TEHLİKELİ SIĞINAKGüncellenme zamanı Oct 4, 2026, 07:48
1.BÖLÜM: Sıcak ve SoğukBedenimdeki soğukluk kemiklerime kadar işlemişti. Şöminedeki odunların çıtırtısı ve cam gökdelenin pencerelerini döven sağanak yağmurun sesi dışında devasa salonda çıt çıkmıyordu. Deri koltuğun üzerinde, ıslak saçlarımdan süzülen damlalarla öylece büzülmüş oturuyordum.Zihnim durma noktasındaydı. Birkaç saat önce o karanlık ve dar sokakta peşime düşen adamlardan kaçarken, nefesimin kesildiği o son anı hatırlamaya çalışıyordum. Ayaklarım kaymış, yere düşmüştüm. Yağmur çamurla birleşip üzerimi kaplarken, hayatımın orada biteceğinden neredeyse emindim. Sonra siyah bir araba yanaşmıştı. Kapı açılmış, gecenin karanlığından daha karanlık bir adam çıkmıştı.Beni yerden kaldırışı bir çuvalı sürükler gibi değildi; sanki kırılmaya çok müsait, paha biçilmez bir nesneyi incitmekten korkar gibi son derece dikkatli ve yumuşaktı.Şimdi ise tam karşımdaydı. Adının Aras olduğunu öğrendiğim bu adam, elindeki kristal kadehiyle durmuş bana bakıyordu.Bakışları o kadar ağır, o kadar yoğundu ki, tenimde fiziki bir ağırlık yapıyordu. İçimden bir ses buradan hemen kaçmam gerektiğini fısıldıyordu. Adamın duruşundaki güç, omuzlarındaki o tekinsiz heybet bana tehlikede olduğumu avaz avaz bağırıyordu. Ama bir diğer tarafım... Hayatımda ilk defa kendimi bu kadar savunmasız hissettiğim bir anda, bir erkeğin varlığı karşısında böylesine garip bir güven duygusuyla sarmalanıyordu.Beni buraya getirdiğinde, ıslak ve çamurlu kıyafetlerimi çıkarmama yardım ettiği o dakikalar zihnimde tekrar canlandı. Parmak uçları elbisemin fermuarına değdiğinde vücudumdan geçen o elektrik dalgasını unutamıyordum. Kumaş bedenimden kayıp yere düşerken, gözlerini bir saniye bile vücudumdan ayırmamıştı. Çıplaklığıma bakışı basit bir arzu değildi; sanki yıllardır aradığı ve sonunda bulduğu bir hazineye bakar gibi, derin, yakıcı ve tamamen sahipleniciydi. İç çamaşırlarımla karşısında kalakaldığımda bana bir bornoz uzatmış, parmakları tenime her çarptığında karnıma keskin bir ağrı saplanmıştı. Bir yabancının yanında bu kadar çıplak ve savunmasız olmak beni korkutmalıydı ama hissettiğim tek şey içimdeki o uyuyan, tutkulu sıcaklığın uyanışıydı.Aras, elindeki kadehi konsolun üzerine bıraktı. Salondaki loş ışık, yüzünün keskin hatlarını ve omuzlarının genişliğini daha da belirginleştiriyordu.Bana doğru yürümeye başladı. Yavaş, kendinden emin ve tamamen avına odaklanmış bir kaplan gibi. Her adımında kalbimin atışı hızlanıyor, göğsüm tıkasız bir nefes açlığıyla kalkıp iniyordu. Tam önümde durdu. Bir an bile tereddüt etmeden, gözlerimin içine bakarak önümde diz çöktü.İşte o an nefesim tamamen kesildi. Karşımda yeraltı dünyasının, belki de koca bir şehrin diz çöktüreceği kadar güçlü bir adam duruyordu ve o, şu an gözlerimin içine bakarak benim önümdeydi.Sıcak ve büyük elini yanağıma koydu. Avucunun içindeki pürüzsüz sıcaklık, soğuktan titreyen tenimi adeta yaktı. Başparmağı alt dudağımın üzerine geldi ve yavaşça, bastırarak okşamaya başladı.Ne yapıyorum ben? diye düşündüm. Kim bu adam? Beni koruyor mu, yoksa kendi kafesine mi kapatıyor?Sorusuzca, hiçbir şey söylemeden dudaklarımı onun başparmağının baskısına bıraktım. Gözlerimi kapattım. Parmağının dudağımın üzerindeki hareketi, bacaklarımın arasında belirsiz ama derin bir sızı başlatmıştı. Sıcak nefesi yüzüme vuruyordu."Sana zarar vermelerine asla izin vermeyeceğim," dedi. Sesi bir fısıltı gibi kısık ama bir yemin kadar güçlüydü. "Kim olduğunu, peşinde kimlerin olduğunu henüz bilmiyorum."Başparmağı dudağımdan aşağı indikten sonra çenemi kavradı ve yüzümü hafifçe yukarı kaldırdı. Gözlerimi açtığımda aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı. Koyu kahve gözlerinde simsiyah bir arzu ve tavizsiz bir kararlılık vardı."Ama bu kapıdan içeri girdiğin andan itibaren, sen benimsin," diye fısıldadı. Yüzü bana o kadar yakındı ki, dudakları her kelimede benimkilere hafifçe temas ediyordu. Bu temas, içimdeki arzuyu kontrol edilemez bir seviyeye çıkardı. Bedenimin onun bedenine yaklaşmak, o geniş göğsüne dokunmak için can attığını hissettim. "Ve bu şehirde hiç kimse benim olana dokunamaz."Bakışları dudaklarıma indi. O an beni öpeceğini sandım. Dudaklarım aralandı, içimden yükselen o ses onun beni sertçe öpmesini, bu belirsizliğin ortasında beni kendi arzusuyla yakıp kavurmasını istedi. O da bunu istiyordu; boynundaki damarın kasıldığını, nefesinin nasıl ağırlaştığını görebiliyordum. Kalçalarımın arasında zonklayan o sıcaklık, beni ona doğru çekiyordu.Ancak Aras kendini tuttu. Dudaklarını dudağımın hemen kenarına, yanağıma sıcak ve uzun bir öpücük olarak kondurdu. Dudaklarının sıcaklığı tenimde bir iz bıraktı.Geri çekildi ama eli hâlâ çenemdeydi. Dışarıdaki fırtına devam ediyordu; peşimdeki adamlar hâlâ dışarıdaydı ve ben bu tekinsiz adamın insafına kalmış durumdaydım. Ama zihnimdeki tek soru beni kovalayanlar değildi.
"Bu adam bana ne yapacak? Ve ben onun bana yapacaklarına neden bu kadar açım?"
Kafam çok karışıktı. İçimdeki bu his beni bir çıkmaza sürüklüyordu.Nasıl herşey bu kadar hızlı ilerlemişti?