bc

ZORAKİ KUMA(+21)

book_age18+
57
ติดตาม
1K
อ่าน
แนวดาร์ก
love-triangle
ครอบครัว
จบสุข
รักต่างวัย
โชคชะตา
ใช้กำลัง
คู่ต่างขั้ว
โอกาสครั้งที่สอง
รักเพื่อน
เย่อหยิ่ง
แบดบอย
ผู้สืบทอด
ดราม่า
โศกนาฏกรรม
หวาน
ชายจีบหญิง
ตึงเครียด
สาสมใจ
soldier
วิทยาลัย
เมือง
เมืองเล็ก
การโกง
สตรีนิยม
จากศัตรูกลายเป็นคู่รัก
ความลับ
ล่ำๆ หมีๆ
love at the first sight
friends with benefits
polygamy
substitute
like
intro-logo
คำนิยม

DİKKAT: Detaylı cinsellik, şiddet ve argo içerir!

Kulağımda yankılanan sesler.

" Bence bu fanteziler seninde hoşuna gidiyor. "

" Eğer uslu olsaydın evimizdeki fantezi odamızda zincirlerdim sadece seni ama sen çok yaramaz bir kızsın. "

Birkaç adım atmayı zorla başardım.

Her adımda ayağımdaki zincirler birbirine çarpıyor, çıkardıkları metalik ses taş duvarların arasında yankılanıyordu. Günlerdir aynı yerdeydim. Aynı soğuk zemin, aynı karanlık duvarlar, aynı ağır hava…

Ama artık bunların hiçbirine eskisi gibi dikkat edemiyordum. Açlık her şeyin önüne geçmişti.

Dizlerim titreyerek duvarın kenarından destek aldım. Birkaç adım daha attım. Zincirlerin ağırlığı ayak bileklerimi kesiyor, her hareketimde canımı yakıyordu. Yine de durmadım. Çünkü karşıda bir parça ekmek vardı. Belki de günlerdir beni ayakta tutan tek şey, o ekmeğin hala orada olduğunu bilmekti.

Elimi uzattım. Parmaklarım ekmeğe değdiğinde yüzümde kısa bir umut belirdi. Fakat ekmeği elime aldığım anda o umut söndü. Küflenmişti.

Üzerindeki yeşil lekeler artık yok sayılacak gibi değildi. Küf kokusu burnuma kadar geliyordu. Yine de bir süre elimde tuttum. İnsan aç kaldığında gururunu da unutuyormuş. Küflü ekmeği yiyip yememeyi düşünmek bile lükstü artık.

Başımı kaldırıp köşedeki boş su kabına baktım.

Üç gündür su gelmiyordu. Üç gün… İlk gün öfkeliydim.

İkinci gün korkmaya başlamıştım. Üçüncü gün ise artık gerçekten öleceğimi düşünüyordum.

Beni burada unutmuş olabileceği ihtimali bile aklımdan geçmişti. Belki de işine yaramadığımı düşünmüştü

Belki de beni gerçekten ölüme terk etmişti.

Tam o sırada bir ses duydum.

Uzaklardan gelen bir araba sesi… Gözlerimi kapattım.

Kimin geldiğini anlamak için görmeme bile gerek yoktu.

Oydu. Başka kimse yerimi bilmiyordu. Başka kimse beni bulamazdı. Ben Türkiye Cumhuriyeti savcısı yardımcısı Eda Yalçın'dım. Devlet adına insanları sorgulayan, suçluların karşısına dikilen, adalet dağıtacağına inandığım bir mesleği seçmiş bir kadındım.

Şimdi ise ayağında zincirlerle, günlerdir susuz bırakılmış bir halde, kendi iradesi dışında tutulduğum bu yerde onun kapıyı açmasını bekliyordum.

Yanlış adamı sevmiştim.

Belki de en büyük hatam buydu. Onun iyi biri olduğuna inanmıştım. Aşık olduğum adamın gözlerinde kendimi güvende sanmıştım. Meğer o gözlerin ardında bambaşka bir adam varmış. Kapının kilidi döndü.

Gıcırtıyla açılan kapıdan içeri bir anda güneş ışığı doldu. Gözlerimi kısmak zorunda kaldım. Karanlığa alışmış gözlerim birkaç saniye boyunca hiçbir şey göremedi. Sonra siluetini seçtim.

Sert adımlarla içeri girdi. Üzerinde her zamanki kendinden emin tavrı vardı. Sanki burada yaşanan hiçbir şey olağanüstü değilmiş gibi.

Bir zamanlar aşık olduğumu sandığım adam, şimdi karşımda bir Ağa bozuntusu olarak duruyordu.

Elindeki poşeti kaldırdı.

"Acıkmışsındır."

Sesindeki rahatlık midemi bulandırdı.

"Üç gündür gelemedim. Düğün, gerdek derken yoğundum."

Dudaklarının kenarında alaycı bir gülümseme oluştu.

"Beni özledin mi?"

Cevap vermedim. Verecek gücüm yoktu. Bana bakıp birkaç saniye sessiz kaldı. Ardından eğilip poşetten yiyecek çıkardı.

"Hadi ama."

Ses tonu daha da alaycı bir hal aldı.

"Hizmetlerinden memnunum. Uslu bir kız olmaya devam edersen seni kuma olarak alacağım."

Bir an nefesim kesildi.

"Sözüm söz."

Uslu olmak… Onun istediği şey buydu.

İtaat etmek. Karşı çıkmamak. Sessiz kalmak.

Hayatta kalmak için başka çarem olmadığını biliyordum. Bu düşünce bile gururumu parçalıyor, ama bedenimin artık gururdan daha acil ihtiyaçları vardı.

Çenemi tuttu.

"Hadi bir şeyler ye."

Sonra yüzünde rahatsız edici bir gülümseme belirdi.

"Sonra seni yıkayalım."

Bakışları üzerimde dolaştı.

"Biliyorsun, ben temiz kadınlarla seks yapmayı severim."

chap-preview
อ่านตัวอย่างฟรี
PROLOG
Yıllar sonra, bir zamanlar annemle kaçtığımız köyün yakınına dönüyordum. Aslında tam olarak o köye gitmiyordum. Ama çok yakınına gidiyordum. Babamın öldürüldüğü köyün hemen yanındaki köye… Arabanın camından dışarı baktım. Gördüğüm dağlar, yıllar önce zihnime kazınmış görüntülerin aynısını taşıyordu. Kurak tepeler, taş evler, birbirine yaslanmış köyler… Bazı yerler değişmiyordu. İnsanlar değişiyordu belki. Evlerin çatıları yenileniyor, yollar asfaltlanıyor, yeni arabalar geliyor, telefon direkleri dikiliyordu. Ama bazı acılar, üzerinden kaç yıl geçerse geçsin aynı yerde duruyordu. Benim bu topraklarla ilgili hatırladığım en belirgin şey ise babamın akan kanıydı. O günü bütün ayrıntılarıyla hatırlamıyordum. Çünkü o zaman sadece dört yaşındaydım. Dört yaşındaki bir çocuğun bir cinayeti anlaması mümkün değildi. Ben de anlamamıştım. Ama bazı görüntüler insanın zihnine yaşından bağımsız kazınıyordu. Babamın yere düşüşü… Annemin beni kucağına alışını… Koşarken ayağıma batan taş… Annemin nefes nefese, arkasına bakmadan söylediği o cümle… "Sakın durma." Ve kan. Çok kan vardı. Çocuk aklımla neden olduğunu anlayamamıştım. Sadece korkmuştum. Annem de korkmuştu. Beni alıp o köyden kaçmıştı. Bir daha dönmemek üzere. Sonraki iki yıl boyunca annemle birlikte başka bir yerde yaşadık. Ben babamın neden öldürüldüğünü bilmiyordum. Annem de bana anlatmıyordu. Bazen geceleri uyandığımda onu sessizce ağlarken görüyordum. "Baba nerede?" diye sorduğumda yüzünü siliyor, bana sarılıyor ve hiçbir şey söylemiyordu. Ben ise babamın öldüğünü tam olarak kavrayamıyordum. Çocuk aklımda ölüm, bir insanın bir süre ortada görünmemesiydi. Bir gün geri gelecekmiş gibi düşünüyordum. Sonra annem hastalandı. Önce bunun geçici olduğunu sandım. Annem eskisi kadar hareket etmiyordu. Çabuk yoruluyordu. Bazen günlerce yataktan çıkamıyordu. Ama bana her seferinde iyi olduğunu söylüyordu. Ben de inanıyordum. Çünkü çocuklar annelerinin söylediklerine inanır. Altı yaşımdayken annemi de kaybettim. Hastalığı onu benden aldı. O zaman bunun neden olduğunu bilmiyordum. Yıllar sonra öğrendiğim gerçek çok daha basitti. Annem hastaydı. Ama çocukluğum boyunca bunun başka bir açıklamasına inanmıştım. Babamın ölümünden sonra annem çok üzülmüştü. Ben, onun hastalanmasını da babamı kaybetmenin acısına bağlamıştım. Sanki babam öldüğü için annemin kalbi kırılmış, o kırık kalp de sonunda bedenini hastalandırmıştı. Belki çocuk aklımın kurduğu bir hikayeydi. Ama o zaman bana gerçek gibi geliyordu. Hala çok yalan gelmez. Annem öldüğünde altı yaşındaydım. Ve artık gerçekten yalnızdım. Bir süre ne olacağını bilemeden sokaklarda dolaştım. Nereye gideceğimi bilmiyordum. Kime güveneceğimi bilmiyordum. Sonra devlet korumasına alındım. Bir çocuk yuvasına yerleştirildim. Hayatımın geri kalanını orada kurmaya başladım. Okula da orada başladım. Altı yaşında ilkokul birinci sınıfa başladığımda kimse ileride ne olacağımı bilmiyordu. Ben de bilmiyordum. Sadece derslerde diğer çocuklardan biraz farklı olduğumu öğretmenlerim fark etmişti. Çabuk öğreniyordum. Çok okuyordum. Bir şeyi bir kez öğrendiğimde tekrar tekrar anlatılmasına ihtiyaç duymuyordum. Sekiz yaşımda sınıf yükseltme değerlendirmesine girdim ve başarılı oldum. Bir sınıf atladım. Sonrasında eğitim hayatım yaşıtlarımdan biraz daha hızlı ilerledi. Ortaokulu erken tamamladım. Liseyi on yedi yaşında bitirdim. Benim için okul hiçbir zaman sadece okul olmadı. Okul, sokaklardan kurtulduğum yerdi. Kitaplar, geçmişimi düşünmediğim tek yerdi. Belki de bu yüzden derslere bu kadar tutunmuştum. Çünkü her öğrendiğim şey beni çocukluğumdan biraz daha uzağa götürüyordu. On yedi yaşında hukuk fakültesine başladım. İlk gün amfide oturduğumda etrafımdaki öğrencilerin çoğu benden büyüktü. Bazıları birkaç yaş, bazıları daha fazla. İlk başlarda yaşıma şaşırdılar. Sonra derslerdeki başarımı görünce bunu konuşmayı bıraktılar. Dört yıl sonra, yirmi bir yaşında hukuk fakültesinden mezun oldum. Özelikle hazırlık olmayan bir üniversite seçmiştim. Acelem vardı. Ardından önümde herkes için geçerli olan sınavlar ve mesleki süreçler vardı. Ben de diğer adaylar gibi o aşamalardan geçtim. Yirmi iki yaşında hakim ve savcı yardımcısı olarak meslek hayatıma başladım. Şimdi yirmi üç yaşındaydım. Henüz Cumhuriyet savcısı değildim. Savcı yardımcısıydım. Öğrenmem gereken çok şey vardı. Ama yıllardır istediğim yerdeydim. Adaletin içinde. Ve önümdeki dosya diğerlerinden farklıydı. İstanbul' da işlenen bir cinayet. Öldürülen kız yalnızca on sekiz yaşındaydı. Daha hayatının başındaydı. Okumak istiyordu. Üniversiteye gitmek için hazırlanıyordu. Ailesinin baskısından kaçıp İstanbul' a gelmişti. Sonra bir gece öldü. Dosyada doğru düzgün delil yoktu. Cinayetin nasıl işlendiğine dair parçalar vardı ama cinayetin arkasındaki gerçek sebebi kanıtlayacak kadar güçlü delil yoktu. Buna rağmen bazı şeyler fazlasıyla açıktı. Kız okumak istiyordu. Ailesi istemiyordu. Kız karşı çıkıyordu. Evden kaçmıştı. Ardından öldürülmüştü. Bana göre bunun adı tesadüf değildi. Töre cinayeti ihtimali çok güçlüydü. Dosyaya bakan bazı kişiler ise bu ihtimalden söz etmek bile istemiyordu. Çünkü olay İstanbul' da başlamış olsa da izleri doğuya uzanıyordu. Ailenin geçmişi… Köydeki ilişkiler… Bölgedeki güç dengeleri… Hepsi aynı yere çıkıyordu. Kimse bu davayı almak istememişti. "Çok hassas." "Orada soruşturma yürütmek kolay değil." "Yerel dengeleri bilmiyorsun." "Başına iş açılır." Bana söylenenler bunlardı. Ben ise dosyaya baktıkça içimde garip bir his oluştu. Sanki yıllardır beklediğim bir şey sonunda ayağıma gelmişti. Belki de kaderdi. Çünkü yıllar önce annemle kaçtığım yerin hemen yanına gidiyordum. Babamın öldürüldüğü köye değil… Komşu köye. Duyduğuma göre iki köyü de aynı Ağa yönetiyordu. Bu bilgi dosyada yalnızca birkaç satırdan ibaretti. Ama benim için değildi. Ağa. Bu kelimeyi çocukluğumdan beri biliyordum. Babamın ölümünden sonra annemin bazı geceler fısıldayarak konuştuğu kelimelerden biriydi. Ben büyüdükçe bazı şeyleri anneme sormuştum. O ise çoğu zaman susmuştu. "Babanın ölümünü unut." "Geçmişi kurcalama." "Biz kurtulduk." Ama ben hiçbir zaman gerçekten kurtulmamıştım. Çünkü insan geçmişinden kaçabiliyordu. Fakat hafızasından kaçamıyordu. Şimdi elimde bir dosya vardı. On sekiz yaşında öldürülen bir kız. Okumak istediği için ailesiyle karşı karşıya gelmişti. Ve ben, yıllar önce dört yaşındayken babasının kanını görmüş, altı yaşında annesini kaybetmiş küçük kızın büyümüş hali olarak bu dosyayı taşıyordum. Arabanın camından dışarı baktım. Dağlar gittikçe yaklaşıyordu. Kalbim hızlanmaya başlamıştı. Kendime bunun yalnızca bir soruşturma olduğunu söyledim. Bir cinayet dosyası. Bir savcı yardımcısı olarak görevimi yapacaktım. Hepsi buydu. Ama içimde başka bir ses vardı. Belki de yıllardır susturamadığım o küçük kızın sesi. Babamın kanını gördüğü gün hiçbir şey yapamamıştı. Annesinin elinden tutup kaçmaktan başka seçeneği yoktu. Sonra annesini de kaybetmişti. Şimdi ise karşısında başka bir kızın hikayesi vardı. Eda Yalçın 'ın elinde bir silah değil, hukuk vardı. Dosyayı dizlerimin üzerinde biraz daha sıkı tuttum. Köye birkaç kilometre kalmıştı. Hayatımda ilk kez geçmişimin bu kadar yakınına gidiyordum. Ama henüz bilmiyordum… Bu dava yalnızca öldürülen on sekiz yaşındaki kızın katilini bulmama neden olmayacaktı. Yıllardır cevaplarını aradığım soruları da yeniden önüme koyacaktı. Babam neden öldürülmüştü? Annem neden kaçmak zorunda kalmıştı? Annem gerçekten yalnızca hastalığı yüzünden mi ölmüştü? Ve o iki köyü yıllardır yönettiği söylenen Ağa… Benim geçmişimde de gerçekten onun bir payı var mıydı?

editor-pick
Dreame - ขวัญใจบรรณาธิการ

bc

Unscentable

read
2.1M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
830.5K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
2.1M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
1.0M
bc

A Warrior's Second Chance

read
384.8K
bc

Not just, the Beta

read
361.9K
bc

The Broken Wolf

read
1.2M

สแกนเพื่อดาวน์โหลดแอป

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook