~Zeynep~
Hatırlamamaya çalışsam da Melis Hanım’ın son sözleri bir an olsun zihnimden çıkmıyordu. Haklıydı. İşten atılmamak için ona yalvarmıştım ama bu duruma düşmeyi hiç istememiştim. Kim isterdi ki? Yalvarmak, kendini küçültmek, gururunu ayaklar altına almak...
Yüzüme soğuk suyu çarpıp aynadaki aksime baktım. Kendimi gülümsemeye zorlayarak gözlerimi kırpıştırdım.
"Yarın teklifini kabul etmediğimi söyleyeceğim ve bu konuşma bitecek."
Bunun bedeli işimden olmak olabilirdi. İşten çıkarılırsam bankalarına yaptığım kredi başvurusunun hepsi yanardı.
"Bir yolunu bulacağım!"
Sesimi güçlü çıkarmaya çalışarak kendimi ikna etmeyi denedim. Fakat gözlerimin dolmasına engel olamıyordum. Elimde hiçbir güvence olmadan hangi banka bana bu kadar büyük bir krediyi verirdi ki?
"Taşıyıcı anne olamam!" dedim kararlılıkla. O an Doruk gözümün önüne gelince acıyla gözlerimi yumdum. Tüm hayallerimi, umutlarımı dört ay önce abimle birlikte toprağa gömmüştüm. Geriye sadece enkaz kalmıştı...
Düşüncelerimi bölen, kapının tiz zil sesi oldu. Israrla çalan zili duyunca yüzümü tekrar yıkayıp hemen yanımdaki havluyla kuruladım ve banyodan çıktım. Koridoru geçip kapıya yöneldiğimde gördüğüm manzara kanımı dondurdu. Çağan ve iki adamı, kapıyı zorlamaya gerek bile duymadan çoktan evin içine girmiş, antrede dikiliyorlardı.
"Ne... Ne işiniz var sizin burada?" diye bağırıp üzerlerine yürüdüm.
Çağan’ın o gevşek, sinir bozucu sesi duyuldu.
"Boşuna zahmet etme Zeynep, kapıyı bize altın yumurtam açtı!" dedi ve kısa bir an gülüp hemen ardından ekledi. "Ee altın yumurta, nereye oturalım aslanım?"
Duyduğum bu soruyla dehşet içinde başımı çevirdim. Çağan, Umut’un elini sıkıca tutmuş, sırıtarak bana bakıyordu.
"Umut buraya gel!" diye bağırıp hamle yaptığımda, Umut ürkekçe Çağan'ın arkasına saklandı. Olduğum yerde kalakaldım. Gözlerim yeniden dolarken Çağan "Zeynep, çocuğu korkutuyorsun!" dedi kinayeyle.
Yanaklarımdan süzülen yaşları sertçe silip dik durmaya çalıştım. Umut dünden beri bana kırgındı ama bir tefeciye, Çağan gibi bir adama sığınacak kadar kırgın olduğunu tahmin edememiştim.
"Parayı hazır ettin mi Zeynep? Süren doluyor!"
Çağan'ın sorusunu görmezden gelip, sakin kalmaya çalışarak Umut’a seslendim.
"Umut, odana geç ve beni bekle."
Umut başını hayır anlamında sallayıp Çağan'ın ceketini çekiştirdi. Çağan ona döndüğünde, Umut’un dudaklarından dökülenler odaya bir bomba gibi düştü.
"Beni annemle babamın yanına gönder."
Duyduklarımın ağırlığı altında ezilirken bir adım yaklaştım, sesim titredi.
"Ne dedin sen?"
Sorduğum soru bana acı verirken, Umut yaş dolu gözlerini bana çevirdi.
"Ben gidersem artık üzülmezsin hala." dedi ve tekrar Çağan'a döndü. "Annem ve babamın yanına gitmek istiyorum."
Umut'u kendime çevirip sarsmak, ona sımsıkı sarılmak istedim.
"Özür dilerim Umut, sana bağırmak istemedim. Sadece yanlış zamanda gelmiştin. Sana onun yüzünden..."
Çağan'ın iğrenç teklifini ve amacını söyleyemezdim, sustum. Umut elinin tersiyle gözyaşlarını silerken ona uzandım ama Çağan benden önce davrandı. Çocuğu kendine çekip kucağına aldı.
"Bırak onu!" diye haykırdım.
"Sakin ol Zeynep! Bağırıp durduğun için çocuk gitmek istiyor zaten." dedi pişkinlikle. Sonra beni yok sayıp Umut’a döndü.
"Benimle gelmek istediğini söylediysen, sözünü tutacaksın aslanım."
Umut'u almak için ileri atıldığımda Çağan'ın adamları kollarımı kıskıvrak yakaladı.
"Hayır, hayır! Bırakın beni! Bırak Umut'u!" diye çırpınsam da nafileydi. Umut ağlayarak bana uzanmaya çalıştı ama Çağan buna izin vermedi.
"Yeğenin misafirim olmayı çok sevdi Zeynep! Süren dolana kadar da misafirim olmaya devam etsin."
"Paranı getireceğim! Yemin ederim getireceğim ama Umut'u götürme!"
Ağlayarak yalvarıyordum artık. Çağan başını iki yana salladı.
"Geçen sefer götürdüğümde paranın bir kısmı hemen gelmişti. Yine aynısı olması için altın yumurtamın benimle gelmesi gerekiyor."
"Polise giderim!" diye bağırdım son bir çareyle.
Yüz hatları anında sertleşti, o alaycı ifade yerini saf bir tehdide bıraktı. Elini beline attı. Silahı gördüğüm an nefesim kesildi.
"Yapma!" dedim korkuyla. Silahın namlusunu Umut'un sırtına yasladığında dünya durdu sanki.
"Yeğenin anne ve babasının yanına gitmek istiyorken, bu isteğini geri çevirmemi istiyorsan sakın yanlış yapma! Sen uslu durursan, ben de dururum Zeynep!"
Sesi buz gibiydi. Başka çarem yoktu, teslimiyetle başımı salladım.
"Parayı getir, yeğenini al!"
"Onu bırak! Hasta o, bakıma ihtiyacı var!" dedim çaresizce.
"Biliyorum, altın yumurtama iyi bakacağım merak etme!"
Ne söylersem söyleyeyim beni dinlemeyecekti. Umut'la beraber kapıdan çıktıklarında peşlerinden gitmek istedim ama adamlar beni tutmaya devam etti.
Umut ve Çağan evden çıktığında, beni tutan adamlar kollarımı bıraktı. Biri silahını çıkarıp bana doğrulttu.
"Çocuğun sağ gelmesini istiyorsan polise gitmeyi aklından bile geçirme. Yoksa polise haber verdiğin an çocuk el değiştirir, anladın mı?"
Diğer adamın "Anladın mı?" diye bağırmasıyla, hıçkırıklar içinde başımı salladım.
İkisi de evden çıkıp kapıyı çarptığında, ne yapacağımı bilmez halde olduğum yere yığılıp kaldım.
★★~★★
~Melis~
Dosyayı Pars Bey'in elinden aldığımda bakışlarımı ona dikip, "Görüştüğüm biri var. Kabul ettiğinde size haber vereceğim," dedim net bir sesle.
"Sağlık taramasından geçtikten sonra haber ver!"
Başımı hafifçe öne eğerek onayladım.
"Bedensel bir sağlık sorunu çıkmazsa zihinsel sağlık taramasından geçmesini de ister misiniz?"
Tek kaşı havaya kalktı, arkasına yaslandı ve "Ne fark ettin?" diye temkinlice sordu.
Dosyayı masaya bıraktım. Koltuğa oturup arkama yaslandım ve yüzüne baktım. Zeynep hakkında kısa bir tanıtım bilgisi verip "Bir şey söylerken iki defa tekrar etmek zorunda kaldım. Üstelik avam bir üslupla bağırarak konuşuyor!" dedim bıkkınlıkla.
"Zihinsel bir problemi varsa işe alınırken fark edilirdi." dedi düşünceli bir tavırla. Sonra ekledi.
"Ama anlama problemi olan biriyse direkt ele!"
"Yarın yüz yüze geldiğimde son kararımı vereceğim."
Başıyla onay verince yerimden kalkıp dosyayı geri aldım. O sırada telefonu çalınca kısa bir baş selamı verip odadan çıktım.
Kendi odama geçip oturduğumda telefonumun ekranı aydınlandı. Arayanı görünce bıkkınlıkla uzandım. Banka müdürünün sesini duyar duymaz, konuşmayı uzatmaması için araya girdim.
"Dinliyorum Müdür Bey."
"Melis Hanım, bahsettiğiniz kredi başvurusunda bulunan Zeynep Hanım şu an şubemizde. Kredinin erkenden onaylanması için yardım istiyor."
Dudaklarımda alaycı bir gülümseme belirdi. Zamanlama harikaydı.
"Kredinin onaylanmasını istiyorsa benimle konuşması gerektiğini ona iletin."
"Açık açık mı?"
Müdürün şaşkın sesi kulaklarımı tırmaladı. Söyleneni bir kerede anlamayan insanların sayısı neden bu kadar artmıştı? Sesimi sertleştirdim.
"İletin dedim! Bu talimatımdan başka bir anlam çıkarmanız gerekmiyor."
"Peki Melis Hanım, dediğinizi yapacağım."
"Tamam, kolay gelsin."
Telefonu kapatıp başımı koltuğa yasladım, gözlerimi yumup sakinleşmeye çalıştım. Ancak telefon yeniden titreyince dişlerimi sıkarak ekrana baktım. Irmak...
Açıp kulağıma götürdüm. Sesi duyulur duyulmaz "Beni aramamanı söylemiştim!" dedim.
"Ben de aramak istemezdim ama hastanede genel sağlık taraması için isimsiz bir randevu oluşturmuşsun. Pars'la mı ilgili?"
"Bunu sormak için Pars Bey'i arayabilirsin!"
Hattın diğer ucundan bir gülüş sesi geldi.
"Pars Bey dediğine göre sinirin daha geçmemiş demek ki!"
Kinayeli tavrına tahammülüm kalmamıştı.
"Irmak, seni dinleyecek zamanım yok! Pars Bey'le ilgili meselelerin için onu ara!" diyerek telefonu yüzüne kapattım.
Telefonu sessize alıp arkama yaslandım. Bir kişiye daha maruz kalacak hâlim yoktu. Odaya sessizlik hâkim olduğunda kendi kendime mırıldandım.
"Zeynep kabul ettiğinde sağlık taraması kontrolünü başka hastanede yaptıracağım. Artık Irmakcığım randevunun kim için oluşturulduğunu bulmak için Pars Bey'i aramayı akıl edersin..."