5. BÖLÜM

2199 คำ
Yağmur güne bomba gibi başladı. Her zamanki gibi sabah güneş doğmaya yakın uyanıp kahvesini hazırladı. Hatta kendisine küçük bir sandviç bile yaptı. Evden çıkmadan önce onu midesine indirecek vakti bile buldu. Bugün işe yürüyerek gitmeye karar verdiğinden evden erkenden çıkması gerekmişti. Normalde otobüs ya da minibüs kullanırdı. Ancak bugün komiser ile görüşecek olmanın heyecanı ona zindelik kattığından ve hafta boyunca hiç yürüyüşe çıkmadığında tabana kuvvet dedi, yola koyuldu. Zindeliğini Toprak Komiseri görmeye borçlu olmadığını tekrarladı yol boyunca. Benim tek derdim işim diye mırıldandı, etrafındaki insanların onu duymasından ve deli sanmasından endişe ederek. Kendini kandırabildiğinden emin değildi ancak mantıklı yanı ona ilişkilerden uzak kalıp işine yoğunlaşmasını söylüyordu. Toprak ise varlığıyla bile bunu gerçekleştirmesini zorlaştıracağa benziyordu. Adam çok ciddi bir dikkat dağıtıcıydı. Yağmur erkenden gazeteye vardığında gördüğü manzara karşısında donup kaldı. Baş Komiser erken saate rağmen gelmiş binanın önünde sigarasını tüttürüyordu. Yağmur istemsiz bir şekilde sigara içmenin bile bir adama yakışabileceğini fark ettiğini geçirdi aklından. Adam ciğerlerine çektiği dumanı dışarı doğru üflediğinde Yağmur’un yol boyunca kendini tembihleyip durması boşa gitti. Adımları birbirine karışırken adamın bakışları onu yakaladığında kısık bir sesle küfür salladı. “Günaydın komiser! Erkencisiniz!” “Günaydın. Erkenden damladım ama sizin henüz gelmediğinizi söyledi güvenlik görevlisi arkadaş.” Diyerek başıyla binanın girişini işaret etti. Yağmur dikkatini adamın ağzından çıkan sözlere verebilmek için baya uğraş gösteriyordu. Adamın biran evvel sigarasını söndürmesini dilerken onu sertçe yutkunmasına sebep olan bir şey oldu. “Ben de siz gelene kadar bir sigara içeyim dedim.” Toprak genç kadına elinde kısacık kalan sigarayı gösterip sigaradan son bir nefes aldı. Ağzından geri saldığı duman serin sabah havasına karışırken Yağmur reklamlardaki gibi bir şova tanık oldu. Adam zaten filmlerden fırlamış bir jön değil de neydi acaba?                “İyi yapmışsınız.” Dedi gayri ihtiyarı genç kadın. Ne dediğinin bile farkında değildi. Neyse ki sağ duyusunu henüz kaybetmeyen bir tarafı hala sağlam kalabilmişti. Genç kadının başına ilk defa geliyordu böyle bir şey. Bugüne kadar bir sanatçıya bile uzun süreli bir hayranlık beslememişti. Ama şimdi işler değişiyor gibiydi. Oysa Yağmur başına geleceklerin yarısını bile öngörebilecek konum da değildi. Henüz.                “Yukarı çıkalım mı sigaranız bittiyse? Ben dosyanın detaylarını hemen öğrenip işe koyulmak istiyorum.”                “Bakıyorum da çok sabırsızsınız.”                “Sabırsız ve heyecanlıyım. Benim bir habere sizin ise seri katili bulmaya ihtiyacınız var, komiser. Birlikte çalışırsak harikalar yaratacağımızı düşünüyorum.” Kadının bu kendinden emin konuşmalarını şaşkınlıkla dinleyen Toprak minyon bedenin hızlı adımlarını takip ediyordu. Kadının sadece konuşmaları hayranlık uyandırıcı değildi, enerjik hareketleri bile imrendiriciydi. Toprak kendisine yalan söyleyeceği yaşı çoktan geçmişti. Kendini bir aşka adayabilir miydi bu saatten sonra bilmiyordu ama bu kadında onu çeken bir şeyler olduğunu onu gördüğü ilk saniyede anlamıştı. Oysa bu elektrik işlerine de pek aklı ermezdi. Adı kimya ya da elektrik her neydiyse aralarında hızla gelişen bu çekim şaşırtıcı ama gerçekti.                “Ben de birlikte harikalar yaratacağımıza inanmak istiyorum.” Asansöre binmişler ve kısıtlı alanda elektrikleri çatırdatmışlardı. Adam kadının gözlerinin tam içine bakarak sarf etmişti sözlerini. Bu imayı Yağmur’un tepkisini ölçmek için yapmıştı. İlgisinin karşılığının onda olup olmadığını öğrenmesi gerekiyordu. Sonuçta Toprak bir sapık değildi, aksine tam bir centilmendi.                Yağmur adamdan gözlerini kaçırıp arkasını döndü. Bu kez de ayna üzerinden gözleri birleşmişti. Adamın bir cevap beklediğini fark ettiğinde bu kez kaçmadı. Ona meydan okunduğunu hissettiğinde altta kalmasına imkan yoktu. “Kesinlikle.”                Toprak’ın gözünden Yağmur’un ilk olarak çekinmesi sonra ise cesaretini toplayıp meydan okuyarak ona baktığı gözünden kaçmamıştı. Onunla geçirdiği kısa dakikalar içerisinde kızın çetin ceviz olduğundan şüphesi kalmadı. Kadın kesinlikle bir oyuncu değildi ancak güzel bir eşlikçi olabilirdi. Toprak’ın kadının kendisine uyum sağlayacağına dair bütün kuşkuları kayboldu.                Toprak hala aynaya bakarken dudağının yarısı yana doğru kıvrıldı. Bu kadınla işi olduğunu düşüyordu. Yağmur dudakları kuruduğu için gülümseyemediyse de bu adamla işi olduğuna emin oluyordu. Ondan uzak kalmaya çalışmak kesinlikle zor olacaktı. Yağmur da aralarındaki çekimi yok sayamazdı ancak bu onu korkutuyordu. Adamın fırtına gibi bakan gözlerine kapılıp gitmek çok kolaydı ancak ya ona tutunmak, o da bu kadar kolay mıydı? Henüz onu hiç tanımazken bunu nasıl bilebilirdi ki?                Asansör arşiv odasının olduğu kata vardığında Yağmur ilk olarak kendi masasına gitti ve üzerindeki mont ile çantasını masasına bıraktı. “Doğruca arşive mi gitmek istersiniz? Yoksa size çay ya da kahve getireyim mi? Bu sırada bana belki dosyanın detaylarını anlatırsınız. Ben de artık geçmişte neyi aradığımızı öğrenirim?”                Yağmur’un taramalı tüfek gibi cümleleri peş peşe sıralaması karşısında gülümsemesini tutamadı Toprak. Kadının masasının karşısındaki sandalyeye oturup “Bir çayınızı alırım.” Dedi.                “Hemen geliyor çaylar!” dedikten sonra hızlıca adamın çekim alanından uzaklaşıp derin bir nefes aldı. Bu sırada arkasındaki adamın onun basit hareketlerini bile nasıl etkileyici bulduğunun farkında değildi elbette. Bugün üzerine tamamen tesadüf olarak mini bir spor elbise giymişti. Ayağına topuklu botlarını da giymesi tesadüfiydi elbette. Aralarındaki boy farını en aza indirmeye çalıştığı falan yoktu. Bunu Melis’e söylemese bile arkadaşının fark edeceğinden, ne haltlar karıştırdığını bir bakışta anlayacağından emindi. Ancak bunu da sonra düşünecekleri listesine atıverdi. Sabah erken kalkmanın ve güne yeni haber peşinde başlamanın verdiği adrenalin vücudunda dolaşırken kalbinin yaptığı fazla mesai haricinde başka şeyler düşünmeyi zihni reddediyordu. Şuan odaklanmak istediği tek şey onda merakla kıvrandıran baş komiser ile beraber yeni işine koyulmaktı.                Toprak çayını, Yağmur ise günün ikinci kahvesini içtiğinde gazetecinin çalışma arkadaşları iş başı yapmaya başlamışlardı. Bunu gören ikili sessizce artık arşivi incelemeye koyulmaları gerektiği konusunda anlaşmış gibi ayağa kalktılar. Aynı katta bulunan odanın kapısından Yağmur’un girdiği şifreden sonra geçtiler. Geniş odanın etrafını saran dosya raflarının arasından geçen Yağmur Toprak’ı odanın ortasında bulunan bilgisayarın başına yönlendirdi.                “Son yirmi yıla ait haberlerin hepsi bilgisayarda bulunuyor. Ondan öncekiler ise eski usul saklanıyor. Bazı haberler hariç tabi. Sizin aradığınız haberi bilgisayardan bulabiliriz.” Diyen Yağmur bilgisayarın açma düğmesine bastı ve Toprak için bir sandalyeyi diğerinin yanına çektikten sonra sandalyelerden birine yerleşti. Kızın pratik ama zarif hareketlerini takip eden Toprak büyülenmiş gibi onun için yerleştirilen sandalyeye geçip oturdu. Kadının her bir hareketini izliyor olmaktan azıcık utansa bile bunu engelleyemediği için kendini suçlamıyordu. Çünkü bu kadar etkileyici olduğu ve bunun farkında bile olmadığı için Yağmur’u suçlu buluyordu.                Sessizlik içinde geçen dakikaların sonunda Yağmur kendisine verilen detaylarla baş komiserin bahsettiği haberi buldu. İkisi de sessizlik içerisinde haberi okumaya koyuldu.                “İzmir’in Bayraklı ilçesinde bir gecekonduda erkek cesedi bulundu. Yoldan geçen vatandaşlar aldıkları kötü koku üzerine polisi aradığında olay yerine intikal eden polisler başına geçirilen poşetle boğulmuş bir erkek cesedi ile karşılaştı. Tahminlere göre cinayet işleneli en az bir hafta geçmişti.                İlk teşhislerin ardından kimliği tespit edilen Mehmet Akıncı’nın evinde oldukça ilginç şeylerle karşılaştı. Bulunanların ışığında ise kurbanın aslında birçok kadının faili ortaya çıktı. Hem polis hem de komşular bir katilin cinayetine şahit olmanın şaşkınlığı içerisindeydiler.”                Haber çok daha uzun bir metine sahipti ancak can alıcı noktası tam olarak da buydu. Kurban aslında bir katildi. Henüz cenazelerini bulamadıkları on bir kadının katili olduğu düşünülüyordu. Bu da Mehmet Akıncı’yı onun bildiği Turna Kuşu olduğunu düşündüğü katilin öldürdüğünü düşünmesine sebep oluyordu. Bu kadarını emniyet merkezindeyken de öğrenmişti. Arşivi karıştırmak istemesinin sebebi ise kesin bir şeyler bulmak istemesiydi.                “Kahretsin! Bu kadarını ben de biliyordum. Burada daha fazla bir şeyler bulmayı umuyordum.” Diye yakındı Toprak Komiser.                “Ne gibi, komiser?” yanındaki adamın uğradığı hayal kırıklığını iliklerine kadar hissedebiliyordu Yağmur. Kendi isteklerini bir kenara koymuş, ona yardımcı olmak istiyordu.                “Bilmiyorum. Bu davayı bu habere bağlayacak kesin bir şeyler lazım. Hoş bağlayacak şeyler bile bulsak ne işimize yarayacağını henüz hiç bilmiyorum.”                “Şu davanın detaylarını biraz daha benimle paylaşsan. Belki sana yardımcı olabilirdim.”                “Size kısaca özet geçebilirim ancak.”                Ona verilecek her detay için ölüyordu Yağmur, ancak az ile yetinecek bir kadın değildi. Bütün dosyaya hakim olmak için yanıyordu içindeki haberci ateşi. Üstelik bir şeye ya sahip olurdu, ya olmazdı. Grilerin ara renklerin kadını değildi o. “Siz bu davayı çözmeden haber yapmayacağımı dün de söyledim. O yüzden açık olabilirsiniz, komiser. Bana verdiğiniz bilgileri işin sonuna kadar kimseyle paylaşmayacağım.” İki parmağını havaya kaldırdı genç kadın. “Haberci sözü!”                “İşte sizlerin verdiği sözlere inanamamak gibi bir problemim var benim. Tecrübeyle sabit!”                Gazeteci buna şaşırmadı ama alınmadan da edemedi. “O tecrübeleriniz benimle değil!” diye uyarıda bulunduğunda imada bulunmak niyetinde değildi. Ancak söz ağızdan çıkmıştı bir kere. Güzel kadının ağzından çıkanlar karşı tarafta pis bir sırıtışla karşılandı.                “Farkındayım.” Toprak hevesini açık etmemek için bütün gücünü kullanıyordu. O tecrübeler için ne kadar hevesli olsa da bunu ilk dakikadan belli etmek oldukça sakıncalıydı. Niyeti her ne kadar pis şeyler barındırsa da karşısındaki kadına saygısını kaybedecek değildi.                Lafı gittiği yerden döndürmek umuduyla Yağmur tekrar güven kazanma peşine düştü. “Ben sözünde durmayan gazetecilerden değilim, komiser. Hele de bu beni zirveye taşıyacak bir haberse, ona gerektiği özeni ve saygıyı gösteririm.”                “Anlıyorum, Yağmur Hanım.”                “Hayır, bence tam olarak anlamıyorsunuz.” Diyen Yağmur sandalyesinin yönünü komiserinkine çevirip koyu kahve gözlerini Toprak’ın aynı renkteki gözlerine dikti. Adamın zifiri karanlığında kaybolup gitmemek için bir kere yutkunup konuşmasını sürdürdü. “Benim yeteneklerimi yabana atmayın. Sizin bu katili bulmaya ve benim de bunu haber yapmaya ihtiyacım var. Değil mi? Bu yüzden benim size sizin de bana ihtiyacınız var. Şimdi bana dosyanın detaylarını siz mi anlatırsınız, yoksa bunları öğrenmek için bu yeteneklerimi konuşturmam mı gerekecek?”                Toprak komiser açık açık tehdit ediliyordu. Başka yer, başka zaman ve başka kişiler olsaydı Toprak bunu karşısındakinin burnundan getirir, haddini bildirirdi büyük bir zevkle. Ancak söz konusu bu karşısındaki cesur kadın olduğunda basireti bağlanmış gibi hissediyordu. Bu cesarete, minicik kadının içinde çıkan bu cadıya hayran kalmamak ne mümkündü. Esir etmişti kendisini bakışları ile kendisine. Ne biçim işti bu böyle?                “Tamam!” dedi komiser iki elini birden havaya kaldırarak. Ama genç kadına doğru eğilip aralarındaki azıcık mesafeyi en aza indirdi. “Ama bunu beni tehdit ettiğin için değil, seni daha fazla uğraştırmamak için yapıyorum. Çünkü belli ki benden olmasa da bir şekilde bu dosyayı öğreneceksin!”                Kadın pis pis sırıttı ve asla geri çekilmedi. Adamın onu kışkırtan sesinden etkilenmediğini göstermek numaradan öte değildi. Adam da bu yemiş değildi zaten. Kadının kırpışan gözleri ve sıklaşan solukları onu ele veriyordu. Bu kadınla çalışmak büyük bir zevk olacaktı. Bu yüzdendi zaten Yağmur’a teslim oluşu. Onunla çalışmak istiyordu. Sadece kendi zavallı zevkleri için.                “Adamımızın bilinen beş cinayeti var. Bu on yıl önceki dosyayı da eklersek altı edecek. Her biri aynı şekilde işlenmiş. İlk önce kurbanlarına uyuşturucu vermiş. Sonrasında onları bağlamış. Başlarına geçirdiği poşetle onları ölüme terk etmiş. Bunu yaparken her defasında karşılarına geçip ölümlerini izlediğinden eminim ve bunu yaparken de oturup kağıttan turna kuşu yapıyor.”                “Turna Kuşu mu?” diye sordu genç kadın kaşlarını çatarak. “Bunu neden yapıyor ki?”                “Bu da henüz anlayabildiğimiz bir şey değil.”                “Neden Turna kuşu?”                “İnanın hiç bilmiyorum. Birçok anlamı olabilir. Hiçbir anlamı olmayabilir. Hiçbir fikrimiz yok. Onun hakkında doğru düzgün hiçbir şey bilmiyoruz. Üç senedir hiçbir şey öğrenemedik maalesef. Çok temiz çalışıyor. Kağıttan kuşları bile bizimle dalga geçmek için koyduğunu düşünmek için çok sebebim var.”                “Peki ya kurbanlar? Onlar kim?”                “Hepsi erkek. Hepsi eşlerine ya da sevgililerine şiddet uygulamış kadınlar. Bunun dışında onları birbirine bağlayan hiçbir delil yok.”                “Bu haberin peşine de bu yüzden düştünüz demek ki.” Yağmur sadece sesli düşünmüştü ancak Toprak bunu yanıtsız bırakmak istemedi.                “Evet, kurbanın poşetle öldürülmüş olmasının yanı sıra sizin de okuduğunuz gibi adam kadın katili. Bizim katilimizin vereceği bir karşılığa benziyor.”                “Gerçekten de öyle ancak haberde kağıttan yapılmış kuş yazılmamış.”                “Aynen. Bu maalesef emniyette bulduğumuz dosyada da geçmiyordu. Bu yüzden çıkıp arşivinizi kontrol etmeye geldim. Eğer dosyaları birbirine bağlasaydım ve şansım yaver gidip bir görgü tanığı bulabilseydim falan. Anlayacağınız vasat durumdayım, Yağmur Hanım. Eski haberlerden medet umacak kadar vasat durumdayım.”                “Yağmur deyin sadece. Madem birlikte çalışacağız, resmi konuşmalara gerek yok.” Adam kadının ağzından çıkanlara sevinse de şu iş yüzünden keyfi kaçıktı.                “Benim bulamadığım ne bulabilirsiniz bilmesem de sizinle çalışmayı kabul ettiğime göre benim de resmi konuşmalara ihtiyacım yok.”                “Sövüyor musun, övüyor musun belli değil, komiser. Sana beni hafife almamanı öneririm. Bir kez daha!”                “Sövmedim. Haddime mi?”                “Değil!” Yağmur birden bire yerinden kalkıp kapıya doğru ilerleyerek adamı bozguna uğrattı. Tam kapıdan çıkacağı sırada yakaladı komiser genç kadını. Onun böyle dargın gidişine izin verecek değildi. İmkanı yoktu.                “Seni kırmak değildi niyetim.” Adamın bakışlarındaki pişmanlık okunmayacak gibi değildi.                “Kırılmadım, komiser. Ama beni aşağılamanı dinleyecek de değilim.”                “Lütfen! Aşağılamak en son yapacağım şey bile değil.”                “Benimle çalışmayı rica minnet kabul ediyor gibisin ama!”                “Aksine! Seninle birlikte çalışmak için sabırsızlanıyorum.” Birden bire çok açık verdiğini fark edince toparlama ihtiyacı hissetti. “Alacağımız her yardıma ihtiyacımız var. Fazlasıyla hem de. Farklı bir bakış açısına ihtiyacımız vardır belki de.”                Genç kadının bakışlarını takip ettiğinde elinin hala narin kolu sardığını gördü. Hala onu tuttuğunun farkında bile değildi. Parmaklarını çözerken “Son zamanlarda bu dava yüzünden oldukça stersliyim. Seni kırmak değildi niyetim. Gerçekten.” Dediğinde adamın gözlerinden yorgunluk aktığını fark etti Yağmur. Onun gibi bir komiser için zor bir durum olmalıydı, üç yıldır bir arpa boyu yol kat edememek. Toprak’ı Yağmur’dan iyi kim anlayabilirdi ki? On yıldır yerinde sayan Yağmur’un kendisi değil miydi? Gazeteci kadın, bu komiserin kendisine iyi geleceğini daha o an anladı. İkisinin birbirine ihtiyaç duyduğu var olan bir gerçekti ancak bu aydınlanma ile şunu fark etti ikili: birinin katili bulma isteğinden, birinin iş ihtiyacından öte birbirlerine denk gelmiş olmaları ikisinin de hayattan hiç beklemedikleri bir sürprizdi.                
อ่านฟรีสำหรับผู้ใช้งานใหม่
สแกนเพื่อดาวน์โหลดแอป
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    ผู้เขียน
  • chap_listสารบัญ
  • likeเพิ่ม