İlkay’ın önünde durduğu bina, modern ve gösterişliydi. Camla kaplı dış cephesi güneşi yansıtıyordú. Girişe giden taş yolun iki yanında çiçekler ve ağaçlar vardı. Kapıdaki tabela buranın önemli bir spor tesisi olduğunu gösteriyordu.
İçeri girince sessizlik karşıladı onu. Mermer zemin parlıyordu. Tavan yüksekti, adım sesleri lobide yankılanıyordu.
Duvarlarda ünlü sporcuların posterleri ve altında cümleler vardı. “Başarı, tekrar eden disiplinin sonucudur.” “Ter dökmeden zafer kazanılmaz.”gibi.
İlkay derin bir nefes aldı. Burası Sonay’ın dünyasıydı. Ancak şimdi, birkaç ay boyunca onun yerine geçmek zorunda kalmıştı.
İlk olarak spor salonunu ve soyunma odasını bulması gerekiyordu. Bunun için vakit kaybetmeden telefonunu çıkardı ve Sonay’ı aradı.
“Efendim, İlkay? Bir şey mi oldu?” Telefonun ilk çalışında açılması İlkay’ı hafifçe gülümsetti. Sonay, sanki bir şey olacak korkusuyla telefonun başında diken üstündeydi.
“Spor salonu nerede? Burada yabancı gibi dolanmak istemiyorum. Birine sorsam dikkat çekerim.” Etrafında kimse yoktu, bu yüzden rahatça konuşabiliyordu.
“İlk katta kafeterya ve yemekhane var. İkinci, üçüncü ve dördüncü katlar spor salonları ve sahalardan oluşuyor. Beşinci ve altıncı katlar ise yurt odaları. Oyuncular için ayrılmış. Kalmak isteyen kalıyor zaten. Çok yorulduğum zamanlarda, ben de Ayaz’la birlikte orada kalıyordum.”
İlkay başını salladı, ardından asansöre doğru yöneldi.
“Sizin takım hangi katta?” diye sordu.
“Üçüncü kattayız. 15 numaralı spor salonu bizim. Soyunma odası da girişte, göreceksin zaten.”
“Tamam, telefonun açık olsun. Anlamadığım bir şey olursa seni ararım.”
“Tamam kardeşim.”
Elindeki küçük plastik kartı asansör paneline okuttu ve kapılar açılır açılmaz içeri girdi. Asansörde zaten birkaç kişi vardı; uzun boylu, fit vücutları ve üzerlerindeki formalar, hepsinin sporcu olduğunu açıkça belli ediyordu.
Gözlerini yere indirip sessizce üçüncü katın düğmesine bastı. Asansör yavaşça yükselirken, arkasındaki fısıltıları duyuyordu.
"Sonay saçlarını mı kestirmiş?"
"Giyim tarzı da değişmiş. Üzerinden o eski eşofmanlarını çıkardığına sevindim."
"Yine selam sabah yok. Bu piç kendini ne sanıyor?"
İlkay, konuşmaları yok saydı. Şu an tartışmaya girecek zamanı ve isteği yoktu. Neyse ki asansör üçüncü katta durdu da hızla dışarı çıktı.
Koridorun sonunda büyük harflerle işaretlenmiş salonlar vardı. 15 numaralı spor salonu tam karşısındaydı. Hiç vakit kaybetmeden içeri yönelip girişteki soyunma odasına geçti.
Tam dolap sıralarına ulaştığında bir an duraksadı—kardeşinin dolap numarası neydi?
Ortamın boş olmasını fırsat bilerek hızla telefonunu çıkardı ve Sonay'ı aradı.
“Dolap numaran kaç?” diye sordu, sesi aceleciydi.
Sonay’ın kısa bir kahkahası duyuldu telefondan. “27 numaralı dolap benim. İçinde formam var, giy onu ve ısınmaya başla.”
Telefonu kapattıktan sonra dolabı açtı ve içinde kendi isminin yazılı olduğu 4 numaralı formayı çıkardı. Üzerini hızla çıkarıp önce beyaz şortu giydi.
Tam tişörtünü giyecekken soyunma odasının kapısı açıldı. İçeri uzun boylu, atletik yapılı biri girdi. Beyaz teni, kendinden emin duruşu ve dikkat çekici aurasıyla gözleri hemen üzerine çekiyordu. İlkay, refleks olarak başını kaldırıp adama baktı.
Yeşil gözler, önce onun koyu gözlerinde durdu, ardından saçlarına kaydı. Hafifçe başını yana eğerek dudaklarında alaycı bir gülümsemeyle konuştu.
"Saçını mı kestirdin?"
İlkay’ın kaşları çatıldı. Adamın rahat tavırları ve sesi, onu tanıyormuş gibi hissettiriyordu. Ama İlkay bu adamı tanımıyordu.
"Böyle daha çok sokak köpeğine benzemişsin."
Sözler havada asılı kaldı. İlkay, derin bir nefes alarak gözlerini kısıp hafifçe gülümsedi.
"Dikkat et de ısırmayayım o zaman."
Yeşil gözlü adam, duyduğu cevap karşısında hafifçe güldü. Sonra dolabına yönelip kapağını açtı. İçinden "Sinan" yazılı, 2 numaralı formayı aldı.
Başını çevirip İlkay’a bir bakış daha attı, gözlerinde hafif bir meydan okuma vardı.
"İstesen bile yapamazsın." dedi kendinden emin bir sesle.
İlkay’ın gözleri hafifçe daraldı.
Sinan
Demek bu adam, hakkında onca şey duyduğu, Sonay’ın sürekli bahsettiği kişiydi. Ama duyduğu hikâyelerle gördüğü adam pek de örtüşmüyordu.
İtiraf etmek gerekirse, İlkay, daha korkunç birisini bekliyordu. Ama düşündüğünun aksine önündeki adam oldukça yakışıklıydı. Keskin çene hatları, yüzüne orantılı düzgün burnu, ve kalın dudakları güzeldi.
Saçları doğal kıvırcıktı. Kahverengi bukleleri ışığa göre sarıya çalıyordu. Yanağındaki gamze ona hafif bir çekicilik katıyordu.
Şimdi de gülümseyerek dudaklarını dişlemesi, İlkay’ın gözlerini kaçırmasına neden oldu.
Sinsice sırıttı. Üzerini giymeden formasını bankın üzerine attı ve arkasını dönmüş şekilde dolabında bir şeyler arayan adama doğru birkaç adım attı.
Elini sertçe yandaki dolaba geçirdiğinde, çıkan tok ses Sinan’ın irkilmesine neden oldu. Hızla arkasını döndüğünde, İlkay’ın fazlasıyla yakın olan bedenini buldu karşısında.
Kaşları çatıldı. Bu adam ne yapıyordu?
Normalde Sonay, bırak Sinan’a bu kadar yaklaşmayı, onu gördüğü an yolunu değiştirirdi. Ama şimdi… Şimdi aralarındaki mesafe fazlasıyla yakındı.
İlkay alaycı bir gülümsemeyle başını yana eğdi.
“Demek istesem bile yapamam?”
Sinan, bu sözlere hafifçe gözlerini kıstı. Bu garip oyunun nereye varacağını merak eder gibi bakıyordu.
“İddiaya var mısın?”
İlkay, serçe parmağını uzattı.
“İstediğim zaman derini bile koparabilirim.”
Sinan, kahkaha atacak kadar yüksek sesle güldü. Ardından elini iterek kendisinden uzaklaştırdı.
“Şu anda benimle flört mü ediyorsun?”
İlkay’ın gülümsemesi anlık olarak silindi. Sinan’ın gözleri ciddiyetle parladı.
“Kim olduğunu unutmadım, Sonay.” dedi sertçe. “Dayak yemek istemiyorsan benden uzak dur.”
Formasını alıp beklemeden dışarı çıktı.
İlkay, geride kalıp onun kapıdan çıkan bedenine sırıtarak baktı. Frmasını üzerine geçirip soyunma odasından çıktı. O esnada kapıdan içeri birkaç kişi giriyordu. Göz ucuyla baktığında, grubun içinde Ayaz'ı da fark etti.
İçeri girenler İlkay’ı görünce hafifçe duraksadı. Alışılmadık bir durumdu bu.
İlkay, kısa ve kayıtsız bir baş selamıyla onları geçip spor salonuna yöneldi.
Arkasında bıraktığı grup, İlkay’ın uzaklaşmasını izlerken şaşkın bakışlarını Ayaz’a çevirdi.
Ayaz, bir anlık sessizliği bozarak gergin bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. “Ne oldu? Neden öyle bakıyorsunuz?”
Grubun içinden biri kaşlarını kaldırarak cevap verdi. “Sonay ilk kez sana yapışmadı. Ona bakıyoruz.”
Gerçekten de garipti. Sonay her zaman Ayaz’ın etrafında olurdu. Kavga etmekten, sorun çıkarmaktan geri durmazdı ama Ayaz’la olan ilişkisi farklıydı.
Şimdi ise... Sadece bir baş selamıyla geçmişti yanlarından.
Rüyada görseler bile inanmazlardı.
Ayaz omuz silkerek hafifçe iç çekti. “İşi vardır, birazdan yanıma gelir. Hadi boş konuşmayalım, üzerinizi değiştirin. Koç az sonra burada olur.”
Diğerleri kısa bir onaylamayla dolaplarına yöneldi. Yine de akıllarında aynı soru vardı: Bize selam mı vermişti o?
🏀🏀🏀
Üçüncü bölüm bitti. Bölüm hakkinda ne düşünüyorsunuz?
Nihayet sinanla tanıştık. Sizce nasıl biri? İlkaydan ölümüne nefret ediyor? Pardon sonaydan yani.
Sinan?
İlkay?
Sonay?
Arda?
Fovoriniz kimmmm???