İlişkimiz çok güzel gidiyordu. Bence yin yang gibi uyumluyduk. (Yin yang’ın ne demek olduğunu da sevgilim bey öğretmişti. Eril ve dişinin birbirine uyumu gibi bir şeydi.) Akın artık umrumda değildi. Sevgilimi ondan kıskanmam dışında hayatıma bir etkisi yoktu.
Bir de Nihat Çetin, liseden iki kız arkadaşından bahsediyordu arada ve ben buna sinir oluyordum. Yani… Kız erkek nasıl arkadaş olabilir ki? Hiç mi birbirlerini o manada düşünmemişlerdi? Kızlar şimdilik uzakta olduğu için rahattım ama olur da Nihat Çetin’le evlenirsem -ki evlenecektim güya- aralarını bozmayı düşünüyordum.
Akın, Bahri, Koray ve özellikle Umutcan bana yeterince kumalık yapıyordu. Cinsiyeti dişi olan iki kişiye daha tahammülüm yoktu.
Akın umrumda değildi ama… Ben Nihat Çetin’le iddia üzerine çıkmaya başlamıştım. İddia için bir ay çıkıp ayrılacaktım ondan ve ana hedefim olan Akın’a yönelecektim. Ne var ki her şey sevgilimi tanıdıktan sonra değişmişti. Şimdi onsuz bir yaşam düşünemiyordum. İddianın sonuna yaklaştıkça yüreğimi korku sıkıştırıyordu. Nihat Çetin öğrenir diye ödüm kopuyordu. Öte yandan Akın’a Nihat Çetin’in zayıf tarafım olduğunu göstermek de istemiyordum.
Nihat Çetin’e son zamanlarda o kadar çok beni seviyor musun diye sormuştum ki… Başkası olsa bir kaç seferden sonra artık bıkardı. Ama Nihat Çetin her sorduğumda gözleri parlayarak beni ne kadar sevdiğini, bana nasıl aşık olduğunu uzun uzun anlatıyordu. Ve ben dinlemeye bayılıyordum.
Ne yazık ki şöyle bir sorun vardı; ben ona henüz duygularımı söyleyememiştim. Ona her konuda ilk hamleyi yaparken hiç yaşamadığım çekingenlik, nedense basit bir ‘seni seviyorum’ cümlesinde ortaya çıkıyordu. Benden bunu bekliyordu biliyordum. Ama hiç baskı yapmadı. Sadece bekledi. Beklerken de bana neredeyse her gün en az bir kere seni seviyorum dedi. Ve ben de inandım. Tıpkı bir aptal gibi!
Leyla’nın defterinden.
Ece gözlerini boşluğa açtı. Yüzüne uzanan oksijen hortumunu fark etti. Kafasını hafifçe yana çevirince kocasını gördü. Nihat Çetin elini sımsıkı tutmuş ve birleşmiş ellerinin üstüne yanağını dayayıp uyumuştu.
Hayal meyal sezaryene alındığını hatırlıyordu Ece. Şu an vücudunda bir boşluk hissetmeyi bekledi ama tek hissettiği uyuşukluktu.
Nihat Çetin onun uyandığını anlamış gibi uyandı ve kafasını kaldırdı. Ece’nin bakmaya doyamadığı güzel gri gözleri ağlamaktan kıpkırmızıydı.
Ece ona yalan söyleyip söylemeyeceğini anlamak ister gibi kocasına dikkatli dikkatli baktı.
“Kızımız… gitti mi?” diye sordu. O kadar hafif konuşmuştu ki kendi sesini kendi bile anlamamıştı. Ama Nihat Çetin onun neyi sorduğunu biliyordu.
“Küveze alındı. Sen yanına gidene kadar orada gerekli desteği alacak.”
“Yaşıyor…” diye fısıldadı Ece kendi kendine. Tekrar kocasına döndü.
“Babam?” diye sordu bu kez. Kocası gözlerini kaçırdı.
“Babamlar avukatıyla birlikte cenazeyle ilgileniyor. Her şey vasiyetine göre düzenlenecek.”
“Güzel mi?” diye sordu bu kez. Bir kez daha kocası neyi sorduğunu biliyordu. Dudaklarından bir gülümseme geçti.
“Çok küçük daha. Kirpikleri bile yok. Ama çok güzel. Saçları benimkiler gibi siyah. Gözlerini seçemedim.” dedi karısına.
“Keşke onu görebilsem…” dedi Ece.
“Fotoğrafını ya da videosunu gösterebilirim.” dedi Nihat Çetin. Cebinden telefonunu çıkarıp çektiği kısa videoyu karısına gösterdi. Ama Ece videoyu gözlerindeki yaşlardan doğru düzgün göremiyordu ki…
Nihat Çetin onu kötüleştiğini fark edince telefonu cebine koyup karısının elini tuttu tekrar.
“Sen daha iyi hissedince yanına birlikte gideceğiz. Söz veriyorum.” dedi.
Ece yaş dolu gözlerini kocasına dikti.
“Ben gidemeyeceğim… Bunu biliyorum.” dedi.
“Böyle konuşma!” dedi Nihat Çetin. “Tek yapmamız gereken şu bir iki günü atlatmak ve…”
Karısı susması için elini sıkınca durdu.
“Biliyorum… Hissediyorum… Annem bundan ötesine gidemedi. Ben de gidebileceğimi sanmıyorum. Vücudumuz zayıf. Dayanıklı değiliz biz. Şu an bile gücüm yok kocam.” dedi Ece. Sonra derin bir nefes almaya çalıştı.
“Umarım kızımız sağlık açısından sana çekmiştir.” diye ekledi.
“Böyle konuşma!”dedi Nihat Çetin yine. Ama bu sefer sesi daha yüksekti. “Böyle hemen pes etme. Benim için değilse kızın için savaşmalısın.”
“Kızım…” dedi Ece bir fısıltı gibi. “Şu an tek düşünebildiğim o!”
Ece annesiz büyümüştü. Annesiz bir kız çocuğu olmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Küçükken ona içten bir şekilde sarılacak birinin yolunu gözler dururdu. Babası onu severdi ama sert bir adamdı ve sevgi anlayışı Ece’ye kuralları hatırlatmaktan ibaretti. Zaten sürekli çalışıyordu ki Nihat Çetin de öyleydi. Kendi kızının dadılarla büyümesini istemiyordu Ece.
Oysa ki ne hayaller kurmuştu. O, kocası ve kızı gerçek bir aile olacaklardı. Ece eksikliğini duyduğu hiçbir şeyi kızına yaşatmayacaktı. Onu çok sevecek, sürekli sarılacak, sürekli öpecekti.
Daha örgü örmeyi öğrenip kızına ve kocasına kazaklar örecekti. Şirin’den o çok beğendiği kurabiye tarifini öğrenip ailesine pişirecekti. Kızının okula ilk başladığı günü, mezuniyetini, birini sevişini, evliliğini ve ilk çocuğunu kucağına alışını görecekti.
Sahi ya… Kızı da hamile kalacaktı bir gün. Ya o da doğumda sıkıntı yaşarsa… Neden olmasındı ki? İki kuşağı vurmuş doğumu becerememe laneti kızında da ortaya çıkabilirdi. Annesi de Ece de minyon, zayıf, dayanıksız kadınlardı. Kızı da neden onlara çekmesindi?
Onun değil de Leyla’nın kızı olsaydı ne olurdu diye düşündü. Bahse vardı ki Leyla dört taklalı kaza yapsa bile sağ salim doğururdu bebeğini. Öyle baştan aşağı sağlık ve güç kokuyordu ki.
Üstelik onun kızı ‘tavşanlar tarafından büyütülmüş gibi’ pısırık olmazdı. Hayat dolu olurdu bir kere. Güçlü ve kararlı olurdu. Aurasıyla ortamı etkisi altına alan bir özgüveni olurdu. Ayrıca Leyla’nın büyük, renkli sülalesine sahip olurdu. Hiçbir zaman yalnız kalmazdı. Her zaman sırtını dayayacağı insanlar olurdu.
Ece’nin kızının böyle bir şansı yoktu. Kocasıyla evlenirken büyük Fak sülalesine gireceği için heyecanlanmıştı ama sadece İbrahim Emrah ağabeyle tanışmıştı. Daha kaynanasını bile doğru düzgün görmüşlüğü yoktu. Kaynanası ve kayınbabası akademik çalışmalarına öyle yoğunlaşmışlardıki gelip torunlarını bile tebrik edememişlerdi. Fak ailesi kalabalıktı ama herkes kendi işinde gücündeydi. Ece kocasının akrabalarıyla doğru düzgün görüştüğünü pek görmemişti.
Zavallı kızı aynı onun gibi yalnız kalacaktı. Babasının sevgisi bir annenin yerini asla tutamayacaktı. Bunun ne demek olduğunu iyi biliyordu Ece. Okula giderken saçını tarayamayacak, ona geceleri ninniler söyleyemeyecek, masal okuyamayacaktı.
Birden gözlerini daha kararlı bir şekilde açtı. Madem ki dönüş olmadığını biliyordu… Madem ki Pamuk Şirin’in annesiz yaşamasını istemiyordu… Madem ki kızının kendisi gibi nahif ve kolay incinen bir kadın değil de bedenen ve ruhen güçlü bir kadın olmasını istiyordu… O zaman yapılacak tek bir şey vardı. Hayatında ilk kez pısırık bir tavşan olmayacak ve kızının onsuz geçireceği hayatı değiştirecekti. Ama bunun için ödemesi gereken bedel çok ağırdı.
Kocasına döndü bir kez daha.
“Bana Şirin’i çağır!” dedi.
Yarım saat sonra Şirin, Ece’nin yanına girmişken Akın ve Nihat Çetin odanın dışında konuşmaya başladılar.
“Doktorlar ne diyor?” diye sordu Akın arkadaşına.
Nihat Çetin yüzünü ovuşturdu sıkıntıyla.
“İyi şeyler değil…” dedi. İnsanlarla sürekli bu konuda konuşmaktan sıkılmıştı. Tekrar tekrar anlatmak acısını daha da harlıyordu.
''Üzgünüm.'' dedi Akın sadece.
''Onu kaybedemem.'' dedi Nihat Çetin. ''O benim huzuru bulduğum yerdi. Nihayet dinlendiğim ve soluklandığım ormanımdı. Kızımın annesiydi.''
''Allah'tan ümit kesilmez.'' dedi Akın. Aklına arkadaşını teselli edecek başka bir şey gelmemişti.
''Şu iki gün içinde bu cümleyi belki yüz kez duydum.'' dedi Nihat Çetin ufak, alaycı bir gülüşle.
''Zor bir durum. İnsan ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilmiyor. '' diye kendini savundu Akın.
''Bir de beni düşün!'' dedi Nihat Çetin.
''Bunu söylememden nefret edeceksin ama burada güçlü olması gereken sensin. Bir koca ve bir babasın artık. Karın kadar kızını da düşünmelisin.''
''Güçlü olmaya çalışıyorum ama... Bir kat yukarıda uyuyan kızımı düşününce tüm gücüm çekiliyor maalesef .''
Akın kendi minik ailesini düşündü. Nihat Çetin'in sınavı gerçekten çok zordu.
Az sonra Şirin dışarı çıktı. Gözleri ağlamış gibiydi.
''Ne oldu?'' diye sordu Nihat Çetin.
Şirin kocasının göğsüne başını yasladı bir süre. Ağlıyormuş gibi omuzları titriyordu.
''Şirin!'' diye bağırdı Nihat Çetin. Sesi sert ve kontrolsüzdü.
''Benden bir şey istedi.'' dedi Şirin sonunda.
''Ne istedi bir tanem?'' diye sordu Akın.
''Bu şimdilik ikimizin sırrı. Söz verdim.'' dedi Şirin.