2. Bölüm

1747 Words
"Kimden şüpheleniyorsunuz?" "Kim olacak? O piç kurusu Sinan yapmıştır!"Sonay, dişlerini sıkarak konuştu. Üçü – Ayaz, Sonay ve İlkay – önemli maçtan önce bu kazayı kimin planlamış olabileceğini tartışıyordu. Sonay’ın aklına gelen ilk isim Sinan’dı. O herifin nefes alışı bile sinirini bozuyordu. Aralarındaki tartışmalar neredeyse her seferinde fiziksel kavgaya dönüşüyordu. Koç bile onları ayrı tutmak için elinden geleni yapıyordu. "Sakın saçmalama, Sinan öyle bir şey yapmaz," dedi Ayaz, kaşlarını çatarak. Sonay hızla ona döndü. "Ha, yani Sinan’a bu kadar güveniyorsun?" "Evet. Senden daha güvenilir olduğu kesin." "Ne?! Ayaz!" İkisi de hırsla birbirine bakıyordu. Mavi ve siyah gözlerin çarpışmasından çıkan kıvılcımlar neredeyse hissedilebilirdi. Ne Sonay geri adım atıyordu ne de Ayaz. İlkay, derin bir nefes aldı. "Kesin şunu. Şu an önemli olan kimin yaptığını bulmak. Sinan’ı suçlamak için elimizde delil yok. Ama eğer bir ipucu yakalarsak, bu işi hallederiz." İlkay’ın sesi sert ve sakindi. Diğerleri sustu. Görünüşe göre, odadaki tek mantıklı kişi oydu. "Koç bugün neden gelmediğini sordu. Hasta olduğunu söyledim ama inanmışa benzemiyordu." Bu da ayrı bir sorundu. Kimseye kaza geçirdiğini söylememişti. Takımdaki yerini kaybetmek istemiyordu. Eğer koç işin aslını öğrenirse, bırak takımdan kesilmeyi—kulüpten bile atılabilirdi. Bir sporcunun bacağını kırması hafife alınacak bir mesele değildi. Üstelik o, takımın yıldız oyuncusuydu. Eğer o giderse, yerine kim geçerdi dersiniz? İkinci yıldız oyuncu Sinan. Ve bilin bakalım, kim Sinan’dan ölesiye nefret ediyordu? Sonay, gözlerini ikiz kardeşine dikti. "Ben de seninle tam olarak bunu konuşmak istiyordum," dedi çekingen bir sesle. Ayaz, onu böyle görmeye alışkın değildi. Sonay, genellikle sertti, ukalaydı, hatta bazen küstah bile olabilirdi. Ama şimdi? Sanki karşısındaki Sonay değil, başka biri gibiydi. Demek ki kasıntılığı sadece takım arkadaşlarına ve Ayaz’aydı. Ki Ayaz, sevdiği çocuktu. Önemli bir ayrıntıyı atlamayalım. Sonay derin bir nefes aldı, sonra ani bir hamleyle İlkay’ın elini yakaladı. "Sadece beş ay, İlkay! Yemin ederim, sonra ne istersen yaparım. Beş ay benim yerime geç, takımda sen oyna." Ellerini yalvarırcasına birleştirdi, yavru köpek bakışlarıyla kardeşine baktı. İlkay kaşlarını çatıp hızla elini çekti. "Delirdin mi Sonay? Ben basketboldan ne anlarım? Daha önce izlemedim bile! Nasıl oynayayım?" "Lütfen!" Sonay, Ayaz’ı işaret etti. "Ayaz'ım da yardım eder. Ben de sana her şeyi öğretirim. Yeter ki bu iyiliği bana yap. Senden başka kimsem yok." İlkay, bakışlarını Sonay’dan kaçırdı. Tam da bunu yapacağını biliyordu. Karşı koyamazdı. Ama yine de direnmeye çalıştı. Sonay, onun tereddüdünü fark edip son darbeyi vurdu. "Takımdaki yerimi kaybedersem, Sinan benim yerime geçecek. Ve ben de atıldığım ile kalacağım." İlkay, gözlerini kıstı. Sinan ismi geçince bakışları değişti. Artık mesele sadece Sonay’ın sorunu değildi. "Yani diyorsun ki, eğer sen yerini kaybedersen, sonraki yıldız oyuncu Sinan olacak? Öyle mi?" Sonay hızla başını salladı. Siyah saçları havada savruldu. "Evet!" İlkay kollarını göğsünde kavuşturdu. "Bu, bir bahane sayılmaz mı?" Sonay'ın kaşları çatıldı. "Ne demek istiyorsun?" İlkay omuz silkti. "Eğer senin yerine geçebiliyorsa, Sana zarar vermek için bir sebep yaratmış olabilir." Sonay, zaten bu ihtimali aklından geçirmişti. Şimdi duyunca daha da emin oldu. Hızla onayladı. "Aynen öyle!" Ayaz, daha fazla dayanamayarak öne çıktı. "Saçmalamayın artık!" Ellerini iki yana açtı, sinirle nefes verdi. "Sinan böyle bir şey yapacak biri değil. Sonay, onu sevmediği için bahane üretiyor." Sonay’ın yüzü anında gerildi. Dişlerini sıktı, gözleri öfkeden parladı. "Sen şu piçi korumaktan vaz mı geçsen acaba?" dedi alaycı bir gülümsemeyle. "Delirmeme şu kadar kaldı!" Baş ve işaret parmağını bükerek mesafeyi gösterdi. Ayaz gözlerini devirdi, üzerine giydiği kırmızı gömleğin bir düğmesini açtı. Beyaz teni ve boynu açığa çıkınca Sonay’ın dikkati ister istemez oraya kaydı. "Asıl delirmek üzere olan benim," dedi Ayaz, kendini işaret ederek. "Çocuk gibi Sinan da Sinan diye tutturmuşsun. Sen onu tanımıyorsun. Sinan benim çocukluk arkadaşım! Karıncayı bile incitmez o!" Sonay, Ayaz’ın söylediklerini zar zor duydu çünkü gözleri hâlâ onun boynuna takılmıştı. Ama Sinan mevzusu açılınca kendini tutamadı. Sinan ve Ayaz'ın yakınlığı her zaman canını sıkmıştı. Şimdi de o anlardan birindeydi. Ayaz’ın onun tarafında olmaması delirticiydi. "Kes şu zevzekliği Ayaz!" diye tısladı. "Karıncayı bile incitmez dediğin Sinan, hakem görmediği her fırsatta bana vuruyor, faul yapıyor! Ama tabii, sen onu koru!" Ayaz yine gözlerini devirdi, "Sen sanki masumsun! Tek suçlu oymuş gibi konuşuyorsun!" alaycı bir kahkaha attı. "Sen ona sataştığın için o da yapıyor! İlk maçta ona tekme tokat girişen kimdi, unutmadık herhalde?!" "Bir kere ya, bir kere," dedi Sonay, işaret parmağını kaldırarak. "Benim tarafımda olsan ölür müsün?" Ayaz iç çekti, yatakta uzanan Sonay'a doğru yaklaştı. "Sen bir kere oturup mantıklı düşünsen ölür müsün peki?" Sonay gözlerini devirdi ama Ayaz’ı istemsizce süzmeye başladı. Her zamanki gibi… harikaydı. Uzun ve ince silueti, doğal bir zarafetle hareket ediyordu. Sarı saçları, deniz mavisi gözleriyle birleşince insanı büyüleyen bir görüntü oluşturuyordu. Kırmızı bir gömlek giymişti, krem rengi pantolonuyla da kontrast oluşturuyordu. Sonay farkında olmadan gözlerini onun üzerinden alamıyordu. Bu çocuktan hoşlanmasının sebebi ilk başta sadece görünüşüydü. Ama zamanla, o tatlı gülüşü, sert çene hattı, keskin yüzü ve yanağındaki minik gamzesi, onu Sonay’ın hayatındaki çoğu insandan daha önemli biri yapmıştı. Kardeşinden sonra en değerli varlığı, Ayaz Balın idi. Bir de şu Sinan’ı bu kadar korumasa… tam olurdu. Gözlerini Ayaz’ın açıkta kalan beyaz köprücük kemiğinden güçlükle çekti. Boğazını temizledi. Şimdi azmanın zamanı değildi. Düşünmeleri, plan yapmaları gerekiyordu. Sonay, gözlerini kısıp Ayaz’a döndü. “Sana kanıtlayacağım.” Sesi, içinde biriken öfkeyle keskinleşmişti. “O piçin bunu yaptığını göstereceğim. İşte o zaman seni affetmem için yalvaracaksın.” Ayaz kayıtsızca elini salladı. “Eminim öyle olur.” Alaycı bir gülümseme belirdi dudaklarında. Sonay’ın kıskançlığı iyice kafasına vurmuştu. Sinan’ın böyle bir şeyi yapacağına onu asla inandıramazlardı. Çocukluk arkadaşını herkesten iyi tanıyan kendisiydi. Hayvanları canından çok sevdiğine, başkalarının acısına buruşan yüzüne, yaptığı fedakârlıklara defalarca şahit olmuştu. Şimdi nasıl çıkıp da Sinan’ı suçlayabilirdi ki? Ayaz kendinden ne kadar eminse, Sinan’dan da o kadar emindi. Bu kötülüğü, kendisinden bile beklerdi… ama Sinan’dan asla. Sonay’ın Sinan takıntısı yüzünden ona bir şey anlatmak imkânsızdı. O yüzden Ayaz, onları sessizce dinleyen İlkay’a çevirdi yüzünü. “İlkay, lütfen inan bana. Yanlış kişiden şüpheleniyorsunuz. Sinan böyle bir şey yapmaz.” Mavi gözleri, umutsuzca İlkay’ı ikna etmeye çalışıyordu. İlkay, bir an düşündü. Sonra başını hafifçe yana eğerek iç çekti. “Bunu bilemem Ayaz, kusura bakma. Önce araştırmam gerek. Polisin 'bir kazanın' peşine düşeceğini sanmıyorum.” Sonra gözlerini kardeşine dikti. “Tamam, kabul ediyorum. Beş ay boyunca senin yerine geçeceğim. Ama bunu üçümüzden başka kimse bilmeyecek. Eğer suçluyu elimizden kaçırmak istemiyorsak, ağzımızı sıkı tutmalıyız.” Sonay heyecanla başını salladı. “Tamam! Ne istersen yaparız. Sen yeter ki kabul et.” İlkay, başıyla onayladı, ardından kapıya yöneldi. “Gidip biraz kahve alacağım. Bir şey istiyor musunuz?” Ayaz başını iki yana salladı. Ama Sonay sorsaydı, belki söylerdi. İlkay’dan nedense çekinmişti. Sonay, “Ayaz’a bir buzlu latte al. Şekerli olsun. Benim canım istemiyor,” diye cevapladı. İlkay onaylayıp odadan çıktı. Kapı kapandığında Ayaz kaşlarını çatıp Sonay’a döndü. “Neden söyledin? Gerek yoktu.” Sonay omuz silkti. “Sen utanır, söylemezsin şimdi. Ben neysem, İlkay da o. Çekinme ondan.” Ayaz istemsizce gülümsedi. Sonay’ın böyle nazik davrandığı nadir anlardan biriydi ve bu hâline bayılıyordu. Eğilip hafifçe dudaklarına bir öpücük kondurdu. Geri çekilmek üzereyken Sonay’ın eli gömleğinin yakasına yapıştı ve onu tekrar kendine çekti. İkinci öpücükleri, ilkinin aksine çok daha açgözlüydü. Özlemleri, birikmiş sinirleri, aralarındaki gerilim… Hepsi bir anda patlamış gibi birbirlerine saldırıyorlardı. Kaç gündür ertelenen her şey şimdi açığa çıkmıştı. "Seni çok özledim." Sesindeki fısıltı, sadece bir itiraf değil, aynı zamanda derin bir arzu barındırıyordu. Sonay'ın koyu gözleri, Ayaz'ın maviliklerinde kaybolurken, içindeki bastırdığı özlem artık durdurulamaz bir hâl almıştı. Ayaz tam bir şeyler söyleyecekti ki, Sonay'ın dudakları tekrar onun dudaklarına kapandı. Öncekilerden daha aç, daha talepkârdı bu öpücük. Birkaç gündür içlerinde büyüyen özlem, şimdi dudaklarının arasında patlıyordu adeta. Sonay, öpücüğün arasında fısıldadı: "Kucağıma otur." Ayaz başını geri çekip gözlerini devirdi, ama bu kez itiraz etmedi. Sonay’ın göğsüne hafifçe yaslanarak bacaklarını onun iki yanına attı ve kucağına yerleşti. Sonay, dudaklarının kenarına yayılan o hafif sırıtışı gizleyemedi. "İlk defa kucağıma oturuyorsun." Ayaz, başını Sonay'ın göğsüne koydu ve gözlerini hafifçe kısarak yukarı baktı. "Her zaman sen oturduğun için gerek kalmamıştı." Sonay hafifçe kahkaha attı, ancak sesi biraz boğuk ve derinden geliyordu. Ayaz'ın varlığı, kokusu ve sıcaklığı, içinde bir yerleri tutuşturmuş gibiydi. Eli, neredeyse refleksle, Ayaz’ın beline yerleşti ve hafifçe sıktı. "Seni böyle görmek beni