kez sertçe sıktı ve yana doğru ittirip savurdu ve yine çıkıp gitti. Tamamiyle biten okul hayallerime mi ağlasam yine mutsuz olduğum bir eve gelişime mi yoksa sevgi nedir bilmeyen adamla bir ömür geçireceğime mi ağlasam bilemeden öylece yerde oturup kaldım. Yanaklarımın yavaşca ıslandığını hissettim. Gözlerimde kalbimde isyan ediyordu artık. Ağlamamı bir türlü bastıramayınca dışardan kimse sesimiz duymasın diye ağzımı kapattım. Gözyaşlarım dindiğinde kendimi balkona attım. Geç saatlere kadar balkonda oturup manzarayı izledim. Bir yanım Mirzayı bekliyodu aslında. Sinirli dahi olsa bu odada uyumasını bekliyordum. Aynı annemi bekler gibi bekledim… Gelmeyeceğini anca gün doğduğunda kabullenebilmiştim. Yatağa dönüp uzandım, en azından bir kaç saat uyuyabildim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD