bc

AĞANIN KARANLIK ARZUSU (+21)

book_age18+
453
ติดตาม
4.2K
อ่าน
แนวดาร์ก
ครอบครัว
จบสุข
รักต่างวัย
โชคชะตา
ใช้กำลัง
คู่ต่างขั้ว
โอกาสครั้งที่สอง
รักเพื่อน
คลุมถุงชน
เย่อหยิ่ง
แบดบอย
เพื่อนบ้าน
ผู้สืบทอด
ดราม่า
ชายจีบหญิง
ตึงเครียด
พ่อเลี้ยงเดี่ยว
เทพนิยาย
เมืองเล็ก
ปิ๊งรักวัยเด็ก
จากศัตรูกลายเป็นคู่รัก
การถูกปฏิเสธ
ล่ำๆ หมีๆ
love at the first sight
substitute
like
intro-logo
คำนิยม

DİKKAT! Detaylı cinsellik, fantezi ve şiddet içerir.

"Korunacaksın!" dedi öfkeli sesiyle.

Bir zamanlar sevdiğim adam kocam olmuştu ama onu hiç tanımadığımı fark etmem uzun sürmedi. O ise nefretle konuşmaya devam etti.

"Benim zaten ikiz oğullarım var. Seninle evlenmeyi iki sebeple kabul ettim. Birincisi kardeşimin hayatı."

Gözümden bir damla yaş süzüldü. Ben de biliyordum. Bu evlilik aşk için değil, berdel yüzünden yapılmıştı. Kan dökülmesin diye iki insanın kaderi birbirine bağlanmıştı.

"İkinci neden ise zevkim. Senin tek işin zevkime hizmet etmek. Şimdi şu tasmayı boynuna tak."

İnsan değildim gözünde, bunu anlamam uzun sürmedi. Sevdiği kadından çocukları olmuştu. Kadın ölmüş olmasına rağmen kalbi hala ona aitti. Ben ise sadece duyulmasını istemediği fantezilerini gerçekleştireceği bir araçtan başka bir şey değildim.

Ben böyle birini nasıl sevmiştim?

Titreyen ellerimle yatağın üzerindeki deri tasmaya baktım. Boğazım düğümlendi.

"Ben köpeğin değilim." dedim kısık bir sesle.

Sözlerim onu durdurmadı. Aksine yüzündeki ifade daha da sertleşti.

"Ne dedin sen?"

"Ben senin eşinim."

Odanın içindeki sessizlik ağırlaştı.

Dışarıdan rüzgârın sesi geliyordu. Konağın kalın taş duvarları bile içimdeki kırgınlığı taşıyamıyormuş gibi hissediyordum. Birkaç saniye bana baktı. Gözlerinde ne sevgi vardı ne de merhamet.

"Bu evlilikte eş olmakla ilgili hayaller kurduysan hata etmişsin."

