İki üç saate yakın kaldığımız kuaförden kendimizi bambaşka hissederek çıkıyoruz. Ama bir yanım hala endişeli o yakışıklıdan yana. Nasıl kızlardan hoşlandığı az çok belli oluyor tercihinden. Acaba beni böyle görse, yani son halimle ona hitap eder miyim? Pişman çıkmıyoruz mekandan Melisa ile çünkü gerçekten işlerinin hakkını veriyorlar. Melisa'nın saçı öyle doğal ve güzel oldu ki! Hele ufak dokunuşlarla yapılan şekil verme amaçlı kesim yüzünü daha ortaya çıkarıyor ve çekiciliğini arttırıyor. Bana gelince. Benim kesim işi biraz zaman aldı ama değdi doğrusu. Genç adam etrafımda döne oldukça değişik bir tarzda yaptı bu işi. Keskin katların ahenkle yüzüme uyumunu sağlıyor. İstersem kısa ve uzun katlara dalga da verebilirim. Aynı zamanda pratik, hiçbir şey yapmaya vakit bulamasam da yıka, kurut, çık özelliği var. İşlem bittiğinde aynada yüzümü inceledim uzun uzun. Demek ki tarz dediğimiz şey, kişinin simasını oldukça etkiliyormuş. Önceden biraz ufak olduğunu düşündüğüm gözlerim şimdi oldukça belirgin geliyor bana. Biraz çılgın bir çizgiye sahip olan bu kesim bana cuk diye oturuyor, yüz hatlarım aydınlanıyor. Ve biraz daha kadınsı gösteriyor beni. Oldukça memnunum ve artık hep bu kuaföre geleceğim. Aynı zamanda iyi esnaf bu genç adam, jest yapmayı da biliyor. Hafif bir makyaj ile oje uygulamasını bize hediye ediyor ve o an zaten kalbimizi çalan ustalığı ile taht kuruyor yaşamımıza. Melisa ile gayet sevinçle ayrılıyoruz oradan.
Melisa:
-''Gördün mü ne iyi oldu!''
-''Evet.'' derken ona bakıp gülümsüyorum.
-''Kız sanki bambaşka biri oldun, daha çılgın, daha özgür!''
-''Ben de senin yeni saç rengine bayıldım, çok doğal!''
-''Pişman olmadık ya, önemli olan bu! Ama hemen yurda dönmeyelim.''
-''Nereye gidelim?'' diye anlamsızca soruyorum Melisa'ya.
-''Ortamda takılalım. Gidip bir yerde yemek yiyelim önce.''
-''Ama o rezil olduğumuz yere gitmeyelim!'' diye atılıyorum. Melisa bana garip bir bakış atıyor:
-''Kızım sen daha orada mısın? Havamız değişti bak! Oraya gitsek ne olur, kim hatırlar eski ezik halimizi?!'' diye çıkışıyor bana. Aslında haksız da değil hani. Şu son halimiz ile öz güvenimiz de değişiyor. Daha kararlı, daha emin bir ruh haline bürünüyoruz bir anda.
Melisa, devam ediyor:
-''Hatta özellikle oraya gidelim, bir bakalım, gösterilecek tepkiyi ölçelim!''
-''Sahi, yeniden başlıyor gibiyiz!''
-''Gibi değil, gerçekten yeni bir başlangıç yapıyoruz tam da şu an!''
-''Tamam, ama bu sefer oturacağımız masayı iyi seçelim, yani ben de herkesi görebileyim.''
