Hikayesi Senior
author-avatar

Senior

HAKKINDAquote
Yazarken çalışmamın mümkün olduğunca edebi bir eser olmasına özen gösteriyorum. Şiirsel yazım tarzının yanında akıcı anlatım ve anlaşılabilir olmak benim en büyük önceliklerim.
bc
Ay Işığı Gözlerimi Aldı
Güncellenme zamanı Jan 31, 2026, 11:55
2064 yılında, Orta Kıta Konfederasyonu’nun gri şehirlerinde, Orhan adında bir mikrobiyolog, mikroskobunun başında hayatın sırlarını arıyor. Tezine gömülmüş, dünyadan kopmuş bir haldeyken, bir gece komşusunun getirdiği rahatsız edici bir haberle sarsılır. Ay kolonisi, insanlığın geleceği için parlayan bir umutken, gölgelerde neler saklanıyor? Rutin bir gün, beklenmedik bir anla kesintiye uğrar. Orhan, kendini anlam veremediği bir huzursuzluğun içinde bulur. Cevaplar aradıkça, her şey daha da bulanıklaşır. Mikroskobik dünyadan Ay’ın uzak ufkuna uzanan bu hikâyede, gerçekler ne kadar derinde yatıyor? Orhan, farkında olmadan neyin eşiğinde duruyor?
like
bc
Neron: Doctor of Silent Nights
Güncellenme zamanı Jan 31, 2026, 03:27
In villages and in small towns, they died in droves. The slaughter came from neither virus nor from war. They were treated as if they had never lived at all, and were laid in the ground quietly, without a sound. It was such a sorrowful sight it saddened even their merciless killer. Humankind never feared God this much. Not even the questioning in the grave is as cruel as the way they died, nor that final command of a wrath-dealing God. All the grief and all the pain that could be loosed broke free of its chains; its source was the one, the only true killer: a ruthless origin, stirring in its grave. On the back of Istanbul, there is a hill that speaks with the wind: Facility Hill. By day it is science and protocol, white coats and sterile light. By night, the same hill listens to a much older breath rising from deep beneath the earth. In official records, Dr. Cem Aksoy is a brilliant physician: a mind that silences diseases, slows down aging, and stretches the human lifespan, inch by inch. In unofficial records, he walks under another name: Nerkynatiochen. He was seen in Messina just before the Black Death, stood in the shadow of Nemrut as mass graves were opened, and kept watch in a black cloak at the mouth of a sealed crypt near ancient Antioch. Every age has remembered the same three traces: Cities that die without a single scream. Four scratches and a circle carved into stone. And a figure running on four legs in the dark, whose shadow still insists on being human. Elif is a young researcher working in the lab on that hill. All she ever wanted was to save a few more lives— until, one night, she forces open the door of a locked folder: NARAM_CASES. In a monk’s page dated 1347, she finds a drawing that looks disturbingly like Cem’s face, titled in a quiet hand: “Il medico Neron.” From that moment, the pages begin to trade places: medical papers blur into chronicles, clinical notes read like prophecies, statistics of death melt into stories whispered in the dark. What seeps out between the lines is this: a dark name, Naram, that latches onto any human whose lifespan is pushed too far beyond its natural edge; a werewolf-like “indicator creature” seen before disasters; and an ancient vampire, said to frighten even the gods, whose origin runs straight back to humanity itself. Now the same pattern is being drawn, slowly, over Istanbul. Beneath Facility Hill lies an old vein of graves. Above it, a project races forward under the promise of “immortality.” Caught in the very middle stands a young woman, Elif, pinned between her heart and her science. In this story, the werewolf is only the shadow of the catastrophe to come; the vampire is an echo history never managed to bury. The real question is: Who is the true monster? The entity that leaves the night without a single scream, the doctor who has walked the centuries beside death— or the human who, the moment he escapes dying, dares to claim the right to rule all those who still can?
like
bc
Azap
Güncellenme zamanı Dec 19, 2025, 00:30
“Aşkın adı töre defterine yazılırsa… Hiçbir kalp aklanmadan kurtulamaz.” Bir dağın gölgesine sıkışmış küçük bir köy… Kanla açılıp kanla kapanan defterler, adını kimsenin yüksek sesle söylemeye cesaret edemediği bir kelime: aşk. Elif, doğduğu günden beri bir aşiretin kızı, bir evliliğin bedeli, bir barışın imzası olarak görülür. Kendi kalbinin sesini ilk kez duyduğunda çok geç olduğunu sanır; çünkü kaderi çoktan töre masasında kararlaştırılmıştır. Baran ise yıllar sonra köyüne dönen, şehirle dağ arasında ikiye bölünmüş bir adamdır. Bir yanında geçmişte bırakamadığı bir sevda, diğer yanında kan davasını susturmak için önüne konan bir nikâh… Ve Demir… Çocukluktan beri Elif’in düştüğü her yerden onu kaldıran, ama bir gün, onu kaybetme ihtimaliyle kendi karanlığına düşen dağın delikanlısı. Bu roman, bir ceviz ağacının gölgesinde fısıldanan “belki”lerin, kuyu başında konuşulan “günah”ların, imam odasında sorgulanan “rıza”nın hikâyesi… Aşk ile töre, adalet ile intikam, sadakat ile ihanet aynı dar yolda karşı karşıya gelirken; bir “evet” ile bir “hayır”ın, bir “belki”den ne kadar kanlı ve ağır olabileceğini göreceksiniz. Bazı kalpler sevmekten değil, sevmeye fırsat bulamamaktan kırılır. Bazı cinayetler tetiğe basıldığında değil, yıllarca susulduğunda işlenir. Aşk, tutku, ihtiras, ihanet, töre, cinayet ve dram… Bu hikâyede hiçbir duygu masum kalmayacak; hiçbir karakter, başladığı yerden bitiremeyecek yolculuğunu. Bu kitabı okurken bazen Elif’in nefessizliğinde boğulacak, bazen Baran’la iki dünya arasında kalacak, bazen de Demir’in gölgesine korkuyla bakacaksınız. Ve son sayfayı kapattığınızda, belki de kendinize şu soruyu soracaksınız: “Bir kalbi kurtarmak için, kaç kalbi yaralamaya razıyım?”
like
bc
Taş Konak
Güncellenme zamanı Dec 6, 2025, 23:44
Midyat, taş avluların gölgesinde bir lanetin ağırlığı ile sınanıyordu; rüzgâr, kuru hışırtısıyla tozları savuruyor, yaslı sedirlerin dallarına bu kez bir intikam ağı örüyordu. Gökyüzü, kanla lekelenmiş bir yara gibi bu kadim toprağın öfkesini haykırıyordu. Eylül, konağın zincirlerinde bir mahkûm olan bu genç kadın, çocukluk aşkı Berdan'ın abisiyle zorla evlendirilmenin ezici yükünü taşıyordu. Bedeni acıdan kaskatı bir taş, ruhu ise bir ateşti ve bu ateş Midyat'a bir kıyamet gibi çökmeye and içmişti. Cehennemin ücra dehlizlerinin en dumansız yerinden dişi bir şeytan, yeryüzüne teşrif etmiş, adeta arz-ı endam buyuruyordu. Berdan’ın vurulduğu haberi, yüreğini bir hançerle oymuş, yerini bir alev ve devasa bir yeminle doldurmuştu: İntikam yemini. Töre, tüm pervasızlığıyla hayatı kızıla boyamıştı. Heplikten hiçliğe giden yolu kapatmış, Eylül'e küçük kıyametini her yeni gün yeniden yaşatır olmuştu; O ise tüm bu olanları şimdiye kadar nispeten sineye çekmişti. Lakin durulması gereken hudut da artık aşılmıştı. Öfke, kınsız bir kör bıçak iken bilenmiş, iki kere ateşten geçirilmiş ve çifte su yedirilmiş bir kılıçtı artık. Ne korku, ne vicdan, ne de tanrı tanıyordu. Eylül, töre denen insafsız yaratığı yok etmek için ittifak teklif eden şeytana ruhunu satıyordu. Plan mı? Şeytanın gelinine yakışır tek bir plan vardı: "Her yol mübah". Eylül, töre denen canavarı kendi elleriyle boğacaktı. Kerem, İstanbul’dan gelen o yakışıklı yabancı, onun kılıcı olabilirdi; ama bu kılıç, bir bedel talep edecekti, ve bu bedel, Midyat’ın taşlarını bile titretecekti.
like
bc
Ağa'nın Laneti
Güncellenme zamanı Sep 22, 2025, 11:00
Mardin’in tozlu yollarında, Surayn Aşireti’nin gölgesinde, tutku ve töre çarpışıyor. Dijvan Surayn, kara sakallı, kaslı bedeniyle bir ağa; gözlerinde ihanetle yanmış bir ateş taşıyor. Roza Karacan, İstanbul’un modern dünyasından koparılıp törelerin zincirine vurulmuş bir doktor. Berdel, onları bir yatağa hapsediyor; ama bu birleşme, sadece bedenlerin değil, ruhların da savaş alanı. İlk gecede, loş konakta, Dijvan’ın sert elleri Roza’nın teninde kayıyor. Nefesi, onun boynuna değdiğinde, Roza’nın kalbi korku ve arzuyla çarpıyor. Çıplak bedenleri, ay ışığında dans ederken, inlemeler taş duvarlarda yankılanıyor. Dijvan’ın parmakları, Roza’nın en gizli yerlerini keşfeder; her dokunuş, bir teslimiyet mi, yoksa bir isyan mı? Roza, direniyor, ama bedeni ona ihanet ediyor – her öpücük, her hareket, onu daha derin bir hazza sürüklüyor. Dijvan, “Sen benimsin,” diye fısıldarken, Roza’nın tırnakları sırtında izler bırakıyor. Bu, bir esaret mi, yoksa yasak bir tutku mu? Töre, affetmez. Her gece, yeni bir birleşme; her dokunuş, daha yoğun bir arzu. Ama sırlar, bu ateşi zehirleyecek. Dijvan’ın geçmişi, Roza’nın ailesiyle kanlı bir bağ taşıyor. İntikam, aşkın gölgesinde pusuda bekliyor. Her gün yayınlanacak 1000 kelimelik bölümler, bu şehvetli ve tehlikeli dansı bir adım öteye taşıyacak. İlk bölüm, berdel gecesinin ateşli ritüeliyle başlıyor: Terle ıslanmış bedenler, birbirine dolanırken, Roza özgürlüğünü mü kazanacak, yoksa töreye mi teslim olacak? Bu karanlık, tutkulu yolculuğa hazır mısınız?
like
bc
SAVAŞ OYUNU
Güncellenme zamanı Aug 7, 2025, 00:41
Savaş henüz başlamadı. Ama kapıda. Ve bu kez, ne silahlar ne de kas gücü belirleyecek kaderinizi. Zihin… sadakat… ve hayatta kalma iradesi. Yüzbaşı Ahmet Celil’in sert sesiyle uyanan 3000 asker, bir simülasyonun eşiğinde. Ama bu bir oyun değil. Bu, çağın son savaşına hazırlık.
like
bc
Bir Adamın Güncesi
Güncellenme zamanı Aug 4, 2025, 23:46
“Kimi yollar yürünmek için değil, hatırlanmak içindir.” Bir adam... İsmi Emir. Kendi hayatının yıkıntıları arasında nefes almaya çalışan bir enkaz. Aldatılmış bir âşık, terk edilmiş bir çocuk, unutulmuş bir evlat. Ve sonra... İstanbul’un gölgeli sokaklarında, geçmişin sisine saplanmış bir sokak simitçisiyle karşılaşır: Sadık. Ne tam yaşlı, ne tam bu dünyaya ait. Bir bilge mi, bir meczup mu, yoksa kadim çağlardan kalma bir iz mi? Sadık, Emir’e bir defter uzatır. İçinde ne para, ne teselli vardır. Yalnızca tek bir söz: “Her iyiliğin ardından bir sınav gelir.” Ve böyle başlar Emir’in 100 gecelik yürüyüşü… Her gece bir yara sarar, her adımda bir hayal gömer, her iyilikle bir sınav kazanır. O artık yalnız bir adam değil; Kendinden kaçarken kendine dönüşen bir yolcudur. Ama bu hikâye sadece bir adamın kurtuluşu değildir. Bu, kadim zamanlardan bugüne uzanan bir hatırlayış öyküsüdür. Çünkü Sadık, yalnızca bir simitçi değildir. O, Lokman’ın sessizliği, Hızır’ın gölgesi, Dede Korkut’un kelamı, zamanın içinden süzülen bir bilgelik varlığıdır. Ve şimdi, gölgesini Emir’e devretmektedir. Bir Adamın Güncesi Her bölümü bir kandil, her satırı bir iz. Ve sonunda, hakikatin kapısında duran bir insan... ya da bir efsane.
like
bc
Birlikte Yanalım
Güncellenme zamanı May 19, 2025, 16:08
Aşık bir adam bir kadına duygularını nasıl anlatabilir? Anlattıkları ne kadar etki bırakabilir? Hayır, doğru sorular değil bu sorular. Aşık bir adamın tutkusu ile psikopatlık arasında ne kadar fark var? İşte asıl soru bu. Sevdiği kadını beklerken sabırsızlanan bir adamın duygularının arşa nasıl tırmandığına tanıklık edeceksiniz?
like