SÖYLEYEMEDİĞİM HER ŞEY

2402 Kelimeler
Aptal Akın’ın ondan nefret ettiğimi anlaması için yarım dönem geçmesi gerekmişti. Tekrar onu yaralamaya cesaret edememiştim. Göze batmak istemiyordum. Onun yerine ufak tefek şeylerle ona bulaşmaya başlamıştım. Silgisinin her gün nereye kaybolduğunu merak ediyor olmalıydı. Ya da eşofmanlarının pisuvarın içinde ne aradığını… Ya da neden sırasına boya sürüldüğünü… Ama diyorum ya ‘aptal’ diye. Bunları benimle bağdaştırması çok uzun sürdü. Ben onunla neredeyse hiç konuşmadığım için başına gelenleri bana bağlayamamıştı. Akın’ın benim elde etmek için çaba harcadığım her şeyi bu kadar kolay elde etmesine deli oluyordum. Ben insanların beni sevmesi için uğraşırken onun tek yapması gereken eli cebinde havalı havalı ortalıkta dolanmaktı. Ben gece gündüz sınavlara çalışırken onun doğru düzgün ders çalıştığını bile görmemiştim. Beni de diğerlerini etkileyeceği gibi etkileyeceğini sanmış, uzun bir süre dikkatimi çekmek için uğraşmıştı. Birinin onu umursamıyor olma ihtimaline şaşırdığı belliydi. Derste bir şey söylemek için omzuma vurduğunda bile dönüp bakmıyordum. Ona olan nefretim en sonunda şöyle dank etti kendisine: Daha önceki dört deneme sınavında da birinci olmuştu. Ben ise ikinciydim. Ve bundan nefret ediyordum. Başkası birinci olsa bu kadar umursamazdım muhtemelen. Yine deneme sınavlarından birinde iki saat boyunca kitapçığı doldurmasını bekledim. Bende kendiminkini doldurdum. Arkamda kitapçığı son bir kez kontrol etmek için sayfalarını çevirdiğini duyuyordum. Kendi kitapçığımı kalkıp verdim. Sonra silgimi onun tarafına doğru düşürüverdim. Akın silgimi alıp bana vermek için sıranın altına eğilince öğretmene bir göz atarak kitapçığının arasına not kağıtları sıkıştırdım. Akın silgimi verdi. Kitapçığını ve optiğini vermek için ayağa kalktı. Niyetim kopya çekiyor diye şikayet etmekti ama o yürürken kitapçığın arasındaki not kağıtları kendiliğinden yere düşüp öğretmenin dikkatini çekince sessizce kıkırdadım. Akın kopya çekmekten sınıfın ortasında azarlanıp müdürün yanına gönderildi. Geri döndüğünde yüzü kıpkırmızıydı ve ağlamıştı. Arka sırama doğru başı önünde yürürken, başını kaldırdı. Göz göze geldik ve ben ona gülümsedim. Tek yaptığım buydu ama onun kızarmış gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Dişlerini öfkeyle sıkıp yerine oturdu. Bundan sonra liseye kadar aramızda sessiz bir savaş başlamıştı. Leyla’nın defterinden… Ece uyandığında yanında kocası yoktu. Ama mutfaktan gelen hafif müzik ve kızartma kokusu ona nerede olduğuna dair ufak bir ipucu vermişti. Yavaşça kalkmaya çalıştı ama bu şişkin karnı yüzünden biraz zor oluyordu artık. Kızı artık yedi aylık koca bir kızdı. Ufak tefek bir kadın olan annesine zor anlar yaşatıyordu. Yavaş yavaş mutfağa doğru giderken kocasının çalışma odasının açık kapısı dikkatini çekti. En sevdiği şeylerden biri kocasıyla ilgili bir şeyler keşfetmekti, o yüzden içeri girmeye ve biraz etrafa bakınmaya karar verdi. İçeri girdiğinde neredeyse her şeyin toplanmış olduğunu görünce şaşırdı. Bantlanmış kolileri açmakla uğraşmak istemedi. Hayal kırıklığıyla dudağını büzüp tekrar geri çıkmaya karar vermişken, göbeği yüzünden kapı yanındaki küçük kutulardan birini yere düşürdü. Ağzı açık kutuda buruşturulmuş kağıt gibi şeyler vardı. Kocası sonra atmak üzere çöpleri koymuştu galiba içine. Göbeği izin vermediği için eğilemedi ve yavaşça yere oturup dökülenleri toplamaya başladı. Rastgele eline geçen bir kağıdın köşesinde ‘Leyla’ yazıyordu. Kaşlarını çattı. Bütün çöpleri incelemeye başladı. Ufak bir not defteri aldı eline. Bir kaç sayfasında işle ilgili notlar, yabancı kelimeler filan vardı. Ama orta sayfalardan birinde kara kalemle güzel bir kız çizimi yapılmıştı. Kızın Leyla olmasına hiç şaşırmadı Ece. Kutuyu eline aldı ve içine daha dikkatli baktı. Bir sürü fotoğraf ve ufak tefek eşya vardı. Fotoğrafların hepsinde tek bir kişi vardı. Ve uzaktan çekilmiş gibiydi. Defilelerde, kafelerde, hatta bir atölyede dikiş yaparken… Fotoğrafları bırakıp eşyalara baktı. Renkli kalemler, pahalı bir erkek saati, kırmızı bir saç kurdelesi, eski ama marka bir ruj, bordo bir atkı… Kutunun en altında bir erkek cüzdanı vardı. Cüzdanı açtı. Leyla’nın vesikalık fotoğraflarından biri ön kısımdan ona gülümsüyordu. Nakit para koyma kısmında ise katlanmış bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta Leyla onun kocasının kucağına oturmuş çeken kişiye gülümsüyordu. Daha genç gözüken Nihat Çetin onun boynuyla kulağı arasında bir yeri öpmekteydi. Ece’nin içi kendisinde olduğunu bilmediği yoğun bir kıskançlıkla kavruldu. Fotoğrafa daha dikkatle baktı. Leyla olduğu yerden rahatsız görünmüyordu. Nihat Çetin’in onun beline sarılmış elini sımsıkı tutmuştu. İddia üzerine biriyle çıkan birine göre fazla rahat gibiydi. Başka birlikte oldukları fotoğraf var mı diye kutuya tekrar baktı. Yoktu. “Onları atmak için ayırmıştım.” dedi kocası. Kapıya yaslanmış onu izliyordu. Yüzü bir taş kadar ifadesizdi ama eşlere özgü bir içgüdüyle onun oldukça gergin olduğunu biliyordu Ece. “İsabet olmuş.” dedi. Kocasına ellerini uzattı. Nihat Çetin onu çekerek kalkmasına yardımcı oldu. “Başka var mı?” diye sordu kocasına. “Yok. Hepsi bu. Zaten sadece bir ay çıkmıştık.” dedi Nihat Çetin. “Burada onun daha güncel fotoğrafları da var. Bu fotoğraflar çekilirken haberi olduğundan şüpheliyim gerçi.” diyen Ece kocasına azarlayan bir bakış attı. Nihat Çetin ona biraz mahcup yaramaz çocuk gülümsemelerinden birini sundu. Ki bunu öyle mükemmel yapıyordu ki her seferinde bir kez daha aşık oluyordu Ece. Bir erkeğin bu kadar güzel gülümsemesi yasaklanmalıydı. “Nerede, ne yaptığını merak ediyordum ama gururum onunla yüz yüze iletişim kurmama izin vermiyordu. Peşine bir adam taktım. Defilede olanları kendim çektim sadece. Hastalıklı bir aşk olduğunu söylemiştim.” Ece iç çekti. “Öyle saçma bir dürüstlüğün var ki sana kızamıyorum bile.” dedi. Nihat Çetin karısının ona kızamayan somurtmasına güldü. İçeri girip onu aşkla uzun uzun öptü. Tabi aradaki kızı yüzünden gün geçtikçe daha da zorlaşıyordu bu. Ece kocasının kendisinin dikkatini dağıtma çabasına izin verdi. Ama aklı hala az önceki fotoğraftaydı. Leyla annesinin zoruyla bir randevuya gelmişti. Saçlarını iki yandan örmüş, beyaz bir tişört, açık gri bir jean ve siyah deri ceket giymişti. Gözlüklerini çıkarıp etrafta buluşacağı adamı ararken adamın biraz gecikeceğini söyleyen bir mesaj attığını gördü. Ne yani burada oturup adamın keyfini mi bekleyecekti? Adama, daha gelmesine gerek olmadığını yazarak geri çıktı. Sırf bu randevu için gününü boşalttığından artan zamanını alışveriş yaparak geçirmeye karar vermişti. Leyla kendi kıyafetlerini kendisi dikiyor ama aksesuarlarını satın alıyordu. Sonra onlara L B harfleri takarak kendisine özel hale getiriyordu. Ünlü bir markaya çok güzel yumuşacık deri eldivenler geldiğini görmüştü. Gidip bir bakmaya karar verdi. İçeride dolaşırken az ileride el ele dolaşan Akın ve Şirin’i gördü. Maşallah, 'oğlumuz küçük' filan demeden hiçbir yerden geri kalmıyorlardı. Gidip Akın’la biraz uğraşmaya karar verdi. Fazla boş bırakırsa Leyla’nın artık nazik bir insan olduğunu düşünmeye başlamasından korkuyordu. Zaten bu ara depresif tavrıyla yeterince dikkat çekiyordu Leyla. “Ooo kimleri görüyorum kimleri?” dedi arkadaşlarına. Akın onu görünce yüzünü buruşturdu. Şirin ise içtenlikle gülümsemişti. “Sen randevunda değil miydin?” diye sordu Leyla’ya. “Zamanımı harcamaya değecek biri değildi. İptal ettim.” dedi Leyla. “Aslı’nın beş abisi var. Tarık abi oldukça yakışıklı. Seninle tanıştırabilir.” dedi Şirin. “Öyle mi?” diye araya girdi Akın imalı bir gülüşle. “Ne kadar yakışıklı mesela?” Şirin utanacağına ciddi ciddi düşünüyor gibi yaptı. “Immm… Çok!” dedi kocasına. Akın onu gözlerini kısarak kınadı. Leyla gülümsediğinden bile haberi olmadan onları izliyordu. Tam olarak böyle bir uyuma ihtiyacı vardı. Onu bu saatten sonra ancak böyle aşık olmak toparlardı. Hayatında ilk defa Akın’ı iyicil duygularla kıskandı. Belki de Tarık ‘abiyle’ tanışmalıydı. Kısmetin nereden geleceği belli mi olurdu? Aslı’nın görümcesi olmasını seveceğini düşündü. Kendi kız kardeşi yoktu. Olsaydı iyi mi olurdu? Emin değildi. Leyla'nın kız kardeşi olacak kıza Leyla'nın kendisi bile acırdı. Şirin’in elinden puseti alıp Akın’ın kucağına tutuşturdu. Sonra arkadaşının koluna girip reyonlara doğru yönlendirdi. Akın peşlerinden geliyordu . “Hadi şu çok yakışıklı Tarık’tan bahsedelim.” dedi Şirin’e. Şirin’in kıkırdadığını duyunca kıskanç kocası uyarır gibi öksürmüştü ama kızların ikisi de onu bir taraflarına takmamıştı. Geride kalan Akın göz ucuyla Leyla’ya baktı. Yeterince acı çektiğini düşünmüyordu. Nihat Çetin’in evli olmasına çabuk alışmış gibiydi. Peki Akın onun normal bir şekilde hayatına devam etmesine izin verecek miydi? Tabii ki hayır! Öncelikle şu Tarık denen herifin başını bağlamalıydı bir şekilde. Böylece Leyla ona tutunamazdı. Aslı’ya arkadaşlarından birinin erkek arkadaş aradığını söyleyebilirdi. Ama kim? Bu konuyu sonra düşünmek üzere bir kenara koydu. Şimdi Leyla’ya biraz daha eziyet etmeliydi. Ama nasıl? “Akşama bir yerlere gidelim. Oğlumuzu annemlere bırakabilirim.” dedi birden. Karısı onay almak ister gibi Leyla’ya baktı. “İşin var mı?” dedi. Leyla düşündü. “Dizim vardı.” dedi. “İnternetten izlersin sonra.” dedi Akın. “Ama izlerken sosyal medyadan sahne yorumlarını takip etmeyi seviyorum.” dedi Leyla. “Lütfeeeen!” dedi Şirin gözlerini kocaman kocaman açarak. “Sana hiç Shrek’te ki Çizmeli Kedi’ye benzediğini söyleyen oldu mu?” diye sordu Leyla. Akın aydınlanmıştı birden. Leyla’nın yanına geçip karısına bir de bu gözle baktı. “GERÇEKTEEEN! Bende bir şeye benzetiyordum ama…” dedi. Leyla aksesuar bölümünden bir şapka alıp Şirin’in ellerine tutuşturdu. Sonra şapkalı ellerini göğsünde birleştirmesine yardım etti. Şirin, Çizmeli Kedi’nin pozunu taklit etmeye çalıştı. Akın ve Leyla aynı anda “AYNISIII!” diye bağırdı. Üçü birden gülmeye başladı. Sonunda Leyla dizisini ekip gelmeyi kabul etmişti. Üçü birlikte çıkacak sanıyordu ama Akın’ın aklında daha kaotik bir grup vardı. Akşam saatlerinde bir kafeye geçtiler. Az sonra gruplarının diğer üyeleri de gelmeye başladı. Her gelen kişide Leyla bir tık gerilmeye başlamıştı. En son korktuğu gibi Ece ve Nihat Çetin’de geldi. Onlarda Leyla’yı orada gördükleri için şaşırmışlardı. Ece rahatsız bir tavırla kocasının koluna girdi. Leyla bu harekete burnunu havaya dikip küçümser gibi baktı. Nihat Çetin ve karısı onun karşı çaprazına oturdular. Leyla yanındaki Aslı’yla muhabbet ederken bakışları istemsizce onlara kayıyordu. Nihat Çetin’in Ece’ye olan ilgili davranışı dikkatini çekmişti. Kızın gözünün içine bakıyor, o konuşurken gülümseyerek dinliyordu. Ece gruba iyice alışmış gibiydi. Şu an Bahri’yle şakalaşıyordu. Leyla onun parmağında büyükçe bir elmas yüzük ve ince bir alyans gördü. Sonra bakışı Nihat Çetin’in bir erkek için oldukça zarif kalan ellerine kaydı. Aynı alyansın biraz daha geniş hali parmağındaydı. Leyla o yüzük parmağının nasıl bir kazayla kopabileceği üzerine derin düşüncelere daldı. Akın öksürerek herkesin dikkatini kendine çekti. “Nihat Çetin’ciğim… Bu güzel hanıma düğün yapmayı düşünmüyor musun?” dedi. “Düşünüyoruz ama malum bu evlilik işlerine biraz tersten başladık.” diyen Nihat Çetin karısına gülümseyerek baktı. Sonra onun karnının üstünden kızlarını okşadı. Onları izleyen Leyla’nın kararan bakışlarından hain bir zevk alıyordu Akın. Ece utangaç bir şekilde gülümsedi. “Pamuğumuz anne babasının düğününe katılan nadir çocuklardan olacak.” dedi. Leyla sessizce onun konuşmasının taklidini yapınca Aslı’dan sağlam bir çimdik yedi. “Şimdi neden yapmıyorsunuz? Biz size yardımcı oluruz.” dedi Akın. Ece öne eğildi. “Gelinliğe sığacağımı sanmıyorum.” diye önemli bir dedikodu verir gibi fısıldadı. Gözleri neşeyle parlıyordu. Akın, planlarından bağımsız oldukça sevmişti bu kızı. Belki de karısını bu kadar hatırlattığı içindi... Neredeyse onu Leyla’ya yem ettiği için bir parça vicdan azabı çekecekti. Ama neredeyse… “Şirin’in gelinliğini diken bizim Leyloş’tu. Sağ olsun para da almadı.” dedi sırıtarak. “Para almak istemediğinden değil tabi.” dedi Şirin gülerek. “Biz vermedik.” Leyla diliyle yanağını şişirerek uzaklara baktı. “Korsesi için bir hafta uğraştım. Bir ay gece gündüz çalıştım. Sadece emeğimin bir elli bini vardı.” dedi duygulu bir şekilde. Sonra Akın ve Şirin’e döndü. “Allah’ın cimrileri!” diye cırladı. “Sen o emeğini düğün günü ‘hiç’ ettin ya bir tanem.” diye hatırlattı sırıtarak Umutcan. Sadece ortalığı karıştırmak için! Leyla ona öpücük attı. Ece merakla Leyla’ya döndü. “Gelinliğin üstüne bir şey mi dökmüştün yoksa?” dedi endişeli bir sesle. Leyla ve geri kalan herkes ona boş boş baktı bir kaç saniye. Sonra bir kahkaha fırtınası koptu. Kocası bile gülüyordu. Ece neye güldüklerini anlamamıştı ama o da gülmeye çalıştı. Birazcık da bozulmuştu. Onun saf saf etrafa bakıp gülmeye çalıştığını gören Nihat Çetin dayanamayıp içine çeker gibi öptü yanağından. Bunu gören Leyla'nın kahkahası bıçak gibi kesilmişti. ''Ben sana sonra anlatırım güzelim.'' diye fısıldadı Nihat Çetin, karısının kulağına. Ece başıyla onayladı. ''Neyse... Ne diyorduk?'' dedi Akın. ''Hah, hatırladım. Leyloş sana uyacak bir gelinlik dikebilir. Göbeğinle bile çok güzel duracağına eminim. Zaten melek gibisin.'' Umutcan, Akın'a 'ne yaptığını biliyorum' der gibi sırıtınca Akın göz kırptı arkadaşına. Leyla ve Nihat Çetin göz göze geldiler ve neredeyse aynı anda gözlerini kaçırdılar. Ece ne diyeceğini bilememişti. Onu Leyla kurtardı. ''Artık modacılığı bıraktım ya tatlım. Hatırlarsan logosunu sen yapmıştın. 'LEYLA BEDEVİ HUKUK BÜROSU' şeklinde.'' Akın, bunlar önemli detaylar değilmiş gibi elini salladı havada. ''Sana iş teklif etmiyoruz Leyloş. Arkadaşların için yeteneğini konuşturmanı istiyoruz.'' Leyla çaprazındaki çifte baktı. ''Senin arkadaşların!'' dedi alaycı bir şekilde. Nihat Çetin dilini dudağının köşesine değdirip gözlerini kıstı. ''Zaten öyle yan sanayi tasarım istemiyoruz biz. Kusura bakmazsın değil mi 'Leyloş'? Daha işinin ehli ve tanınmış bir sürü modacı bulabilirim karım için. O yeter ki istesin.'' dedi. Son cümleyi söylerken karısıyla göz göze gelip, bitirdiğinde onun dudaklarını aşkla öptü. Akın sırıtıp kollarını kavuşturarak arkasına yaslandı. Leyla'nın gözünün altında atan damarı alenen görüyordu. Leyla gergin bir şekilde boynunu esnetti. Demek birileri oyun oynamak istiyordu. ''Zaten istesen de yapmam. Çocuk geline karşıyım çünkü.'' dedi. Bunu söylerken elini Ece'nin üstünde boydan boya dolaştırmıştı. Haklı olarak alındı Ece. ''Ben Şirin'den uzunum. Ona kimse çocuk demiyor.'' diye söylendi dudaklarını büzerek. Şirin'in elini göğsüne koyarak 'HAH!' yaptığını görünce özür diler gibi baktı. Leyla denen kız onun bile ayarlarını bozmuştu. Nihat Çetin, Leyla'ya sinirli bir şekilde sırıttı. ''Bilmesem kıskandığını düşüneceğim 'Leyloş'.'' ''Ne münasebet!'' diye yükseldi Leyla. Diğerleri kuru yemişleri ağızlarına patlamış mısır gibi tıkarak onları izliyordu. ''Bilmem!'' dedi Nihat Çetin. ''Belki de hala eteğinde dolaşmamı bekliyordun.'' ''Ben seni kapıma köpek diye bağlamam be!'' diyerek elini masaya vurdu Leyla. Umutcan arkadaşlarına eğildi. ''Leyla yine öfkeden kontrolü kaybediyor. Bir kez daha sıçıp batıracak!'' diye fısıldadı. Diğerleri eğitimli köpekler gibi başlarını aynı anda sallayarak onayladı. ''Görüyorsun değil mi, karıcığım?'' dedi Nihat Çetin, Ece'ye dönerek. ''Yıllardır uğraştığım seviye bu!'' ''Kaç yıldır benimle kaç kere muhatap oldun da 'uğraşmış' oldun anlamadım? Hatırladığım kadarıyla ben uzun yıllar yurt dışındaydım.'' dedi Leyla. Konudan uzaklaşmıştı ama olsundu. Şu anki tartışmadan o da zevk alıyordu. Bu en iyi olduğu alandı. Ama onu izleyen arkadaşları işaretleri tanıdıkları için onun tartışmayı sağlıklı bir şekilde noktalayacağından oldukça şüpheliydi. ''O bir ay bana kaç yıl yetmiş demek ki!'' dedi Nihat Çetin. ''Leyla diye ağladığın altı yılı mı kastediyorsun?'' dedi Leyla yalancı bir nezaketle. ''Hayır, yokluğunda bile ağzıma sıçtığın altı seneyi kastediyorum. Benimle iddia üzerine çıktığın yetmezmiş gibi bir mesajla ayrıldığın zamanı kastediyorum. Senin dedikoduların yüzünden arkadaşlarımla aramın bozulduğu zamanı kastediyorum.'' diye bağırdı Nihat Çetin. Leyla'nın şaşırıp kaldığını görünce fazla konuştuğunu anlayıp sustu ve soluklandı. ''Biliyor muydun?'' dedi Leyla. ''En başından beri biliyordum. Arkadaşlarıma benimle geçirdiğin bir ayın nasıl iğrenç olduğunu anlatırken Umutcan'ın telefonu açık kalmıştı. İddianızı da duydum tabi.'' dedi Nihat Çetin. Sesi daha sakindi. ''O yüzden mi...'' dedi ama devamını getirmedi Leyla. Kendini toparladı. Her nasılsa birden daha da sinirlenmişti. Onun bakışlarını gören Şirin, Akın'ın koluna vurdu endişeyle. ''Kalk! KALK!''dedi hızla kocasına. Akın da endişeyle doğrulmuştu. Leyla onu eliyle durdurdu. Kendisini tutabilirdi ve tutacaktı da... ''Duymuş olmana rahatladım sanırım. Sana söyleyemediğim her şey içimde kalmıştı. Meğer hiç gerek yokmuş.'' dedi tehlikeli bir yumuşaklıkla. Nihat Çetin sinirle bir şey diyecekken karısı koluna dokunup ''Nihat!'' diyerek yalvardı. Leyla'nın kayışını koparan ve bir sürahi suyu Ece'nin başından aşağı boşaltmasını sağlayan bu tek kelimeydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE