Bölüm 1: Ejderha Kalbi
Güneş etrafı yeni yeni aydınlatırken, güneşin ışınlarının gözlerini okşamasıyla araladı göz kapaklarını. Elleriyle üzerinde yattığı yemyeşil çimenlerin yumuşaklığını hissederken kederliydi. Kendisini daha bir bebekken yanına alıp büyüten ejderha üç gün önce ölmüş ve bedeni kendi kalbini çıkarttığı için toza dönüşmüştü. Üç gün boyunca ağlamaktan uyuyamamış ve gözleri kan çanağına dönmüştü. En sonunda bedeni bu duruma daha fazla dayanamayıp ağlarken kendisi farkına varmadan uyuya kalmıştı.
Zeng'i 11 yaşına kadar büyüten ejderha Jianta kendi hayatına son vermiş ve kalbini çıkartarak Zeng ile birleştirmişti. Jianta artık yaşlılığa ve daha önceki savaşlarından kalan ağır yaralarından dolayı en fazla bin yıl daha yaşayabileceğini biliyordu. Bin yıl insanlar için oldukça uzun bir süre olmasına rağmen ejderhalar için göz açıp kapayana kadar geçen zamana eş değerdi.
Jianta, Zeng'i harap olmuş bir köyde bulmuştu. Daha doğrusu istemeden kendisinin harap ettiği bir köyde. Bu yüzden kendisini her zaman sorumlu hissettiği için Zeng'i yanına alıp onu büyütmüştü. Fakat Zeng'e hiç bir zaman doğruyu söyleme cesaretini kendinde bulamamıştı.
Zeng uzandığı çimenlerden doğrulduğu zaman aklında tek bir düşünce vardı. Ve o düşünceler Jianta'yla beraber yaptığı son konuşmanın içeriğiydi. Jianta'ya verdiği sözler uğruna ölümünün boşa gitmesine ve bin yılını boş yere çöpe atmasına razı olamazdı. En azından bunu ona borçlu hissediyordu.
"Ölmek üzereyim de ne demek? Baba neden ölmek üzeresin?"
"Zeng geriye kalan zamanım sadece bin yıl. Bin yıl daha seninle yaşayabilirim tabi sen böyle sıradan bir insanken en fazla 70-80 yıl benim yanımda olabilirsin. sonra kalan 900 yıl boyunca yine tek başıma kalır ve bu sefer yalnız ölürüm."
"Jianta bu söylediklerin umurumda değil. Bana göre sen benim babamsın ve bana 70-80 yılı bırak seninle 30-40 yıl bile yeterli lütfen beni bırakıp gitme!"
"Zeng anlamıyorsun eğer bunu yapmazsam; görevimi bitiremem ve daha sonra görevimi bitirecek bir başkası da olmaz."
"Baba ne görevi? neyden bahsediyorsun sen?" Zeng bu noktada kendisini feda edecek bir görevin ne olduğunu merak etmiş ve Jianta'ya soramadan duramamıştı.
"Şimdi beni dikkatli dinle Zeng. Yaklaşık iki milyon yıl kadar önce bir ejderha daha doğrusu ejderha kral unvanı almış olan ejderha birçok varlığı ve ejderhaların yarısından fazlasını katletti. Bunların arasında benim ailemde vardı. Yani bende senin gibi kimsesiz kalmıştım. Eski Ejderha Kral beni ve ben gibi olan bir kaç ejderhayı da yanına alarak kaçmak zorunda kalmıştı."
Zeng, Jianta'nın daha önce bu hikayeyi neden hiç anlatmadığını sormak istiyordu. Ama babasını bölmeye cesaret edemedi.
"Bizi yanına alan Eski Ejderha Kralı bizi eğitti ve bizi büyüttü. Ancak ömrünün sonuna geldiğinde bize bir görev, aslında daha çok bir vasiyet bıraktı. Bu vasiyette her birimizin kendimize uygun bir insan halefi bulmasını ve bu haleflerimizden birinin veya hepsinin birleşmesiyle günün birinde yeni ejderha kralını tahtından indirmesini istedi."
"Baba Ejderha kralıyla savaşmamı istiyorsan savaşacağım bunun için ölmene gerek yok. Lütfen beni bırakma ve onu beraber yenelim. Sana söz onu yeneceğim yeter ki beni bu şekilde bırakma." Zeng kendini daha fazla tutamayıp gözlerini silerken konuştu.
"Zeng lafımı bölme dinle. Neden ölmem gerektiğini anlayacaksın. Birçok ejderha hiçbir insanın bir ejderhayı ve özellikle yeni ejderha kralını yenemeyeceğini düşündüğü için bu görevi istemedi, haksız da değillerdi. Ancak Eski Ejderha Kralımız bize antik, kadim tanrıların zamanlarından kalma bir büyü öğretti. Bu büyünün iki şartı var. ilki kendi kalbimizi çıkarıp bir insanla birleştirmek. İkinci şart ise bu büyü için en az bin yıl ömrümüzü feda etmek aksi halde büyü işe yaramaz. Bu yüzden seninle en fazla 11 yaşına kadar olabilirim aksi halde görevim başarısız olur... Beni Baban olarak görüyorsun değil mi?"
"Tabi ki sen benim babamsın bu yüzden ölmeni istemiyorum!" Kendini tutamayan zeng, gözyaşları içinde bağırdı.
"O halde dediğimi yapmalısın ve eski ejderha kralının vasiyetini yerine getirmeme yardım etmelisin. Daha da önemlisi ailemin intikamını almalısın. Baban olarak gördüğün ben için. Babanın dediğini yapmayacak mısın?"
"A.. ama senin ölmeni istemiyorum. Ben seninle yaşamak istiyorum baba."
"Aptal çocuk ben ölmeyeceğim kalbim her zaman senin bedeninde olacak senin içinde yaşayacağım sadece beni bir daha göremeyeceksin. Ben hep seninle olacağım. Ayrıca Kalbime bir mühür koyacağım. Sana devrettiğim görevi başardığında gerçek ailene de ne olduğunu da öğreneceksin. Şimdi uslu bir çocuk ol ve bu ihtiyar ejderha babana karşı gelme."
"Peki. Yapacağım senin için yapacağım sadece bir şeyi söyle neden ben?" Zeng kabul etmekten başka çaresinin olmadığını biliyordu.
"Neden sen? Güzel bir soru. Eski Ejderha kralı halefleri bulma konusunu bize bıraktı yani bizim uygun gördüğümüz insanların olmasını istedi. Diğer ejderhaları bilmem ama ben kendi kalbimin saf, temiz ve masum bir insanda olmasını istedim. İlk önce bu vasıflara sahip bir çok insan aradım fakat bulamadım yada kimsenin buna uygun olduğunu düşünmedim. Fakat seni bulduğumda küçücük bir bebektin. O zaman fark ettim aradığım özelliklere benim gözümde sadece bebekler sahip olabilirdi. Bu yüzden seni yanıma alıp büyütmeye karar verdim."
"Ne yani beni sadece bunun için mi yanına aldın? beni sevmedin mi?" Zeng kafası karışık bir biçimde sormadan duramadı.
"Aslında ilk başta bunun için yanıma almıştım." Jianta derin bir nefes aldı. "Daha sonraları ise seni gerçekten sevdim ve oğlum olarak gördüm. Uzun zamandan sonra ilk defa içimi ısıtan bir varlık olarak sen vardın yanımda. Ondan sonra görevimi sana devretmeye kesin karar verdim. Sen bana hiç sahip olmadığım duyguları ve baba olabilmenin nasıl bir şey olduğunu öğrettin. O yüzden babana karşı gelme ve son isteğini yerine getir. Aynı zamanda bu benim sana vasiyetimdir."
"Peki." Zengin ağzından başka bir kelime çıkmamıştı.
"Ve bana bir söz daha vermeni istiyorum Zeng. Asla zalim olmayacaksın. Asla korkak olmayacaksın. Korku seni aptal veya aciz yapmaz. Daha güçlü olmanı sağlar. Asla kendini büyük görmeyecek ve kibirlenmeyeceksin, unutma her zaman daha büyük bir dağ vardır. Asla sevgiyi ve dostluğu unutmayacaksın. Asla vazgeçip teslim olmayacak veya pes etmeyeceksin. Birilerini kaybetsen bile her zaman ileriye bakacaksın ve her zaman kaybettiklerin için yaşayacaksın bunlar sana ağır gelse de."
"Peki sana söz veriyorum. Dediğin gibi birisi olacağım. Öğrettiklerini ve söylediklerinin tek bir kelimesini bile unutmayacağım."
"İşte benim oğlum o halde geriye düşünecek hiç bir şeyim kalmadı ve artık rahat edebilirim."
"Bu sözlerden sonra Jianta tuhaf kelimeler mırıldandı ve her biri farklı renklerde parlayan dört pençesini yavaş yavaş göğsüne kalbinin olduğu yere doğru götürdü. Dört farklı ışığa sahip pençeleri yavaş yavaş göğsünü delerek kalbine ulaşırken kelimeleri mırıldanmaya devam ediyordu.
Bir süre sonra kelimeleri mırıldanmayı bıraktı. Pençeleri yavaş yavaş göğsünden çıkarken dört farklı rengin içinde daha parlak olan ve beş farklı renge sahip bir şey tutuyordu. Pençelerinin arasında kendi kalbi vardı!
"Yani bu senin kalbin mi? Bir ejderhanın kalbi böyle mi baba?" Zeng hayatı boyunca gördüğü en canlı renklere bakarken sordu.
"Başka ne olabilir tabi ki benim kalbim. Fakat her ejderhanın kalbi doğasına göre farklı renk yada renklerde parlar ve bir çok elementten oluşabilir. Zamanla bu kalbin ve kendi gücünün birleşiminin ne kadar kudretli olacağını öğreneceksin. Her neyse artık veda vakti, zamanım kalmadı. Bu arada kalbimin içine bildiğim tüm teknikleri mühürledim. Gücün arttıkça mühürler açılacak ve aklında ortaya çıkacak. Sadece güçlen, böylece sana her zaman ders verebilirim." Jianta pençeleri arasında tuttuğu kalbe bakarken kudretli fakat kederli bir ifadeyle cevap verdi.
"Ben sana veda etmek istemiyorum." Zeng tekrar göz yaşlarına boğulmak üzereydi.
O halde tekrar görüşecekmişiz gibi söyle ufaklık. Jianta gülümserken söyledi.
"Peki. Mmm Babalık ben balık yakalamaya gidiyorum. Geldiğimde ateşi yakmış ol." Zeng kısa bir süre sonra düşündü ve en uygun durumun her zaman yaptığı av sohbeti olduğunu fark etti. Sözleri her ne kadar kederli olsa da yüzünde saf gülümsemesini oluşturabilmişti.
"Tuttuğun balıklar büyük olmazsa kendi ateşini kendin yakarsın velet. Geç kalma senin gibi küçük bir şeyi bulmak zor oluyor hem sonra yanlışlıkla üstüne basmak istemem. Ehehe" Jianta'da oğluna ayak uydurup kahkahayla eşlik etti.
Jianta pençeleri arasındaki kalbine tekrar küçük bir bakış attıktan sonra yavaş yavaş kalbi pençeleri arasında küçüldü ve bir insan kalbi boyutuna geldi. Ardından diğer pençesini uzattı ve Zeng pençeleri arasına zıpladı. Jianta'nın gözleri Zeng'e son defa bakarken iki pençesi havada bir araya geldi.
Zeng'in Bedeninden kırmızı bir ışık saçılırken Jianta'nın pençeleri arasındaki beş farklı renkteki kalp hızlı bir şekilde Zeng'in göğsüne zarar vermeden kıyafetlerinden ve beyaz teninden geçerek kalbinin üstüne geldi. Jianta'nın kalbi sonunda Zeng'in kalbiyle birleşti.
Jianta zengi yere geri koyarken gözünden tek damla göz yaşı aktı. Zeng'e son kez sevgi ve şefkatle bakarken aklında iki düşünce vardı. "Umarım yanlış seçim yapmamışımdır. Umarım beni ilerde affeder"
Jianta Zengi yere koyduktan sonra devasa bedeni beyaz bir şekilde parıldamaya ve ardından yavaş yavaş tüm bedeni küçük parlak noktalara dönüşerek rüzgarla beraber savruldu.
"Merak etme Baba yapacağım son şey olsa da devrettiğin görevi yerine getireceğim ve dediğin gibi bir adam olacağım." Zeng bu cümleyi kendi kendine mırıldandıktan sonra olduğu yere diz üstü düştü ve ağlamaya başladı.
Tam olarak üç gün hiç uyumadan ağladı ve gözleri kan kırmızı haline gelmişken dördüncü günün akşamında ağlamaya devam ederken uykusuzluğa dayanamayan bedeni farkında olmadan uyuya kalmıştı.