chap-preview
อ่านตัวอย่างฟรี
PROLOG
Bu benim hikayem. Önce kendimi tanıtayım. Adım Berfin sayılır. Yaşım da yirmi sayılır. Aslında ne adım tam olarak benim ne de yaşım. Berfin, ben doğmadan önce ölmüş olan ablamın adı. Babam ablam ölünce kimliğini atmamış. Ölümünü de bildirmemiş. Herhalde "Bu karı nasıl olsa bir kız daha doğurur." diye düşünmüş. Geleceği gören bir babam var yani. Sonra ben doğmuşum. Tahminen iki yıl sonra. Tahminen diyorum çünkü doğduğum günü bilen yok. Doğum saatimi geçtim, doğduğum ay bile kesin değil. Köyde çocukların doğum tarihini not eden pek olmaz zaten. Hele kız çocuklarının. Benim için de kimse uğraşmamış. Ablamın kimliği çıkarılmış, adı verilmiş, sonra o ölmüş. Ben doğunca da aynı kimlik bana geçirilmiş. Böylece Berfin yeniden yaşamaya başlamış. Sadece yaşayan kişi benmişim. Bu yüzden resmiyette yirmi yaşındayım. Gerçekteyse on sekiz civarında olduğumu düşünüyorum. Belki biraz daha küçük, belki biraz daha büyük. Kim bilir? Bazen aynaya bakarken bunu düşünürüm. İnsan kendi yaşını bilmez mi? Ben bilmiyorum. Çünkü bu evde kimse benim kaç yaşında olduğumla ilgilenmedi. Babam için ben nüfus kayıtlarında duran bir isimdim. Annem için sürekli iş çıkaran bir çift el. Ağabeylerim içinse hizmet eden biri. Kendim için neydim, onu da uzun süre bilmiyordum. Çocukken bunun garip olduğunu anlamamıştım. Herkesin hayatı böyle sanıyordum. Ta ki okula gidene kadar. Onlardan daha küçüktüm. Sanki ben doğmamıştım da bir başkasının yerine yaşamaya devam ediyordum. Sanki bu dünyada bana ait hiçbir şey yoktu. Ne ismim. Ne yaşım. Ne de kaderim. Yıllar sonra, hayatım başkalarının verdiği kararlarla altüst edildiğinde, aslında en başından beri bana ait olmayan bir hayatı yaşadığımı anlayacaktım. ... Aslında babam kız çocuklarına karşı bu kadar umursamaz olsa da maddi durumu kötü bir adam değildi. Hatta ben küçükken oldukça varlıklı sayılırdık. İstese kızlarını da okutur, iyi yaşamalarını sağlardı ama gerek duymuyordu. Tarlalarımız vardı, hayvanlarımız vardı. Evimizin kapısı hiç boş kalmazdı. Misafir eksik olmazdı. Babam kahvede hesabı ödeyen adamlardandı. Ama bizim evde zenginlik başka türlü dağıtılıyordu. Erkeklere para düşüyordu. Kızlara görev. Abilerim büyüyene kadar her şey yolundaydı. En azından dışarıdan öyle görünüyordu. Sonra onlar büyüdü. Ne yazık ki bizim evde erkek olmak değer görmek için yeterliydi. Değer görmek için çalışkan olmak, dürüst olmak ya da sorumluluk sahibi olmak gerekmiyordu. Abilerim de bunun farkındaydı. Kimse onlardan hesap sormuyordu. Tarlaya gitmeseler sorun değildi. Borç yapsalar sorun değildi. Kavga etseler sorun değildi. Çünkü erkeklerdi. Babam her hatalarına bir bahane buluyordu. "Gençtir." "Erkektir." "Öğrenir." "Sonra düzelir." Ama o "sonra" hiç gelmedi. Büyük ağabeyim bir işe başlayıp yarım bırakıyordu. Ortanca başka bir işe girip çıkıyordu. En küçüğü zaten çalışmayı hakaret sayıyordu. Yıllar geçtikçe para azaldı. Önce birkaç tarla satıldı. Sonra hayvanların sayısı düştü. Ardından borçlar başladı. Babam her seferinde durumun geçici olduğunu söyledi. Ama geçmedi. Evimizin duvarları aynı kaldı belki ama içindeki hayat yavaş yavaş küçüldü. Gerçi bunlar beni pek ilgilendirmiyordu. Çünkü biz zenginken de fakirken de benim hayatım değişmedi. Zenginlikten nasibimi hiç almadım. Evde et piştiğinde önce erkekler yerdi. Yeni kıyafet alınacaksa önce erkeklere alınırdı. Bir şeyin iyisi onlara, eskisi bana kalırdı. Babamın cebinde para varken de böyleydi, para kalmayınca da. Bu yüzden fakirleştiğimizi insanlar konuşurken pek bir şey hissetmedim. Üzülemedim. Çünkü kaybettiğimiz şey hiç benim olmamıştı. İnsan sahip olmadığı bir şey için yas tutamıyor. Benim çocukluğumda da cebimde para yoktu. Genç kızlığımda da. Bizim evde para azalınca sadece erkeklerin hayatı zorlaştı. Benimki aynı kaldı. Sabah kalk. İş yap. Sessiz ol. Kimseye yük olma. Ve senden isteneni yerine getir. Benim payıma düşen hayat buydu zaten. Zenginlik gidince değişen tek şey, artık evdeki herkesin daha öfkeli olmasıydı. Ve öfkeli erkeklerin olduğu bir evde yaşamak, fakirlikten çok daha yorucuydu. .... Ben aşık oldum. Aslında aşk denir mi bilmiyorum. On iki yaşındaydım. O ise yirmi. O yaşta insan hissettiği şeyin adını koyamıyor. Kalbi hızlı atıyorsa, birini görünce yüzü kızarıyorsa, onu görmek için bahaneler üretiyorsa adına aşk diyor. Ben de öyle yaptım. Ağanın ailesiyle bizim aramız iyiydi. Gider gelirdik. Düğünlerde, cenazelerde, hayırlarda hep bir araya gelinirdi. Ben de her fırsatta onu izlerdim. Kimse fark etmeden. Avluda yürürken. Atına binerken. Misafirlerle konuşurken. Bazen sadece uzaktan görmem bile günümü güzelleştirmeye yeterdi. Elbette bana dönüp baktığı bile yoktu. Ben onun gözünde muhtemelen etrafta dolaşan çocuklardan biriydim. Ama bu beni durdurmuyordu. Çünkü hayranlık gerçeklerden beslenmez. Hayallerden beslenir. Benim de bol bol hayalim vardı. Bunu sadece bir kişi biliyordu. Zilan. Zilan benden beş yaş büyüktü. Komşumuzun kızıydı. Aynı zamanda tek arkadaşımdı. Sırdaşım, ablam, dert ortağım... Canım sıkıldığında ona giderdim. Ağladığımda ona anlatırdım. Korktuğumda ona sığınırdım. Ve elbette bu çocukluk aşkımı da ilk ona söylemiştim. Başta çok gülmüştü. Sonra her zamanki gibi saçlarımı karıştırıp beni dinlemişti. Hiç dalga geçmemişti. Bu yüzden ona daha da bağlanmıştım. Onun da bir sevdiği olduğunu biliyordum. Bazen dalıp giderdi. Bazen sebepsiz yere gülümserdi. Bazen de pencerenin önünde uzun uzun düşünürdü. Ama ne zaman sorsam anlatmazdı. Ben de üstelemezdim. Herkesin sırları olurdu sonuçta. Sonra Zilan on sekiz yaşına girdi. Ve bir gün istemeye geldiler. Bütün köy konuşuyordu. Ağanın büyük oğluna kız istemeye gidiliyordu. Ben de duydum. Üzüldüm. Sonra o kızın Zilan olduğunu öğrendim. Dünyam sessizce yıkıldı. Bağırmadım. Ağlamadım. Kimseye bir şey söylemedim. Söyleyemedim. Sadece uzun süre nefes alamıyormuşum gibi hissettim. Çünkü o gün iki şey öğrenmiştim. Birincisi, sevdiğim adam hiçbir zaman benim olmayacaktı. İkincisi, Zilan 'ın yıllardır sakladığı sevdiği kişi oydu. Günler sonra yanıma geldi. Gözlerinde suçluluk vardı. "Seninki hayranlıktı." dedi yavaşça. "Üzmek istemedim." Belki haklıydı. Belki gerçekten on iki yaşındaki bir kızın sevgisi aşk değildi. Belki o yüzden söylememişti. Belki beni korumaya çalışmıştı. Ama bazı yaralar kötü niyetle açılmaz. Yine de acıtır. Zilan kötü biri değildi. Hatta hayatımda tanıdığım en iyi insanlardan biriydi. Ama artık ona baktığımda içimde bir sızı hissediyordum. Çünkü sevdiğim adamın yanında gelinliğiyle duracak kişi oydu. Çünkü benim bütün hayallerim onun mutluluğunun içinde kaybolmuştu. Ve insan bazen en çok düşmanlarından değil, en sevdiği insanlardan yara alıyordu. Zilan benim düşmanım olmadı hiçbir zaman. Ama o günden sonra en derin yaram oldu. O gün, içimdeki o kırgınlıkla otururken bir şeyi bilmiyordum. Aslında hiçbirimiz bilmiyorduk. Hayatın bazen insanın dileklerini kabul ederek onu cezalandırdığını da bilmiyordum. Ben sadece sevdiğim adamın başkasıyla evleneceğini öğrenmiş bir kızdım. Kendime göre dünyanın sonu gelmişti. Geceleri ağlıyor, gündüzleri gülüyormuş gibi yapıyordum. Zilan 'a kızmaya çalışıyordum ama beceremiyordum. Çünkü onu seviyordum. O benim arkadaşım, sırdaşım, ablam gibiydi. Bu yüzden acımı içime gömüp onların mutluluğunu izledim. Düğün oldu. Davullar çaldı. Halaylar çekildi. Zilan gelin oldu. O ise damat. Ben de kalabalığın arasında görünmemeye çalışan bir gölgeydim. Sonra zaman geçti. Hayat herkes için devam ediyor gibi görünüyordu. Ama kader çoktan başka bir hikaye yazmaya başlamıştı. Hiç istemeyeceğim bir hikaye. Bir gün köye haber geldi. Önce fısıltılar dolaştı. Sonra çığlıklar yükseldi. Ardından ağıtlar. Zilan bir kazada hayatını kaybetmişti. O gün köyün üstüne çöken sessizliği hala unutamam. İnsan bazen bir haberi duyduğu anda dünyanın durduğunu sanıyor. Ben de öyle hissettim. Çünkü ilk düşündüğüm şey kendim değildim. Sevdiğim adam da değildi. Zilan' dı. Saçlarımı örerken bana anlattıklarıydı. Birlikte güldüğümüz günlerdi. Bana sarılışıydı. Bir insanın bir gün var olup ertesi gün olmaması aklıma sığmıyordu. Uzun süre buna inanamadım. Ama ölüm inanıp inanmamanızı umursamıyor. Geliyor. Ve her şeyi alıp götürüyor. Zilan 'ı da götürdü. Geride iki küçük çocuk bıraktı. Yıkılmış bir koca bıraktı. Ve onu seven insanları. O zamanlar kaderin benimle nasıl alay ettiğini bilmiyordum. Bilmiyordum ki aynı adamla adım yan yana anılacaktı. Bilmiyordum ki çocukken kurduğum masalların sonu kabusla bitecekti. Çünkü bazı dilekler gerçekleşmediği için değil... Gerçekleştiği için insanın felaketi olur. Ve benim hayatımdaki en büyük felaket, bir zamanlar sevdiğim adamla evlenmek olacaktı.

editor-pick
Dreame - ขวัญใจบรรณาธิการ

bc

Unscentable

read
1.9M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
725.6K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
1.6M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
961.8K
bc

A Warrior's Second Chance

read
348.4K
bc

Not just, the Beta

read
343.2K
bc

The Broken Wolf

read
1.1M

สแกนเพื่อดาวน์โหลดแอป

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook