Ortaokulda Akın’la başlayan savaşımızın liseye kadar sıkı bir mücadele içinde geçtiğini söyleyebilirim. Gençken daha akıllı ve kurnazdı Akın. Yaş aldıkça yavaşlayıp tembelleşti. Belki de sadece yorulmuştu zamanla. Bunun ne demek olduğunu son bir kaç yılda ben de anlamıştım.
O zamanlar Akın’ın mücadelesinin oldukça fairplay ve adil olduğunu itiraf edebilirim sanırım.
Başta bende onun gibi kurallara göre oynamaya çalışarak adil bir düşman olduğumu göstermek istemiştim. Bunun Akın’ın lehine olduğunu fark edince vazgeçtim. Çünkü Akın bu hayatta görüp görebileceğiniz en düzenli, en kurallara uyan erkektir. Açığını bulmak zordu.
Ama ben ona oldukça malzeme veriyordum. Bir kaç dakika geç kalsam bana saatini gösterip sırıtıyordu. En ufak hatamı öğretmenimize ispiyonluyordu. Ve ben Leyla Bedevi olduğum için bir sürü hatam oluyordu.
Bu şekilde Akın’ı üzmek zordu bu yüzden savaşımıza kendi adıma ‘kural yok’ kuralını getirdim. Bu kuralda eğer kazanan ben olacaksam her şey mübahtı.
Yaptığım ilk şey öğretmenin sınıfa gelmesine bir kaç dakika varken Akın’ın çantasını pencereden aşağı atmak oldu. Ve Akın karşılık olarak benim çantama musallat olmasın diye çantamı dizimin dibine indirip bacaklarımla sıkı sıkı bastırmıştım. Akın el mahkum aşağı inmiş ve çantasını toplarken derse geç kalmıştı. Öğretmenimiz sert bir öğretmen olduğu için Akın’ı o ders yok yazmıştı. Tabii bunun benim için ne kadar komik ve Akın için ne kadar üzücü olduğunu anlamanız; Akın’ın her sabah derse yirmi dakika varken okulda bulunduğunu bilmenize bağlıydı.
Sabah saatlerinde bu yüzden gülen ben olmuştum. Çıkışta, dışarıda sel gibi yağmur yağarken montumu ve şemsiyemi uzak bir çöpe atan Akın ise son gülen olmuştu.
Leyla’nın defterinden…
Ece saçından göbeğine kadar sırılsıklam olunca Nihat Çetin masanın üstünden Leyla’ya atlamasın diye onu tutmak zorunda kaldı Akın. Leyla ise yaptığından çok memnunmuş gibi saçını arkaya savurdu.
“Bilmesem kıskanacağını düşüneceğim, Nihat Çetin Fak Bey’ciğim. Kıyamam sana. Kıskanma sakın! Cömert biriyim ben. ” dedi ve Bahri’nin -neyseki soğumuş- kahvesini Nihat Çetin’in suratına doğru döktü.
Sadece o masadakiler değil kafedeki herkes o ikisine dönmüştü artık.
Güzelim takımı mahvolmuş Nihat Çetin karısının uzattığı peçeteyle yüzünü silerken öfkeyle derin derin nefes aldı. Sonra ani bir hareketle kendi kahvesini ve Ece’nin suyunu iki eline alıp Leyla’nın üstüne doğru boşalttı. Leyla sadece gözlerini kapatmaya fırsat bulabilmişti. Ceketini çıkardığı için beyaz tişörtü ıslanarak üstüne yapışmış, altındaki bordo dantelli sütyeni fazla hayal gücüne bırakmadan ortaya serilmişti. Normal biri buna kızar ve tekrar karşılık verirdi ya da özür dilerdi. Leyla sadece kahkaha attı.
Yine mesela normal biri ceketini üstüne giyer, sütyeninin görüntüsünü gizlerdi. Leyla tişörtünü başından çıkarıp sütyeniyle kaldı. Sonra ayaklanıp deri ceketini kucağına aldı.
“Güzel maçtı.” dedi alaycı bir şekilde. Reverans yapar gibi eğildi ki bu göğüslerinin şişkin tarafını daha da ortaya sermişti. Bütün masada hatta bütün kafede tek gözlerini kaçırma iradesine sahip olan kişi; karısından başka kadınlarla hiç alakası kalmamış Akın’dı. Şirin, Aslı hatta Ece bile büyülenmiş gibi Leyla’yı izliyordu.
Leyla, Akın’a döndü. En başından beri onun bir şeylerin peşinde olduğunun farkındaydı. Bu masada otururken de ne yapmaya çalıştığını daha iyi anlamıştı.
“Senle de görüşeceğiz bebeğim.” diyerek çıkışa doğru gitti. Akın sırıtarak el salladı peşinden.
Aslı da ayaklandı.
“İzninizle, şu kız teşhircilikten tutuklanmadan kendisine yetişmem lazım.” diye Leyla’nın peşinden koştu.
“Onlarla polisi de hipnotize eder ve kurtulur bu.” diye mırıldandı Bahri.
Nihat Çetin, Akın’a döndü.
“Bir daha o buradayken bizi çağırmazsan sevinirim.” dedi ve ayaklandı. Karısına trençkotunu giydirip kendi atkısını güzelce onun boynuna sardı ki ıslak ıslak soğuk havada üşümesin. Sonra çıkıp gittiler. Geride Şirin ve üç arkadaşıyla Akın kalmıştı. Bir süre sessiz kaldılar. Bir süre sonra Umutcan gülerek lafa girdi.
“Normalde kızın hamileliğine, Nihat Çetin’e tek adıyla hitap etmesinden daha çok takılması lazım. Ama bizim Leyla işte. Kafası bir değişik çalışıyor.”
“Ne zaman normal çalıştı ki?” diye iç çekti Akın.
Koray meraklı bakışlarla Akın’a döndü.
“Sen bu akşam niye öyle ortalığı karıştırmak için uğraştın ki? Ne güzel ayrı ayrı takılıyorlardı.”
“Leyla’ya biraz takılayım, dedim.” dedi Akın gülerek.
“Sen biraz gülmek için arı kovanını dürteceksin diye biz niye çapraz ateşte kalıyoruz acaba?” dedi Bahri.
“Olan size olmadı ki, zavallı Ece’ye oldu.” diye araya girdi Şirin.
“Bir kaç şehit, bir kaç yaralı olacak tabii. Deccalle savaşıp kayıp vermeden kurtulamazsınız.” dedi Akın bilmiş bilmiş.
Şirin iç çekip ayağa kalktı.
“Hadi bizde kalkalım. Oğlumu özledim.” dedi.
Ertesi gün Nihat Çetin işe gidince Ece evde tek kalmış ve öğleye doğru tekrar acıktığı için kendisine mutfakta bir şeyler hazırlamaya başlamıştı. Zilin çaldığını duyunca şaşırdı. Yavaş yavaş kapıya gidip delikten baktı. Kucağına bağladığı bebeğiyle gelen Şirin’i görünce sevinip kapıyı açtı.
“Hoşgeldin!” diyerek cıvıldadı. Şirin ise aksine mahcup bir şekilde gülümsedi.
“Hoşbuldum ve özür dilerim.” deyip kenarda bekleyen somurtmuş Leyla’yı kolundan tutarak zorla yanına çekti.
Ece onu görünce gerildi. Artık az önceki kadar hevesli değildi.
“Kocam evde yok.” dedi kısık bir sesle. Şirin telaşla atıldı.
“Biliyorum, biliyorum. Biz senden dün için özür dilemeye geldik.” dedi. Ama o bunu söylerken Leyla’nın göz devirmesi Ece’ye hiç o samimiyeti vermemişti. Yine de kapının ağzından çekildi ve içeri geçmelerine izin verdi.
Hep birlikte içeri geçtiler. Leyla buraya en son üniversitede gelmişti. Eşyaları değişmişti. Şimdi daha modern ve daha ev gibi duruyordu.
Oturdular ve bir süre konuşmadan beklediler. En son Şirin, Leyla’nın ayağını tekmelemek zorunda kaldı ki başlasın artık. Leyla derin bir nefes alıp dikleşti. Ama konuşurken öyle ağzının ucuyla konuşmaya başlamıştı ki Ece dikkatle dinlemese tam olarak anlamayabilirdi.
“Dün sana zor zamanlar yaşattığım için özür dilerim. Hamile olduğun hald…” Duraksayıp çatık kaşlarla Şirin’e döndü. “Çok saçma yaa! Hamile olmasa üstüne su dökebilir miyim yani?”
Şirin, Ece’ye gülümserken Leyla’nın ayağına bir tekme daha attı.
“Sorgulama, devam et!” diye tısladı dişlerinin arasından. Leyla tekrar Ece’ye döndü. Bu sefer sesi daha kendinden emindi.
“Hamile olduğun halde hatta olmasaydın bile sana yaptığım yanlıştı. Beni biraz daha tanıdığında öfkelendiğimde kendime fazla hakim olamadığımı öğreneceksin. Ama bu bir mazeret değil tabi.”
“Açıkçası özür dileyip dilememeni umursamıyorum Leyla. Kin tutabilen biri değilim ben. Ama belli ki güzel bir arkadaş grubuna sahipsiniz ve kocamın sırf sen varsın diye böyle güzel insanlardan kendisini geri çekmesini istemem.” dedi Ece. Şirin araya girdi.
“Yine de özür dilemeliydi. Kusura bakma, kendisi cangılda orangutanlar tarafından büyütüldüğü için böyle nezaket kurallarından pek haberi yok. Yavaş yavaş insani yaşamı öğretmeye çalışıyoruz işte.”
Ece elini ağzına kapatarak gülüşünü saklamaya çalıştı. Leyla, Şirin’in yanağını yakalayıp iki parmağının arasında sıkıştırarak çevirdi.
“Sen benim anne babama orangutan mı diyorsun, bakayım?” dedi kızarak.
“Ne bileyim kendileriyle tanışmadım ki? Tahminim bu yönde.” dedi. Yanağını kurtardı. Elini Leyla’nın tüm bedenini gösterecek şekilde üstünde salladı. “Bunun başka bir açıklaması yok çünkü.” dedi.
Leyla, Ece’nin hala güldüğünü görünce ona dönüp gözlerini kıstı.
“Seni de tavşanlar büyütmüş olmalı. Bu pısırık tavrın başka açıklaması yok çünkü.” dedi daha az önce özür dilememiş gibi. Şirin elini alnına vurup Ece’nin onları kovmamasını dileyerek ona baktı. Ama Ece hüzünlü bir şekilde gülümsedi.
“Babam insan. Annem beni doğururken vefat etmiş. O yüzden kim bilebilir?” dedi.
Leyla ilk kez gerçekten pişman oldu.
“Başın sağ olsun.” dedi. Sonra Şirin’e bir göz atıp tekrar ona döndü.
“Bak ben gerçekten dün olayların oraya gelmesini istemedim. Hatta kocan bana sataşana kadar sizinle konuşmadım bile. Haksız mıyım? Bundan sonra da böyle davranmaya devam edeceğim. Kocandan bana bulaşmamasını rica edersen hiçbir sorun yaşamayız. Dediğim gibi ben dellenince gözüm kendimi bile görmüyor. Nihat Çetin Fak daha aklı başında biri.” dedi.
Ece ona gülümsedi ama Şirin’e döndü.
“Biraz ağrım var o yüzden bir şey ikram edemiyorum. Acaba bize kahve yapma şansın var mı?” dedi. Leyla’yı biraz yalnız incelemek istiyordu.
Şirin anlayışla gülümseyerek bebeğini Leyla’nın kucağına yatırıp mutfağa gitti.
Ece sessizce Leyla’yı süzerken Leyla kucağındaki minik Nihat Çetin’le oynuyordu. Küçük şeytan gün geçtikçe daha da yakışıklı ve tatlı bir bebiş olmaktaydı. Leyla’nın gerçekten sevdiği tek sarışın ünvanının da sahibiydi kendisi.
“Çocuklarla aran iyi gibi.” dedi Ece. Nihat Çetin annesinin kucağında gibi rahattı onun göğsünde.
“Kalabalık bir ailem, bir sürü kuzenim ve yeğenim var. Hepsini azarlayamayacağımı yaşayarak tecrübe ettikten sonra onlarla güzelce anlaşmayı öğrendim.”
“Benim babamdan başka kan bağım olan kimsem yok. Bir de artık kızım var.” dedi Ece.
“İstersen bir otuz, kırk tane verebilirim sana.” dedi Leyla gülerek. Ece de güldü.
Leyla’nın tuhaf bir şeytan tüyü vardı. Kendisi ömrünü iyi bir kız olmaya çalışarak geçirdiği için Leyla’nın serbest ve cesur tavrı, güçlü karakteri onu büyülüyordu. Ona ısınmak istemiyordu Ece. Ama kocasının neye vurulduğunu gayet iyi anlamış bulunmaktaydı.
Aralarında bir erkek olmasaydı gayet iyi anlaşabileceklerini düşünmeye başlamıştı.
“Nihat Çetin’e sana bulaşmamasını söyleyeceğim.” diye söz verdi Ece.
“Buna sevinirim.” dedi Leyla.
“Bana daha önce çıktığınızı söyledi.” dedi Ece birden. Kızın tepkisini merak ediyordu.
“Öyle mi?” dedi Leyla sadece. Yeğeninin parmağını tutan minnak eli daha çok ilgisini çekiyormuş gibiydi.
“Ama artık seninle ilgilenmiyormuş. Anladığım kadarıyla senin zaten ona karşı duyguların yokmuş.” dedi Ece. Leyla’nın reddedip içini rahatlatmasını bekledi. Normal bir kadın hemcinsi için bunu yapardı. Özellikle sürekli bir arada olma ihtimalleri varsa.
Leyla sessiz kaldı.
“İkinizde de bir şey yoksa artık, sanırım iyi anlaşabiliriz.” dedi Ece. Leyla gözlerini ona dikti.
“O benim ilk aşkımdı.” dedi kısık bir sesle. Ece’nin gözleri büyüdü. Leyla devam ederek hançeri biraz daha sokmayı tercih etti.
“Onu sevdim. Sadece onu sevdim. Hala da sadece onu seviyorum. Babaannemin cenazesinden döndüğümde onu Amerika’ya gitmiş bulmasaydım ona söyleyecektim. Peşinden gitmedim çünkü çekip gittiği için ona kızgındım. Döndüğünde de…” Omuz silkti.
Döndüğünde de… yanında ben vardım, diye tamamladı Ece zihninde. Gözleri dolduğu için pencereden dışarıyı izledi.
“Belki de en başta gitmesine izin vermemeliydin.” dedi yavaşça.
“Şartlar bunu gerektirmişti.” dedi Leyla.
Ece ayağa kalktı.
“Gitmeni istemek zorundayım sanırım.” dedi. Leyla başıyla onayladı.
“ŞİRİİİNN! Ben gidiyorum.” diye seslendi. Kapıda onları ilgiyle dinleyen Şirin gülümseyerek kahvelerle içeri geldi.
“Önce kahvelerinizi için. Bir kahvenin kırk yıl hatrı var sonuçta.”
Leyla kahveyi shot gibi başına dikti.
“Hatra gerek yok.” dedi. Bebeği Şirin’in kucağına verip çıkıp gitti. Şirin arkasından kaşlarını çatarak baktı.
“Bu kız iyi alıştı kimseyi beklemeden çıkıp gitmeye.” diye söylendi.