azdırıyor." Sesindeki sıcaklık, Ayaz’ın içini ürpertti. Ayaz, dudaklarını hafifçe bükerek güldü. "Kardeşin her an gelebilir, ve senin düşündüğün tek şey bu mu?" Sonay, Ayaz’ın belini biraz daha kendine çekerken gülümsedi. "Şu an düşündüğüm tek şey sensin." Ayaz güldü. Sonay’ın sözleri, kalbini hızlandıran bir melodi gibi içini titretmişti. Keşke her zaman böyle nazik ve romantik olsaydı. Ama yoook—Sonay genellikle inatçılığı ve huysuzluğuyla ikisine de eziyet etmekten çekinmezdi. "Öyle mi?" Ayaz, Sonay’ın yüzüne yaklaşıp dudaklarının hemen yanında fısıldadı. Derin nefesi Sonay’ın tenine sıcak bir dokunuş gibi çarpıyordu. Sonay, hızlanan kalbine rağmen gülümsedi. "Öyle. Senden başka bir şey düşünemiyorum." Ayaz, dudaklarını hafifçe bükerek alayla güldü. "Sinan’ı düşünüyorsun. Yalan söyleme." Sonay’ın ifadesi bir anda değişti. Sinan'ın adı geçtiği an, Ayaz’ın altın sarısı saçlarına parmaklarını sertçe geçirip geriye çekti. "Ah!!" Ayaz’ın şaşkınlıkla gelen iniltili sesi odada yankılandı. Sonay gözlerini kıstı. "Şu anda bile onun adını anıyorsun, Ayaz!" Sözlerini bitirir bitirmez, başını eğip dişlerini Ayaz’ın boynuna geçirdi. Ayaz istemsizce yüksek sesle inledi, bu sert ama aynı zamanda tanıdık ve çekici dokunuşa karşı koyamıyordu. Sonay geri çekildiğinde, dudaklarının kenarında alaycı bir gülümseme vardı. "Bakalım, bundan sonra kimi düşüneceksin?" Sonay’ın dişleri Ayaz’ın boynunda iz bırakırken, sarışın çocuk hızla nefes alıp gözlerini sıkıca yumdu. Canı yanıyordu ama bundan şikayet etmek gibi bir niyeti yoktu. Sonay’ın kıskançlığını bu kadar açık yaşaması garip bir şekilde hoşuna gidiyordu. Sonay, saçlarını hâlâ sıkıca tutuyordu. Başını kaldırıp Ayaz’ın gözlerine dikti kendi karanlık bakışlarını. "Sana ceza vermem gerekiyor." diye fısıldadı dudaklarının arasından. Ayaz, dilini dudaklarının arasından çıkarıp kendi alt dudağını yaladı, gözlerinde meydan okuyan bir pırıltıyla. "Beni cezalandırmak istiyorsan, daha çok uğraşman lazım," diye mırıldandı. Sonay kaşlarını çattı. "Demek öyle?" Tam tekrar saldırıya geçecekken, kapının aniden açılmasıyla ikisi de olduğu yerde dondu. İlkay, elinde iki kahveyle içeri girerken onları o hâlde bulunca kaşlarını kaldırdı. Bir an için sessizlik oldu. Sonra, İlkay gözlerini devirerek bir kahveyi sertçe masanın üzerine koydu. "Bari hastanede kendinize hâkim olun. Ne yapıyorsanız yapın ama benim göreceğim yerde olmasın." Ayaz hızla kalkıp üzerini düzeltti, Sonay ise sinirle homurdandı. İlkay onları umursamadan kahvesinden bir yudum alıp sandalyesine oturdu. "Şimdi," dedi, gözlerini ikisine dikerek. "Şu meseleyi konuşalım. Sinan’ı suçlamak için bir sebebimiz olmalı. Gerçekten kanıt bulana kadar kimseye boş yere düşman kesilmeyelim." Ayaz derin bir nefes aldı. Sonay’ın gözleri hâlâ alev alev yanıyordu, ama İlkay’ın haklı olduğunu biliyordu. "Tamam," dedi Ayaz sonunda. "Ama bir kez kanıt bulursak, o zaman Sinan’ı elimizden kimse kurtaramaz." Sonay gülümsedi, ama bu gülümsemenin içinde mutluluktan çok tehlike vardı. "Merak etme," dedi sessizce. "O piçin ipini çekeceğim." 🏀🏀🏀 İkinci bölüm bitti. Ayaz ve Sonay ? İlkay? Sinan? Düşünceleriniz nedir?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD