İMKANSIZ!

1769 Kelimeler
Cumartesi sabahı, erkenden açılan gözlerim daha uyumak istemiyor. Ortalıkta çıt çıkmıyor ama ben neden uyuyamıyorum? son bir haftada öyle şeyler yaşadım ki sanırım onların gerginliği beni böyle yapan. Çevreme bakıyorum. Gökçe uyanmış, yatağında telefonu ile meşgul. Beni fark edince hafiften gülümsüyor bana. Dün diğer iki oda arkadaşım da geldi, tanıştık. Beyza makine mühendisliğinde okuyor. Bursa'dan gelmiş buraya. Upuzun boylu, uzun saçlı, ince hatların belirlediği yüzü hep çok ciddi konularda düşünür gibi. Tuğba, İngiliz Dili ve Edebiyatında okuyor. Çanakkale'den burayı tercih etmiş. Orta boylu, hep gülümseyen bir yüze sahip tatlış bir arkadaşım oluveriyor. Şanslıyım ki odamda kalan arkadaşlarımın hepsinden iyi enerji alıyorum ve hemen kaynaşıyorum onlarla. Üçü de içten ve çok sevimli. Gökçe, benimle aynı bölümde okuyor ama o, bu sene üçüncü sınıf. Yani buralarda daha kıdemli.Ayrıca içinden çıkmadığım bir durumda bana rehber olabilir, ikimiz de hukuk okuyoruz sonuçta. Sessizce kalkıyorum yerimden, saat oldukça erken olduğundan kimseyi rahatsız etmek istemiyorum. Havlumu ve bornozumu alıp duşa gitmek için hazırlanırken Gökçe'nin de bana katılmak üzere olduğunu anlıyorum. Sessizce çıkıyoruz odadan ve koridorda ilerlemeye başlıyoruz. Gökçe: -''Nasıl alışabildin mi?'' diye soruyor. -''Eh işteee!'' diyorum kısaca. -''Erken kalktığımız iyi oldu, sakin sakin duşumuzu alırız. Sonra kantine inelim mi beraber kahvaltı yapmaya?'' -''İnelim!'' diyorum ona sıcak bir sesle. Sıra sıra kabinlerden uygun gördüğümüze giriyoruz. Temizliğin tadını çıkarmaya başlıyoruz. Hatta bir ara Gökçe'nin keyfe gelip bir şarkı söylediğini duyuyorum. Ve işim bitiyor. Çıktığımda onun beni beklediğini görüyorum. Ben bir iki yaş büyük olmanın tadında kendince öğütler bile veriyor bana odaya dönerken. -''Bizim bölüm ağırdır, baştan işi sıkı tutmalısın!'' -''Anlıyorum. Senin derslerin nasıl?'' -''Alttan dersim yok, ortalamam da 3.80.'' -''Vavvvv! Harikasın! '' -''Tabii hiç kolay olmuyor, herkes gezip tozarken ben kitaplara gömülüyorum. Ama böyle olmalı, okulu uzatmadan bitireyim ki ona kavuşayım!'' deyip tatlı tatlı gülüyor. -''Kim?'' diye soruyorum merakla. -''Nişanlıma tabii' Bu sene tıp son sınıf!'' -''Çok güzel yaaa! Darısı başıma!'' Gökçe anlamlı anlamlı gülüyor, bu arada odaya geliyoruz. -''Sessizce giyinip kantine inelim, orada devam ederiz sohbete.'' Gözlerimi kırparak onu onaylıyorum. Usulca odaya girip giyiniyoruz. Saçlarımızı tarıyoruz ve hafif nemli halleriyle bırakıyoruz çünkü hava öylesine sıcak ki nasıl olsa yarım saate kalmaz kururlar. Kantine iniyoruz. Peynir, reçel, tere yağı, yumurta ve çaydan ibaret kahvaltımızı alıp sakin bir köşeye yerleşiyoruz. Sonradan ilave ettiğimiz poğaçaların mis gibi kokusu bize ne kadar aç olduğumuzu hatırlatıyor. Önce konuşmadan kahvaltımızı yapıyoruz. Ve sıra geliyor keyif çayımıza, elbet yanında da bir parça dedikodu olmalı! Gökçe: -'' Bu arada söylemeliyim ki saçın harika olmuş!'' -''Teşekkür ederim! Çok tatlısın!'' -''Bakma böyle şirin durduğuma tersim pistir aha ha ha!'' -''Bu hepimiz için geçerli, damarımıza basmasınlar yeter ki!'' diyorum ve gözlerim kapıdan giren dört kişilik gruba