-''O kolay hallederiz, haydi bakalım, gazamız mübarek olsun!'' diyor ve bir çocuk gibi elimden tutup yanına çekiyor beni. Ben kısacık fikir fırtınasında farkında olmadan onun karşısına geçip biraz uzağa atmışım kendimi. Bu elimde olan bir şey değil. Bir tartışma havası sezdiğim an böyle atıyorum kendimi. Kafelerin toplu halde bulunduğu dar sokağa doğru yürümeye başlıyoruz emin adımlarla. Melisa, çok görüp geçirmiş kadınların havasında her şeye birazdan tepeden bakmaya başlıyor. Bu , beni biraz güldürse de ona yakıştırıyorum bu tavrı. Ben de onun gibi biraz dikleşip kabarıyorum adeta. Bakım denen şey ne sihirli bir şeymiş meğer. Bakışlarım sanki süzülüyor mekana girerken. Melisa, girişte bir an duraklıyor, sanırım bize en uygun masayı seçmeye çalışıyor. Sonunda dış kapının çaprazında bir masada karar kılıyor, böylece ikimiz de yeni gelenleri rahatlıkla göreceğiz oturduğumuz yerden. Kasadaki görevliye ve servis elemanlarına bakıyorum kaçamak. Acaba geçenlerde olan olayın anımsaması var mı diye yokluyorum ama her şey temiz. Sanki buraya ilk defa gelmişiz. Melisa, etrafı inceleyen bakışlar atıyor, değişik bir hareketle kibar olmak adına çantasını hafiften savururcasına masaya bırakıyor. Artık gülüyorum bu hallerine, bana kaş-göz ile sus yapıyor ve duruşunu bozmuyor. Ben de onun kadar abartılı olmasa da öz güvenimi sergileyerek yerleşiyorum sandalyeme. Melisa uzun bakışların ardından bana dönüyor ve alçak sesle konuşuyor:
-''Yoklarrr bizimkiler! Ama burası uğrak yerleriyse mutlaka geleceklerdir.''
-''Olabilir. Ne yiyelim? Ben açım.''
-''Bakalım menüye.'' diyor, ben de bakıyorum ne var ne yok babında.
Melisa:
-''Of of of salataları harika!''
-''Salatayla doyar mıyız ki?''
-''Senin bildiğin gibi değil bunlar, tavuk etli olanı var, ton balıklı olanı var!''
-''Haaaa!'' derken karar vermeye çalışıyorum ama, azalmaya başlayan paramı da dikkatli harcamam gerektiğini çok iyi biliyorum. Ama içimde bir his var ki ben bu salatalarla doymam.
Melisa:
-''Tavuklu salata alayım.''
-''Ben hamburger menü alacağım.''
-''Dediğin dediksin ha!'' diye bana sataşıyor Melisa.
-''Ya ben kolay doymuyorum anlasana!''
-''Bak kilo alırsın, uyarmadı deme!''
-''Bir kereden bir şey olmazzz!'' diyorum ve konuyu bitiriyorum.
Bağıra çağıra mekana dalan bir grup dikkatimizi çekiyor. Oldukça kalabalıklar, sanırım on kişi rahat varlar. Ama o kalabalık içinde dahi benim anıtım hemen dikkati çekiyor. Melisa ile göz göze geliyoruz.
-''Ben sana demedim mi gelirler diye!'' sözlerinin ardından bana bakıyor tecrübeli bir uzman gibi. Ardına yaslanıp rahat bir oturuş şekli alıyor. Sanki öylesine çevresini inceler gibi ama bakışları yan yan yeni gelenlere kayıyor durmadan. Ben de aynen onun gibi oturuyorum. Siparişini bekleyen sıradan bir müşteri havasındayım. Ama bir süre sonra gördüklerimiz pek hoşumuza gitmemeye başlıyor. O kız neredeyse benimkinin ağzına düşecek! Son tribinden sonra ne oldu da değişti acaba bu?! Melisa da bozuk çalıyor çünkü onun hoşlandığı çocuğun yanında da bir kız var ve iksi şu an sarmaş dolaşlar. Melisa gözlerini kısıyor ve artık gizleme gereği duymadan onların masasına bakmaya başlıyor.
-''Az başka yanlara da bak, belli olmasın gözetlediğin.'' diye fısıldıyorum.
-''Hiç fark etmez! Şu an rakibimi inceleyip tanıyorum.'' derken bir tür ajana benziyor hali, ben yine gülüyorum, o bunu anlayınca bana hafif terslikte bir bakış atıyor. Ve onun salatası, benim hamburger menüm geliyor masamıza. Çok açım ama gözümü de malum yerden ayırmak istemiyorum. Hiçbir şeyi kaçırmamam lazım. Ağzıma attığım bir adet kızarmış patatesi adeta o kızı çiğner gibi eziyorum dişlerimin arasında yavaş yavaş. Ama o kız durduğu yerde durmayacak gibi geliyor bana. Bir eli benimkinin bacağında, sürünüp duruyor oğlana. Melisa'ya bakıyorum bozulmuş yüzümle, anlıyor beni.
Melisa:
-''Sinirlerimizle değil beynimizle hareket etmeliyiz, o yüzden sakinde kal!''
