BÖLÜM 17

1064 Kelimeler
İstanbul macerasını sorunsuz atlatıp Mardine hızlı bir dönüş yapmıştık. Gece yarısı berzan beni odamın kapısına kadar bırakıp çıktı. Berzan, Mesut'a güvenmiyordu. Ben ise hiç güvenmiyordum ama yalnız değildim. Dedem vardı hem yakın zamanda düğünümüz olacaktı. Nişanlısı olmuştum artık kim ne yapabilirdi Aymaların biricik gelini Bahar Ayma'ya . Ahh... düşüncesi bile içimi ısıtmıştı Berzan'ın karısı olacağım günü heyecanla bekliyordum... Yolculuğun ve günün verdiği yorgunlukla uyuyakaldım. Gecenin yarısında gördüğüm kabus yüreğimi ağzıma getirmişti. Nefes nefese ayaklanıp baş ucumdaki su dolu bardağı içtim. Kalbim kulaklarımda atıyordu. telefonumu elime alıp Berzan'ın adına tıkladım. İlk çalışta açan olmadı ikinci çalıta kapatmak isterken karşıdan uykulu sesini duydum. "Bahar'ım..." "Berzan" "Iyi misin sen papatyam? Bir şey mi oldu? Sesin kötü geliyor. Hemen geliyorum!" Dedi telaşla. Onun telaşı kabusumu unutturmuştu. Gülümsedim... Daha çok şükür edecektim belli ki.. "Yok! Bir şey yok. Sadece.. seni özledim..." dedim. Özlemiştim... Yanımda olup bana geçmişimi unutturmasını istiyordum. Bana sarılmasını Beni öpmesini istiyordum. Geçmişi unut biz geleceği birlikte var edeceğiz demesine ihtiyacım vardı. "Olmasa da geleyim " dedi muzipçe. Uykusunu kaçırdık beyfendinin. "Hayır canım. Adetleri unuttun sanırım." dedim, oflayıp ic çekişini duydum. "Ne kadar bekleyeceğiz.. yarın davet edin gelelim." Dedi. Mardin'de adettir , nişandan sonra damat ve ailesi yemeğe davet edilir. Böylelikle damadın yolu açılmış olur. Yemeğe kadar damat gelinin evine gelemez. Gerçi sağolsun dün gece zahmet edip yatak odamın kapısına kadar bıraktı . "Bilmem. Hate daye ne zaman isterse o zaman :D belki sana çektirmek ister. Kız evi naz evidir.." dedim. Karşıdan gelen of of nidasıyla, kıkırdadım. "Berzan.." "Efendim?" "Sana anlatmam gereken önemli konular var." Dedim. Ona geçmişimi anlatacaktım. Bu kabuslar fırtına öncesi sessizlikti. Kötüye yormazdım, hatta çoğu zaman unutur giderdim ama korkuyordum... "Ne gibi önemli? Şimdi dinliyorum.." dedi . "Şimdi olmaz ! Yüz yüze görüştüğümüzde konuşuruz.! Ben kötü bir rüya gördüm. Uyanır uyanmaz da seni aradım..." "Hayır olsun inşallah. Anlatma papatyam toz olsun, uçsun boşlukta kaybolsun. Sen bizim geleceğimize bak sadece umutla. Allah kalan ömrümüzü huzurla, birlikte kılsın inşallah. " "İnşallah canım " dedim burukça gülümseyerek. İnşallah... Sabahın 05.30'a kadar konuşmuştuk. Benim kapatasım olmasada, Berzan telefonda uykuya kalmıştı. Gülsem mi üzülsem mi bilemedim.. Bende telefonu kapatıp, duşa girdim. Zaten neredeyse sabahti. Uyusam ne , uyumasam ne. Üzerime kırmızı renk dizimin üstünde elbisemi giydim. Şirkete gidecektim yapmam gereken ve tabi öğrenmem bir yığın iş beni bekliyordu. Nasıl baş edeceğimi bile bilemiyordum.. Tamam.! Belki Berzan'ı görmek için gidiyor da olabilirim? Odamdan çıkıp, merdivenlere yöneldim. Ayni anda dedemin odasından çıkmasıyla, gülümsedim. "Günaydın dedem.." "Canım kızım.. günaydın. Nereye böyle sabah sabah.." dedi imalı imalı. "Şirkete geleceğim seninle nereye gideceğim. Öğrenecek çok iş var biliyorsun? " dedim kızarmıştım kesin. "Berzanla bir ilgisi yok yani. Eh inanayım bari. " dedi yan bakarak. Ya resmen çocuk gibiydi bu ton ton. Dedem asla geri kafali insan olamamıştı. Her kararımda beni desteklemişti. Serkan'ı saymazsak tabi! Onu ilk gördüğü anda istemiyordu. Düğünüme bile gelmemiş aylarca benimle konuşmamıştı. O kadar pismandim ki onu dinlemedigime. Bir yandansa iyiki yaşamışım onca şeyi. Yoksa nasil Mardin'e gelecektim. Nasıl Berzanla yeni bir hayata adım atacaktım. Bazen Allah kurtarıyor biz kader diyoruz.. Bugünüme şükürler olsun. Iyi ki... "Aramızda." Diyip göz kırptı bana. 32 diş birden gülümsedim ? Birlikte aşağı indik ve kurulan kahvaltı sofrasina oturduk. Merdivenlerden Meryem yengemin sesini duymamla kafamı ona çevirdim. "Bahar ! Hayırdır nereye böyle sabah sabah hazırlamışsın. ?" Dedi. Kime ne! Istediģim yere giderdim. "Şirkete yenge. Dedemle gideceğim.." "Sen artık nişanlısın. Bizim aileden gideceksin yakında. Sana çeyiz yapmamız gerek. Gidemezsin. Yardim edecen bize!" Dedi kıkırdadım. "Çeyiz mi?" "Evet. Ne gülüyon kız öyle?" Dedi tek kaşını kaldırıp. "Meryem yenge ben çeyiz ıstemiyorum. " dedim ciddi konuşarak. "Vii! Ne demek kız çeyiz istemem. Sen bizim anımıza laf mı getirtecen! Vi.. vi.. vii! Diyecekler Taşkıranların kızı çeyizsiz gelmiş bir cember almamışlar. Vii" dedi. Kimi öldü acaba diye sorar dışardan gören biri ama o benim olmayan çeyizime ağıt yakıyordu. "Ne oluyor burada?" Dedi Hate daye. Bakışlarımız ona döndü hepimizin. Yengem öne atılıp. "Vii başımıza geleni gör. Kör şeytanlara tas. Hate Daye ! Bu çırpi bacak ben çeyiz istemem diyir. Bizi rezil edecek Mardin'e vi" dedi. Ben şaşkınlığımı atamıyordum. Galiba birinin canını istemistim. Suan bir cinayetle suçlamıyordum. "Tamam Meryem sen dur hele. Bahar buranin adetlerini bilmiyir. Anlatırım ben ona. Benim Kizim akıllıdır anlar.." dedi. Evet 1 saat boyunca ceyizin neden gerekli olduğunu dinledim. Haklı sebeplerde olsa sacma sebeplerde vardi. Bana göre kısaca hepsi gösteriş içindi. Konakta yaşayacaktım zaten. Ne yapacağım? Evi yeniden mi düzeceğim! Ah saçmalık! Peki ne oldu? Paşa paşa kabul ettim, Hate daye için... Kahvaltıdan sonra yengemle çıkmıştık. Hate daye yorulurum diye başka gün gelirim dedi. Ben ise sadece 'Başka gün' kelimesinde tıkanıp kalmıştım. Başka günde mi olacaktı? Nayırr ! Nolamazzz' Diyen iç sesim , Yeşilçam'a bağlamıştı. Zeliha'dan da ses seda çıkmıyordu. Bu iyidi! Ya da fırtına öncesi sessizlik. Aman Allah korusun.. Arabayla çarşıya gelmiştik. Butun ısrarlarıma rağmen yengem arabayı benim degil şoförün kullanmasını istemişti. Yanımızda Berivan da gelmişti. Porselen mağazasına girmiştik. Hayır zatenkonakta yaşayacaktım, bütün eşyaları odama mı sokacaktım. Neyse dedim . Seçtiğim yemek takımı sade ve dörtgen şeklindeydi. Yengem "Zevksiz.." dedi ve burun kıvırdı bana gösterdiği yaldızlı 12 kisilik 97 parca yemek takımıyla ağzım açık kaldı. Tamam kadın zevkli kabul. "Şu takımdan 3 takım alalim. Şukahvalti takimından da 3 takim. Orda baktığımız çay takimindan 7 takım. Kristal takımı da 2 adet. Çatal, bıçak, kaşık takimindan da 4 sandık. Tencere takimindan 4 takım.-" "Yenge dükkan açmayacağız..." "Sus kız!" Diyerek beni kâle almadı. Siparişlerini verdi de verdi. Yan tarafta olan havlu dükkanına girdik . Gercekten çeşit cesit havlular vardı. Dantelli, işlemeli, el emekli... "Bahar seç ne renk istiysen borozlari. ?" Ah! Benim fikrimi mi istedi o ? Dur kendimi cimcikliyim.. Ne borozlar mı ? "Beyaz olsun yenge, boroz" dedim kısaca. Kaslarını çatıp. "Sen şu beyazdan bir dane, şu mor takimdan bir dane, mavi olanı da veriver, şu kahvedenden de , heh temamdır. Mutfağa 20 el bezi, banyoya 40 yüz havlusu , misafirlere de 20 banyo havlusu veriver..." Ve daha neler neler... benim suyum çıkmıştı ama yengem resmen zevk alıyordu. Bana bıraksalar herkes rahat edecekti. Alacaktım bavulumu koşacaktım Berzan'a, sonrada ver elini Paris... ♧♧♧♧♧♧♧♧♧♧♧♧ Bugünü nasil akşam etmiştim ben bile bilmiyorum. Son hatırladığım zorla kendimi abime kaçırtırmış olmamdı... Günün en sevdiğim kısmı akşam yemeğiydi ve bugün abimlerde burdaydi. Asrın dedemin ve Babannemin elini öpüp yanlarına oturdum. "Hoşgeldiniz" dedim kocaman gülümseyerek. "Hoşbulmuşaz güzel kızım" dedi Babannem. Ne isterdim simdi Berzan da burda olsa. Her günümü onunla olma hayaliyle geçiriyordum. Aklimda o , kalbimde o. Feth etmişti tüm benliğimi... Aklima gelince masanin altindan gizlice mesaj attim ona. Kısacık, ama çok anlam barındıran... "Seni seviyorum..."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE