4. Bölüm

1383 Words
İlkay sahaya geldiğinde, Sinan'ı yerde basketbol toplarını toplarken gördü. Sinan, topları hemen yanındaki tekerlekli sepete atıyor, diğer toplarla buluşmasını sağlıyordu. Utanmazca yanına giderek, "Yardım lazım mı?" diye sordu. Sinan, yalnızca göz ucuyla baktı ama cevap vermedi. İlkayın topları yerden aldığını görünce eline bir top alıp basketbol potasına doğru yürüdü. Eğer İlkayla birlikte çalışacağını düşünüyorsa, çok ama çok yanılıyordu. Sinan kendi kendine antrenman yaparken bir yandan da ısınıyordu. Koç gelene kadar hazır olmak istiyordu. Topu birkaç kez sektirip potaya gönderdi. Birkaç atıştan sonra demir kapı açıldı ve takım arkadaşları sahaya girdi. Takım toplamda yedi kişiydi; ana kadro beş kişiden oluşuyor, diğer iki kişi yedek olarak bulunuyordu. Normalde takımda on iki kişi olabilirdi, ancak koçları buna gerek görmemişti. Bu yüzden yollarına yedi kişi devam etmişlerdi. Ayaz, arkadaşlarından ayrılarak topları topladıktan sonra yerde bağdaş kurup oturan İlkay'a doğru ilerledi. Diğerleri ise her zamanki gibi Sinan'ın yanına gittiler. Ayaz, İlkay'ın yanına oturup, "N'aber?" diye sordu. İlkay hafifçe gülümseyerek, "İyiyim, senden?" diye karşılık verdi. Ayaz teşekkür ettikten sonra dirseğiyle İlkay'ı dürttü. "Fazla dikkat çekiyorsun, bu arada." İlkay hızla başını ona çevirdi. "Ne ara ulan? Ağzımı bile açmadım." Bu serzeniş karşısında Ayaz güldü. "Sonay bana fazla yakındır. Diğerleriyle sürekli kavga eder, neredeyse hiç iletişimleri yoktur. Ama yine de Sonay'ı tanıyorlar. Mesela Sonay onlara selam bile vermez," dedi, biraz önceki olaya gönderme yaparak. "Benim yanımdan da ayrılmaz." İlkay başını salladı. "Bir dahaki sefere söverim, tamam." Ayaz yine güldü. "Oğlum, ben öyle mi dedim? Sadece konuşma, bu kadar." İlkay da gülerek başını salladı. "Anlaştık, enişte." Ayaz, "enişte" lafını duyunca gerildi. "Enişte demene gerek yok, Sonay'la sevgili değiliz." İlkay, bıkkınlıkla siyah gözlerini Ayaz'ın mavilerine çevirdi. "Ne bu inat Allah aşkına? Seviyorsunuz işte birbirinizi." "Onu bana değil, kardeşine söyleyeceksin. Sevgili olmak istemeyen, O." İlkay omuz silkti. Kendisi bile bazen sonayi anlamiyordu. Eniştesinden anlamayı bekleyemezdi. "Bana takımı tanıt. Pozisyonlarını da söyle, açık vermek istemiyorum." Ayaz başını salladı ve arkadaşlarına bir şeyler anlatan ortadaki genci işaret etti. "Öncelikle, takım kaptanımız Mert. Kısa ama inanılmaz hızlıdır. Oyun kurucu olarak sahada her şeyi kontrol eder. Sadece basketbolu değil, insanları da yönlendirmeyi sever." İlkay, Mert'e göz ucuyla baktı. Gerçekten de kısa sayılabilecek bir boya sahipti ama hareketleri hızlı ve keskin görünüyordu. Kaptan olmasının bir sebebi vardı belli ki. "İki numara, yani şutör gard, Sinan. Eğlenceli, yakışıklı ve en önemlisi takımda Sonay'dan sonra en iyi oyuncu o. Ama pek kaptanlık merakı yoktur. Kendi işine bakar. Sonay olmasa belki de takımın yıldızı o olurdu." "Üç numara yani kısa forvet, ben oluyorum. Hızlıyım ama güçlü değilim, o yüzden dış şutlara odaklanıyorum.." "Beş numara, pivot ise Kaan. Boyu en uzun olanımız. Hava toplarının çoğunu o alır. Ama bazen fazla ağır kalabiliyor. Yedeklerde ise Emre ve Okan var. Emre dış şutlarda iyidir ama savunmada zayıftır. Okan da iyi pas dağıtır." Ayaz duraksadı, sonra hafifçe omzunu silkti. "Ve Sonay... yani sen. Takımın yıldız oyuncusu. En çok sayı atan, en çok dikkat çeken ve en çok tartışma çıkaran kişi. Seninle oynamaktan pek hoşlanmıyorlar ama yeteneğine kimse laf edemez." İlkay, takım arkadaşlarını tek tek süzdü. Hepsi Sonay'ı iyi tanıyor, ama pek sevmiyorlardı. Kendi kimliğini açık etmemek için en ufak hatada bile yakalanabilirdi. Derin bir nefes aldı. "Anladım," dedi sessizce. Bundan sonra sahada sadece basketbol değil, oyunculuk da yapmak zorundaydı. "Mola bitti! Herkes sıraya!" Koçun sert sesi salonda yankılandı. Orta yaşlarında, iri yarı, beyaz saçlı ve sakallı adam, boynunda sallanan mavi düdüğüyle her zamanki otoritesini sergiliyordu. Herkes anında işini bırakıp sıraya dizildi. Takım numaralarına göre yerlerini aldılar: İlkay, bu düzene hala alışmaya çalışırken kendini sıranın sonunda, Kaan'ın yanında buldu. Gözleriyle takımı incelerken bir yandan da pozisyonları kafasına kazımaya çalışıyordu. Koç, kollarını göğsünde kavuşturdu ve doğrudan İlkay ile Sinan'a baktı. "Bugün iki takıma ayrılıp maç yapacağız. Ve özellikle size söylüyorum-kavga etmeyin." Koç, elindeki kağıtları dağıttı. "Kağıdında 'A' yazanlar kırmızı, 'B' yazanlar beyaz takım olacak. Formalarınızı değiştirin ve hazırlanın." İlkay kağıdı açıp büyük bir "B" harfi gördü. Başını kaldırıp Sinan'a baktığında onun da elindeki kağıda göz attığını fark etti. Sinan, hafifçe sırıttı. "Rakibiz demek. Bu eğlenceli olacak." Omzunu hafifçe İlkay'a çarpıp ilerlerken İlkay kollarını kavuşturdu. "Bence de" Kırmızı Takım (A Takımı): Sinan (2), Kaan (5), Okan (yedek), Tarık ( başka bir salondan oyuncu.) Beyaz Takım (B Takımı): İlkay (4), Mert (1), Ayaz (3), Emre (yedek). Maçın başlamasına saniyeler kala sahadaki herkes konsantre olmuştu. Sinan, tam karşısında duran İlkay'a göz ucuyla baktı. Hafifçe kaşlarını kaldırıp alaycı bir ifadeyle sırıttı. "Hazır mısın, yıldız oyuncu?" diye sordu Sinan, sesi meydan okurcasına. İlkay topu sektirmeye çalıştı ama top ayağına çarpıp uzaklara gitti. Herkes donup kalırken o hemen toparlanıp yerine geçti. "Planlıydı bu," dedi kendinden emin bir şekilde. Sinan derin bir nefes aldı ve başını iki yana salladı. Koç'un düdüğü çaldı ve hava atışı yapıldı. Kaan topu İlkay'a doğru çekti ama İlkay topu tutmaya çalışırken şaşkınlıkla ellerinden kaçırdı. Top, doğrudan Sinan'ın ellerine düştü. Herkes bir an durup İlkaya baktı, sonra Koç'un 'toparlanin' diye bagirmasiyla devam ettiler. Sinan hızla potaya doğru koştu. Beyaz takım onu takip ediyordu. Sinan'ın hemen arkasında İlkay vardı. Sinan'ın elinden topu almak için hamle yaptığında Sinan topu sektirerek elinden kaçtı. Ardından hızlıca turnikeyi tamamladı. Maç giderek hizlaniyordu. Yıldız oyuncunun şimdiye kadar basket atmaması, takım üyelerini çok şaşırtmıştı. Hepsi garip garip bakıyordu İlkaya. İlkay ise tamamen çaylak gibi davranıyordu. Bir pozisyonda yanlışlıkla kendi takım arkadaşına perdeleme yaptı. Ayaz hemen yanindan bağırdı. "Rakip oyuncuya yapacaksın onu!!" İlkay özür dileyip çekildi. "Çok fazla pozisyon ve kural var hepsini hatırlamıyorum." "Sadece topu potaya gecir. Kuralları boş ver." Ayazı onaylayıp, oyuna devam etti. Basketbol düşündüğünden daha zormuş. Onu farketti. Sonraki top yine İlkaya geldiğinde. Sinan'ın darlamalarina karşın takım arkadaşına pas verdi. Sahada herkes durdu ve kısa süreli sessizlik oldu. İlkay gülümsedi. "En azindan pas vere biliyorum." Ayaz elini yüzüne çarptı. "Rakip takıma pas verdin aptal!!" Okan homurdanarak iç çekti. "Sonay eskiden bu kadar dangalak değildi, ne oldu buna?" Mert sinirle homurdandı. "Tatil yaparken beyin hücrelerini kaybetmiş galiba." Takımdaki diğer oyuncular da hoşnutsuzluklarını belli eden bakışlar atıyorlardı. İlkay sahada yalnız gibiydi, sadece Ayaz ona destek oluyordu. Sonra oyuna devam ettiler. Koç bile bu oyun karşısında şaşkındı. Maçın ortalarında takım arkadaşı, İlkay'a bir pas attı. İlkay panikle topu kollarına sardı ve kıpırdamadan durdu. Sinan kaşlarını çattı. "Ne yapıyorsun?" "Topu koruyorum?" Sinan sinirle saçlarını karıştırdı. "Ulan top senin sevgilin değil! Dripling yap!" İlkay pis pis sırıttı. "Sevgilim olsaydı topu düşürmezdim." "..." İksii durup bir birine baktı ardından Sinan eliyle yüzüne vurup baismi iki yana salladı. Maçın son anlarında skor 48-48'di. Son hücum hakkı İlkay'ın takımındaydı. Koç kenardan bağırıyordu. "Son beş saniye! Güvenli bir atış bulun!" İlkay üçlük çizgisinin biraz ilerisinde, Sinan'la bire bir kaldı. Sinan ellerini kaldırarak onun atışını engellemeye çalıştı. İlkay potaya doğru hamle yaparken Sinan hızlı bir şekilde önünü kapattı. İlkay bir adım geri çekildi, ama tam o anda dengesini kaybederek Sinan'a çarptı. İkisinin de ayakları birbirine dolandı ve birlikte yere yuvarlandılar. Sinan yere düşerken bile ayakta kalmaya çalıştı ama ayak bileği ters bir şekilde burkuldu. Keskin bir acıyla yüzünü buruşturdu. İlkay hemen doğrulup Sinan'ın üzerine eğildi. "İyi misin?" Sinan dişlerini sıkarak ona baktı. "Bunu bilerek yaptın, değil mi?" diye sertçe homurdandı ve elini iterek kendini geri çekti. Ama ayağa kalkmaya çalıştığında acıyla inledi. Okan ve Mert hemen yanına koştular. "Ne oldu?" Sinan öfkeyle İlkay'a baktı. " Piç ayağımı mahvetti." İlkay şaşkınlıkla gözlerini büyüttü. Gerçekten bilerek yapmamıştı. Neden kimse ona inanmıyordu ki? Ayaz'a bakarak başını iki yana salladı. "Gerçekten bilerek yapmadım," der gibiydi. Ama takım arkadaşları İlkay'ı pek sevmiyordu. Bu yüzden kimse ona inanmayı düşünmemişti bile. Koç yanlarına gelip sert bir bakış attı. "Bu şekilde NBA'da Nah oynarsınız.! Ne bu hâlin, Sonay? Bir günde nasıl bu kadar düşebilirsin? Hemen kendini toparla!" İlkay başını sallayıp özür diledi. Takım arkadaşları şaşkınca ona baktılar. Şimdiye kadar Sonay'ın ağzından küfür dışında ilk kez bir özür duyuyorlardı. Koç, gözlerini Sinan'a çevirdi. "Sen iyi misin? Revire git, bileğine baksınlar. Yemekten sonra da odana geç, dinlen. Antrenmana gelmene gerek yok." "Tamam, Koç," dedi Sinan dişlerini sıkarak. Herkes dağılırken İlkay, Sinan'a yardım etmek için yanına gitti ama Sinan sertçe elini çekti. "Okan, Mert, yardım edin," dedi soğuk bir sesle. Okan ve Mert hemen Sinan'ın kollarına girip onu ayağa kaldırdılar ve hızla salondan çıktılar. İlkay derin bir nefes aldı. "Offf... Cidden neden bana inanmıyorlar? Bilerek yapmadım." Ayaz, İlkay'ın omzuna dostça vurdu. "Takma kafana. Sana değil, Sonay'a inanmıyorlar. Onun geçmişi yüzünden böyle." İlkay iç çekti. "Eve gider gitmez Sonay'a birkaç yumruk atsam fena olmaz." Ayaz güldü. "Benim için de bir tane çak." "Emrin olur," diye gülümsedi İlkay. 🏀🏀🏀 Dördüncü bölüm bitti. Sonay'ın geçmişi? Mert Kaan Emre Okan
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD