Yıldızları göremiyordu genç kız. Baktığı gökyüzünde ne bir yıldız vardı ne de ayın herhangi bir evresi. Gökyüzü bile aydınlatmak istemiyordu genç kızın karanlığını.
Derin bir nefes aldı ve bakışlarını koyu mavi çarşaflarla örtünmüş gökyüzünden çevirip kasvetli odasına çevirdi. Odası loş turuncu ışıkla aydınlatılmıştı ve detayları görmesini engelliyordu ama yirmi yılı bu odada geçmiş kız odasının her bir detayını ezberine kazımıştı.
Dışarıdan gelen sesler artmaya başlayınca kulak kabarttı ve gökyüzüne açılan penceresinin önünden kalktı. Loş turuncu ışığın altında yürürken ince bedeninin içinde barındırdığı gücün aksine kar tanesi gibi salınıyordu.
Bağırış arttı ve kızın içine korku ince düğümlerini ilmek ilmek işlemeye başladı. Hayra alamet değildi bu kargaşa. Babası asla izin vermezdi kargaşa çıkmasına neler oluyordu?
Eli kapısının soğuk kulpunu kavradı ve ince parmakları kulpa dolanırken derin bir nefesi ciğerlerine doldurmak için kendine zaman tanıdı. Bu zaman dilimi her ne kadar kendisine bir insanın ömrünü tamamladığı süre gibi gelsede aslında tek bir kalp atışlık andı.
Kapı kulpunu çevirdi ve kapıyı araladığı sırada kendisini odasından daha koyu bir karanlık selamladı. Dar ama oldukça uzun koridorun en sonundaydı odası. Başını odasının kapısından çıkardığında ise koridorun başındaki kalabalığı belli belirsiz gördü babasının kopyası olan parlak mavi gözleri.
Bedenini tamamen odasından çıkardı ve o an soğuk zeminle temas eden çıplak ayakları üşüdü. Üzerinde siyah bir tayt ve siyah bir askılıdan başka hiçbir şey yoktu. Uzun siyah saçları kendisinden ayrı bir galaksi yolunda ilerliyor gibi sarkıyordu sırtında. Odasının kapısını kapattı ve çıplak ayaklarıyla ilerlerken koridor boyunca babasının odasına baktı. Kapısı açıktı ve odada babası yoktu.
Oysa kızını çıplak ayakla görse çok kızardı.
Adımlarını hızlandırdı ve tünel gibi olan karanlık koridorun çıkışına iyice yaklaştı. Kız yaklaştıkça büyük kalabalıktan çıkan sesleri ayırt etmeye başlamıştı.
"Küçükhanım görmesin." lafını duydu birinden. Bu kişi şüphesiz babasının can dostu, kendisinin amcası bildiği Fikret Kızılca'ydı. Bahsettiği küçükhanımda kendisinden başkası değildi.
Neyi görmemeliydi?
Sesler arasına karışan hıçkırık ve burun çekmeleri duyabiliyordu. Birileri mi ağlıyordu? Neler oluyordu?
Kız bir iki adım daha attı. Artık karanlıkta değil aydınlığa teslim etmişti siyahlar içindeki bedenini. Kalabalığın özenle çevrelediği şeye bakmak için bir boşluk yaratmak istese de başarılı olamadı. Malikhanede olan herkes toplanmıştı resmen. Ve herkesten cümleler arasında acılı iniltiler dökülüyordu. Her bir inilti kızın kalbine batan iğneden farksızdı.
Bir iki adım daha yaklaştı. Artık çok yakındı. Tek yapması gereken uzun boyunun avantajını kullanmaktı.
Ancak beklediği kadar şanslı değildi. Fikret amcası aniden arkasını dönünce göz göze geldiler ve genç kız ana rahmine bile düşmeden önce babasının yanında olan adamın gözlerinde ilk kez acıyı gördü.
"Amca?" dedi adamın kızıl kahverengi gözlerine bakarken. Farkında olmadan kendi gözleri yanmaya başlamış parlak mavileri berraklaşmıştı.
"Kızım odana git." dedi sadece Fikret amcası. Genç kızın doğal kavisli kaşları çatıldı ve soru dolu yüzüyle amcasına baktı.
"Neler oluyor? Neden herkes ağlıyor?" dedi ama sesi naif görünen vücudunun aksine sert ve ölüm gibi soğuk çıkmıştı.
"Kritik bir durum var sadece odana git sen ben geleceğim yanına."
Fikret amcası kızı döndürmeye çalıştı ama o anda ki boşluktan istifade kız göreceğini görmüştü.
"Baba." kelimesi döküldü iki dudağının arasından. Az önceki soğuk ses gitmiş, yerini lavlar içinde fokurdayan bir acıya bırakmıştı. Genç kız inanamazcasına tekrarlama emri verdi beynine iki hece tek kelimeyi.
"Baba?"
Bir an sessizlik yaşandı. Genç kız amcasının omzunun üstünden ömrü boyunca unutamayacağı görüntüye bakarken duran zamanı harekete geçiren, akreple yelkovanı ortadan ikiye genç kız için bir daha asla bir araya getirmeyecek şekilde ayırırken büyüdüğü malikhanenin duvarlarında genç kızın ilk kez acı dolu vaveylası yankılandı.
Şüphesiz ki kalbi en ağır acının altında eziliyordu şu anda.
Bir kız düşünün.
Dışarıdan bakıldığında üç erkeğin sürtüğü gibi görünen,
Ama içinde kendiyle birlikte üç erkeğinde kasırgasını yaşayan bir kız.
Korktuğu karanlıktan kurtulmak için gündüzü arayan bir kız.
Onun gündüzü olmak isteyen bir erkek ve karanlığını yıldızlarla aydınlatmak isteyen başka bir erkek.
Siz gündüzü mü isterdiniz yoksa yıldıza dokunmak mı?
Kız bir türlü seçemedi. Ve yıldızı kayıp gittiğinde gündüzü de göremez olmuştu.
O karanlıkta yaşamaya mahkûmdu.
Ya da,
Ölmeye mi demeli?