MÜKEMMEL

1030 Kelimeler
Ben küçük bir kızken dedem babaannemle tanışma hikayesini anlatırdı. İkisi de bekarken onu her gördüğünde 'Acaba bu kızı da alan olacak mı?' dermiş. Sonunda aile zoruyla babaannemi alan kişi o olmuş. Babaannem aşırı esmer tenli, kalın kara kaşlı, karga burunlu, oldukça zayıf ama oldukça da uzun kısacası çirkin bir kadınmış. Dedem ise kahverengi saçlı ela gözlü yakışıklı bir adam. Gençliğinde bütün kızlar onun yolunu gözlermiş. Babaannemle evlenince alay konusu olmuş. Ama zamanla öyle sevmiş ki onu... Tam sekiz çocukları olmuş. Çocuklarının hepsi güzellikte dedeme çekmiş. Onların çocukları da öyle... Koskoca sülalemde bir ben babaanneme çekmişim. Şimdi erkekler yoluma çiçek döşüyor ama o zamanlar kara kuru bir kızdım. Öyle esmerdim ki ailemde ki lakabım Kara Kız'dı. Kara kız gel, kara kız git... Komşular beni gördüğünde 'Pakize'nin torunu olduğu nasıl da belli!' derlerdi. Babaannemi severdim ama... Bunu iltifat etmek için demiyorlardı biliyordum. Çocukluğum birbirinden güzel, uslu ve akıllı olan kardeşlerim ve kuzenlerimle kıyaslanarak geçti. Ben onlara kıyasla; çirkin, cazgır, yaramaz, anne babama illallah ettiren bir kızdım. Onların her zaman ne kadar mükemmel oldukları gerçeği başıma kakılarak yaşadım. En çok kıyaslandığım kişi kuzenim Lale'ydi. Yaşıttık. O sarışın mavi gözlüydü. Çok ama çok güzeldi. Zarif ve tatlıydı. Okul birincisiydi. Ne zaman bir kusurum olsa 'Lale şöyle, Lale böyle...' diye azarlanırdım. Kısacası mükemmeldi. Ve böyle bir aile içinde her geçen gün 'mükemmel' kelimesinden daha da nefret etmeye başladım. Leyla'nın defterinden... Nihat Çetin uçak penceresinden bulutları izliyordu. Nihayet eve dönüyordu. Neredeyse on aydır uzaktaydı. Ülkesini, işini, evini, ailesini, arkadaşlarını... Hepsini çok ama çok özlemişti. En yakın arkadaşı Şirin'in bebeği adaşı Nihat Çetin'le tanışmak için sabırsızlanıyordu. Onun da Şirin'e farklı sürprizleri vardı tabi. Sürprizlerden biri başını Nihat Çetin'in omzuna yaslamış uyuyordu. Saatlerce süren uçak yolculuğu onu çok yormuştu. Neyse ki inmelerine az kalmıştı. Yarım saat sonra güzel Ece'si sonunda uyanıp ona gülümsedi. ''Çok kaldı mı?'' diye sordu. Nihat Çetin burnunu onun burnuna sürtüp dudaklarından bir öpücük çaldı. ''Az kaldı karıcığım. Birazdan inişe geçeceğiz.'' ''Arkadaşların mı gelecek bizi almaya?'' dedi Ece. O da uykulu gözleriyle bulutları izliyordu şimdi. ''Evet. Senden haberleri var ama evlendiğimizi söylemedim henüz. Sürpriz olacak.'' dedi Nihat Çetin keyifle. Ece kocasının elini karnına koydu. Nihat Çetin içindeki minik hareketi elinin altında hissettiği şişkin karnı okşadı. ''Desene iki sürpriz olacak.'' dedi Ece. Nihat Çetin gülerek onu bir kez daha öptü. Sonra bir kez daha... Bir yıl kadar önce annesi Nihat Çetin'e ortaklarından birinin kızıyla tanışması için baskı yapıp duruyordu ama Nihat Çetin malum sebeplerden buna hiç sıcak bakmamıştı. En sonunda Amerika'ya gitmeye karar verdiğinde annesi kızla tanışması karşılığında gitmesine ses etmeyeceğini söyleyerek onu ikna etmişti. Kız İngiltere'deydi ama Nihat Çetin sözünü tutmak için bir kez olsun oraya gitmenin sorun olmayacağını düşünmüştü. Amerika'ya biraz yerleştikten sonra İngiltere'ye uçmak için fırsat bulmuş ve orada annesinin bahsettiği kız Ece'yle tanışmıştı. Sarışın ve ela gözlüydü. Oyuncak bebek gibi bir yüzü vardı. Melek gibi masum ve temiz görünüyordu. Şirin gibi ufak tefekti. Konuşması heyecanlı ve neşeliydi. Nihat Çetin'in tipi sayılmazdı pek. Eğer ona Şirin'i hatırlatmasa muhtemelen bir kez daha görüşmezdi kızla. Ama kırık kalbinin de etkisiyle bir şans vermişti. Ve verdiğine bir gün olsun pişman olmamıştı. Sonunda onun kollarından ayrılıp Amerika'ya zar zor dönmüştü. Annesini arayıp aşık olduğunu ve döner dönmez evlenmek istediğini söylemişti. Gerçekten de aşık olmuştu. Ama bu aşkın Leyla'ya duyduğu acı veren şeyle hiç alakası yoktu. Tertemizdi. Saftı. Kıskançlık, nefret gibi duygularla kirlenmemişti. O Ece'ye bir adım attığında Ece ona üç adım atıyordu. Savaşmak, mücadele etmek, ümitsizce çırpınmak yoktu. Sağlıklıydı... Mükemmeldi... Özlemden kafayı yiyip İngiltere'ye dönmek için bilet aldığı bir gün kapısında kıpkırmızı gözlerle Ece'yi bulmuştu. Ece ağlayarak ona sarılmış ve hamile olduğunu söylemişti. Nihat Çetin şaşkınlıktan bir süre kendisine gelememiş ama sonra buna usulünce sevinip Ece'yi yatıştırmıştı. Evlilik işlemlerini yaptırıp çabucak evlenmişlerdi. Evli bir adam olmayı sevmişti Nihat Çetin. Karısı artık hep yanındaydı. Yalnız değildi. Yalnız bir eve gitmiyor, yalnız ve soğuk bir yatakta uyumuyordu. Ufak ve sevgi dolu bir aileye sahipti. Annesine bunu hiçbir detayı atlamadan açıklayabilmişti de açıkçası Şirin'in tepkisinden bir tık korkuyordu. Bunu yüz yüze göğüslemenin daha uygun olduğunu düşünüp iki mükemmel sırrını saklamıştı. Yine... Şirin ve Akın sevgili arkadaşları için havalimanına gelmişlerdi. Annesi minik Nihat Çetin'i göğsüne bir şalla bağlamıştı. Oğlu uslu uslu uyuyordu. ''Onu çok özledim.'' dedi kocasına sabırsızca. ''İnanır mısın? Ben de!'' dedi kocası. ''Kız arkadaşıyla geliyormuş.'' ''Güzel... Keşke Leyla da burada olsaydı!'' dedi Akın keyifle. ''Umursamaz ki!'' dedi Şirin. ''Hem umursamaması daha iyi. Zavallı kıza sarmasın şimdi.'' ''Merak etme aşkım. Tecrübeliyim ben. Onunla baş edebilirim. Ama ağlamasını görmeyi çok istiyorum.'' ''Bende!'' dedi Şirin kıkırdayarak. Az sonra onlara doğru gelen deri ceketli ve güneş gözlüğü takmış Nihat Çetin'i gördüler. Bir elinde valiz diğer elinde güzel bir kadın vardı. Hamile bir güzel kadın... ''Akın?'' dedi gözleri kocaman açılmış Şirin o ikisini donmuş bir şekilde izlerken. ''Efendim karım?'' dedi Akın. Onun da hali karısından farksızdı. ''Ne olur bana Nihat Çetin'in yanındaki kızın sadece şişman olduğunu söyle!'' ''Yalan söylemiş olurum.'' dedi Akın. Nihat Çetin onları görünce yanındaki kıza gülümseyip adımlarını hızlandırdı. Yanlarına vardığında önce Akın'a sonra dikkatlice artık bir 'anne' olan en yakın arkadaşı Şirin'e sarıldı. Onu saçlarından ve yanaklarından uzun uzun öptü. Sonra eğilip yeğeninin yüzüne bakıp yanaklarını okşadı. Şirin merakla mahcup bir şekilde onlara gülümseyen Ece'yi izliyordu. Nihat Çetin'in omzuna parmağıyla vurup soru işareti dolu yüzüyle Ece'yi işaret etti. ''Hadi kız arkadaşınla da tanıştır bizi!'' dedi. Nihat Çetin, Ece'nin yanına geçip elini beline koydu. Gri gözlerinde yaramaz bir bakış vardı. ''Kız arkadaşım değil. Şirin! Akın! Karım Ece'yle tanışın.'' dedi. Şirin olduğu yerde düşecekmiş gibi sendeledi. Akın karısına destek olmak için arkasına geçti. Ama bu haber ona da ağır gelmişti. Onların şaşkınlığından yanlarına gitmeye cesaret edemeyen Ece yutkunup elini uzattı. ''Tanıştığıma memnun oldum. Bu da bizim minik kızımız Pamuk Şirin.'' dedi karnını okşayarak. Şirin kocasının koluna vurdu bir kaç kere. ''Benim adımı koymuşlar.'' diye fısıldadı. ''Güzel, jestimiz boşa gitmemiş en azından.'' dedi Akın kendi oğullarının adına atıfta bulunarak. Nihat Çetin karısının ve arkadaşlarının garip bakışmalarına bir son vermek istedi. Ece böyle ayakta yoruluyordu ve Nihat Çetin yeğeniyle şöyle uzun bir zaman geçirmek istiyordu. ''Şirin! Benim için sevinmedin mi? Sen Nihat Çetin diye bir oğul yapınca bende o çocuk Şirine'siz olmaz dedim.'' dedi sırıtarak. Şirin olduğu yerde silkelendi. Kendi yanaklarına ufak tokatlar atıp iyice kendine geldi. Sonra ufak bir çığlıkla yeni yengesinin boynuna atladı ki zavallı minik oğlu ufak bir ezilme tehlikesi atlatmıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE