Sabah yine evde gürültülerle uyandım. Bunca kalabalık içinde yalnız olmak çok zordu, kimine göre imkansızdı ama benim gerçeğimdi.
Üzerimi değiştirip odadan çıktım. Dün doğru dürüst yemek yemediğimden bütün gün başım dönmüştü. Bugün öyle olmaması için hemen mutfağa attım kendimi ve kahvaltıyı hazırladım. Hazırlarken de bir kaç parça attım ağzıma.
Gelen misafir çok olduğundan kadın ve erkekler için iki ayrı masa kuruldu. Erkeklerin masasını tamamladıktan sonra bende kadınların yanına geçip oturdum.
Dün akşamın dedikodusu yapılıyordu. Kim ne giymiş, nasıl oynamış ,nasıl kilo almış,hala hamile kalmamış gibi çirkin şeyler konuşuluyordu.
Miraç büyük halamın oğluydu, önceki akşam olanlardan dolayı kınaya ailece gelmemişlerdi. Hastalık bahane etmişlerdi ama kimse anlamasın diye düğüne mecburen geliceklerdi.
Onlar dışında diğer kuzenlerimin hepsi gelmişti. Teyze tarafından olan kuzenlerimden Gülfem yıllardır Miraç'ı hep beğenirdi. Masada birkaç kez konusunu açıp nerede olduğunu sordu. Diğer hala çocuklarımın huzursuzluğu belli oluyordu, hepsi konuyu duymuştu belliki.
Daha da utanmama sebep oldu. Sonunda iştahımda kaçtı ve kahvaltımı bitirdim.
Küçük çocuklardan biri koşturarak masaya geldi ve kapıda bir arabadan beni çağırdıklarını söyledi. İkinci bir Miraç mevzusu çıkmasından korkarak kapıya çıktım. Kapıda takım elbiseli orta yaşlarda bir adam bekliyordu.
"Buyurun?"
"Beni Mirza ağam gönderdi. İmam nikahı kıyılacakmış, sizi götüreceğim”
"Tamam hazırlanıp geliyorum beş dakika içinde” dedim. Odama gidip üstümü değiştirip daha uygun şeyler giydim ve belki imkanım olmaz diye abdestimide aldım.
Annemlere haber gönderdikten sonra evden çıkıp arabaya bindim. Nikahın nerede kıyılacağını bilmediğimden yolu izledim.
Şehirden epey uzaklaştık, kırk beş dakikaya yakın bir yol gitmiştik. Arabadan indiğimde karşımda kocaman bahçesi olan küçük bir ev çıktı. Arkada Mirza’nın olduğunu bildiğim siyah Mercedes vardı.
Eve doğru döndüğümde kapı çoktan açılmıştı, Yaşlıca bir teyze samimi bir gülümsemeyle karşılayıp içeri buyur etti. Küçük evin salonuna girdiğimde Mirza ve üç kişiyi daha gördüm.
"Hoşgeldin kızım" diye karşıladı yaşlı adamlardan biri. Mirza donuk bakışlarıyla ürpertti yine beni. Yaşlı adamlarla selamlaşıp ellerini öptükten sonra Mirza’nın yanına oturdum.
Mirza’nın diğer yanında kuzeni olduğunu bildiğim Ahmet vardı. Sohbete devam ettiler, anladığım kadarıyla biri imamdı ama beni selamlayan adamın ve karşılayan kadının kim olduğunu bilmiyodum. İmam dönüp Mirzaya ve bana baktı
"Hazırsanız kıyalım mı nikahınızı ağam?” diye sordu. İkimizde başımızı eğip onayladık. İmam efendinin önüne oturduk. Mirza’nın kuzeni ve yaşlı adamda şahitlerimiz oldu. Dua ederek başladı ve Mirza yüklü miktarda mehir saydı.
Kendimi kıymetsiz görmeye öyle alışmıştım ki söylediklerinin altında ezilmeye başladım. Aklımın bir köşesinde biri ‘sen bu kadar etmezsin’ diyordu.
Sonra da nikahımız kıyıldı. Yaşlı adam nikahtan sonra evlilik hakkında bir kaç nasihatta bulundu. Mirza adamı gerçekten ilgiyle dinliyordu, önemsediği bir olduğu çok belliydi. ilk kez kaşları çatık değildi. Biraz daha oturduktan sonra müsade istedik ve kalktık.
Çıktığımızda beni getiren şoförle Mirza’nın kuzeni beraber gitti. Bende Mirzayla beraber yola çıktım. Ketum adam yine hiç konuşmadı ve konağın önünde bırakıp gitti.
Ev yine çok kalabalıktı. Kuaför ve makyöz çoktan odama çıkmış beni bekliyolardı. Geç kaldık, yetişemeyeceğiz telaşı içerisinde hazırladılar beni.
Erkek tarafının çıktığı haberi geldi ve bende son hazırlıklarımı yapıp odamdan çıktım. Kapıyı kapatır kapatmaz yine ağlamaya başladım. Şu bir haftada hayatımda hiç ağlamadığım kadar ağlamıştım. Avluya indim ve dedemin belime kırmızı kuşağı bağlamasıyla tamamiyle hazır oldum.
Büyük bir konvoyla geldiler. Kapıda biraz oynandıktan sonra sonunda gelin arabasına binebildim. Gelin arabasını kuzeni Mehmet kullanıyodu.
"Heyecanlı mısın yenge?" diye sordu samimi bi tonda.
"Ya sorma çok”." diyiverdim kendimi tutamadan. Mirza’nın ters bakışlarını gördükten sonra yola çevirdim yüzümü. Düğün yerine vardığımızda Mirzayla beraber gelin odasına gittik.
"Nikah şahidin kimi istersin?"
"Kuzenim Azra olsun" dedim ve çıkıp birkaç kişiyle konuşup ayarlamaları yaptı.
Açık hava ve fazlasıyla büyük bir yer ayarlanmıştı. İçerisi şimdiden epey kalabalıktı. Mirzaların ailesinin kalabalık olduğunu duymuştum ama bu kadarını beklemiyodum. Neredeyse bizim aşiretin iki katıydı. Bir saat kadar gelin odasında bekledikten sonra müzik eşliğinde bizi içeriye aldılar. Benim heyecanla ellerim titrerken Mirza umursamaz ve rahattı.
Resmi nikahımız kıyıldı, artık Mustafa abimin kurbanı oluşum resmiyet kazanmıştı, canı kesin olarak bağışlanmıştı…
Mirza altın kemerle ağır bir kolye taktıktan sonra ailelerde takıları takmaya başladılar. Gerçekten çok uzun sürmüştü tören. Sonunda ben gelin masasına geçip oturdum ve halaylar çekilmeye başlandı.
Davetliler arasında Miraç'ı gördüm. Yanında kız kardeşiyle birlikte bana doğru geliyolardı. Çok az bir mesafe kalmıştıki hemen yanıma Mirza geldi. Duruşunu normalden daha dikleştirdiğini ve ellerini yumruk yapmış sıktığını farkettim.
Miraç ve kız kardeşi tam karşımıza geldiler. Aralarında gergin bir bakışma vardı. Ortamı sakinleştirmek için Zeynep'e sarıldım hemen. Zeynep beni tebrik ettikten sonra Miraç elini uzattı.
Bende elimi uzatıp tuttum.
"Hayırlısı olsun" dedi ve beni hafifçe kendine doğru çekti. Mirza’nın olduğu tarafa doğru yaklaşıp
"Her zaman bekleyeceğim Narin" dedi. Mirza’nın hareketlendiğini hissettim. Kendimi geri çektim ve hemen Mirza’nın elini tuttum.
"Sen kimin karısını bekliyosun lan!" diye bağırdı. Müzik sesinden çok fazla duyulmamıştı ama etrafımızdan bazılarının başını bize doğru çevirmişti.
"Mirza lütfen olay çıkmasın sakin ol” dedim ve kolundan geriye doğru çekiştirdim.
"Miraç git lütfen tatsızlık çıkacak"
Zeynep Miraç’ı kolundan tutup çekerek uzaklaştırdı. Mehmet gerginliği görüp hemen yanımıza geldi. Mirzaya bişeyler söyleyip sakinleştirmeye çalışırken tenha bir yere götürdü.
Daha sonra alan ikiye bölünde ve kadınlarla erkekler ayrı ayrı oynamaya başladı. Düğün sonuna kadar bir daha ikisinide hiç görmedim. Ama annem olanları duymuştu.
"Al işte bak gördün mü uğursuzluğunu! Yine olay çıkarmışsın. Rezil ettin bizi”
“Benim ne günahım var!”
“Günah değil bu uğursuzluk işte”
Neyseki yanımıza gelenler oldu da annem susabildi.
Düğün sonunda herkes oynamaktan yorgun düşmüştü. Yavaş yavaş misafirler azalıyordu. Aileler tekrar toplandı ve Mirza’da yanıma geldi.
"Bu akşam çiftlikte kalacağız" dedi kulağıma.
Bütün bu düğün evlilik olayları olurken içten içte ilk geceden deli gibi korkuyodum ama aklıma bile getirmek istemiyodum. Elbet olacaktı kaçış yoktu ama kendimi hiç hazır hissetmiyorum buna. Söylediği andan itibaren ellerim titremeye başladı, yanaklarımın kızardığını hissediyordum,
Yarım saat kadar daha oyalandıktan sonra herkesin ellerini öpüp gelin arabasına bindik. Bu kez arabayı Mirza kullanıyodu , başbaşaydık. Yine sessiz yolculuğumuz başladı.
Bu adam hep suskun muydu böyle!
Arabanın durmasıyla irkildim ve uyandım. Ne kadar süre geçti bilmiyorum ama çok uzakta değildik muhtelemelen. Arabadan önce Mirza indi. Arkasından bende indim. Bagajdan küçük bir valizi çıkardı sonra eve doğru yürüdü bende arkasından takip ettim.
Dönüp geliyor muyum diye kontrol dahi etmiyordu!
Evin içi çok geniş ve ferahtı ve giriş direk salona açılıyordu. Önümde giden Mirza’yı takip ettim. Merdivenleri çıkmaya başladık. Büyük bir yatak odasına girdik, Mirza elindeki valizi dolabın önüne koydu. İçerisinden birkaç parça kıyafet alıp gitti. Odada tek başıma kalmış etrafa bakınıp ne yapacağımı düşünürken su sesi gelmeye başladı. Mirza çoktan banyo yapmaya başlamıştı bile böyle mi beklemem daha doğru olur yoksa giyinmeli miydim bilemeden valizi kurcalamaya başladım. Kim hazırladı bilmiyorum içinde pekte normal kıyafetler yoktu. İçlerinden olabildiğince sade olanlardan birini alırken Mirza çıktı banyodan, ben de hemen arkasından banyoya gittim.
Eşyaları bir kenara bıraktım önce ve saçımdaki bir sürü tel tokayı çıkarmaya uğraştım. Sanırım bu yarım saatimi almıştı. Sıra gelinliğe gelmişti ama boynumdan belime kadar düğmeler vardı ve tek başıma yapılabilecek gibi değildi. El mahkum banyodan çıkıp Mirza’dan yardım istedim.
“Mirza yardım edebilir misin?” dedim. Boş gözlerle bakınca,
“Düğmeler” dedim.
Tekrar banyoya girip ayna karşısına geçtim. Geldiğinde göz göze gelmekten çekinerek kaçırdım gözlerimi. Yavaşça açık olan saçlarımı omzumun üzerinden ön tarafa doğru itti. Her dokunuşunda gerginliğim daha da artıyodu. Yukarıdan başlayarak düğmeleri açmaya başladı. Ara ara vücuduma değen elleri nefemi kesiyordu.
Bunda bile bu kadar gerilirken daha ilerisini nasıl yapabileceğimi bilemiyordum,
"Nefes al" dedi soğuk sesiyle.
Son düğmeyide açtıktan sonra kulağıma yaklaştı. Bu kadar yakınken nasıl normal nefes alabilirdim bilmiyorum.
"İstemediğin sürece sana dokunmam. Korkma" dedi ve hızla uzaklaşıp banyodan çıktı.