Bunu söylemesi kolay ama şimdi o şımarık benimkinin boynunda gezdiriyor elini. Allahım bu nasıl bir işkence?! Kocaman ısırdığım hamburger lokmasını yine kızı yer gibi çiğniyorum. Aaaaaa kıza bak, bu sefer de kalkıp benimkinin kucağına oturuyor! Bu düpedüz terbiyesizlik ama toplu bir ortamda! Melisa, yanımızdan geçen bir görevliye işaret ediyor ve:
-''Burası kafe mi yoksa başka bir yer mi?''
-''Anlamadım efendim!'' diyen görevli şaşkın.
Melisa gözlerini malum masaya çevirip işaret ediyor:
-''Neredeyse birbirlerinin üzerine çıkacaklar!''
-''Aman efendim olur mu öyle şey!''
-''E git de hafiften uyar bari!''
-''Patrona söyleyeyim de! İşimden olmak istemem.'' diyen görevli bir anda gözden kayboluyor. Onları aldığımız göz hapsinde kalıyoruz.Benimki kendini toplamaya çalışsa da kız buna izin vermiyor. Bu samimi davranışlarının mutlaka bir nedeni olmalı, yoksa bu kız kolay kolay böyle olmaz. Ben bunları aklımdan geçirirken Melisa elindeki çatalı fırlatır gibi atıyor salata tabağına ve oldukça tiz bir ses çıkıyor. Bu herkesin dikkatini çekiyor ama Melisa'nın bakışları hoşlandığı delikanlıda. Onların duyabileceği bir sesle konuşuyor:
-''Biz burayı kafe sanmıştık!'' Aynı zamanda dik dik hoşlandığı çocuğu boynundan öpen kıza bakıyor. Onda bir utanma belirtisi arıyor gibi Melisa ama kız oldukça rahat. Kız dev bir ahtapot gibi sarıp sarmalamış oğlanı. Bu arada benimki kucağındaki kızı hafifçe iterek kızın yanına oturmasını istiyor.Kız biraz bozulmuş gibi ama yeniden başka bir atağa geçiyor. Bu iki kız bu kadar gözü kara davranıyorsa mutlaka ortak bir çıkarları var. Acaba bu beğendiğimiz delikanlılar çok varlıklı falan mı? Çünkü kantinde duyduğum konuşmalarında yakışıklılığın tek başına yeterli olmadığını söylemişti haspam. Kesin böyle bir durum olmalı. Yemeğimden bir lokma daha alıyorum ama sanki her biri mideme kurşun gibi diziliyor. Az önceki açlığım bir anda yok olup gitmiş. Artık yemiş olmak için yiyiyorum. Melisa da benden pek farklı değil. Kırmızıya dönük bir renk alıyor yüzümüz.
-''Gidelim istersen!'' diyorum arkadaşıma.
-''Hayır! Onlar kalkıp gidene kadar buradayız!'' karşılığını veriyor ve şimdi adeta bakışlarıyla onlara rahatsızlık vermeye çalışıyor. İki kız, bir ara uyanıyorlar, daha doğrusu bizi fark ediyorlar. İşinize bakın siz modunda bakmaya başlıyorlar bize. Melisa:
-''Ohaaa yedin çocuğu!'' diye bağırıyor.
Benim de gözlerim şaşkınlıktan kocaman oluyor. Melisanınkinin yanında oturan kız nispet yapar gibi oğlanın dudaklarına sarılıyor. Melisa:
-''Bu ne kardeşim?! Sizin seviyesizliğinizi görmek zorunda mıyız!''
Kız, yılışık bir gülümse eşliğinde ona yanıt veriyor:
-''Bakma sen de!''
-''Bakması kaldı mı ya! Canlı porno gibi şapır şupur! Ayıptır ya!''
Benimkinin yanındaki kız destek çıkıyor diğerine:
-''Rahatsız olduysan kalk git arkadaşım!''
Melisa:
-''Yemek yiyiyoruz, para vereceğiz bunlara! Asıl sen hareketlerine dikkat et!''
İlginçtir ki erkeklerin hiç sesi çıkmıyor. Kavga daha da büyümek üzereyken birisi telaşlı adımlarla onların masasına gidiyor, sanırım buranın sorumlusu. Alçak sesle bir şeyler söylüyor kalabalık gruba. Benimki yanındaki örümcekten ayrılıyor azıcık, kız bundan rahatsız olduğunu analatan gözlerini yine bize çeviriyor. Melisanınki yerinden kalkıp ahtapotun karşısına oturuyor. Bir anda öfkemiz müthiş bir keyfe dönüşüyor. Biz yavaş yavaş tabağımızdakini bitiriyor havasında gülümsüyoruz yerimizde. Tam her şey yoluna giriyor derken benimkinin yanındaki kız şımarık bir şekilde sıçrayıp ayağa kalkıyor:
-''Sıkıldım ben buradan, haydi daha rahat bir yere gidelim!'' diyor ve bize bakıyor yine anlamlı bir yılan görünümünde. İçimden bir ses, atla şunun üzerine, diyor. Melisa'ya bakıyorum. O da bana benzer. Tekrar malum noktaya baktığımda benimki ile göz göze geliyoruz, birden duruluyorum. Bu kez bakışları rastgele değil, bilinçli ve sanki beğeni dolu. Sanırım ben öfkelendiğimde daha çekici oluyorum. Yanındaki örümcek anında müdahale ediyor duruma.
-''Ben gidiyorum, isteyen burada kalsın!'' diye bağırıyor dış kapıdan. Bir dalgalanma oluyor masada ve hepsi ayaklanıyor bir anda. Benimki kasaya gidip tüm hesabı ödüyor. Şimdi anlaşıldı bu zehirli triplerin nedeni. Tahmin ettiğim gibi benimkinde cukka sağlam! Seni kurnaz örümcek! diye düşünüyorum. Senin bu çocuğu sevdiğin falan yok! İşine gelene dek yiyeceksin, sonra da ver elini başka bir cüzdan. Benimki çıkarken tekrar göz göze geliyoruz. Allahım sanki bana gülümsüyor! Ben bir anda başka bir boyuta uçup gidiyorum. Kesinlikle bu! Masallarımın prensi bu!
-''Kız oğlan gitti, kendine gelsene!'' diye beni uyarıyor Melisa.
-''Haaa! Gördün mü bu sefer iki defa göz göze geldik,bana gülümsedi!''
-''He he gülümsedi! Ama o yanlarındaki çıyanları yok etmeliyiz. benimki nasıl sarılıyordu kızın beline gördün mü? Zor dayandım inan!''
-''Ya benimki?! Kötü cadının eline düşmüş masum bir ay parçası!''
-''Ne saçmalıyorsun sen?! Kıza yumulurken hiç de öyle değildi! Erkek milleti işte! Ama biz onlara doğru kızı bulmalarında yardımcı olacağız!''
-''Nasıl?!''
-''Henüz bir planım yok ama ilk etap başarılı. Hem seninki hem benimki bu kez bizi gördü, varlığımızı fark etti.''
-''Öyle mi?!''
-''Tabii biz de benimkiyle bakıştık kaçamak. Hem sen demedin mi az önce iki kere bakıştık, bana gülümsedi diye.''
-''Öyleee!''
-'' Öyleee! Sen bu oğlanı görünce salak oluyorsun ha!''
-''Ayy söyleyene bak! Sanki sen salak olmuyorsun! Bir ara masalarına atlayacağını bile düşündüm aha ha ha!''
-'' Aha ha ha, o kadar da değil! Ama rekabet benim işim, bayılırım rekabete ve gözüm bir şey görmez!''
-''Sence nereye gittiler?'' diye soruyorum Melisa'ya.
Acı bir gerçeği dile getireceğinin ifadesi var şimdi yüzünde:
-''Dost acı söyler! Bunlar baş başa kalabilecekleri bir yere gittiler bence, anlarsın işte!''
-''Yaaaa olmaz, olmaz!''
-''Deli deli bağırıp durma! Erkekler bu tip kızları eğlence olarak görürler ama esas aşkı bizim gibi kızlarla yaşarlar.''
-''Bak şimdi kafamda ne görüntüler var sana anlatamam, harbi kıskanıyorum ben bunu!''
-''Ben de benimkini kıskanıyorum ama şimdilik durum bu! Kabul et!''
-''Çok kolay ya! Ona sarılması, onu öpmesi, onu ..... '' sözümün sonunu getiremiyorum, beni bir sıkıntı basıyor, ağlamaklı oluyorum.
-''Kalk hesabı ödeyip çıkalım buradan. Tebdili mekanda afiyet vardır!'' diyor Melisa.
Ne demek istediğini pek anlamıyorum ama çaresiz ona uyuyorum. Hesabı ödüyoruz, bozuk bir yüz ve moral ile mekandan ayrılıyoruz. Dalgın dalgın yürüyoruz ve konuşmuyoruz ikimiz de kendi içimize gömülüyoruz.