Selamun aleyküm 🍂🍂
Keyifli okumalar...🍭🍭
GÜNLER SONRA
Elimdeki şekerpare dolu borcamı sıkıca tutarak üçüncü katın düğmesine bastım.
Birkaç saniye sonra asansör üçüncü katta durunca beklemeden asansörden indim. Cerenlerin kapısına yöneldiğimde kapıdaki erkek ayakkabıları dikkatimi çekmişti. Bunlar onun ayakkabılarıydı. Geçen gün ki buluşmada da ayağındaydı.
-Niye bunu yaptın Ceren?
Zile basmak yerine geri dönüp asansörün düğmesine bastım. Asansörün gelmesini beklerken bir yandan da telefonumu çıkarıp Ceren ' e mesaj attım.
{Ceren kusura bakma, son dakika işim çıktı. Başka sefere sözüm olsun. Size keyifli akşamlar. 😘}
Telefonu daha çantama atamadan Cerenlerin evinin kapısı açılmıştı.
-Feride... Pencereden geldim gördüğünü ama baktım içeriye gireceğin yok. Bir şey mi oldu?
-Hoşbuldum Ceren. Mesaj attım görmedin mi?
-Yok. Yok da ne oldu?
-Neyse mesajı boşver de içeri de kim var sizin dışınızda?
-Şey... Şey...
-O var değil mi?
-Sercan çağırmış . Benim de yeni haberim oldu. Kapıyı bir açtım, ikisi karşımda. Çocuğa git diyemedim.
-İyi. Al şu tatlıyı, Sercan' a da işi çıkmış gelemiyor dersin. Size iyi akşamlar.
-Feride gel içeri muhattap olmazsın.
-O adamın yüzünü bile görmek istemiyorum. Lütfen ısrar etme, anla beni.
-Tamam ısrar etmiyorum ama bir daha ki sefere ne olursa olsun geleceksin ve hatta Şuna teyzeden yatıya kalma sözü alacağım. Kız gecesi yapacağız. Anlaştık mı tatlım ?
-Anla...
Tam anlaştık diyordum ki bu sefer konuşmamı Sercan bölmüştü.
-Hoşgeldin Feride.
-Hoşbuldum ama şimdi gidiyorum.
-Niye? Yeni geldin.
-Annem çağırdı. Gitmem gerek.
-Sen geç içeriye. Ben Suna teyzeyi ararım. Dönüşte Ceren ile beraber bırakız evine.
-Teşekkür ederim ama hiç gerek yok. Akşam akşam zahmet etmeyin.
-Olur mu öyle şey. Duymamış olayım, geç içeriye.
-Ama
-İtiraz istemiyorum, hadi geç içeriye.
Bakışlarım ikisi arasında gidip gelirken elmecbur diyerek kabul etmiştim. Onların misafiriydim ve geçen gün ki buluşma faciası onların suçu değildi.
Sercan içeriye geçerken elimdeki borcamı Ceren' e vererek ayakkabılarımı çıkarıp içeriye girdim. Ceren elindeki borcamı mutfağa bırakıp gelene kadar trençkotumu çıkarıp bozulan şalımı düzeltmiştim.
-Hazır mısın? Su ister misin?
-Gerek yok. İyiyim.
Ceren ile yan yana salona geçtiğimizde Sercan ve o aynı koltuk da oturmuş sohbet ediyorlardı. Onu görmezden gelip Sercan' ın selamını alarak berjere oturdum. Ceren de koltukdaki yerini alınca ortama derin bir sessizlik çökmüştü.
-Eee Feride iş nasıl gidiyor?
-İyi.
-Masa hazır, yemekler soğumadan masaya geçelim.
Ceren' in konuşmasını eşi de onaylayınca da masaya geçmiştik. Sercan ve o şahıs yan yana oturmuştu. Ceren eşinin karşına oturunca bana da o şahsın karşısına oturmak kalmıştı.
-Feride mezun olmana ne kadar kaldı? Bu dönem biter mi?
-Öyle umuyorum. Bu dönem bitmezse bile yaz okulunda şansımı deneyeceğim. Yani bitmek zorunda.
-Canım bunun böyle dediğine bakma, her yıl böyle diyor ama altı yıl oldu ama hâla mezun olamadı.
Ceren ' in gülerek konuşması sinirimi bozmuştu.
-Çok mu komik? Ben hiç gülmüyorum.
Karşımdaki şahıs elini ağzının önüne koymuş gülmesini bastırırken ters ters bakmamla öksürüp önündeki sudan bir yudum almıştı.
-Ceren öyle diyorsun ama Osmanlı Türkçesi, Arapça ve farklı dillerin olduğu dersler varken altı yıl az bile. Ben muhasebeyi bile zar zor bitirirken Tarih' i hiç bitiremezdim.
Sercan' ın konuşmasıyla Ceren' e bak gördün der gibi bakarak önümdeki çorbayı içmeye devam ettim.
Çorbamı bitirip ortadaki servis tabağında bulunan ana yemeklerden tabağıma koymaya başladım.
-Köfteden ben de alabilir miyim?
Karşımdaki şahsın konuşmasıyla istemeye istemeye tabağına köfte, pilav doldurdum. Son olarak zeytinyağlı taze fasulyeden dolduruyordum ki Sercan konuşmuştu.
-Sarp taze fasulye sevmez. Boşuna doldurma.
Sarp tabağını geri çekmediği için dört kaşık tepeleme zeytinyağlı taze fasulye tabağına doldurdum. Sırf inadına değil miydi canım. İstediğimi yapardım.
-Teşekkür ederim.
-Zıkkım ye.
Sessizce söylemimi Ceren duymuş olacak ki masanın altından ayağıma vurmuştu.
-Feride de tam tersine zeytinyağlı şeylere bayılır. Taze fasulye, kereviz, Brüksel lahanası, barbunya, enginar artık aklınıza ne gelirse. Sırf bu yüzden iki kilo taze fasulye yaptım. Giderken götürsün diye bol bol yaptım.
İnşallah salak arkadaşım bizim evde tencereyi ortaya koyup yediğimizi söyleyipte ikimize rezil etmezdi. Burada kibarlık yapıp servis tabağına koymuştu ama gerçeği ikimizi biliyorduk.
Bana bakıp kibarca tabağına fasulye koyması ile gülmemi belli etmemek adına elimi dudaklarımın önüne bastırdım. Yandan bir bakış attığımda onun da aynı şekilde gülüşünü sakladığını fark ettim.
Yemekler erkeklerin daha çok konuşmasıyla geçmişti.
Yemekler yenilmiş Ceren ile birlikte masayı toplamıştık. Erkekler sigara içmek için balkona çıkmışlardı. Biz de mutfağı topluyorduk. Daha doğrusu Ceren kirlileri bulaşık makinasını yerleştiriyor ben de mutfak da bulunan masanın önündeki sandalyeyi çekmiş oturuyordum.
-Sen geç içeriye. Zaten beş dakikalık işim kaldı. Çay da demini almıştır.
-Yemeğimi içeride zor yedim. Çay falan içmeyeceğim. İşini bitir , seni görüp gideceğim.
-Ama olmaz ki. Hiç hayal ettiğim gibi olmadı.
-Başka sefere sözüm olsun. Yemekler gerçekten çok lezzetliydi ama şu an hiç rahat değilim. Kendimi çok huzursuz ve kötü hissediyorum. Onu gördüğümden beri o gün söylediği şeyler aklımda dolanıp duruyor. Bir ân önce gitmek istiyorum. Dediğim gibi başka sefere yine gelirim. Daha uzun kalırım. Hatta izinli günümde gelirim. Gündüzden gelirim, geç saate kadar beraber vakit geçiririz ama şimdi gideyim.
-Nasıl rahat edeceksen öyle olsun. Zaten bir sonraki sefer için söz bile verdin.
-Ne sandın.
-Ben Sercan' a gideceğini haber vereyim.
-Hiç gerek yok. Keyfi yerinde. Durduk yere çağırma. Sercan gelirse o da gelir. Onun yüzünü görmek istemiyorum. Bu gece için teşekkür ettiğimi söylersin.
-Tamam.
-Sen benim çantamı ve trençkotumu buraya getir. Burada hazırlanıp hemen çıkayım.
Ceren elini durulamış ve hemen kurulayarsk mutfaktan çıkmıştı. Birkaç dakika sonra elinde eşyalarımla mutfağa girince beklemeden elinden alıp hemen hazırlandım.
-Sen işinin başına dön. Kapıyı kendim çekerim.
-Saçmalama.
-Ceren sinirlenmeye başlıyorum. Ha bu arada yaptığım şekerpareyi servis yapma. Onu size yaptım. O gerizekalıya sakın ikram etme.
Söylediğime gülerek cevap vererek tekrar sarılmıştı.
-Tamam ikram etmem. Sen merak etme.
Ceren ile mutfakta vedalaşıp hemen antreye çıkarak bekleden dışarı çıkıp kapıyı yavaşça çektim. Onun gittiğimden haberi olsun istemiyordum.
Asansör katta değildi. Asansörü beklemek yerine merdivenleri kullanıp binadan ayrılıp evin yolunu tutmuştum. Hava karanlık olsa da yaz akşamı olduğu için her taraf insan kaynıyordu.
Bunun vermiş olduğu rahatlıkla kulaklıklarımı takıp ara sokağa girdim.
Şarkıyı açana kadar eve gelmiştim resmen.
-Feride!
-Feride bekle!
Koluma dokunulması ile çığlık atıp çantamla arkamdaki kişiye vurmuştum.
-Sakin ol. Benim Sarp.
-Ne yapıyorsun sen? Aklımı aldın. Akşam akşam öyle sessiz sessiz gelinir mi?
-Seslendim ama kulaklık vardı, duymadın.
-Ne var? Ne oldu?
-Ben şey.... Geçen gün için.
Geçen gün dediği gibi konuşmasını dinlemeyi kesip yürümeye devam ettim. Onu dinlemeyecektim. O gün söyledikleri az gelmişti galiba. Bugün ki karşılaşmamızı da benim ayarladığımı falan düşünüyordur kesin.
Hızlı adımlarla önüme geçmiş ne oluyor dememe kalmadan iki elimden tutmuştu.
-Ben geçen gün söylediklerim için özür dilerim. Kalbini kırdım. Affet beni.
Kalbim yerinden çıkacak gibi atarken burada görmeyi en son isteyeceğim kişinin sesi kulaklarımda çınladı.
-Feride!!!
🦋🦋🦋