6.BÖLÜM

2061 คำ
            Genç kadın yine güne erkenden başladı. Bugün sabah rutinlerine çiçeklerine su vererek başladı. Kahvesi demlene kadar onların suyunu vermek ve onların büyüyüp serpilişlerini izlemek terapi gibiydi. Emek verdiği şeyin sonuçlarını seyretmek kime huzur vermezdi ki zaten?                 Sabah rutinlerini giyinerek sonlandırdığında saat sekize geliyordu. Pembe ceketi ile takım pantolonun altına beyaz spor ayakkabılarını geçirmişti. Çünkü bugün de yürüyerek gidecekti. Yalnız bugün hedefinde gazete değil emniyet müdürlüğü olacaktı. Gece boyunca düşündüklerini konuşmak için Toprak komiseri görme ihtiyacı içerisindeydi.             Üstelik bu işe nasıl sıkı sıkıya tutunacağını ona da müdürüne de göstermek istiyordu. Ellerini gerektiği kadar kirleteceğini herkes bilmeliydi. Kadın olmasının ona engel olmayacağını etrafındaki herkes artık anlamalıydı. Canına yetmişti; on yıldır sadece bir kadın olduğu için arka planda tutulmak. Onun arzuladığı korunup kollanmak değil, desteklenmekti. Başarılı olabilmek için tek ihtiyacı olansa erkeklerin bir adım kenara çekilmeleriydi.             Yağmur emniyet müdürlüğüne vardığında daha mesai saatinin başlamasına on beş dakikanın olduğunu fark etse de bu onu durdurmadı. Sonuçta burası hiç uyumayan, hiç ara vermeyen bir merkezdi, her karakol gibi. Salına salına içeri girdiğinde yıllar içerisinde birkaç kez karşılaştığı bir komiseri gördü. Onu başıyla selamlayıp geçecekti ancak adam ona doğru gelip önünde durduğunda bu pek de mümkün olmadı.             “Günaydınlar, Yağmur Hanımcığım. Sizi sabah sabah buralarda görmek ne güzel ve de ne şaşırtıcı.”             Kendisinden haddi olmadan hesap sorulması hoşuna gitmediyse de güzel başlayan güne leke değdirmemek için komiserin sorusunu yanıtladı. “Baş Komiser Toprak ile görüşeceğim.”             “Hayırdır?” Ne meraklıydı bu adam böyle? Ne de yılışık! Yağmur geriye doğru bir adım atmasa kişisel alanını işgal etmekten hiç çekineceği yoktu.             “Orası da bana kalsın, Komiser.” Yağmur ne kadar çabaladıysa da adamın adını anımsayamadı. Oysa isim hafızası çok iyiydi. Ya son zamanlarda hafızasının performansı düşmüştü ya da böyle yılışık tipleri ile bilinç altını kirletmemek gibi farkında olmadan bir savunma geliştirmişti beyni.             Kendi içinde omuz silktiği sırada güzel gazetecinin arkasından tok bir ses duyuldu. “Hayırdır, Ahmet! Artık benim misafirlerimi mi karşılar oldun? Başka işin yok herhalde?”             Yağmur, adının Ahmet olduğunu hatırladığı komiserin Toprak’ın kelimelerini işittiğinde bariz şekilde gerilişini zevkle izledi. Bunu yaparken ensesinin garip bir şekilde uyuşmaya başladığını görmezden gelmeye çalışıyordu. Adamın keskin bakışlarını ensesinde mi hissediyordu, yoksa bariz bir şekilde ondan kendisine doğru yol alan bir akım mı vardı asla emin olamayacak kadar kafasını karıştırıyordu bu adamın yakınlarında olmak. Yeni yetme genç kızlık yıllarına geri dönmüş gibiydi adeta.             “Yok, Baş Komiserim. Bizim Yağmur Hanım ile tanışıklığımız çok eskiye dayanır.” Yağmur adamın yaptığı ima üzerine iyice sinir oldu. Alt tarafı geçen seneden beri tanışıyorlar ve Yağmur bu komiseri tanıdığı andan beridir de ondan hiç hoşlanmıyordu. Adamın da aylar önce işittiği sözlerden sonra ondan hoşlanmayacağını düşünmüştü. Ancak bu tarz densiz heriflerin önünü kesmenin sandığı kadar kolay olmadığını şuan çok daha net görüyordu.             “O zaman artık işinin başına dönebilirsin. Misafirimle kendim ilgilenebileceğimden eminim.” Yağmur her ne kadar bu tarz maço hareketlerden hoşlanmasa da Ahmet Komisere yol verilmesi iyi hissettiriyordu.             “Tabi, amirim.” Diyen adam hızlı adımlarla toz olduğunda Toprak nihayet yaklaşıp Yağmur’un görüş alanına girdi. Kadının ilk fark ettiği şey adamın tüm ihtişamlı görünüşüne rağmen ne kadar yorgun gözüktüğü oldu. Dün sinirlerinin gergin olduğunu söylediğinde ne kadar samimi olduğunu şimdi daha iyi anlıyordu. Belli ki adamın gözüne uyku bile girmiyordu.             “Günaydın, Yağmur Hanım. Bakıyorum da epey erkencisiniz.”             “Güne erken başlamayı severim.”             “Buyurun, odama geçelim öyleyse.” Diyen adam kadını ilerideki geniş odaya yönlendirdi. Odaya geçmeden önce çaycıya seslenip bir kahve ile bir çay istedi. Bu Yağmur’un ister istemez hoşuna gitti. Komiser ona sormadan onun ne içmek isteyeceğini tahmin etmişti. Demek ki dün sabah gazetede ne içtiğine bile dikkat etmişti.             “Demek Ahmet Komiser ile uzun süredir tanışıyorsunuz!” Adamın masasının arkasındaki sandalyeye kendisini bırakırken yaptığı ima az önce hissettiği zevki uçurup götürdü. Bu imadan hiç hoşlanmamıştı.             “Uzun süredir tanıştığımız söylenemez.” Neden açıklama yaptığını bile bilmiyordu ancak birlikte çalışacaklarsa yanlış tanınmak istemezdi. “Geçen sene bir haberin üzerinde çalışırken tanışmıştık. Ahmet Komiseri ne kadar tanırsınız bilmiyorum ancak kendisinin biraz anlama kıtlığı çektiğini hissediyorum ben.”             Yağmur konuşurken komiserin ağzının kenarı yana doğru kaydı. Genç kızın konuşurken sınır tanımamasını ve çekinmemesini takdir etmeden yapamadı. Bir komiserin arkasından başka bir komiserle konuşmak her yiğidin harcı değildi. Belli ki bu Yağmur Hanım göründüğünden çok daha açık yürekliydi.             “Kendisine geçen sene her kuşun etinin yenmeyeceğini gayet net bir şekilde göstermiştim. Belli ki bu sene bunu tekrar hatırlatmam gerekecek.” Yağmur’un imasını üzerine alınan Toprak’ın iki kaşı birlikte merakla havaya kalktı.             “Bu sözlerinizi neden üzerime alınıyorum acaba?” diye sordu başını yana doğru eğerken.             “Sözlerim size değildi.” İki omuzunu birden silkti gazeteci. “Ancak alınıyorsanız sorun sizde olmalı.”             “Sözlerinizi bir uyarı olarak almamak elde değil.” Adamın epey eğlenir gibi bir hali vardı. Bu minik kadın onu her defasında şaşırtmayı başarıyordu.             “Geçtiğimiz sene Ahmet Komiser sırf bir haber için onunla birlikte olabileceğim yanılgısına kapıldı. Yanıldığını anlaması için de çok geçmesi gerekmedi. Bir kadın olarak bu tarz girişimlere alışığım. Beni sinirlendiren bunun bir kadın olduğum için yapılıyor olması. Anlatabiliyor muyum?”             “Kesinlikle.” Toprak birden ciddileşti. Kadının lafı getirdiği yer can sıkıcıydı. “Bir erkek olarak bir haber peşine düşmüş olsaydınız sizin yerinize davanın peşine düşeceklerdi.”             “Aynen öyle, komiserim. Birbirimizi anladığımıza sevindim.”             “Ben öyle bir adam değilim.” Kendisini iki yüzlü hissetmeden edemedi. Çünkü karşısındaki dik başlı bu kadından haddinden fazla utanmıştı ve şimdi aralarına aşılması zor duvarların örüldüğünü hissediyordu. Onu her hangi bir şekilde incitmek ya da gücendirmemek için geri durmalıydı. Sorun ona bu kadar yoğun bir çekim hissederken bu nasıl yapacağını bilmemesindeydi.             Genç kadının amacı kesinlikle karşısında kafası karışmış bir şekilde ona bakan adamla arasına bir set çekmek değildi. Ancak kendisini yanlış anlamaması, onun bir haber uğruna birileriyle birlikte olabileceği yanılgısına düşmesini istemediğinden bu açıklamalarda bulunmuş ve istemeden de olsa aralarına bir duvar örmüştü bile.             Belki de böylesi daha iyi diye geçirdi içinden. Herkes yerini bilirse işinde daha iyi ilerleyebilirdi. Bugüne kadar olduğu gibi önceliği işine vermek bildiği sularda yüzmek demekti. sakıncalı bir durum yoktu ortada.             “Öyle bir adam olduğunuzu düşünmemiştim zaten, komiser.” Diyerek konuyu kapatmak istedi. “Sadece birlikte çalışacaksak baştan birbirimizi biraz olsun tanımanın iyi olacağını düşündüm.”             