takılıyor. Şımarık şımarık bir tuhaf hallerde yürüyorlar, birbirlerini mıncıklıyorlar falan. -''Tanıştın mı bunlarla?''diye soruyor Gökçe. -''Hayır! Ne işim olur ki bunlarla?!'' -''Olmasın da! Bunlar biraz değişiktirler. Yani okumak onlar için ikinci planda diyebilirim.'' -''Anlıyorum. Şu öndekini geçen akşam bahçede gördüm.'' -''Ayşin'i mi?'' -''Adını bilmiyordum, şimdi öğrendim. Çalıların arasında, bir oğlanla, anlarsın ya!'' -''Kesin Mert'tir. Bu aralar ona kanca attı. Parayı, gösterişi, havalı giyinmeyi çok sever.'' -''Biliyorum, geçe gün kantinde kulak misafiri oldum bir cümlesine. Yakışıklılık yetmez para da gerekli gibisinden bir şey.'' -''Doğru duymuşsun.'' Merakla soruyorum Gökçe'ye: -''Bu kız nerede okuyor, Mert kim?'' -''Bu Ayşin denen kız, iki yıllık dandik bir bölümde okuyor. Adalet. Dediğim gibi okumak onun için pek önemli değil. Onu bildiğimden beri pek çok kişi ile yakınlaştı ama hepsinin ortak özelliği de çok varlıklı olmalarıydı.'' -''Aaaaaa!'' derken, üniversiteye bu amaçla gelen kızların olduğunu yeni öğreniyorum ve şaşıyorum. Hayırlı bir kısmet bulmak, daha iyi yaşamak uğruna. -''Şaşırma hiç, yanındakiler de aynı kafada! Sağındaki Melda, solundaki Esra, arkadan gelen de Rüya!'' -''Çok kafiyeli olmuş bunlar aha ha ha!'' derken aslında sinirden gülüyorum. Çünkü Esra denen kız, Melisa'nın hoşlandığı çocuğu dün kafede öpen ahtapot. -''Mert, yani Ayşin'in şimdilerde takıldığı delikanlı da Bilgisayar Mühendisliği'nde okuyor. Oldukça köklü ve iyi bir aileden. Ankara'nın bilinen bir ailesi hem de!'' diyen Gökçe'yi ağzım açık dinliyorum. Kıdem dediğim şey, tam da bu. Yılların birikimi ile bunların şeceresini bir anda sayıp döküyor ortaya. Melda ve Rüya galiba şu an boşta, yani yeni av peşinde. Esra da Mert'in arkadaşı Bora ile takılıyor son günlerde. Bora da varlıklı bir aileden! -''Çok ilginç yaa!! Bu kızlar bunları nasıl buluyor ya?'' -''Pek ders çalışmadıkları ve okulla pek ilgileri olmadığı için genelde ortamlara akarlar. Çevre meselesi anlayacağın.'' -''Bir de aklımın almadığı şey şu, Madem Mert ve Bora çok iyi ailelerden yurtta ne işleri var?'' -''Onlar yurtta kalmıyor ki!'' -''Ben yurda ilk geldiğim gün şu Mert denen çocuğu gördüm, bir valiz taşıyordu.'' -''Ayşin'in eşyalarıdır o! O kız adam kullanmayı çok iyi bilir!'' diyor Gökçe. -''İyiymiş vallahi! Ama ben yapamam böyle şeyleri!'' -''Ben de! Demek sen de romantiklerdensin!'' -''Onu nereden anladın?'' -''Eeee dedin ya az önce ben öyle olamam diye! Sen filmlerdeki gibi romantik aşkın peşindesin! Ama o da biraz zor burada, herkeste bir menfaat ki sorma gitsin!'' Yüzüm düşüyor, biraz canım sıkılıyor: -''Anlıyorum.'' diyorum kısaca. Gökçe, halime üzülmüş gibi yeniden başlıyor söze: -''Ama imkansız demedim! Bak bana mesela, az kaldı kavuşmamıza!'' -''Galiba sen binde bir kısmındansın mutluluğun! Bende bu şans varken gökten yakışıklı yağsa bana düşmez!'' -''Aha ha ne tatlısın yaa! Güzel kızsın elbet uygun biri uygun bir anda karşına çıkar ama dediğim gibi sakın dersleri boşlama!'' Birden gözüm pencereden dışarıya kayıyor. Mert orada, yakışıklılık anıtım benim ama ona ulaşmam öylesine imkansız ki! Gökçe: -''Demek sen de beğendin onu, hiç şaşırmadım! Buradaki kızların çoğu hayrandır Mert'e ama şu Ayşin'den korkarlar!'' -''Neden korkuyorlar, Ayşin öcü mü?'' -''Değil tabii ama sen onu daha tanımıyorsun. Çok edepsiz ve çirkef bir kızdır.'' -''Hmmm edepsiz olduğunu gördüm geçen akşam çalıların arasında.'' Gökçe: -''Bir de akıllı ve cilveli ki bu kız hiç sorma! Bak şimdi en az yarım saat oğlanı bekletecek!'' Bu sözler üzerine hafifçe dönüp Ayşin'e bakıyorum. Kız arkadaşlarının uyarması ile Mert'i görüyor ama yavaş yavaş kahvaltısına devam ediyor. Uzun dakikaların ardından kalkmak zahmetinde bulunuyor yerinden. Havalı bir duruş ile yanındakilere: -''Benimki gelmiş, gideyim bari!'' diyor.Ne kadar takmamaya çalışsam da bu kız benim sinirlerimi bozuyor. Dünyanın en güzel kızı benmişim duruşuna ayar oluyorum. Güzel şimdi Allah için ama huyları çirkin!Uzun uzun bakıyorum kızın arkasından ve onun yanında hiç şansım olmadığını bir kez daha acı acı kabul ediyorum. Gökçe: -''Gidip ders çalışmam lazım. Sen kalacak mısın?'' -''Sen git, iyi çalışmalar, ben biraz daha ortamı tanıyacağım. Hem Melisa da gelir birazdan!'' Gökçe kantinden çıkıp gidiyor ama ondan öğrendiklerim müthiş şeyler, bunları Melisa ile paylaşmalıyım! Bunları düşünürken, Melisa 'yı görüyorum, yeni uyanmış, iyi insan iyi düşüncesinin üzerine gelir diyorum ve ona karşıdan el sallıyorum kendimi fark ettirmek için. Melisa, ben, görüyor ve hemen yanıma geliyor. -''Koş hemen kahvaltını al da gel, sana bomba haberlerim var!'' diyorum. -''Deme kızzz,haydi anlat! Bizimle mi ilgili?'' -''Evet ama önce kahvaltını al, bana da bir çay ısmarlarsan sevinirim!'' Melisa, garip bir telaş ile adeta koşuyor kahvaltısını almak için ve beş dakika içinde yanıma dönüyor.Çayımı da almış! -''Anlatsana, çatlayacağımmm!''derken gürültülü fısıltı tarzında konuşuyor Melisa. -''Bizimkilerin adlarını öğrendim.'' -''Ay ay ay! Neymiş kız?'' -''Seninkinin adı Bora, benimkinin adı Mert. Hem çok iyi ailelerdenmiş bu çocuklar.'' -''Hadi beeee! Hangi bölümde okuyorlarmış?'' -''Mert Bilgisayar Mühendisliğinde ama seninkini bilmiyorum, daha doğrusu sormayı unuttum.'' -''Sorun değil kanka, onu da öğreniriz!'' diyen Melisa ekmeğine yağ ve reçel sürüyor keyifle. -''Yalnız büyük bir sorunumuz var, canını sıkmak istemem ama senden bir şey saklayamam!'' Melisa, ısırmak üzere olduğu ekmeği tabağına bırakıyor ve bana bakıyor: -''Tamam hazırım, söyle!'' -''O yanlarındaki kızlar var ya, onların hakkında da bir parça bilgi edindim. Benimkine takılan kızın adı Ayşın, seninkine takılan da Esra! '' Melisa, gözlerini kısıyor, yüzü geriliyor: -''Güzellll! Düşmanlarımızı tanımaya başladık! Başka ne öğrendin?'' -''Anladığım kadarıyla bu kızlar buraya okumak için değil ortam için gelmişler. Zaten dandik bölümlerde okuyorlar, güya okuyorlar, anla onu sen!'' -''Anladımmmm!'' -''Ve başka kötü bir şey daha.'' -''Dayanırım söyle!'' -''Bizimkiler epey popüler, yani alıcıları çok!'' -''Olsunn! Onların kimi seçtiği önemli!'' -''Melisa sana hayranım ya! Nasıl da hemen bir şey uydurup çıkıyorsun olmazdan, hayret!'' -''Ne yapayım, savaşmadan çekileyim mi?'' -'' Tam da öyle değil ama görmüyor musun bizim bu kızlar karşısında hiç şansımız yok!'' -''Kim demiş onu?!'' diyen Melisa iştahla ekmeğini yiyiyor. -''Ben! Ben diyorum!'' -''Çok karamsarsın canım ya! Şu hayatta her şey mümkün! Değişik yolları deneyeceğiz!'' Ben bir an duraksıyorum ve sonra düşünceli bir halde konuşuyorum: -''Vazgeçsek mi diyorum?! Olmayacak duaya amin diyoruz ve sonunda üzülen biz olacağız.'' -''Saçmalama be! Olmasa bile en azından denedik deriz!'' -''Kendimi aptal gibi hissediyorum, böyle erkek peşinde koşan salak kızlar gibi sanki!'' -''Bir biz erkeklerin peşinde koşmuyoruz, sadece bir erkeğe talibiz; iki çaresiz ezikler gibi davranamayız!'' -''Lafla olmuyor bazı işler! Bakkk!'' diyorum ve Mert'in yanına koşarak giden Ayşin'i ona gösteriyorum. Melisa, omuz silkiyor: -''Ben seni daha dişli bir kız sanmıştım, yazıkkk!'' diyor bana. Duyduklarım bana oldukça ağır geliyor ama ben Gökçe'nin anlattığı şu kızlar gibi olamam ki! Bana masum bir aşk lazım, hani öyle onlar gibi, öyle şeyler yapamam! En fazla masum bir öpücük, bir el tutma benim sınırım. Bunu Melisa'ya da anlatmalıyım ama nasıl? Derin bir iç geçiriyorum önce. -''Gökçe'den duyduğuma göre bu kızlar edepsiz ve çirkef! Biz onların yaptıklarını yapamayız, anlasana!'' -''Öyle yapacağız diyen kim?! Eğer kafamızdaki aşkı onlarla yaşarsak zaten bizden farklı şeyler beklemezler ki!'' -''Bak altını çiziyorum, yaşarsak diyorsun! Bu nasıl olacak?!'' -''Zaman ve sabır meselesi! Ben düşünürüm, işin orasını sen bana bırak!'' -''Öncelikle onları bu kızlardan ayırmamız lazım! Ama nasıl? Az önce görmedin mi Mert'i? Az daha kızın içine düşecekti! Bence biz kendi kendimize gelin güvey oluyoruz, senin kuruntularından ibaret bu planlar da!'' -''Sen çok safsın, bir de akıllı geçiniyorsun! Azıcık erkek milletini tanıman lazım. Bir erkek kolay elde ettiği şeylerden çabuk bıkar!'' -''Hah uzmanımız konuştu! Kaç erkek tanıdın bugüne kadar?'' -''Hiçççç! Ailem aman vermedi ki bana bu konuda ama, çok okudum, çok film seyrettim.'' -''Desene halimiz umutsuz!'' -''Sus, boş boş konuşma! Annemden de duydum ben bazı şeyleri öğüt formatında. Erkek milleti maymun iştahlı olurmuş! Annem hep derdi sakın onlara güvenme diye. İyi bir erkek sevdiğinden olamayacak şeyler istemezmiş.'' -''Zaten duydum ki bu kızların ilk erkek arkadaşları değilmiş bunlar.'' -''Duymana gerek yok be kızım! Hareketleri belli ediyor malı!'' diyor Melisa o kızları küçümseyerek. Aslında içimde kalan tek bir umut yok ama Melisa beni çok fazla gaza getiriyor. Komik ve ezik duruma düşmek istemiyorum, bundan nefret ediyorum! Bence kaderimiz razı olup daha az iddialı erkek arkadaşlar edinmeliyiz, Mert ile Bora şampiyonlar ligi gibi. Aile iyi, bölüm iyi, varlık iyi! Bunları bize yedirmezler! Ancak çoooook büyük bir mucize olacak da biz bu yakışıklılar ile bir araya geleceğiz! Kendi içimde kendimle konuşurken Melisa bölüyor beni: -''Kalk hadi kız!'' -''Ne var, bir şey mi oldu?'' -''Burada oturup yas tutacak halimiz yok! Giyinelim, gezmeye çıkalım, cumartesinin tadını çıkaralım. Hem bakarsın daha yakışıklısı çıkar karşımıza! Koca İzmir'de tek yakışıklı bunlar mı? Zoraki gülümsüyorum ama içimden geçenler çok başka. Dahası elbet vardır ama ben bu çocuğa anlamsızca tutulduğumu hissediyorum. Açık açık olmayacak bir şey desem de kalbim onun için çarpıyor.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE