Nihat Çetin'e iddiadan bahsetmem mümkün değildi. Zaten beni bu zamana kadar Akın'ın peşinde koşan kız olarak bilmesinden nefret ediyordum. Belki en başta bahsetseydim bir şeyleri yoluna koyabilirdim ama kısa zamanda ilişkimiz öyle ileri gitmişti ki, şimdi bu konuyu öğrendiğinde ona olan sevgimden şüphe etmesinden korkuyordum. İster istemez bana karşı hep bir şüphesi olacaktı.
O aptal Umutcan, arkadaşım dediği insana daha en başında iddia üzerine onunla görüştüğümü söyleyebilirdi ve söyleseydi keşke. Böylece ben de bir şeyleri daha en başında düzeltebilirdim. Ama şimdi çok geçti ve ben bir fare gibi kapana sıkışmıştım. Ayrıca Akın henüz farkında değildi ama yakında Nihat Çetin'e aşkımı fark edecekti ve adım gibi biliyordum ki bu iddia meselesini burnumdan getirecekti.
Sonuç olarak iddia meselesine bulduğum çözüm şuydu; ondan Akın ve diğerlerinin beklediği gibi ayrılacaktım. Böylece ellerinde bana karşı kullanacakları koz kalmamış olacaktı. Sonra Nihat Çetin'e neyi neden yaptığımı düzgün bir şekilde anlatacak ve ondan üzerinde saçma sapan gölge olmayan bir ilişki için şans isteyecektim. Sonra ona içimden gele gele kalbimde ki bütün aşkla 'seni seviyorum' diyecektim. Onun bana olan aşkına güveniyordum. Sonuçta benim bile dürüst olmaya karar verdiğim böyle bir planda ne ters gidebilirdi ki?
Bir ayın sonunda Akın ve Unutcan'ın birlikte oturdukları ve Nihat Çetin'in ortada olmadığı bir an yakaladım. Yanlarına oturdum. Bir ayın sonuna geldiğimizi, iddiayı kazandığımı, artık bu aptalca iddiaya devam etmemin gerek olmadığını anlattım. Umutcan bana ilişkimizin iyi gittiğini sandığını söylediğinde Akın'ı şüphelendirmemek için hem sevdiğim adam hem ilişkimiz hakkında kötü şeyler söyledim. Nihat Çetin'in ezik ve ineğin teki olduğunu, aşırı çocuk olduğunu ve bu yüzden bir aylık sürede bir ilişkiden çok evcilik oynuyormuş gibi hissettiğimi söyledim. Ve daha bir sürü şey... Onlarla biraz daha konuştuktan sonra gözlerinin önünde içim acıyarak -çok ama çok acıyarak- Nihat Çetin'e ayrılmak istediğimi yazdım. Cevap vermedi.
Leyla'nın Defterinden
Lale o gün o kadar pür neşe ve hareketliydi ki gece gelen şeye kimse hazırlıklı değildi. Gün boyu herkesle şakalaşmış, Leyla'yla film izlemiş, arada kavga etmiş, bir ara saçını yolmak için hamle bile yapmıştı. Leyla ve diğerlerinin içine anlamsız bir umut doğuracak kadar sağlıklı davranmış, herkesin yüzünü son kez güldürmüştü.
Şimdi Leyla başının ucuna kadar örtü çekilmiş kuzeninin başında karanlıkta sessizce oturuyor ve ailesinin kapının dışından gelen ağlama ve ağıt seslerini dinliyordu. Leyla'nın sımsıkı tuttuğu cansız eli dışında her tarafı çarşafla kapalıydı Lale'nin.
Pencereden ona her zaman uğursuz bir his veren dolunayı izlemeye başlamıştı Leyla. Gözlerinden akan yaşlar dışında ne hissettiğini ele veren bir ifade yoktu yüzünde. Ama içi bambaşkaydı.
Kuzenine ne kadar haksızlık yaptığını düşünüyordu. Lale ömrü boyunca ona hep bir kız kardeş gibi yaklaşmıştı. O İstanbul'a taşındığında bile ne kadar ağlamıştı. Leyla ise başkaları onu Lale'ye göre değerlendiriyor diye o da Lale'yi başkalarına göre değerlendirmişti. Onunla geçirdiği zamanın ne kadar kısıtlı olduğunu bilmeden değerli kısacık vakitlerini ondan nefret etmeye harcamıştı.
Onu kırmış, üzmüş, gereksiz kavgalar çıkarmıştı. Son birkaç yılda yaptıkları, başka herkesten gizlediği sevgisini ona cömertçe sunması kuzeninin yüreğinde onu affettirmiş miydi acaba? Peki Leyla, Lale'nin onu böyle kolayca affetmesini istiyor muydu?
Umarım affetmemişsindir, diye düşündü. Böylece ahirette hesaplaşmak için bile olsa seni bir kez daha görebilirim. Bu sefer hata yapmayacağım Lale. Ahirette ya da cennette ya da bambaşka bir hayatta seninle geçirdiğim her saniyenin kıymetini bileceğim. Ben sevmeyi bilen, sevse de bunu gösterebilen biri değilim. Birçok açıdan sevilmesi imkansız biriyim. Beni sevmek ve ne olursa olsun benden vazgeçmemek için harcadığın çabaya çok teşekkür ederim...
Hala camdan dışarıyı izlerken ikisinin de küçük bir kız olduğu zamanlarda Lale ne zaman onlara yatıya gelse, aynı yatakta el ele tutuşmuş uyumaya hazırlanırken annesinin onlara mırıldandığı ninniyi söylemeye başladı.
Dandini dandini dastana, iki gülüm var yan yana 🎶
Biri ay, biri yıldız, uyusunlar yan yana 🎶
Uyu da büyü, biriniz düşerse diğeri dursun 🎶
Dünya sert, yol uzun; iki kız kardeş birbirine yurt olsun. 🎶
----------------------------
Ece zamanının geldiğini hissediyordu. Ama korkmuyordu. Ölümden korkusu rüyalarında annesi ve babasının ona seslenmesiyle yok olmuştu. Geri de bırakacağı kızı ve kocası için daha çok endişeleniyordu. Şirin'e söylediği şeyin ikisine de şifa olmasını umdu. Leyla'nın ikisine de şifa olmasını umdu.
Sana sevdiğin adamı geri veriyorum Leyloş. Karşılığında kızıma iyi bakmalısın. Ona bir anne olmanı, kendi çocuklarından ayırmamanı, benim hiç sahip olmadığım ancak hayalini kurduğum o sıcak, sevgi dolu aileyi ona vermeni umut ediyorum. Ölmek üzere olan bir kadının senden isteğini reddetmeyeceğini umuyorum. Lütfen...
Konuşurken Şirin'e video kaydına aldırdığı sırrı buydu. Kızı maddi anlamda ve fiziki anlamda hem Ece'nin hem Nihat Çetin'in servetiyle mutlu ve güvende olacaktı. Leyla onun isteğini yerine getirirse sevgiden de mahrum kalmayacaktı. Ama getirmezse...
Neden getirsin? diye düşündü. Sen sevdiğin adamın başkasından olan çocuğuna annelik yapmak ister miydin?
Leyla'nın Nihat Çetin'e sevgisinin büyüklüğünü bilmiyordu ama bunu kabul edecek kadar çok sevdiğini umuyordu. Hem Şirin'de bebeğinin süt annesi olarak o ikisine yardımcı olacaktı.
Yine de kızını, kocasını ve Leyla'yı mutlu bir aile olarak hayal edince içinde yükselen kıskançlığa engel olamadı. Ne var ki kendisinin ailesine sahip çıkacak ne gücü ne zamanı vardı.
Zamanının gelmesine yakın kocası ve arkadaşları yanı başında onunla sohbet etmeye çalışırken odanın kapısının açıldığını ve hiç görmediği ama yüreğiyle tanıdığı melek gibi güzel annesinin içeri girdiğini gördü. Onu başka kimse göremiyor gibiydi ama Ece'nin umrunda değildi. Annesi yanına yaklaşırken ona gülümsedi. Yanına yaklaşıp gerçek hayatta hiç yapamadığı şekilde saçlarını okşadı. Eğilip onu öptü. Sonra kulağına onu gülümseten ve rahatlatan haberler fısıldadı.
Diğer herkes onun değişen ifadesini, melek gibi gülümseyen yüzünü şaşkınlık ve hayranlıkla izliyordu. Ama Nihat Çetin içgüdüsel bir hareketle yatağa yaklaştı.
''Ece!'' diye fısıldadı. Karısı onu duymadı. Diğer tarafa doğru bakıp gülümsüyordu sadece. Sonra gözleri yavaşça kapanmaya başladı. Elleri cansız bir şekilde iki yanına düşmüştü. Göğsü inip kalkmıyordu ve kalp atışını gösteren monitör kesintisiz bir şekilde ötmeye başlamıştı. Doktor ve hemşireler hemen odaya doluşup herkesi dışarı çıkardılar.
Doktorları karısına son bir nefes şansı vermek için uğraşırken Nihat Çetin koridorda bir duvar köşesine çökmüş, donmuş bir şekilde ağlaşan arkadaşlarını izlemişti bir süre, sonra buna dayanamıyormuş gibi başını pencereden görünen dolunaya çevirmişti. Şirin ve Aslı iki yanına oturmuş hem ağlayıp hem ona muhtemelen teselli sözcükleri olan bir şeyler fısıldıyordu ama Nihat Çetin onları duymuyordu. Umutcan bir banka oturmuş gergin bir şekilde ellerini ovuşturuyordu. Akın ve diğerleri dolu gözleriyle haber bekliyordu. Nihat Çetin'in annesi demir leydi Nermin bile ağlıyordu. Herkes iyi kötü bir tepki veriyordu ama sadece en yıkılması gereken kişi olan Nihat Çetin donup kaldığı için bir tepki verememişti. Sadece daha önce her zaman içine mutluluk ve umut doldurmuş olan dolunayı izliyordu.
Az sonra doktor dışarı çıktı.
''Başınız sağ olsun.'' dedi az önce vefat etmiş gencecik hastasının kocasına.
Nihat Çetin yavaşça yerinden doğruldu. Ağır adımlarla içeri girdi. Karısının yüzündeki örtüyü açtı. Onun daha az önce melek gibi gülümseyen solgun yüzünü izledi bir süre. Sonra gözleri arkasında toplanan ve ağlaşan kalabalığa döndü. Umutcan'ı buldu. Delirmiş bir adam gibi gülümsedi.
''Bana Şirin ve Akın'ın düğün gecesinde beni güldüren bir şarkı dinletmiştin hatırlıyor musun?'' diye sordu arkadaşına. O ana kadar kendisini tutan Umutcan'ın gözlerinden bir kaç damla kaydı yanağına doğru. Başını sallayarak onayladı. Nihat Çetin karısının yatağının kenarına oturdu.
''O şarkıyı zil sesim yapmıştın ve ne zaman mutsuz hissetsem senden beni aramanı istememi söylemiştin. Şimdi mutsuzum Umutcan...'' Burnunu çekti. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı nihayet. Hem kendisi hem karısı hem kızı için içi öyle yanıyordu ki...
''Beni bir arasana...'' diyerek ekledi giderek çatallaşan sesiyle. Umutcan elleri titreyerek telefonunu çıkardı. Ve Nihat Çetin'i aradı. Nihat Çetin karısını kollarına alıp göğsünden kopan bir haykırışla ağlamaya başlarken telefonunda çalmaya başlayan annem gibi şarkısı odayı doldurdu.
Haksızlığı da koydum bavula 🎶
Yalnızlığı da aldım yanıma 🎶
Teşekkür ettim her şey adına... 🎶