SÜPRİZ

1297 Kelimeler
Ben, Akın’ı zeki sanırdım. Ta ki Nihat Çetin’le tanışana kadar. Onu tanıdıktan sonra Akın bana artık evrimini yeni tamamlamış maymun gibi gelmeye başlamıştı. Sevgilim bey; oturup saatlerce siyasetten, bilimden, tarihten, felsefeden vs. konuşabilirdi. Bir konuşmaya başladı mı susmak bilmiyordu ama sorun değildi. Çoğu zaman ne dediğini anlamasam da onu ilgi ve hayranlıkla dinliyordum. Tanıdığım en asil ve elit insandı. Ailesi çok zengindi ama benimkiler gibi son iki kuşak zengini değillerdi. En az on kuşak bir geçmişleri vardı. Soyları bir paşaya bile dayanıyordu. Kalemi tutuşu, çatal bıçak kullanışı hatta kitap sayfalarını çevirişi bile öyle zarifti ki… Üstelik tam bir beyefendiydi. Şimdiki sinir bozucu patron haliyle uzaktan yakından alakası yoktu. İlk günlerimizde benimle göz göze bile gelemeyecek kadar utangaçtı. Beni gördüğünde eli ayağına dolaşıyordu. Akın ve diğerleri onunla bu konuda dalga geçince sinirleniyordum. Onlara neyse… Okula yürürken elini ilk kez tutan bendim. Ona ilk sarılan bendim. Kütüphanede kitap seçerken onu bir aralığa çekip ilk kez dudaklarından öpen bendim. O bunu yapmak için çok utangaçtı ve ben onun keyfini bekleyemeyecek kadar o güzel dudaklarının tadını merak ediyordum. Tadı çok güzeldi bu arada. Yüzü, elleri, kokusu… Her şeyiyle o kadar muhteşem geliyordu ki gözüme… Akın da yakışıklıydı ama ona hiç Nihat Çetin’e duyduğum gibi bir çekim duymamıştım. Nihat Çetin bana genel kültür ve bilgi anlamında çok şey katıyordu ama benim ona verecek hiçbir şeyim yoktu. Güzel olmam onun bir işine yaramazdı ki… Ben de onu sosyal anlamda geliştirmeye karar verdim. Okul dışında Umutcan haricinde diğerleriyle fazla takılmıyordu. Takılma derken ne bir partiye ne bir sosyal etkinliğe ne bir geziye katılıyordu. Sadece eğer birinin evine gidilecekse ya da ders çalışacaklarsa onlarla takılıyordu. Diğerleri -zavallı yetersiz erkek akıllarıyla- bunu garipsiyordu ama ben sebebi anlamıştım. Sosyal alanlarda onlara ayak uydurmakta zorlanıyordu çünkü kalabalıklar onu geriyordu. Soğuk bir tavır takınıp içine çekiliyordu ve bu hali sosyalleşmesini zorlaştırıyordu. Okul içindeyse sürekli dört arkadaşıyla zaman geçiriyordu ve ben bundan nefret ediyordum. Bana ayıracağı zamanı çalıyorlarmış gibi bileniyordum hepsine. Nihat Çetin’i benimle birlikte bir yerlere gitmeye ikna etmekte zorlanmadım. Zaten yüzüme masum bir gülümsemeyle bakıyor ve ne dersem yapıyordu. Birlikte partilere gittik, kamp yürüyüşlerine katıldık, ona ilk kez alkol denettim. Ondan sonra beni kırmamak için bir bardak filan içmeye başlamıştı ama hiç sarhoş olduğunu göremedim. İnsanın kendi eliyle aklını bulandırmasını aptalca buluyordu. Onu sosyal anlamda geliştirmeye çalışırken bir kez olsun elini bırakmıyordum. Gerildiğini anlayınca koluna giriyor ya da elini belime koymasını sağlıyordum. Bir iki saat sosyalleşip sonra arabada öpüşmeye gidiyorduk. Önce çekingen haliyle beni yumuşak bir şekilde öpmeye başlıyor sonra ikimize de yetmediği andan itibaren giderek sertleşiyordu. Bir süre öpüştükten sonra yettiğini düşünüp ayrılıyorduk ama ben onun şişmiş dudaklarını görünce genelde bir kez daha çekiyordum kendime. Gerçekten ama gerçekten çok güzel dudakları vardı. Hele yaramaz bir oğlan çocuğu gibi bir gülümsemesi vardı ki aklını alamayacağı hiçbir kadın tanımıyordum. Neyse ki bunun henüz farkında değildi! Leyla’nın defterinden… “Leyla, bebeğim güzel oldum mu?” dedi Lale. Başına şık bir eşarp takıp arkadan bağlamıştı. Leyla ona takma kirpik dahil bir sürü makyaj malzemesi getirmiş, sabahtan beri kuzenini süslemeye uğraşıyordu. “Güzel oldun olmasına ama çok zayıflamışsın. Kendi kıyafetlerin üstünden sarkıyor be Lale.” dedi Leyla. Lale omuz silkti. Leyla arkasına geçip elbiseyi bir parça elinde toplayıp yana katladı ve çengelli iğnelerle tutturdu. “Makyaj malzemesi için otuz kere arayacağına, elbiselerini daraltıp getirmemi isteyebilirdin. Benim aptal kafam da bunu hiç düşünemedi.” diye hayıflandı Leyla. “Aman boş ver. O kadarcık hasta gözükeyim bari. Kimseye sağlık durumum hakkında yanlış ümit vermek istemem.” dedi Lale neşeyle. Ama Leyla onun kelimelerinin altındaki çaresiz hüznü hissediyordu. Ondan gizlense bile durumunun gayet farkındaydı Lale. “Yine de bir kafeteryaya gidip gelmek için bu kadar süsün gereksiz olduğunu düşünüyorum.” dedi kuzenine. Lale yanaklarına biraz daha allık sürdü. “Kaç aydır bu odaya tıkılıp kaldım biliyor musun? Şurada yarım saatçik kolumda damar yolu takılı olmadan dışarı çıkma iznim var. Azıcık keyfini sürmek istiyorum.” “Öyle olsun.” diyen Leyla tekerlekli sandalyeyi yatağa yanaştırdı. Lale yavaşça yürüyebiliyordu ama bu yarım saatini yolda geçirmesi demekti. O yüzden tekerlekli sandalye istemişti. Lale aynada son kez kendine bakıp ayaklarını yataktan sarkıttı ve sandalyeye oturdu. Leyla eğilip onun ayağına spor ayakkabılarını giydirdi. “Hadi şoför Nebahat, beni kafeteryaya götür.” dedi Lale hafifçe dans ederek. Leyla onu gülümseyerek izliyordu. Kapının önünden amcası ve yengesini de alarak kafeteryaya indiler. Kafeterya kapısından girdikleri anda birden içerideki herkes “SÜPRİZZZ!” diye bağırdı. Lale şaşkınlıkla Leyla’ya döndü. Baba tarafı, anne tarafı, bütün arkadaşları oradaydı. Leyla kuzeninin kulağına eğildi. “İyi ki doğdun prensesim!” diye fısıldayıp yanağını öptü. Sonra sandalyesini onu bekleyen kalabalığın ortasına doğru itti. “Çok YORMAYIN!” diye bağırdı. Lale heyecanla herkese sarılırken Leyla amcasının koluna girerek danışmaya gitti. Lale’nin durumu artık ümitsiz olduğu için Leyla onun hastanede kalmasının gereksiz olduğunu düşünüyordu. Amcası ve yengesi de aynı fikirdeydi ama Leyla’ya zahmet vermek istememişlerdi. Bu düşünceleri yüzünden Leyla tarafından yarım saat azarlandılar. Doktor da bir hemşire kontrolünde ve evde uygun koşullar oluşturulduğu sürece izin vereceğini söylemişti. Lale kafeterya meselesine bile öyle sevinmişti ki. Eve çıkması Leyla’nın ona ikinci doğum günü hediyesiydi. Birincisi doğum günü kutlamasının bizzat kendisiydi. Lale’nin tüm sevdiklerini toplamak zor olmuştu ama az önce kuzeninin mutlu yüzünü gördüğünde buna değdiğini düşünmüştü. ———- “Eline sağlık Şirin. Her şey çok güzeldi.” dedi Ece. Kocasıyla birlikte Şirin ve Akın’a akşam yemeğine gelmişlerdi. Şirin yemeğe öyle özenmişti ki Ece, küçücük bebeği olan bir kadına bu kadar zahmet verdikleri için bir parça endişelenmişti. “Afiyet olsun, şekerim.” dedi Şirin. Ona öpücük atarak tencerelerden birini mutfağa götürdü. Akın da ona yardım etmek için ayaklanmıştı. Şirin geri dönüp Ece’yi tabakları iç içe koyarken görünce koşa koşa geldi ve onu kolundan hafifçe çekerek Nihat Çetin’in yanına oturttu. Ellerini beline koyup “Sen hamilesin!” diye azarlamayı da unutmadı. Ece mahcup bir şekilde gülümseyerek arkasına yaslandı. Bebek Nihat Çetin’le oynayan kocasını sevgiyle izledi bir süre. Çok iyi bir baba olacağına emindi. Kocasının kolunun üstüne yaslanıp bebeğin yanaklarını okşadı. “Hayatımda hiç böyle uslu bebek görmedim.” dedi kocasına. “Annesi de öyleymiş. Gülseren teyzem, Şirin’in bebekliğini anlatmıştı.” dedi Nihat Çetin. Ece hüzünlenmekten kendini alamadı. “Ben bebekken nasıldım fazla bilmiyorum. Babam çok çalışıyormuş ve dadım ben küçük bir kızken işten ayrılmış. Ondan sonra iki dadım daha oldu ama babamın kırık dökük hatıraları dışında bebekliğimle ilgili bir şey bilmiyorum.” dedi. Onun dolan gözlerini gören Nihat Çetin eğilip karısının yanağını öptü. “Ben senin çok tatlı ve uslu bir bebek olduğuna eminim. Kızımız da senin gibi tatlı olacak.” diye karısını rahatlatmaya çalıştı kısık bir sesle. O sırada işini bitirmiş arkadaşları yanlarına geldi. Şirin, Ece’nin dolmuş gözlerini görünce endişelendi. “Ne oldu?” diye sordu. “Bir şey yok!” diye gülümsedi Ece. “Hormonlar işte.” Şirin anlayışla başını sallayıp kendi hamileliğinden bahsetmeye başladı. Akın onun anlattığı kadar minnoş bir süreç hatırlamıyordu ama karısına karşı çıkmak istemediği için sohbete müdahale etmedi. ——— Sonraki günlerde Lale, Leyla’nın evine yerleşti. Leyla, hemşire dahil onun ihtiyaç duyabileceği her şeyi düşünmüştü. Kuzenini rahat ettirmek için elinden geleni yapıyordu. Çalışmaya bile ara vermişti. Evi geniş olmasına rağmen, kalabalık ailesi de orada kaldığı için Lale hariç herkes üst üste yatıyordu neredeyse. Ama Lale herkesin burada olmasından gayet memnundu. O yüzden Leyla için de bir sorun yoktu. Arkadaşlarına hasta kuzeninden bahsetmek zorunda kalmıştı sonunda. Hatta Şirin ve Aslı ellerinde çiçeklerle ziyarete bile gelmişti. Onlar gittikten sonra Lale onlarla daha önce tanışmadığı için kuzenini azarlamıştı. O, Lale’yle uğraşırken bir akşam Ece’nin telefonu çaldı. Arayan babasının kahyası Recep'ti. Ağlayarak akşam saatlerinde Rauf Bey’in kalp krizi geçirip kaldırıldığı hastanede vefat ettiğini söyledi. Ece derin derin nefes almaya çalışırken telefonu elinden düşürdü. Birden ağlamaya başladı. Ağlamaları bağırmaya döndü. Bebeği için kendini tutmaya çalışıyor ama içinden yükselen acı buna müsaade etmiyordu. Nihat Çetin koşarak onun yanına geldiğinde karısını iki büklüm halde ağlarken buldu. Bir eli karnındaydı. Ece’nin kocasının kollarına bayılmadan önce hissettiği son şey karnına vuran keskin bir sancı oldu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE