Iyi Okumalar...
"Geceyi seviyorum. Karanlık olmasaydı, yıldızları asla göremezdim... demiş Stephenie Meyer" dedim ona dönerek. Konakta herkes uyuduğu vakitte biz terasta yıldızlara bakıyorduk. Milyarlarca yıldız birleşmiş Mardin'in uçsuz bucaksız Gökyüzünde senfoni kurmuş gibi sessizliğiyle kulaklara, ihtişamıyla gözlere hitap ediyordu
Insanin sessizligi dinleyesi gibi bu güzelliği de izleyisi geliyordu...
Saat sabahın 02.00...
Günün en belgisiz saati. Kimi acılarıyla kıvranırken kimi sevdikleriyle mutlu.
Abim o benim... Bunca yıl varlığından bir haber yaşadığım abim..
"Bir yıldız çağırdım uzaklardan. Atladim geldim yanına." Dedim şarkının bir kac nakaratını söyleyerek ona tebessüm ettim. Biz birbirimize kalmıştık. Gözleri, yalnız resimlerde gördüğüm babamın gözleri gibi bakıyordu.
Başımı omzuna yasladım, iste simdi kendimi güçlü ve güvende hissediyordum.
"Abi?" Dedim sessizce gözlerimi gökyüzünden çekmeden.
"Efendim.." dedi benim ki gibi fısıltılı cıkan sesiyle
"Beni hiç birakma olur mu? Bunca zaman yarım olarak yaşadım. .. Bazı zamanlar onlari suçluyordum, beni yalniz başıma bu dünya da bıraktılar diye... En çokta anneme, beni babam sandığım zalim bir adamın eline bıraktığı için.." dedim gözyaşlarım sicim sicim akarken biraz nefes alıp yeniden konuşmaya devam ettim.
"O kadar çok şey yaşadım ki, ailemizi paramparça eden bir adamın elinden. Hiç bir dayanağım yoktu. Herşeye rağmen yaşamaya devam ettim. Babam sandığım adam beni bir gün sever diye. Ama olmadi taki 19 yaşıma kadar. O yıl Serkanla tanıştım benden büyüktü ama aşkın yaşı yoktur ya öyle işte" yüzümü buruşturdum. Ne acıydı sevginin nefrete dönüşmesi.
" İyi gelmişti bana. O adamdan görmediğim sevgiyi, huzuru Serkan vermişti. Taki düğün günümüze kadar. Onu cok seviyordum ama o intikam için beni kullan-"
Sözümü tamamlayamadan abim beni kollari arasına aldı. Burukca gülümsedim ağlamamak için bir kamuflajdı tebessümüm. İşe yaramamıştı!
Onun sarılışıyla hıçkırarak ağlamaya başladım. Yaram acırken gözyaşlarım akan kandı.
Bir süre sonra ağlamaktan yorgun düştüğümde, göz kapaklarıma ağırlık düştü. Gözlerim yavaş yavaş kapanırken abimin son sözleriyle tebessüm ettim. kendimi uykunun huzurlu kollarına bıraktım.
"Seni asla bırakmayacağım. Canını yakanın canını yakacağım bu kim olursa olsun.!"
?
Sabah sabah bütün Mardin'i kosarak gezebilecek kadar enerjik hissediyordum. Güne güzel başlamak böyle bir şey olsa gerek.
Güzel bi kahvaltıdan sonra abimi beni gezdirmesi için ikna ettim.
Çarşıya bugün baya kalabalıktı. Arabayı otoparka park edip oradan çıktık. Abim önden yürüyünce hızımı artırıp koluna girdim.
Kızların yakışıklı abime bakışlarını görünce hepsine öldürücü bir bakış atmam kafalarını çevirmeye yetti.
Yaşasın kötülük!!
Abimin kestiği kızın attığım bakışla yönünü değiştirmesiyle bana döndü.
Ona küçük masum köpek bakışları atıp kirpiklerimi kırpıştırdım. Beni kolundan ayırıp
"Kısmetimi kapatıyorsun." Dedi alayla. Haspama bak sen. Burun kıvırıp önden yürüdüm.
"Kapanmasın kısmetiniz Kerim Bey! Tanımamazlıktan gelin kardeşinizi!"
Omzumda hissettiğim kolla içten gülümsedim.
"Merak etme çoğu kardeş olduğumuzu biliyor."
Öğlene kadar Mardin'i dolaşıp alışveriş yaptık. Abim tek bir şey almamıştı hepsi benimdi. İçimden gelip saatciye girdim. Kendim için alacağımı sandığını biliyordum. Dışarıda beklemesini istedim.
Üzerindeki siyah spor elbiselere uygun saat seçtim. Kendime gözlük aldım bir kaç tane. Çoğu esyam İstanbul'da kalmıştı. Getirmek istemedim desem yeridir.
Güneş çok sertti Doğu'da. Gözlüğe gerçekten ihtiyacım vardı. Gözlerim çok sulanıyordu. Ücretlerini kartla ödefim. Saati Kutuya koydurup paketi aldım. Hediyemi çantama koyup yanına gittim. Gözlüklerden birini gözüme taktım.
"Seçtin mi saatini?"
"Seçtim abi" dedim gözlüklerimi biraz aşağı çekip alttan alttan ona baktım.
"Göster bakalım zevkin nasıl?"
"Sonra gösteririm. Çok acıktım yemek yiyelim mi?"
Güzel bir restoranda oturduk. Menüden yemek bakaraken bizim tarafa yaklaşan iki adamla kafamı kaldırıp gelenlere baktım.
Bu şey değil mi ?
Odun!
Gözlüğümü çıkarıp çantama koydum. Başımı kaldırdım. Kendimden emin görünmek istedim.
. Adamın siyah rengi gözleri, gözlerimle kesişince ışık hızıyla başka yöne baktım.
O gözlerde vicdansızlık vardı zalimlik vardı..
Yanımızdan geçerken abime selam verdi ve gitti.
"Normal bi insan da yok ki!" Dedim abim ettigim lafa gülerken bende.
"Abi! Gülme ya "
"Tamam, tamam hadi yemeğimizi yiyelim ben kurt gibi açım.." dedi olmayan göbeğini sıvazlarken.
Yemeğimiz güzel geçmişti tabi siyah gözlerin esareti altında kaldığımı saymazsak, güzeldi baya.
Abime hediyesini uzattığında başta anlamamıştı heifye olduğunu. Paketi açıp içindeki saati gördüğünde, gülümsedi.
"Bana mı aldın?" Dedi cevap vermeyip başımı salladım. İçinden çıkarıp koluna taktı. Çok yakışmıştı
"Çok güzel. Teşekkür ederim kardeşim."
"Sana ilk hediyem"
"En güzel anlarımda takacağım..."
Abim beni Hate Dayelerin konağına bırakırken kendi de işleri olduğunu söyleyip gitmişti. İçeri gelmemişti . Sönmüş bir alev de olsa geçmişte kan davaları vardı.
İki aşiretin araları pek iyi değildi bunun farkındaydım.
Taşkıran konağına girdiğimde, avluya dogru yürüdüm.
Gördüğüm manzarayla elimdeki poşetlerin her biri yere düştü. Karşımdaki zalimliğe ağzım açık bakıyordum.
?
Insan neyden en çok korkar? Bence en yakınlarından. Çünkü nereden vuracaklarını çok iyi bilirler.
Onlar bizi bilir.
Bazen kendi gibi, bazense kendinden daha iyi.
Avluda gördüğüm manzara, vahşetten baska bir sey degildi...
Yüzü gözü kanlar içinde saçları Mirzanun elinde olan ve Emine'nin ayağının dibinde dizleri üzerine çökmüş... Çöktürülmüş Esila!
Ve etrafinda onları izleyipte karşı çıkan yoktu. Bu muydu insanlık, bu muydu vicdan.
Onların yapmadığını yapıp Esilayı, Mirzanin elinden aldım. Yüzündeki kan yetmezmiş gibi bi de göz yaşları akiyordu yanaklarından. Sıkıca onu kollarım arasına alıp sarıp sarmaladım. Konaga 1 ay gelmemiştim neler olmuştu böyle.
Kolundan destek verip onu bahçedeki sedire oturttum. Mirza'nin bize dogru yürüdügünu gördüğümde ondan önce davranip hizla yaklaşıp göğsünden ittim.
"Sen nasıl birisin ya! Ben sana abi dedim bu mu abiliğin! Bir kadına el kaldırmak ne demek!"dedim öfkeyle bağırdım. O ise sinirlenmişti gerçi zaten sinirliydi!
"Sen karışma Bahar! Karıma saygısızlık yapmamayı ögrenecek , kölesi olacak" dedi bu söylediklerine kulaklarım inanamadı. Onu tekrar öfkeyle göğsünden itip bizden uzaklaşmasını sağladım. Işaret parmağımı ona dogru sallayıp.
"Uzak dur!" Dedim. Öfkeyle bağırıp kapıdan defolup gitti. Bize bakan ev ahalisine en öfkelisinden bir bakış attım. Hate daye yoktu, Bedirhan amcam da yoktu.
Mesut şirkette, çocuklarda okuldaydi büyük ihtimal. Kadınların gazabı olduğunu anlamak zor değildi.
Şeytan üçgeni!
Esilayı merdivenlere yönlendirdim. Odasına girdiğimizde onu yatağa oturtup pamuk ve su aldım. Sadece ağlıyordu ben de onunla beraber ağladım. Dudaklar susmuş gözler konuşuyordu. Yüzündeki kanı silip alnina da yarabandı yapıştırdım.
Tam kalkacaktım elimi tutup beni durdurdu yeniden kalktığım yere otururken ne diyecegini bekledim.
"Bahar.." dedi itirafta bulunacakmış gibiydi. Bu hali endişelenmeme sebep verirken sabırla cümlesini bitirmesini bekledim.
"Bahar ben... ben sanirim ha-hamileyim!" Dedi kırık ses tonuyla. Elimdeki su dolu cam fanus yerle bir olurken. Gülümsedim. Mutlu olmuştum. Bir bebek mucize getirebilirdi.
O günün üzerinden bir kac gün geçmişti. Artık herkes Esilaya iyi davranıyordu. Mirza ise hala onu sevmesede baba olacağını duyduğundaki heyecani sevinci hala aklımdaydı iki. Çaktırmıyordu ama cok mutluydu.
Odanın kapısı çalınca gir dedim. Aynamin karşısında oturup saçımı örüyordum.
İçeri girenin Hate ddaye olduğunu gördüğümde ayağa kalkmak istedim. Beni omuzlarimdan tutup durdurdu. Yarım kalan örgümü devam ettirdi.
"Nasılsın kızım?"
"Çok iyim daye. Birazdan dedem burada olacak" onu çok özledim.
"Allah daha iyi etsin kızım. Sana ne diyeceğim. Mesut'la konuş demiştin. Konuştum kızım."
"Ee daye?"
"E'si kızım Mesut sana talipmiş. Seninle evlenmek ister.." dedi. Güldüm!
"Ne evlenmesi Daye. Bunu aklından çıkarsın. Ölürüm daha iyi!"
"Keçkamin bunu amcanla da konuştum. Elaleme git istemiyoruz bu evin kızısın öyle kal istiyoruz. Biz bu evliliğe sıcak bakıyoruz."
"Başkasıyla evlenince el kızı mi oluyorum Daye,! " Diye istemeden sesimi yükselttim.
"Eğer o benim diye duyurursa kimse gelip seni isteyemez kızım. Yoluna taş koymuş olur. Töreler böyle eğer amcasının oğlu benim namusum olacak diyorsa öyle olur." Dedi. Gözyaşlarıma hakim olamadan her biri ardı ardına aktı. Kapı açıldığında içeri dedem girdi.
"Ne oluyor Daye? Kızım, Bahar'ım?" Dedi endişeyle. Boynuna sarılıp hiç düşünmeden
"Dede beni Mesut'la evlendirmek istiyorlar." Dedim. İnanın verecekleri tepkiyi zerre umursamıyordum.
"Ne demek Mesut'la evlendirecek. Daye ben sana ne dedim buraya gelmeden önce. Son isteğin diye yanınıza taşındım. Bir daha töreleri kabul etmeyeceğimi söyledim sana! Kızımı hiç bir şey için zorlayamazsınız, onu da alır giderim!. Emanete ihanet edin diye bırakmadın onu size."
"Mesut-"
"Mesut kim ana! Benim kızım istemiyorsa bitmiştir.!"
"Peki oğul!" Dedi odadan çıkıp gittiğinde. Bu duruma geldiği için üzülmüştüm. Dedemin arkamda olması cesaretime cesaret katıyordu.
Yıllar önce dedem mal varlığından kendi payını alıp yurt dışında işi büyütmüştü. Abisiyle ortak da olsa payın büyük bir kısmı ona aitti. Tek varisinin de ben olduğunu söylüyordu. Kendisini yormasini istemesemde herşeyin benim için olduğunu söyleyip duruyordu.
Abim onun torunu pek sayılmazdı. Benimle kan bağı vardı ama dedemle yoktu. Annelerimiz ayrı babalarımız birdi.
Akşam yemeği için masaya oturduk. Dedem her zamanki yerimden beni çekip yanına oturttu. Bundan rahatsız değildim ama masadiklerin bazılarına batmıştı.
Mesutla gözlerim kesiştiğinde derin bakışı tüylerimi diken diken yaptı. Dedem elini masaya vurdugunda tabaklar titreşip bazı bardaklar yere düştü. Korkuyla irkilmistim. Kimse beklemiyordu .
"Çek lan gözlerini kızımdan!" Diye Mesut'a hitaben bağırmasıyla buraların alev alacağını düşündüm.
"Amca!" Diye bağırmasıyla dedem ayağa kalkıp tükürürcesine
"Amca deme bana! Oyarım! Gözlerini kızımdan uzak tutacaksın Mesut! Zeliha gözünde neyse Bahar'da ondan ibaret olacak!" Ortam gittikçe kızışıyordu.
"Dede lütfen yapma!"
"Bu mu bana gelin olacak! Bedava verseler almam!"
"Gelin ! Sana mı kaldı konuşmak!"
"Amca ! Onu seviyorum!" Diye herkesin içinde yaptığı itiraf, utançla yerin dibine girme isteği uyandırdı.
"Ne sevgisi ulan! Kardeşin o lan! Senin sevgin kardeşlikten farklı olamaz. " Dedi bu defa ayağa kalkan Mirza abim oldu
"Kes Mesut! Karşında amcan var. " Diye ona bağırdı. Masadakilere son bir bakış atıp konaktan çıktı gitti.
?
"Ayma aşiretinin ağası, ailesiyle yemege gelecekmis hanımım. " dedi. Bende başımı tamam anlamında sallayıp onu gönderdim.
Haberim yoktu geleceklerinden. Davet etmişlerdi sanırım. Geceye güzel başlayalım güzel bitsin. Odama çıkıp akşam için güzel bir elbise seçtim.
Fakir kol, dizimin altında biten mor elbise seçtim. Saçlarımı dalgalandırıp doğal bıraktım. Makyaja gerek duymaksızın sadece biraz parlatıcı ve rimel sürdüm. Gayet şık olmuştum.
Kapıdan çıktığım gibi Mesut'la burun buruna geldim. Yanından geçmek istediğimde beni kolumdan tutup durdurdu. Bu adam akıllanmayacaktı.
"Berzan'a baktığını bile görmüyeyim!" Dedi. Güldüm kolumu ondan çekip merdivenlere yöneldim. Kapı çalıp yardımcı kadın açtığında içeri ailecek girdiler.
Bakışlarımı Berzan'a sabitledim. Etrafımdaki herşey kaybolmuşta bir onu görüyordum. Ağır çekimi yaşıyordum.
Sanırım anladım neymiş sevmek, sevilmek
Sanki ölümsüz gibiyim
Ahh bir kokuya delirmek
Tarifi zor ne diyim
Ölüyorum gözlerine
Ölüyorum ah bana sor
Yaşıyorum seni delice
Yaşatıyorsun beni off
Bitiriyorum her şeyine
Bitiriyorum ah sonu yok
Seviyorum seni delice
Seviyorum ah seni çok?
Alt dudağımı ısırdım. Utanarak birazcık da özlemle baktım sevdiğim adama. Sevgimi dile dökemedim ama onu görünce kalbimin gözümden çıktığını düşünüyordum.
Hepsine hoşgeldiniz dedim. Kadınlara sarıldım tabi. Berzan'a olan bakışlarımı evden biri yakalayacak diye ödüm kopuyordu. Zişan'a sarıldığımda kulağıma
"Abim çaktırmıyor ama ben ilk gördüğümde anladım sizin aranizda bir şey var. Gözlerinizle yiyorsunuz birbirinizi. Çok belli ediyorsunuz dikkat edin" dedi ve bana göz kırpıp öpücük attı. Deli kız işte...
Herkes oturmadan önce ellerini yıkayıp hazır olan masaya geçti. Yemekler servis edilmişti.
Dedemle Berzan karşılıklı oturmuştu. Aralarındaki sohbet koyuydu. Gülen yüzlerinden anlaştıklarını görmek beni mutlu etti.
Gülümseyerek ikisini izliyordum. Masada oluşan vurma sesiyle kimin yaptığına baktık.
Mesut!
Bu adamdan ne zaman kurtulacaktım.!
Bakışları beni delip geçiyordu. Kafamı çevirip ondan tarafa bakmadım bile.
Konuşmayıp hırsla arkasını dönüp gittiğinde dedemin ayağa kalktığını gördüm. Gözlerim ona dikip kafamı gitmemesi için olumsuzca salladım.
Herkes yemeğine devam ediyorken kimse muhabbet etmiyordu. İzin isteyip biraz uzaklaştım. İkinci kata vardığım da Merdiven trabzanlarının orda tartışan Emine ve Esilayı gördüm.
Emine'nin Esilayı merdivenlerden ittirmesiyle , Esila yuvarlanarak ayaklarımın dibine düştü. Oldugum yere çakılmıştım Esila'nın çığlığına benimde çığlığım karışmıştı.
Acı bi feryat...
Herkes üst kata koşturmustu. Bunu seslerden anlamak mümkündü. .
Eğilip Esila'nın başını dizlerimin üzerine koydum. Bayılmamıştı ama inleyisleri acı çektiginin göstergesiydi. Karnını tutmuştu bebeğini korumak istiyordu.
"Esila! Esila ! Kendinde misin?" Dedim telaşla. Konuşmuyordu ama acı dolu inlemeleri devam ediyordu. Yerde gördüğüm kanla daha da telaşlanmıştım.
"Ba-bahar... Bebek.." dedi ve son sözüde buydu kendini karanlığa bırakmıştı.
Mirza, Esilayı hizla arabaya bindirip hastaneye sürdü. Şokla olduğum yerde kalakaldım. Gideblerin kim olduklarini bile görememiştim. Kendime gelip kapıya koştum. Kapıdan çıkıp sol yaptığımda birinin beni belimden tutmasıyla durdum.
"Berzan bırak lütfen gitmeliyim.." dedim kırık bi ses tonuyla. O ise yüzümü elleri arasina alıp yüzüne yaklaştırdı.
"Tamam gideceğiz, beraber gideceğiz. önce üzerini değiştirmelisin." Dedi. Üstüme baktigimda hem elim hem de üzerimdeki elbise kan olmuştu. Kafası kanamıştı kızcağızın.
Başımla onayladim o da alnımı öpüp beni bıraktı. Bir an kendimi boşlukta gibi hissetsemde bozuntuya vermeyip hızlıca odama çıktım.
Tek celsede uzerimdeki elbiseden kurtulup elimi yüzümü yıkadım. Gelişi güzel seçtiğim elbiseyi üzerime geçirdim. Berzanda kapida beni bekliyordu.
Kısa sürede Hastaneye vardığımızda, direkt Esila'nın odasını sordum. Koşar adim oraya ilerledim. Herkes bi yere çökmüş ağıt yakıyordu sanki...
Sanki biri ölmüştü...
Aklimdaki seyin olmaması için Allah'a dua ederken onlarin yanına vardım. Kimse konuşmuyordu.
Içerden doktor çıkarken hepimiz umutla ona baktık. Halbuki o beklentimizin ötesinde üzgün bi sesle.
"Esila hanım iyi-" lafini Mirza'nin kesmesiyle doktor ona döndü.
"Bebek nasıl doktor!" Dedi. içim öfke doldu Ne yani Esila'yı hiç mi umursamıyordu, hic mi merak etmiyordu. Onun da canı vardı...
Doktor onu kâle almayip yeniden bize döndü.
"Esila hanim iyi fakat beli incinmiş. Bebeği kaybettik üzgünüm!" Dedi ve gitti. Tutunacak bi yer ararken elim duvarla kavuştu.
Herkesten acı feryat kopuyordu gitmişti, bırakmıştı hepimizi.
Daha fazla bu gördüklerime dayanamayıp bahçeye çıktım. Onları suçluyordum. En başta bu zalimlige dur deselerdi cesaret edip bunu yapmazdı.
Gözlerim kararıyordu sinirden!
Ayakta durmakta zorluk yaşıyordum, birinin belimden tutmasıyla başımı kaldırıp ona baktim.
Berzan'dı...
Varlığıyla huzur bulduğum adam. Ama bu defa o bile rahatlatmıyordu içimi. Boğazımda oluşan yumru bir türlü geçmiyordu, yutkunamıyordum.
"Bahar.."dedi. İrkilerek ona döndüm. Dolu gözlerle ve titrek sesimle zorla bir kac kelime döküldü dudaklarımdan.
"Gitti bebek, bıraktı bizi.." dedim kollarını bana sarıp.
"Kırılgan yüreğinden öperim kadın.."