YALANIN KİTABI +18Güncellenme zamanı Jan 7, 2026, 14:46
Nevşehir’in varlıklı ailelerinden Hozankaya'ların evinde o gün büyük bir şenlik vardı. Gerçi burası bir evden çok, peri bacalarının içine yapılmış görkemli bir konaktı. Hizmetliler ellerinde tatlılar, lokumlar, şerbetlerle bir içeri bir dışarı koştururken, evin en büyüğü Halil Hozankaya balkona çıkmış ve gür sesiyle haykırmıştı:
“Duymayan kalmasın! Hozankaya'ların bir oğlu oldu. Tüm şehre yayın: kırk gün kırk gece meydanda yemek vereceğim!”
Yaşlı adamın yüzündeki sevinci gören hizmetliler daha da hızlanmış, konağın adamları koşarak etrafa haber salmaya çıkmışlardı. Çünkü Halil Ağa’nın tek evladı olan İbrahim Hozankaya’nın bir oğlu olmuştu. Halil Ağa, eşini İbrahim’i doğurduktan sonra toprağa vermiş, Nevşehir’de dillere destan aşkı Gülsüm’ün üzerine, bir daha kadın eli tutmamıştı.
İbrahim büyüyüp evlendiğindeyse yıllarca çocuğu olmamıştı. O zamanın tedavileri sayesinde karısı Berfin hamile kalınca evin suskunluğu yerini neşeye bırakmıştı. İşte o gün bu soylu ailenin tek veliahtı Karahan Hozankaya dünyaya gelmişti. Aynı yıl sürgünler daha verimli, yağmurlar daha bereketli, topraklar daha yeşil oluvermişti.
Aradan geçen beş yılın ardından aynı topraklarda Poyrazların yaşadığı skandal baş göstermişti. Hozankaya'ların aile dostları olan Poyraz'ların oğlu Beşir Poyraz, şehirdeki gazinolardan birinde solistlik yapan Alev’e gönlünü kaptırmıştı. Ancak Alev’i Poyraz ailesi şiddetle istememişti. Beşir’i Nevşehir’den Halil Hozankaya’nın yeğeniyle nişanlamışlar, Beşir istemese de annesi ne yapıp edip Beşir olmadan o nişanı yapmıştı.
Kısa süre sonra Alev’in hamile olduğunu öğrenen Beşir, ne olursa olsun artık onu bırakmamaya karar vermiş, Alev’in elinden tutup baba evine getirmişti. Ancak Beşir ve Alev’i el ele gören yalnızca ailesi değil, annesinin işgüzarlığıyla nişanlandığı, bir kere bile yüzünü görmediği Hozankaya'ların kızı Zümrüt de görmüştü. Zümrüt, oldu bitti Beşir’e aşıktı. Ama Beşir ona hiçbir zaman o gözle bakmamıştı. Çünkü en yakın dostu İbrahim Hozankaya’nın amcasının kızına yan gözle bakmak Beşir’e yakışmazdı.
Gel gelelim annesinin bu emrivaki tavrı her şeyi alt üst etmiş, Beşir’in gözlerindeki aşka annesi karşı gelememiş, Alev’le birbirlerini bu kadar sevdiklerini tahmin etmemişti. Bunun üzerine Hozankaya'ların evine gidip nişanı bozmuş, iki dost ailenin arasının soğumasına neden olmuştu.
Aradan aylar geçmiş ve doğum yaklaşmıştı. Alev bir gün sabaha karşı sancıların şiddetiyle uyanmış, Beşir telaşlanıp hastaneye götürmek istese de, Alev o acı ve yetişemeyiz korkusuyla kayınvalidesi Hasret Hanım’ı çağırmasını istemişti. Hasret Hanım telaşla odaya girdiğinde gelininin doğumunun başladığını anlamış, hizmetçilere köyün ebesini çağırmalarını söylemişti.
Çok geçmeden elinde çantasıyla konaktan içeri siyah çarşaflı bir kadın girmiş, yüzünde peçesi olan kadına kim olduğu sorulduğunda, ebenin rahatsız olduğunu ve onun yerine geldiğini söylemişti. Kadını hızla Alev’in yanına çıkarmışlar, kadın odaya girdiğinde sorgularcasına Beşir ve annesi Hasret Hanım kadına dönmüş, kadın hizmetlilere söylediğinin aynısını tekrar etmişti. Bunun üzerine geri çekilmişlerdi.
Peçeli kadın “Dışarı çıkın” deyince Beşir ısrarla kalmak istese de , annesi Hasret Hanım, “Gel oğlum, burada kalman doğru değil” diyerek oğlunu dışarı çıkarmıştı. O sırada Beşir, annesi ve sonradan yetişen ablalarıyla Alev’in kapısında telaşla beklerlerken içeriden gelen çığlık sesleriyle Beşir elini kapıya uzattığında, bu defa ablası onu tutup başını hayır dercesine sallamıştı. Beşir, “Onlarda kadın, bir bildikleri vardır” diye düşünmüş, ısrar etmemişti. Ama içi içini yiyordu.
Saatler sonra kapı aralanmıştı. Kara çarşaflı ve peçeli kadının başı yerdeydi, elinde valize benzer çantasıyla öylece duruyordu. Beşir “Ne oldu?” diye bağırdığı halde kadın cevap vermemişti. Beşir bir daha bağırınca kadın kapının önünden kenara çekilmişti. Diğer herkes telaşla içeri koştuklarında Alev kanlar içinde hareketsiz bir şekilde yatıyordu.
Beşir gözyaşları içinde Alev’i kucaklayıp dışarı çıkarırken, ablaları ve Hasret Hanım da Beşir’in peşinden koşturmuşlardı. Araca atlayıp Alev’i hastaneye yetiştirmekti Beşir’in amacı. Fakat bilmediği bir şey vardı: uğruna her şeyi karşısına aldığı, aşık olduğu kadın çoktan ölmüştü.
Ve annesi çığlık çığlığa arkasından seslenmişti:
“Beşir, oğlum… Bebek yok!” ...