Komiser cevap veremeden çaycı odaya gelip ikisinin sıcak içeceklerini getirip servis etti. Gelen karton bardakta kahveyi içmekten nefret etse de sesini çıkarmadı ancak aldığı ilk yudumla farkında olmadan yüzünü buruşturdu. Bu da baş komiserin gözünden kaçmadı.             “Sevmedin herhalde.”             Genç kadın şaşkınlıkla başını kaldırıp kendi kahvelerini onunkinin renk ikizi olan gözlere dikti. “Kahve güzel de kağıt bardaklardan nefret ederim. Kahvenin bütün tadını kaçırıyorlar bence.”             “Burada çay hariç,” adam elindeki ince belli cam bardağı havaya kaldırıp gazeteciye gösterdi. “her şey kağıt bardakta gelir. Herkesin kendi kupası vardır bunun için.”             “Bir dahakine kendi kupamı getireyim o halde.”             “Sık sık seni misafir edeceğim desene.” Adamın bu düşünce karşısında hissettiği neşe sesine yansımıştı. Kadının bunu fark edip etmediğini bilmiyor, açık etmiş olmayı da önemsemiyordu.             “Öyle olacağından şüphen olmasın, komiser.” Genç kadının gülümsemesi yeniden bir şeyleri harekete geçirdi Toprak’ın kırk yıllık kalbinde. Daha önce güzel birçok kadınla tanışmış, birçoğuyla beraber olmuştu. Ancak bir gülüşü ile kendisini etkileyebilecek hiç kimseyi hatırlayamadı. Olsaydı kesinlikle hatırlardı.             “Her dakika beni burada bulamazsın. Ben çoğunlukla sahada çalışırım. Bu yüzden birbirimize telefon numaralarımızı versek iyi olur. Sen de gelmeden önce beni ararsın. Ya da ben gelmen gerektiğinde seni ararım.” Neden bu kadar açıklama yaptığını bilmiyordu. İstese iki dakikasını almazdı Yağmur’un telefon numarasını bulmak.             “Haber vermeden gelme demenin en kibar yolu bu olsa gerek.” Genç kadın hala gülümsüyordu. Toprak Komiserin ondan etkilendiği apaçıktı. En az kendisinin de ondan etkilendiği kadar. Bu iş çok ilginç olacaktı.             “Benim işim sizin için oldukça tehlikeli. Bu dava ise hepsinden tehlikeli.”             “Bir dakika, komiser.” Diyerek adamın lafını yarıda kesti. “Ben bu konuşmanın nereye gideceğini çok net anlıyorum. Beni arka planda tutmak isteyeceksiniz.”             “Müdüründen bunun için kesin talimat aldım.” Diye karşılık alan gazeteci dökülmesini umursamadan sertçe elindeki kahveyi önündeki sehpaya bıraktı. Bıkmıştı bu korunup kollanma meselesinin temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp önüne konmasından.             “Ben porselen bebek değilim. Korkak hiç değilim. Öyle olsam bu mesleği seçmezdim. Bu yüzden bana sırf kadın olduğum için saçma sapan yersiz muameleler gösterilmesinden bıktım.” Hışımla ayağa kalktığında Toprak Komiser onun yine çekip gideceğinden korkup onu durdurmak için hamle yapacaktı ki genç kadının gitmek yerine odanın içinde volta atmak için adımladığını fark edince gerisin geri yerine oturdu.             “Sırf bir kadın olduğum için on yıldır o gazetenin içinde yerimde sayıyorum. Benimle aynı anda işe başlayan erkekler isimlerini duyuralı, başarılar elde edeli seneler oluyor, komiser. Bense işimde başarısız olduğum için değil, fırsat verilmediği için sadece onların arkalarından bakıyorum. Benim korunmaya ihtiyacım yok. Lütfen, sen de başlama.”             “Benim işim bu, Yağmur.” Adam ilk kez ona adıyla seslenince genç kadının adımları duraksadı. “İnsanları korumak. Seni de gerektiği kadar koruyacağım ancak bunu bir kadın olduğun için değil, bir insan olduğun için yapacağım. Belki bir de yakın geleceğin en iyi gazetecilerinden biri olacağın için falan yapacağım.”             Genç kadının dolgun dudaklarını iki kenara kaydığında Toprak her gülüşünde böyle heyecanlanırsa bu dava bitene kadar kalbinin yorgun düşeceğini düşünse de onu gülümsetenin kendisi olması ayrı bir haz verdi adama.             “Sanırım böylesini kabul edebilirim ancak asla fazlasını değil.”             “Sana engel olan adamlardan olmayacağım. Ancak sen de kendini göz göre göre tehlikeye atmayacaksın. Bana söz vermelisin. Seni bu işe soktuğuma beni pişman etmeyeceksin.”             “Söz, komiserim. Ne seni ne kendimi pişman edeceğim.” İzci sözü verir gibi iki parmağını gösterdi komisere. Bu sırada çok fazla film izlediğini düşündü. Ancak kendisini tutmadı. Her nedense komiserin yanında kendi gibi olmaktan da açık konuşmaktan da hiç çekinmiyordu.             “Meslektaşlarım harici kişilerle çalışmaya alışık değilim. Hiçbir polis buna alışık değildir. Özellikle de her işe burnunu sokan gazetecilere ve tabi işi dipli bucaklı araştırmadan haber yapan gazetecilere!”             “Demek ön yargıları olan tek kişi ben değilmişim.” Genç kadın rahatladığını belli eder şekilde az önce kalktığı sandalyeye bıraktı bedenini. “Gördüğün üzere o gazetecilerden değilim. Olsaydım o kadar sene yerimde saymazdım, değil mi?”             “Öyle olmadığın çok açık ancak fazla hırslısın. Hırsın önüne geçmesine izin vermemelisin.”             “Akıl almak için yeterince büyük olsam da uyarılarını dikkate alacağım, komiserim.” Kızın sesindeki hafif alay duyulmayacak gibi değildi.             Toprak komiser yerinde doğruldu ilk önce. Sonra masasının üzerinden güzel gazeteciye doğru eğildi. Genç kadın dikkatini tamamen ona verene dek konuşmak için bekledi. Kadının gözleri kendininkilere tekrar kilitlediğinde ikisinin arasında bir şeyler çatırdar gibi oldu. “Akıl vermiyorum, tavsiyede bulunuyorum sadece. Haber yapacağım diye canından olman isteyeceğim son şey bile olmaz.”             “Demirden korksak trene binmezdik.” Yağmur’un ağzından farkında bile olmadan çıkan sözler ortamdaki elektriği bir anda söndürüverdi. Toprak genç kadının ağzından bu büyük laf üzerine kahkahalar ile güldüğünde karşısındaki kadının krema kıvamına geldiğini anlayamıyordu. Yağmur bir kahkahanın bir adamı daha çekici kılabileceğini ve de bunun etkilerini ayak parmak uçlarına kadar hissedebileceğini keşfediyordu. Komiser ile çalışmak sandığından daha çok bilgi akışı sağlayacaktı. Sadece adamı değil içerisinde yıllar içinde büyüttüğü kadını da bu adam sayesinde tanıyacağa benziyordu. Aynı anda komiser ise gazetecinin onun işine burnuna sokmasından asla rahatsız olmayacağını aksine meslek hayatı boyunca bunun başına gelebilecek en güzel şey olacağından neredeyse emindi. Her lafı her hareketi ile kendisini öyle şaşırtıyordu ki dakikalardır birlikte olmalarına sebep olan iş hakkında tek kelime bile etmemişlerdi. Toprak resmen onu uykusuz bırakan bu dosyayı unutuvermişti. Gece boyunca gözüne uyku girmediği için gerginlikten çatlamak üzereyken emniyete gelmişti. Ahmet’i Yağmur ile beraber gördüğünde ve sonra ağzından çıkan imalar onu uçurumun kıyasına getirmişti. İçindeki yabani herifi salması an meselesiydi. Ama şuan sinirlenen, uykusuz olan kendisi değil gibiydi. Genç kadınla birlikte olmak Toprak’a resmen terapi gibi gelmişti. Katili bulmasına yardım etmesinin bir işe yaraması an itibari ile önemini yitirmişti. Yağmur ile birlikte olmak, onun gülümsemelerine şahit ve sebep olmak ve kızın dobralığına hayran olmak önceliği haline gelmişti. Gerisi bir şekilde hal olurdu nasılsa. Hallolmasa bile olurdu.             “Tek istediğim o trenden birlikte sağ salim inmek.”             “İneceğiz, komiserim. İneceğiz. Hem de arkamızdan peşinde olduğunuz seri katili de sürükleyerek ineceğiz.”             Adam buna inanmak istedi. Çünkü gözünde resmen ona vaatlerde bulunan bu kadın ile bir trenden indiğini canlandırmıştı. Çocuksu bir hayal olabilirdi ama el ele olma kısmı çok iyiydi. Zor bir ihtimal olabilirdi ancak birlikte o herifi enselemek de güzel bir düştü. Neden olmasın diye geçirdi içinden Toprak. Belki de bizi bir araya getiren kaderin ta kendisidir. Belki hem Turna Kuşu için hem de bizim için planları vardır.             
อ่านฟรีสำหรับผู้ใช้งานใหม่
สแกนเพื่อดาวน์โหลดแอป
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    ผู้เขียน
  • chap_listสารบัญ
  • likeเพิ่ม