18

1166 Kelimeler
♬ Kavin mutlulukla soluduğu birkaç dakikanın ardından hızla hocasının odasına ilerlemişti. Duyduğu tedavi yöntemi hakkında tüm bilgileri almak istiyordu. Beyin Cerrahı Kerim Tekin ile uzunca bir konuşma yapmış, ameliyatın risklerini, sonuçlarını, başarı oranlarını, her şeyini en ince ayrıntısına kadar öğrenmişti. Hocası bunları neden bilmek istediğini sorduğunda Kavin bir arkadaşından bahseder gibi Barış'tan bahsetmiş, onu hastaneye getireceğini söylemişti. Şimdi bu bilgileri sevgilisine aktarması kalıyordu. Otobüse binip heyecanla kendi yerine geçti. Dün akşam dayanamamış mesajla tedaviden biraz olsun bahsetmişti, şimdi ise Barış'a yüz yüzeyken anlatacaktı her şeyi. "Günaydın!" Neşeli sesi yanına oturduğu adamı anında gülümsetmeye yetmişti. Yavaşça başını eğip kaldırdı. Bu onun karşılık verme, Kavin'inse bu karşılığı anlama hareketiydi. "Sana dün bahsettiğim konuyu düşündün mü?" Barış naşıyla onayladığında Kavin devam etti sözlerine. "Ben her şeyi hocama danıştım. Kendimce araştırmalarımı da yaptım. Eğer bir sorun çıkmazsa ameliyatı olacaksın. Her ameliyat gibi riskli ama ben senin için tüm riskleri en aza indireceğim. İşe yararsa yeniden sesine kavuşmuş olacaksın. Barış inanabiliyor musun? Bu... Bu resmen mucize!" Başta onu üzmemek için umutlu konuşmayacağını hatırlatmıştı kendine fakat ağzından çıkan sözler tam tersini söyler nitelikteydi. Umutluydu çünkü nasıl aksi konuşabilirdi ki? "Bugün benimle hastaneye gelir misin? Hemen tetkikleri yapalım." Barış yorumda bulunmadı. Sadece başıyla onaylamakla yetindi. Kafedeki iş arkadaşlarına bugün gitmeyeceğini belirten bir mesaj atıp geri yaslandı. Kulaklıklarını taktılar ve yol boyunca Barış'ın açtığı depresif şarkıları dinlediler. Sonunda hastanenin olduğu durağa geldiklerinde aşağı indiler el ele. Kavin'in mutluluğu yüzünden okunuyordu. Bunu anlamamak imkansızdı. Ancak aynı şey Barış için geçerli değildi. Sıkıntılı bir ifade vardı yüzünde. Dillendiremediği bir şeyler... Hastaneye girmeden önce durdu Barış. Kendiyle birlikte sevgilisini de durdurmuştu. Ellerini ayırarak önüne geçti ve işaret diliyle sordu. "Bunu gerçekten istiyor musun? Ameliyat olmamı istiyor musun?" Kavin ona doğru bir adım atarak aralarındaki mesafeyi en aza indirdi. Yanlış anlaşılmak da onu kırmak da istemiyordu. Ellerini genç adamın yanaklarına yasladı. "Hayır," dedi başını iki yana sallarken. "Hayır ben, beni yanlış anlamanı istemiyorum Barış. Ben seni böyle sevdim, böyle seveceğim. Konuşup konuşmaman benim sana olan hislerimi değiştirmeyecek. Ben bu mucizeyi senin için istiyorum. Her ne kadar belli etmemeye çalışsan da ne kadar acı çektiğini görebiliyorum. Kırık bakıyor bana gözlerin. Konuşamadığın için kendini eksik hissediyorsun. Yanlış hissediyorsun ama hislerine engel olamıyorum." Dolan gözlerine mani olamazken gözlerini yumdu. Yüzünü avuçları arasında tuttuğu adamın çenesine yasladı başını. "Bu yüzden istiyorum ameliyatı. Seni hep mutlu görmek için..." Onu böylesi derin düşünen kadına söyledikleri haksızlık gibi geldi o an. Yüreği sızladı. Çenesinde duran alnı öptü. Kokladı. Sevdi. Kollarını sardı karşısındaki küçük bedene. Tamam der gibiydi sarılışı. Tamam dediğin gibi olsun. Bu duygu yoğunluğundan ilk kurtulan Kavin oldu. Geri çekildi ama fazla uzaklaşmadı. Bunda genç adamdan aldığı ferah kokunun etkisi vardı. "Yine de son karar senin. Tetkikleri yaptırmak istiyor musun?" Barış ellerini tuttuğu bedenden ayırmak istemedi. Bu yüzden sadece başıyla onayladı. Sabahtan beri yaptığı gibi... Yüzüne büyükçe bir gülümseme yerleşti Kavin'in. "Hadi o hâlde girelim içeri. İşe geç kalırsam senin yüzünden azar işiteceğim, ona göre." Onu saran kolların arasından kıvrak bir hareketle çıktı. Hastaneye doğru ters bir şekilde yürümeye başladı. Böylece ona doğru gelen adamın yüzünü görebiliyordu. Konuşurken kullanacağı ellerini de. "Merak etme safinaz, temel reis azar işitmene izin vermeyecek." Kavin, Barış'ın yüzündeki muzip ifadeye bakıp kaşlarını çattı. "Bu konuyu en kısa zamanda konuşacağız canım," dedi son kelimeye vurgu yaparak. "Ben üstümü değiştirmeye gidiyorum. Sen danışmanın orada beni bekle, beraber hocanın odasına çıkacağız." Sözlerinin ardından daha fazla oyalanmadan önüne döndü ve soyunma odasının yolunu tuttu. O gözden kaybolduğunda Barış'ın neşesi yine yok olmuştu. Uzun zamandır böyleydi. Kavin varken her şey toz pembe oluyordu, o gidince ise karanlığa gömülüyordu her yer. Yıllar önce bir ümitle girdiği hastaneye şimdi umutsuzca giriyordu. Kavin'e söylemediyse de biliyordu buradan hangi sonuçla ayrılacağını. Hızlıca bildiği odaya doğru adımladı. İçeri girip doktora küçük ricasını belirtip birazdan görüşeceklerini bildirerek ayrıldı odadan. Hiçbir şey olmamış gibi danışmaya indi ve Kavin'i beklemeye koyuldu. Çok geçmeden, "Geldim!" diye bağıran sesini duymuştu. Ona döndüğünde başıyla merdivenleri işaret etti. "Hadi, bu taraftan." Beraber çıktıkları merdivenlerin sonunda geldikleri kapıyı tıklattı Kavin. Hocasından gelen onay cümlesiyle birlikte ikisi de içeri girdi ve kapı yeniden kapandı. "Günaydın hocam." Eliyle yanında duran adamı gösterdi. "Size bahsettiğim arkadaşım, Barış." "Günaydın Kavin." Kerim oturduğu koltuktan kalkıp karşısındaki iki gence baktı. İkisini de tanıyordu ama birini tanımamış gibi davranmalıydı. Elini genç adama uzatıp, "Merhaba Barış, ben de Beyin Cerrahı Kerim Tekin," dedi. Barış gerginlikle gülümseyip adamın elini sıktı. "Tanıştığımıza memnun oldum. Geçin oturun şöyle." Önündeki koltuklara otururken onlar, kendisi de yerine oturdu. Ne demişti eski hastası? Onu yeni tanıyor gibi mi davranmalıydı? "Beni duyuyorsun değil mi?" Sorusuna bildiği bir cevap aldı. Onaylandı. "Konuşma engelin doğuştan değilmiş. Kavin geçirdiğin kazadan bahsetti. Oldukça uzun bir süre geçmiş üstünden. Bu süre zarfında benden önce başka doktorlara göründün mü?" Kavin hocasının sorusunu duyunca Barış'a dikkat kesildi. Bunu sormak aklına hiç gelmemişti. Dokuz sene boyunca illa ki bir yerlere başvurduğunu düşündü. Fakat Barış'ın cevabı başını iki yana sallamak olmuştu. Kavin her ne kadar sebebini merak etse de mutlu olmadan edemedi. Bu deneyecekleri tedavinin ilk defa yapılacağı anlamına geliyordu. Daha önce denenip başarısız olsaydı sonucun aynı olacağını düşünüp üzülebilirdi ama şu an öyle olmadığını öğrenmek içini rahatlamıştı. "Neden peki?" diye soran Kerim'i basit bir omuz silkme ile geçiştirdi Barış. "Biliyorsun beyin implantı ameliyatı oldukça zor bir ameliyat ve başarı oranı oldukça düşük. Kazanın beynine mi yoksa ses tellerine mi zarar verdiğini henüz bilmiyoruz. Sorun beyindeyse tedaviyi gerçekleştirme şansımız var. Tetkikleri yaptıktan sonra daha net konuşabilirim ancak yeniden söylemekte fayda görüyorum." Özellikle Kavin'e döndü. "Sorun eğer beyin fonksiyonlarındaysa bu tedavi uygulanabilir." Kavin bu cümleyle gerilse de fark ettirmeden ayağa kalktı. "Öyleyse hemen tetkiklere başlayalım." "Başlayalım," diyerek elindeki dosyayı hemşireye uzattı doktor. "Bugün Barış Bey ile ilgilen, sonuçları alır almaz odama gelin." "Tabii hocam." Kavin'in onaylaması üzerine odadan çıktılar. Kavin dosyayı inceleyip ilk olarak tomografiden başlamaya karar verdi. Dolayısıyla o tarafa yöneldiler. Yürürken dikkatli bir şekilde dosyada yazanları okuyordu fakat dikkatini dağıtan bir şey oldu o an. Barış yazdığı yazıyı görmesi için telefonunun ekranını kağıtların üstüne, göz hizasına koymuştu. "Arkadaş ha?" Yazdığı mesajı okuduğunda takıldığı şeye gülerek ona döndü. "Sevgilim olduğunu bilseydi beni ameliyata almazdı. Hatta arkadaş olduğumuz için bile almayabilir." Munzur bir ifadeyle sırıttı. "Seni tanımadığımı mı söyleseydim acaba?" Barış'ın kaşları havalandı. Öyle mi? der gibi. Sonra hızlıca bir cümle yazıp genç kadına gösterdi. "Oldu o zaman gideyim ben." Ciddi ciddi arkasını döndüğünü gördüğünde Kavin gülerek kolunu tuttu ve geldikleri odanın kapısını açıp kendiyle birlikte onu da içeri soktu. "Oldu o zaman seni şöyle tomografi odasına alayım ben." Barış tomografi cihazının uzanma kısmına oturup işaret diliyle kurduğu cümlenin ardından göz kırptı. "Beni kendine al sen." Kavin cümlenin gittiği yeri anlayarak heyecanlandıysa da bunu ona yansıtmadı. Gülerek, "Uslu dur," dedi ve yanlarına gelen görevliye teslim etti sevgilisini. Günün ilerleyen saatlerinde tüm tetkikler yapılmış, sonuçlar alınmış, ikili kendini yeniden Kerim Bey'in odasında bulmuştu. Barış'ın bakışları yerdeyken Kavin'in hevesli bakışları hocasının üstündeydi. "Ee ne diyorsunuz hocam? Ameliyata uygun mu?" Kerim ezbere bildiği sonuçları bir kez daha gözden geçirip üzgün bir şekilde Kavin'e döndü. "Üzgünüm Kavin, ameliyatı yapamam." Kavin'in başından aşağı kaynar sular dökülürken oturduğu yerde sendeledi. "Neden?" "Çünkü Barış'ın konuşamama nedeni beyin fonksiyonları değil. Ses tellerindeki kas dokusunun yok olacak derecede zedelenmiş olması." ♬
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE