Ölmedim...
Kutsal bir nesne ile temasa geçmedim.
Yahut kötü bir insan değildim.
Çok iyi bir insan olduğumu da düşünmüyorum.
Neden bilmiyorum ama bir gün uyuduğum da...
Tekrar gerçekliğime dönemedim.
Farklı bir evrende farklı bir bedende gözlerimi açtım.
Ben on yıl boyunca hikayesi için bitirmek için ter döktüğüm 2D oyunun gerçek olduğu bir dünyada yaşamaya başladım.
'Sen Asla iyi olamazsın Lucretia. Sen kötü olarak var oldun. Dehşet acı kaos ve kan bunlar seni güçlendirir iyilik, işte onun olduğu yerde sen yok olmaya mahkumsun. Seni İyiliğin ve saflığın varlığını sürdürebilmesi için yarattık. Tıpkı siyahın olmayacağı bir yerde beyazın değerinin olmaması gibi. Sen olmalısın ki iyilik için hala bir savaş verilebilsin.'
Tanıtım:
Kaybolmak istedim, yok olmak. O adamın tenime elleri her dokunduğunda hissettiğim şey tam da buydu. Bedenimden iğreniyordum. Kendimden ve bu karnımda her geçen gün büyümeye başlayan şeyden nefret ediyordum. Ağlamak bir çözüm değildi; artık kaybetmiştim bu savaşı, tek sağ kalan ailem ve teselliğim olan o adam tarafından ihanete uğradığım zaman.
Müebbet mahkûmları gibi ölümümü bekliyordum: yavaş yavaş; acı çeke çeke...
İnfaz reddedilmişti. O kadar kolay paçayı yırtmamı istemiyordu, ne tanrı ne de beni sevenler.
Gökyüzünü özlemiştim. Yağmuru tenimde hissetmeyi, toprağın kokusunu, kalabalık insan guruplarının kaldırımlarda bir nehir gibi akmasını; gecenin rengini, yıldızların parlaklığını ve benim hayatıma hiç doğmayacak olan güneşi...
Kısacası özgürlüğün ruhuma yarattığı afrodizyak etkisine hasrettim.
Her şeyi geriye bırakınca tek bir sonuç çıkıyordu ortaya öyle ya da böyle ben asla serbest bırakılmayacak bir TUTSAK'tım