''Bu odanın mor olmasının hastalar üzerinde iyi bir etki bıraktığını sanmıyorum Menekşe Hanım.'' dedi Leyla.
Yılların Psikiyatristi Menekşe Dayıoğlu kafasını not defterinden kaldırıp kıza kaşları çatık bir şekilde baktı.
''Leyla'cığım merak ediyorum, seansının ilk on dakikası boyunca benimle ya da odamla ilgili eleştirmediğin başka bir şey kaldı mı?''
''Kaldığına emin olabilirsiniz. Özellikle şu...''
Menekşe onun sözünü kesti.
''Hadi şu seansa başlayalım artık.'' dedi bıkkın bir sesle.
''Ben çoktan anlatmaya başlayacağım ama siz başınızı defterinizden kaldırıp bana odaklanmıyorsunuz.''
Menekşe defterine ‘ilgi istiyor' diye not düştü.
''Defterime seninle ilgili ilk gözlemlerimi yazdığım için sana bakmıyordum. Şimdi başlayabilirsin.'' dedi.
Leyla kafasını biraz yükselterek ne yazdığını görmeye çalıştı. Menekşe ellerini defterin üzerine kapatarak görmesini engelledi.
''Şuradaki L koltuğa geçebilir miyiz? Böyle sandalye tepesinde rahatça anlatabileceğimi sanmıyorum.'' dedi Leyla.
Menekşe ona gözlerini kısarak bakıp 'rahatına düşkün gibi' diye not aldı defterine.
''Tabi Leyla'cığım. Sen geç ben de geliyorum.'' dedi. Telefonunu kulağına götürüp yardımcısı Şeker'den odaya iki kahve getirmesini rica etti.
Leyla kiremit rengi bir tulum giymişti. Saçlarında siyah güneş gözlükleri takılıydı. Belindeki zincirin iki ucunda ki L ve B harfleri iç içe geçmişti. Gece karası siyah saçları, güzel kehribar gözleri, yüzünde ne çok küçük ne çok büyük duran ideal bir burnu ve kendiliğinden dolgun güzel dudakları vardı. Uzun boylu ve esmerdi. Ten rengi latin ve arap kadınlarının teni gibi muhteşem bir bronz tondaydı. Menekşe hayatı boyunca böyle görkemli bir güzellik görmemişti. Mısır kraliçelerine benziyordu. Ve görüntüsüyle eşdeğer bir öz güveni beraberinde taşıyordu.
Kahveler geldiğinde karşılıklı oturup bir süre birbirlerine baktılar önce.
''Hadi başlayalım.'' diye ona başlaması için işaret etti Menekşe.
''Daha önce danışmanlık aldım. Hatta ilaç da kullandım.'' diye açıklama yaptı Leyla. Çantasından bazı kağıtlar çıkarıp Menekşe'ye uzattı. Menekşe kağıtları gelişigüzel inceleyip bir kenara koydu.
''Sanırım senden dinlesem daha iyi olacak.'' dedi. Leyla omuz silkti.
''Sorunlarımın bazıları kendiliğinden çözüldü ama size hızlı bir özet yapayım.'' dedi. Menekşe başıyla onaylayınca devam etti.
''On beş yıl boyunca takıntı yaptığım çocuk geçen sene evlendi. Şimdi karısını ondan bile daha çok seviyorum. İkisiyle de arkadaş olarak devam ediyorum hayatıma.'' dedi.
''Bu çok olgun bir davranış.'' diye takdir etti Menekşe.
''Ve küçüklüğümden beri hayalini kurduğum LB Moda'yı rafa kaldırıp hayatıma ailemin zoruyla okuduğum hukuk üzerine devam edeceğim.'' dedi Leyla.
''Neden?'' diye sordu Menekşe.
“Uzun hikaye. Bu önemsiz sorunlarımdan. Az önce bahsettiğim çocuğun karısı atölyemi yakmıştı filan.”
Menekşe gözlerini kırpıştırdı. Leyla devam etti.
“Sonra… Bir zamanlar sevgilim olan adam Amerika’ya gitti. Gitmeden kavga etmiştik çünkü ben başka bir adamla yiyişiyordum ve o bunu kıskançlığından kaldıramadı. Kalıp sevdiğini iddia ettiği kadın için savaşmak yerine… Çekip gitmeyi tercih etti geri zekalı.”
“Sana kırılmış olmalı.” dedi Menekşe. Kızın anlatış şeklinden sorunun çok daha derin olduğunu anlamıştı ama daha ilk seansta danışanlarını zorlamak ona göre değildi.
“Sadece egosu kırıldı. Onun kollarına koşacağımı düşünüyordu ama… Ben koşmadım. O da başka şeyleri mazeret edip beni üzmek istedi ama biliyorum ki ben; ondan başkasına sevgilim dediğim için delirdi.”
“Başka mazeretlerden kastın nedir?” dedi Menekşe.
“İşte en yakın arkadaşının düğününü mahvetmişim filan.”
Menekşe iç çekti. Kız doğru düzgün anlatmıyordu ama koyduğu tanı kafasında giderek netleşiyordu.
“Peki seni nasıl üzmek istedi?” dedi.
“Bana ona sadece adıyla hitap etmeyi yasakladı. Nihat Çetin Fak diyecekmişim. Sanki düzgün bir adı soyadı var da…” diyerek yüzünü buruşturdu Leyla.
“Buna mı üzüldün gerçekten?” dedi Menekşe.
Leyla offladı.
“Çünkü ona Nihat ya da Çetin diyebilen bendim sadece. Herkes ona Nihat Çetin der. Bu konuda oldukça katıdır. Şimdi bana bunu bile yasakladı.” Sinirli bir şekilde bacağını sallayarak tırnağını kemirmeye başlamıştı..
“Erkekler bir tık aptaldırlar. Bu konuyu bu kadar ciddiye almamalısın.”
Leyla bir kahkaha attı.
“Neden gülüyorsun?” dedi Menekşe.
“Ona aptal demenize güldüm. Kendisinin ispatlı belgeli 160 IQ’su var da…”
Kızın sesinde belli belirsiz bir gurur vardı.
“O sana adını yasakladı diye buna uymak zorunda değilsin ki?” dedi Menekşe ona.
“İnadına yapacağım işte. Bana bunu dediğine pişman olacak.”
Menekşe onu bir süre inceledi.
“Leyla’cığım… Sana yanlış yapan insanlara tavrın ne olur genelde?” diye sordu.
“Onları doğduklarına pişman ederim.”
“Bunu gerçekten becerebiliyor musun peki? Bazıları konuşur öyle yaparım böyle yaparım diye ama…”
Leyla güldü. Ona on beş yıl boyunca eline doladığı Akın’ı anlatmaya başladı… Bitirdiğinde Menekşe’nin şaşkın yüzünden tuhaf bir zevk almıştı.
“Yani anladığım kadarıyla…” dedi Menekşe cümlelerini seçerek konuşmaya çalışıyordu. “Sen bu çocuğa uzun yıllar boyunca psikolojik baskı kurdun, hayatına giren insanları çeşitli tuzaklarla uzaklaştırdın, senden başka çıkar yolu olmadığını görsün diye uğraşıp durdun. Senden nefret edip kaçınmasını umursamadın. Çünkü sen onu istediğin sürece, onun ne hissettiğinin hiçbir önemi olmadı.”
Leyla gayet normal bir şey dinliyormuş gibi başını salladı.
“Peki bundan herhangi bir pişmanlık duyduğun bir süreç oldu mu?”
“Hayır olmadı. Ondan nefret ediyordum hala da bazen nefretimi hatırlamıyor değilim. Herkesin onu mükemmelin tanımı olarak görmesi sinirlerimi bozuyordu. Ne yaparsa yapsın asla yalnız kalmadı o. Etrafında hep arkadaşları vardı. Hep seviliyordu. Herkes ona hayrandı. Ben de oldukça popülerdim, özellikle memelerim çıkmaya başladıktan sonra ama insanların gözünde ikimiz arasında öne çıkan hep oydu.”
“Ona olan kinin bu yüzden mi?” dedi Menekşe.
Leyla bu çok doğal bir şeymiş gibi ellerini iki yana açıp başıyla onayladı.
“Ama şimdi onunla arkadaşsın.”
“Karısı benden daha manyak. Belasını bulduğunu düşünüyorum.”
Menekşe kaşlarını kaldırarak not aldı. Leyla onun ne yazdığını deli gibi merak ediyordu.
“Peki Leyla’cığım hadi bana eski sevgilini anlat.”
Nedense bu kızın burada bir yerde bam teli olduğunu düşünüyordu. Düşündüğü gibi kız gerildi.
“Anlatacak bir şey yok. Üniversite de bir ay çıktık. Sonra terk ettim kendisini. Hala bunun kuyruk acısını yaşıyor.”
Menekşe gülümsedi. Not almaya devam ediyordu.
“Neden terk ettin?” diye sordu nazikçe.
“Akın’la iddiaya girmiştik. Eline kız eli değmemiş inek arkadaşıyla bir ay çıkmam gerekiyordu.”
“Ve bir ayın sonunda onu terk ettin.” dedi.
“Gerçekten, müthiş bir gözlem yeteneğiniz olduğunu size belirtmeliyim.” dedi Leyla. Eğer bunu söylerken gözlerini devirmeseydi, Menekşe kızın sözlerinden hoşnut olabilirdi.
“Peki o bunu nasıl karşıladı?”
“Bilmem, terk ettikten sonra pek muhatap olmadım kendisiyle.”
“Peki o seninle muhatap olmaya çalıştı mı?”
Leyla gözlerini kaçırdı.
“Çalışmadı.” dedi düz bir sesle.
“İlginç. Güzel bir kızsın. İyi ya da kötü bir tepki vermeliydi. Özellikle dediğin gibi egosu kolay incinen biriyse.”
“Egosuna sıçayım.” diye mırıldandı Leyla.
“Efendim?” dedi Menekşe. Kızın ne mırıldandığını anlamamıştı.
“Yok bir şey.” dedi Leyla. Eliyle saçlarını arkaya itti.
“Sana bir ödev versem yapar mısın?” dedi Menekşe düşünceli bir şekilde.
“Henüz derdimi anladığınızdan bile şüpheliyim.”
“Anladım.” dedi Menekşe. “Tanı bile koydum.”
“Ya, ne koydunuz?” dedi Leyla kaşlarını çatarak. Daha bir şey anlatmamıştı. Ne çabuk tanı kısmına geçmişlerdi ki…
“Şimdilik bende kalsın. Ödev konusuna dönelim. Yapacak mısın?”
Leyla kollarını kavuşturup arkasına yaslandı. Menekşe’yi kafasında tarttı biraz. Profesyonelliği üzerine düşünüyor gibiydi. Sorun değildi. Leyla bir çok konuda kendine güveniyor olabilirdi ama Menekşe de kendi alanında oldukça özgüven sahibiydi.
“Yapabilirim belki. Öncelikle ne olduğunu söyleyin.”
Menekşe yine gülümsedi. Akıllı kızdı en azından.
“Bir defter tutmanı istiyorum.” dedi.
Leyla ona tuhaf tuhaf baktı.
“Günlük tutacak yaşı geçtiğimi düşünüyorum.” dedi.
“Günlük değil Leyla’cığım. Hayatının özetini çıkarıyormuşsun gibi düşün. Olayları yazmanı istiyorum ama biyografi gibi değil. Diyelim eski sevgilinle geçirdiğin zaman... Onu ilk gördüğünde ne hissettin? Onu terk ettiğinde ne hissettin? O çekip gittiğinde ne hissettin?”
“Hiçbir şey hissetmedim.” deyip elini koltuğa vurdu sinirle Leyla. Sesi oldukça savunmacıydı.
“Canım, celallenme hemen. Misal veriyorum sadece. Defterini bana okutmayacaksın zaten. Sen kendin okuyacaksın. Anladığım kadarıyla kendini açmakta biraz zorlanan birisin. Kimseye anlatamadıklarını yazmanı istiyorum. Hatta bu deftere 'Leyla defteri' diyelim. Kendini yine kendine anlat.”
“Ben… Bunu yapabilirim.” dedi Leyla düşünceli bir şekilde.
Menekşe kalkıp masasına gitti. Çekmecelerin birinden bir defter getirdi. Mor bir deri kapağı vardı defterin. Ortasında isim yazmak için bir alan vardı. Bir günlük için de oldukça kalındı. Leyla’ya uzattı.
“Bak bakalım!” dedi Menekşe. “ 28 yılı bu defterin kaç sayfasına sığdırabiliyorsun?”