
DİKKAT: Detaylı cinsellik, şiddet ve argo içerir!
Kulağımda yankılanan sesler.
" Bence bu fanteziler seninde hoşuna gidiyor. "
" Eğer uslu olsaydın evimizdeki fantezi odamızda zincirlerdim sadece seni ama sen çok yaramaz bir kızsın. "
Birkaç adım atmayı zorla başardım.
Her adımda ayağımdaki zincirler birbirine çarpıyor, çıkardıkları metalik ses taş duvarların arasında yankılanıyordu. Günlerdir aynı yerdeydim. Aynı soğuk zemin, aynı karanlık duvarlar, aynı ağır hava…
Ama artık bunların hiçbirine eskisi gibi dikkat edemiyordum. Açlık her şeyin önüne geçmişti.
Dizlerim titreyerek duvarın kenarından destek aldım. Birkaç adım daha attım. Zincirlerin ağırlığı ayak bileklerimi kesiyor, her hareketimde canımı yakıyordu. Yine de durmadım. Çünkü karşıda bir parça ekmek vardı. Belki de günlerdir beni ayakta tutan tek şey, o ekmeğin hala orada olduğunu bilmekti.
Elimi uzattım. Parmaklarım ekmeğe değdiğinde yüzümde kısa bir umut belirdi. Fakat ekmeği elime aldığım anda o umut söndü. Küflenmişti.
Üzerindeki yeşil lekeler artık yok sayılacak gibi değildi. Küf kokusu burnuma kadar geliyordu. Yine de bir süre elimde tuttum. İnsan aç kaldığında gururunu da unutuyormuş. Küflü ekmeği yiyip yememeyi düşünmek bile lükstü artık.
Başımı kaldırıp köşedeki boş su kabına baktım.
Üç gündür su gelmiyordu. Üç gün… İlk gün öfkeliydim.
İkinci gün korkmaya başlamıştım. Üçüncü gün ise artık gerçekten öleceğimi düşünüyordum.
Beni burada unutmuş olabileceği ihtimali bile aklımdan geçmişti. Belki de işine yaramadığımı düşünmüştü
Belki de beni gerçekten ölüme terk etmişti.
Tam o sırada bir ses duydum.
Uzaklardan gelen bir araba sesi… Gözlerimi kapattım.
Kimin geldiğini anlamak için görmeme bile gerek yoktu.
Oydu. Başka kimse yerimi bilmiyordu. Başka kimse beni bulamazdı. Ben Türkiye Cumhuriyeti savcısı yardımcısı Eda Yalçın'dım. Devlet adına insanları sorgulayan, suçluların karşısına dikilen, adalet dağıtacağına inandığım bir mesleği seçmiş bir kadındım.
Şimdi ise ayağında zincirlerle, günlerdir susuz bırakılmış bir halde, kendi iradesi dışında tutulduğum bu yerde onun kapıyı açmasını bekliyordum.
Yanlış adamı sevmiştim.
Belki de en büyük hatam buydu. Onun iyi biri olduğuna inanmıştım. Aşık olduğum adamın gözlerinde kendimi güvende sanmıştım. Meğer o gözlerin ardında bambaşka bir adam varmış. Kapının kilidi döndü.
Gıcırtıyla açılan kapıdan içeri bir anda güneş ışığı doldu. Gözlerimi kısmak zorunda kaldım. Karanlığa alışmış gözlerim birkaç saniye boyunca hiçbir şey göremedi. Sonra siluetini seçtim.
Sert adımlarla içeri girdi. Üzerinde her zamanki kendinden emin tavrı vardı. Sanki burada yaşanan hiçbir şey olağanüstü değilmiş gibi.
Bir zamanlar aşık olduğumu sandığım adam, şimdi karşımda bir Ağa bozuntusu olarak duruyordu.
Elindeki poşeti kaldırdı.
"Acıkmışsındır."
Sesindeki rahatlık midemi bulandırdı.
"Üç gündür gelemedim. Düğün, gerdek derken yoğundum."
Dudaklarının kenarında alaycı bir gülümseme oluştu.
"Beni özledin mi?"
Cevap vermedim. Verecek gücüm yoktu. Bana bakıp birkaç saniye sessiz kaldı. Ardından eğilip poşetten yiyecek çıkardı.
"Hadi ama."
Ses tonu daha da alaycı bir hal aldı.
"Hizmetlerinden memnunum. Uslu bir kız olmaya devam edersen seni kuma olarak alacağım."
Bir an nefesim kesildi.
"Sözüm söz."
Uslu olmak… Onun istediği şey buydu.
İtaat etmek. Karşı çıkmamak. Sessiz kalmak.
Hayatta kalmak için başka çarem olmadığını biliyordum. Bu düşünce bile gururumu parçalıyor, ama bedenimin artık gururdan daha acil ihtiyaçları vardı.
Çenemi tuttu.
"Hadi bir şeyler ye."
Sonra yüzünde rahatsız edici bir gülümseme belirdi.
"Sonra seni yıkayalım."
Bakışları üzerimde dolaştı.
"Biliyorsun, ben temiz kadınlarla seks yapmayı severim."

