1.Bölüm
Selamun aleyküm 🍂🍂
Keyifli okumalar…🍭🍭
-Feride! Heyyy Feride, beklesene kız.
Duyduğum sesle birlikte duraktaki banktan kalkıp etrafıma bakındım. Yolun karşısında, el sallayarak bana doğru işaret eden Ceren’i gördüm. O her zamanki enerjik haliyle, sanki dünyayı kurtaracakmış gibi heyecanlıydı. Ben ise işten yeni çıkmış, yorgunluktan bitap düşmüş haldeydim. Ayaklarım sanki kurşun gibi ağırlaşmıştı, her adımda omuzlarım çöküyordu. Yine de, arkadaşımın çağrısına kulak verdim.
-Gel böyle. Eve beraber yürüyelim.
Tamam diyerek yolun karşısına geçtim. Trafik hafifti, ama yine de dikkatli olmak lazımdı. Arabalar vızır vızır geçiyordu, şehrin gürültüsü kulaklarımı dolduruyordu. Ceren’le sarıldık, o sıcak kucaklaşma biraz olsun yorgunluğumu aldı.
-Merhaba tatlım.
-Merhaba canım.
Yürümeye başladık, yan yana. Ceren’in adımları hızlı ve canlıydı, benimkiler ise biraz daha yavaş. Hava serinlemeye başlamıştı, sonbahar yaprakları ayaklarımızın altında çıtırdıyordu. Sokak lambaları yeni yeni yanmaya başlıyordu, akşamın alacası şehri sarmıştı.
-Durakta ne işin vardı?
-Ağabeyim almaya gelecekti. İşten çıkınca eve yürümeye üşendim. Hazır hatırlatmışken, ben ağabeyimi arayayım da boşuna gelmesin.
-Asıl bırak gelsin. Ben yorgun olduğunu unuttum. Boşuna yürüme de eve hızlı git.
-Saçmalama Ceren.
Ceren’in itirazlarına rağmen, telefonumu çıkarıp ağabeyimi aradım. Kısa bir konuşma, “Gelme, yürüyorum” dedim. O da anlayışlıydı, her zamanki gibi. Ceren’le devam ettik yola. Konuşa konuşa, günün yorgunluğunu paylaşa paylaşa.
-Bugün geç mi çıktın sen? Normalde bu saate kalmazdın.
-Yarın bölge müdürü gelecek, mağazayı biraz düzelttik. Evrak işleri, ürünler, raflar falan… Eee sen ne yapıyorsun? Düğüne şunun şurasında ne kaldı ki.
-Koşturup duruyorum. Şimdi de evden geliyorum. O kadar çok şey almışım ki, yerleştir yerleştir bitmiyor.
Söylediğine güldüm, o da koluma vurdu. Hafif bir şakalaşma, arkadaşlığın en güzel yanı buydu. Gülüşümüz sokakta yankılandı.
-Gül sen gül. Sen evlenince seni de göreceğim.
-İstediğim kadar gülebilirim. Çünkü ortada bir aday yok. Gerçi ortada aday olsa, kalbimin kimde olduğunu en iyi sen biliyorsun.
-Ah senin şu Sarp sevdan. Kızım, o çocuk bakmaz sana. Mesleğini eline almış çocuk, markette çalışan sana mı bakar?
Ceren’in sözleri içimi burktu. Zaman zaman ben de aynı şeyi düşünürdüm, ama duymak başka bir şeydi. Moralim bozulmuştu, adımlarım yavaşladı. Liseden mezun olup üniversite sınavına girmiştim. Beklediğimden düşük puan alınca, yıl kaybetmemek için açıköğretim fakültesinde Tarih bölümüne kaydolmuştum. O karar, hayatımın en büyük hatası olmuştu. Altı yıldır mezun olmaya çalışıyordum, bir yandan okuyup bir yandan çalışıyordum. Üç harfli bir market zincirinde satış danışmanıydım. Sabah erken kalk, akşam geç çık. Raflar düzenle, müşterilere yardım et, kasada dur. Her gün aynı döngü.
Çiçekli mahallesinin gözde bekarı, yakışıklı polis Sarp… Ve ben, sıradan bir market çalışanı. O, üniformasıyla kahraman gibi dolaşıyordu sokaklarda. Ben ise etiketleri değiştiriyor, indirimleri takip ediyordum. Aramızdaki farkı düşününce içim sızlıyordu.
-Biliyorum ama insan kalbine söz geçiremiyor ki. Kendini ve Sercan’ı düşün.
Ceren’le konuşa konuşa mahalleye vardık. Evler eski ama sıcaktı, komşular kapı önlerinde sohbet ediyordu. Ceren’in evine ulaştık, vedalaştık. O, kapıdan içeri girerken ben yola devam ettim. Yürürken aklım dağılmıştı, Sarp’ı düşünüyordum yine. O mavi gözleri, güçlü duruşu… Hayal kurmak bedavaydı ama acı veriyordu.
Yola odaklanmışken telefonum çaldı. Çantamdan çıkarıp açtım.
-Efendim anne?
-Feride’m, kızım neredesin?
-Eve varmak üzereyim. Bir şey mi oldu?
-Gelirken iki ekmek al diyecektim.
-Anne, evin dibinde fırın var. Bana marketten ekmek mi al diyorsun?
-Hüseyin amcanların cenazesi varmış. Memlekete gitmişler. Bir hafta yoklar. Sana zahmet, bakkaldan iki ekmek al.
-Onu da ben yapayım anne. Ona da tamam.
-Aferim annesinin kuzusuna.
Telefonu kapatıp geride kalan bakkala girdim. İçeri adım atar atmaz, gözüme ilk çarpan Sarp oldu. Çevik kuvvet üniformasıyla, dimdik duruyordu. Kalbim hızlandı, nefesim kesildi. Burada, bu saatte ne işi vardı? Mehmet amca tezgahın arkasındaydı, her zamanki güler yüzüyle.
-Selamun aleyküm Mehmet amca.
-Ve aleyküm selam Feride. Nasılsın kızım?
-Hamdolsun iyiyim. Sen nasılsın Mehmet amca?
-Allah’a şükür iyiyim.
Mehmet amcaya selam verip, Sarp’a bakmadan ekmek dolabına gittim. İki ekmek aldım, sonra kasanın yanındaki raftan birkaç çikolata ve çikolatalı süt seçtim. Sarp’ın varlığı içimi titretiyordu, ama belli etmemeye çalışıyordum. Elleri cebinde, raflara bakıyordu sanki.
-Bugün de çırağın izin günü. Gündüz hanım gelip duruyordu burada, ben siparişleri götürüyordum şimdi hanım da yok. İkinizinde annesi arayıp sipariş verdi, çırak yok diye siparişleri gönderemedim. Sizlerde iş çıkışında buraya geldiniz.
Şimdi anlaşılmıştı. Mesai bitiminde burada olması, annesinin siparişini almak içindi. Kalbim biraz olsun yatıştı, ama heyecanım devam ediyordu.
-Önemli değil.
Ekmeklerin parasını ödedim, poşeti aldım.
-Kolay gelsin.
Bakkaldan çıkarken Sarp da ödemesini yapıyordu. Sokakta ilerlerken arkamdan geldiğini fark ettim. İki sokak ileride başka yola döneceğini biliyordum, ama yine de heyecanlandım. Sevdiğim adam arkamdaydı, uzun zamandır bu kadar yakın değildik. İçimde bir fırtına kopuyordu, adımlarımı kontrol etmeye çalışıyordum.
Salak, sanki her gün bir arada geçmiyor muydu hayatınız? En son bir ay önceki mahalle düğününde halayda önünde geçerken görmüştün.
Oflayarak her zamanki yol yerine başka bir yola saptım. Yol uzamıştı, ama olsun. Biraz hızlandım, eve ulaşmak istiyordum. Annemler bahçede oturuyorlardı, selam verip içeri girdim. Ekmek poşetini mutfağa bırakıp, Ece’yle paylaştığımız odaya geçtim. Yatağa uzandım, yorgunluk kemiklerime kadar işlemişti. Ayılar gibi kış uykusuna yatsam, belki kendime gelirdim.
Telefondan gelen ardı ardına bildirim sesleri çantamı yerden aldırdı. Mağaza grubundan mesajlar yağıyordu. Neyi nasıl yapacaklarını soruyorlardı. Cevap verip telefonu komodine koydum, gözlerimi kapattım. Uykuya dalmak istiyordum, ama aklım hâlâ Sarp’taydı. O üniforma, o duruş… Hayallerimde kayboldum.
….
İçeriden gelen seslerle gözlerimi açtım. Ev ahalisi toplanmıştı sanırım. Yatakta doğrulup etrafıma baktım, biraz sersemdim. Dolaptan rahat bir şeyler çıkarıp giydim, odadan çıktım. Lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım, serin su biraz ayıltmıştı. Babama görünerek mutfağa geçtim. Annem ve Ece akşam yemeği hazırlıyorlardı, mutfak mis gibi kokuyordu.
-Kolay gelsin hanımlar.
-Sağ ol kızım.
-Yardıma ihtiyaç var mı?
-Salatayı ve zeytinyağlı taze fasulyeyi servis tabaklarına doldurup masaya götür kızım. Yemekler ısınmak üzere, birazdan masaya geçeriz.
-Tamam anne.
Mutfak dolabından iki servis tabağı aldım. Birine salatayı, diğerine fasulyeyi doldurdum. Yeşillikler taze görünüyordu, fasulye ise annemin elinden çıkma, lezizdi. Masayı kurduk mu diye sordum.
-Evet abla.
Tabakları salondaki masaya götürüp döndüm. Bu sefer annemlerin doldurduğu yemekleri Ece’yle taşıdık. Dördümüz sofraya oturduk, babam başköşedeydi.
-Afiyet olsun.
Yemekler harikaydı, sohbet eşliğinde yedik. Aile sıcaklığı, günün yorgunluğunu unutturuyordu. Konuşurken aklıma geldi.
-Anne, çarşamba günü izinliyim. Ağabeyim onları yemeğe çağırsana. Ahsen’i çok özledim, gelsinler de biraz seveyim bizim cimcimeyi.
-Bugün saat geç oldu. Şimdi ararsam korkarlar. Yarın arayıp söylerim. Hem kaç gündür benim de aklımdaydı ama bir türlü fırsat bulamıyordum.
-Yengemi arayınca duruma göre bana haber ver. Ahsen’e oyuncak bebek sözüm vardı, eğer gelirlerse yarın iş çıkışı alışveriş merkezine gidip alayım.
-Tamam Feride.
Yemek sonrası odama çekildim, pijamalarımı giyip yatağa girecektim ki kapı çaldı. Annem girdi.
-Gel anne. Hayırdır, ne oldu?
-Seninle bir şey konuşacaktım.
-Hayırdır?
Annem yatağın yanına oturdu, yüzü ciddiydi.
-Sen işten geldiğinde Cemile’yle bahçede oturuyorduk. Cemile benimle bir konu konuşmaya gelmiş.
-Eeee? Çatlatma da söyle anne.
-Görücü varmış sana. Eğer sen de tamam dersen bir görüşme ayarlayacakmış.
-Hayır anne, istemiyorum.
-Kızım, bi bıraksaydın devam etseydim. Konuşmama müsaade bile etmedin ki.
-İstemiyorum dedim ya.
-Yavrum, daha kimmiş, kimlerdenmiş onu bile duymasın.
-Umrumda değil. İstemiyorum.
-Peki sen bilirsin. Ama sen yine de iki gün düşün. Cemile’ye Cuma günü haber veririm dedim. Eğer o zaman da kararın kesinse bir daha ağzımı açmayacağım.
Annem çıktı, ben yalnız kaldım. Aklım karışıktı. Görücü usulü… Kalbim Sarp’tayken nasıl olurdu? Ama belki de Ceren haklıydı, Sarp bana bakmazdı. Yatağa uzandım, düşünceler içinde uyudum.
….
İş günü yoğun geçti. Etiketleri değiştir, rafları düzenle. Gün sonu raporlarını hazırladım.
-Etiketleri değiştirince haber verirsin. Gün sonu raporlarını geç olmadan atarsın.
-Tamam Feride hanım.
Çantamı ve trençkotumu alıp alışveriş merkezine gittim. Kalabalık vardı, mağazalar ışıl ışıldı. Oyuncak mağazasına girdim, görevli kıza Ahsen’in istediği bebeğin resmini gösterdim. Aldım, poşete koydum. Mutluydum, cimcime sevinecekti.
Alt kata inip her zamanki kafeye gittim. O özel pastadan sipariş verdim, ama oturamayacaktım. Ödeme yaparken grup halinde oturan Sarp ve arkadaşlarını gördüm. Kalbim durdu sanki. Her şey iyi hoştu ama Sarp, yanında oturan kızın omzuna kolunu koymuş, gülerek sohbet ediyordu. Kıskançlık içimi kemirdi, gözlerim doldu. Hızla çıktım, gözyaşlarımı tutamıyordum.
🦋🦋🦋