GİRİŞ: 'ŞİRİN'DEN'
Yazar notu: Bu bölüm önceki kitap Şirin'den önem arz eden bir kaç bölüm alıntılanarak oluşturulmuştur.
Leyla duvar kenarında oturan adamın kucağına tünemişti. Kimseyi umursamadan deli gibi öpüşüyorlardı. Adamın bir eli belindeyken diğer eli onun kalçalarını okşuyordu. Nihat Çetin bu olayın yatakta biteceğini bilecek kadar tutkuyu tanıyordu. Ama artık onun için bir önemi var mıydı? Ne yazık ki vardı. Hala vardı. Ama bu geceden sonra olmayacağına yemin etti.
Yumruklarını sıkarak yanlarına gitti. Leyla onu görünce adamdan bir nefes mesafesi kadar uzaklaşma nezaketini gösterdi. Ve ona alaycı bir şekilde gülümsedi.
“Biraz konuşabilir miyiz?” dedi Nihat Çetin düz bir sesle. Leyla yerine sevgilisi konuştu.
“Ne için?” dedi savunmacı bir tavırla.
Nihat Çetin boynunu esnetti.
“Bu onunla benim aramda.” dedi sakin bir sesle.
“Onunla ilgili bir şeyse beni de ilgilendiriyor.” dedi adam. Leyla sevgilisinin boynuna bir öpücük kondurarak araya girdi.
“Beni bir on dakika bekle aşkım. Kendisi arkadaşım zaten. Sonra çıkarız.” dedi. Adam isteksiz bir şekilde elini onun belinden çekerek kucağından kalkmasına yardımcı oldu.
Nihat Çetin onu beklemeden yürümeye başlamıştı. Leyla bir masadan ceketini alarak ona yetişti. Düğün alanının dışına çıktılar. İnsan olmayan bir kaldırım kenarında, bir sokak lambasının altında durdu Nihat Çetin. Leyla’ya döndü.
“Bizim orada bir söz vardır. ‘Sana hiçbir şey has değil!’ denir. Güzel şeyleri mahveden insanlar için kullanırız. Şirin gibi, yaptığın onca şeye rağmen seninle arkadaşlık eden birinin en mutlu gününü mahvederken aklından ne geçiyordu? ”
Leyla gözlerini kırpıştırıp ona dikkatle baktı.
“Beni bunun için mi çağırdın?” dedi. Sesinde ufak bir hayal kırıklığı var gibiydi.
“Ne için çağırmamı bekliyordun?” dedi Nihat Çetin. Elini sinirle saçlarının arasından geçirdi. Leyla kollarını kavuşturdu.
“Oooo! Ne Şirinmiş arkadaş! Gözün başka hiçbir şeyi görmüyor. Ona aşık olmadığına emin misin?”
“Sen aşktan ne anlarsın ki?” diye sinirle güldü Nihat Çetin.
“Son iki haftadır oldukça iyi anladığımı düşünüyorum.” dedi Leyla alaycı bir tavırla. Dudağının kenarında ki bir şeyi siler gibi yaptı.
“Zavallı adam! Sanırım ona bir parça acıyorum.”diyen Nihat Çetin arkasını dönüp gitmeye başladı.
Leyla derin bir nefes aldı. Yetmedi bir daha aldı. Sonra bir kez daha aldı. Gözünün altındaki damar pıt pıt atmaya başlamıştı yine. Hızlı adımlarla Nihat Çetin’e yetişip onu kolundan çekerek durdurdu.
“Kıskançlıktan kudurduğunu bilmesem alınabilirdim.” dedi. Nihat Çetin kolunu çekerek yürümeye devam etti. Bir kez daha peşinden gitti Leyla.
“Sorunun cevabını almadan mı gidiyorsun?” diye sordu alayla. Nihat Çetin bu kez durup ona döndü. Konuşmaya devam etmesi için eliyle işaret verdi.
“Şirin’in hiç haberi olmadan parmağında bana alınmış yüzükle mi dolaşmasını tercih ederdin?” dedi Leyla.
“Ona bunu söylemek için düğün gününü tercih etmemeni tercih ederdim. Şirin’i düşündüğün filan yoktu senin. İnsanların mutlu olmasına dayanamadın çünkü sen mutsuzsan herkes öyle olmalı.”
“Mutsuz değilim ben.”
“Öylesin. Mutsuzsun. Mutlu olma şansını hep kendi kendine baltalıyorsun. Sonra sen mutsuzken başkaları mutlu diye insanların hayatını mahvediyorsun.”
“Mutsuz değilim.” dedi Leyla bir kez daha. Sesi bir şeyi kanıtlamak ister gibi savunmacıydı. “Zenginim, iyi bir mesleğim ve çok yakışıklı bir sevgilim var.”
Sonra duraksadı. Sesini can yakmak için özellikle kullandığı kısık bir tona indirdi.
“Mutsuz olan sensin. Yalnız olan sensin. Bu gece soğuk bir evde, soğuk bir yatakta tek başına yatacak olan sensin. Ve fahişelerinden birini aramadığın sürece hep böyle olacaksın.”
Nihat Çetin güldü.
“Son altı yıldır mutsuzum ben Leyla. Sana olan aşkım bana mutsuzluktan başka bir şey getirmedi. Her gece Leyla diye sayıklayarak uyuyup sabah gözlerimi Leyla diye açtığımda hep mutsuzdum. Sırf senin hayatına bir kez daha dahil olabilmek için en yakın arkadaşımı can düşmanımla aynı eve soktum. Yine mutsuz olacağımı bile bile iki sahte gülümsemenden umutlanmak için kendine izin verdim. Benim de imtihanım sensin be Leyla. Allah benim belamı seninle veriyor.”
Leyla bir şey demedi. Sadece Nihat Çetin’e bakmakla yetindi. Bu sözler aşk itirafı değildi. Daha çok Nihat Çetin bir şeyleri bitiriyor gibiydi. Leyla’nın içinde bir panik yükselmeye başladı.
“Artık bende bittin. Sana sevgilinle mutluluklar dilerim.” diye ekledi Nihat Çetin.
“Tüm mesele bu değil mi?” diye bağırdı Leyla garip bir telaşla. “Bir sevgilimin olması. Beni sevdiğini iddia ettiğin altı yılda sen her gece başka biriyle yatarken rahattın çünkü ben Akın’a takıldığım için kimseyle olmamıştım. Bu gece beni başka bir adamın kollarında gördün ve erkeklik gururuna dokundu. Şimdi Şirin’i bahane ederek beni incitmek istiyorsun.”
“Seni incitemeyeceğimi gayet iyi biliyorum. Neden uğraşayım ki? Ben senin zerre umurunda olmadım hiçbir zaman. Sadece bir aylık kullanıp attığın bir eşyaydım senin gözünde. O bir aya altı yılımı vererek aptallık ettiğimi sonunda kabulleniyorum sadece.” deyip tekrar arkasını dönüp yürümeye başladı.
Leyla bir kez daha kolundan tutarak durdurdu onu.
“Nihat!” dedi ama Nihat Çetin ona son bir kez dönerek sözünü kesti.
“Nihat Çetin!” dedi. Tanıştıkları süre boyunca ilk kez düzeltmişti Leyla’yı. “Benim adım Nihat Çetin. Hatta bundan sonra senin için sadece Nihat Çetin Fak.”
Leyla kendini tutamayıp ona sert bir tokat attı. Nihat Çetin yanağını tutarak ona döndü.
“Teşekkür ederim. Buna ihtiyacım vardı.” dedi ve bu kez tamamen gitti.
----------------
“Kocam! Sence Nihat Çetin’i üzdüğü için Leyla’yı dövmeli miyim?” diyen Şirin kaşlarını çatıp katil civciv moduna geçti..
“Bırakalım Allah’ından bulsun. Hazır kurtulmuşken ona tekrar bulaşmak istemiyorum.” dedi Akın.
“Onunla artık konuşmuyor muyuz?” diye sordu Şirin.
“Neden sesin buna üzülmüş gibi geliyor?” dedi Akın biraz azarlayan bir sesle.
“Bilmem! Deli meli ama tuhaf bir şekilde sevdiriyor da kendini. Sonunda mükemmel oranda çılgın kız neşesi ekibini kurduğumu düşünüyordum.”
Akın koltuğa oturup karısını kucağına çekti.
“Onunla arkadaş olmaya karar verme nedenim kendisine bayıldığımdan değil bir gün karma onu bulduğunda acı çekmesini canlı canlı izlemek içindi. Bunca yıl sonra bunu hak ettiğimi düşünüyordum. Ondan gerçekten nefret ediyorum ama bunu göremeyeceğim düşüncesi beni de bir tık üzüyor açıkçası.”
Şirin düşündü.
“Düşününce elinde bize zarar verecek başka bir koz yok artık değil mi?” dedi Şirin.
Akın başını iki yana salladı.
“Yok.” dedi.
“Emin misin?” diye sordu Şirin şüpheyle.
“Eminim!” diye cevap verdi Akın kendinden emin bir sesle.
“O zaman onu -tabii ki biraz süründürdükten sonra- affedebiliriz. Böylece ben Nihat Çetin’e yaklaşmadığından emin olurum sen de bir gün acı çekerse bundan zevk alma fırsatı bulursun.”
“Daha iyi bir fikrim var.” dedi Akın. Hin bir gülüşle onu dudağından öptü.
“Neymiş?”
“Acı çekeceği bir günün gelmesini ummaktansa hadi ona biz acı çektirelim.”
Şirin gözlerini kısıp kafasında tarttı. Düşününce Leyla ona bir intikam daha borçlanmıştı.
“Bunu nasıl yapacağız?”
“Balayımızda detaylara karar veririz. Ama ona sert ve ani bir darbe indirmektense ağır ağır ateşlerde pişirip acıdan kıvranmasını sağlamalıyız. Ben aşk acısından daha büyük bir adalet sopası tanımıyorum şahsen. Yaşadım, oradan biliyorum.” dedi Akın gülümseyerek.