OYUN YENİ BAŞLIYOR

1697 Kelimeler
Ders saatinden epey önce çıkıyorum yurttan. Şimdilik yabancısı olduğum bu alemi tanımalıyım. Aslında niyetim Melisa ile beraber yapmaktı bu keşfi ama odasına girdiğimde uyuduğunu görünce vazgeçiyorum. Bugün de böyle olsun tadındayım, nasıl olsa derste onunla görüşürüz. Kampüsün giriş kapısına varıyorum ama yürümek istiyorum, en ufak ayrıntıyı bile görmek niyetindeyim. Yine turist havasında gezine gezine bakıyorum çevreme ve yol alıyorum. Benim dahi bilmediğim bir şeyle veya birisiyle karşılaşmak düşüncesi içimi gıcıklıyor. Kafam yine toz toz düşlerle dolu. Gerçek dünya ile bunların asla birbirine yakın olmadığını akıl bile edemiyorum. Henüz ayakların yer küreye değmiyor. Olur öyle bazı yaşlarda ki bunu da yaşamak gerekli. Aslında biraz bilerek sığınıyorum aklımdakilere çünkü biliyorum ki bu dünya bazı özellikleriyle çekilecek dert değil. Yine yeni aldığım kıyafetlerimin birinin içinde kendimi oldukça öz güvenli hissettiğim bir sabah. Önceki yaşamım ile şimdiki taban tabana zıt birbirine. Eskiyi hatırlamak dahi istemiyorum, eskisi oldukça monoton ve aile denetimiyle dolu. Rahat rahat bir aşk yaşamama bile izin vermediler burunlarını soktukları her olayda. Mesela masum bir lise aşkı tadabilirdim. Olmadı, hedefim için çalışmalıymışım, her şey saatle. Dershanede hoş bir oğlan vardı aslında ama o da olmadı. Çünkü önceden kapılmıştı. Bu da can sıkan bir durum. Ben korumacı denetimle uğraşırken yakışıklılar bir bir kapılıyor. Burada da beceremezsem bir şeyler yaşamayı inanıyorum ki evde kalacağım. -''Merhaba!'' diyen sesin sahibine boş boş bakıyorum, tanımıyorum onu. -''Merhaba da sizi tanımıyorum.'' -''Aaaaa! Buna oldukça şaşırdım, genelde girdiğim ortamlarda dikkat çekerim naçizane. Ben Rıza!'' -'' Hangi Rıza?'' -''Geçen ders en çok ben söz aldım derste engin bilgilerimle, mutlaka fark etmişsinizdir beni!'' -''Haaa!'' derken derste olur olmaz her söze karışan ve herkesi biraz geren o tip geliyor aklıma. -''Nihayet beni hatırladınız naçizane!'' -''Eeee ne olacak şimdi?'' diyorum biraz sıkılmış halimle. -''Ne gibi?'' derken aynı rahatsız edici ifade var yüzünde. -''Yani benden ne istiyorsun?'' -''Hiçççç! Yürüdüğünü görünce katılmak istedim, tabii rahatsız olmazsanız!'' Önce karşı çıkmak istiyorum ama aklıma son anda gelen bir parlama ile duraklıyorum. Hani birilerine denk gelirsem zengin gösterir durumu. Benim de hayranlarım var veya ben de birilerinin ilgisini çekiyorum şeklinde. Fakat, alıcı bir gözle inceliyorum önce onu bu düşünceye hizmet edebilir mi diye. Boyu uzun, biraz sıska olsa da idare eder, yüzü orta karar. Hatta bakışları oldukça zeka taşıyor denebilir. Saçları neredeyse omzuna dek varıyor. İyi iyi diyorum içimden, bu olur! Yapmacık bir nezaket ile ona karşılık veriyorum: -''Neden olmasın? Sonuçta aynı sınıftayız. Ben de çevreyi tanımak için erken çıktım yurttan. Sohbet ede ede gideriz fakülteye. Rıza bir anda neşesini buluyor: -''Çok iyi. Ben Ankara'dan geliyorum. Geçen yıl Hacettepe'deydim ama oradaki bölüme pek ısınamadım, bu sene de buradayım.'' -''Aaaa çok ilginç! Orası da çok iyi bir üniversite.'' -Sanırım yerleştiğim bölüm beni sarmadı, Hukuk daha cazip geldi bana. Sen nereden geldin?'' -''İstanbul'dan geldim.'' -''İstanbul'da harika üniversiteler var. Sen neden burayı tercih ettin?'' -''Ailemin denetiminden kurtulup özgür olmak için.'' diye dobra bir yanıt veriyorum ona. -''İlk yerleşmen mi üniversiteye?'' -''Evet.'' -''Çok iyi, ben geçen sene buraya gelmeyi başaramamıştım.'' Konuşmalarının ardından bir süre susuyoruz, edecek laf bulamıyoruz bir ara ama bu iyi. Bu çocuğun kasıntılı, her şeyi bilirim havası hiç hoş gelmiyor bana. Zaten onu dinler gibi yapıyorum, gözlerim dört dönüyor etrafta. Hani birini görebilir miyim diye. Bazen kendimi bir gençlik filminin içine hissediyorum. Çılgın okul günleri, birbirinden zıpır gençler, dolu dolu macera ama şu anki halim pek oraya uymuyor gibi.Ama olsun, asıl kızın istemediği genci canlandırır Rıza da. Gerçi şimdilik normal iki arkadaşız. Fakülteye geldiğimizde bir an kalıyorum yerimde, o! Kahretsin ki yanında da o oynak şey, o kız! Çok saçma bir dikkat çekme isteği geliyor bana birden. Nispet yapma veya sidik yarıştırma da denilebilir. Sendelemiş gibi yapıp Rıza'yı kolundan tutuyorum: -''Ayyy çok sakarım ben ya!'' -''Yok yok sorun değil, girin koluma!'' karşılığını veren Rıza'nın ağzı kulaklarına varacak neredeyse! Çelik tellere dolanıyor duygusuyla onun koluna giriyorum, sırf onların yanından geçerken samimi bir görüntü oluşturmak adına. Sanki yine tartışıyorlar gibiler ve beni ikisi de fark etmiyor bile. Bunu anlayınca sert bir hareketle kolumu Rıza'dan çekiyorum, yüzüm düşüyor. -''Ne oldu?'' diyen Rıza şaşkın. -''Yok bir şey, birden kendi ayaklarım üzerinde durabileceğimi anladım.'' İç merdivene dek yürüyorum acaba beni gördü mü, bana bakıyor mu sorularıyla. Merdivenin yanında durup hafifçe bakışlarımı kaydırıyorum onlardan yana. Aaa kız oğlanı p.ç gibi bırakıyor ve bana doğru geliyor. Ağzım açık kıza bakarken yanımdan geçip gidiyor o. Yakışıklı ise hala yerinde, onun ardından bakakalıyor. Bu ne şimdi diye düşünmeye başlıyorum. Kız bu binada okuyor demek. Acaba hangi bölümde? Yakışıklı o saf duruşuyla öyle tatlı görünüyor ki bana! Ben olsam o kızın yerinde asla bu aslan parçasını üzmem! Belki de kızın geri geleceğini düşünüyor ama gelen giden yok. Birkaç dakikanın ardından yakışıklı binadan çıkmak için bir hamle yapıyor ve işte tam o an göz göze geliyoruz. İstem dışı tepkiler vermeye başlıyorum. Gözlerim baygın baygın süzülüyor, ağzım kulaklarıma yaklaşıyor, boynumu hafiften eğiyorum, iki elimle merdivenin trabzanına sarılıyorum. Bana hem yabancıymışım gibi hem de sanki seni bir yerden tanıyorum der gibi bakıyor erkek güzeli. Ben aynı saf halimle hala merdivende sabitim. Hızla arkasına dönüyor, çıkıp gidiyor düşlerimdeki prens. Ağlamak istiyorum hem de bağıra bağıra ama bunu burada yapamam ki! -''Neyin var?'' diyen Rıza'nın sesi soğuk duş etkisi yapıyor yüreğime, en ters halimle konuşuyorum şimdi onunla: -''Yok bir şey! Çekil, çekil şuradan!'' Ne hata yaptığını bilemeyen Rıza'yı geride bırakıp neredeyse sınıfa doğru koşuyorum. Sınıfa girdiğim an Melisa'a bana uzaktan el sallıyor, hemen onun yanına gidiyorum teselli bulmak umuduyla. Melisa, halimi anlıyor: -''Ne var, bir şey olmuş sana?'' -''Onu gördüm, benim yakışıklıyı o kızla!'' -''Eeee?'' -''Esi bomba haber, kız bizim okulda. Hukuk değilse ki hiç görmedim onu aramızda, Adalet'te okuyor.'' Melisa: -''Ayyy ezik! İki yıllık bölümde mi okuyormuş?! Havalarına baksan Oxford öğrencisi mübarek!'' -''Oraya mı takıldın sen?'' diyorum bozuk bir sesle. -''Düşünsene sen akademik olarak ondan daha iyi bir yerdesin, bu senin avantajın olabilir!'' -''Olabilir mi?'' diye kekeliyorum adeta yerimde. -''Bu kadar umutsuz olma, oyun daha yeni başlıyor!'' -''Bu ne demek?'' diye saf saf soruyorum Melisa'ya. -''Biz sahneye daha yeni çıktık, elbet bir yolunu bulup o kızı saf dışı ederiz!'' Bu sözlere inanmayan bakışlar atıyorum. -''Ne bileyim! Kızın boyu bile yeter bana fark atmaya.'' -''Amma ezikledin kendini be! Ona bakarsan boy devede de var ama akıl yok!'' -''Yaa Melisa kızın aptal olduğunu nereden anladın, tanımadan?'' -''Hislerime güvenirim ben!'' -''İyi.'' diyorum aynı bozuk sesle ama Melisa bugün çok enerjik ve düşünce patlaması yaşıyor, durmak bilmiyor. -''Okuldan çıkınca bir kuaföre gidelim, güzelleşelim!'' -''Onun bana bakması için Allah'ın beni en baştan yaratması lazım.'' -''Bak hala aynı şeyi yapıyorsun! Gel beni bir dinle!'' -''Tamam tamam gidelim!'' Ders başlıyor ama aklım onda. Allahtan Melisa not tutuyor! Aşk güzel de bu dalgalanma hali fena. Aptal gibi bir şey yapıyor insanı. Neyi ne zaman düşüneceğini bilemiyorsun. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Ders dinleyeceğime ben onu düşünüyorum. Ama ya çok tatlıydııı! Kız gidip de yalnız kalınca attığı o bekleyen bakışları beni benden alıp götürdü. Ya bana bir an takılan gözleri. Allahım o nasıl güzel gözler. Uzun kirpiklerin çevrelediği, iri gözlerin buğulu bakışı! Ah ahhhh!'' diye bir iç geçiriyorum ve hoca dahil herkes duyuyor beni. Gözler bana dönüyor ve tuhaf tuhaf bakıyor. Melisa, kendine gel anlamında beni dirseği ile dürtüyor. Bir an daldığım düşten çıkıyorum ve o an görüyorum ki dersin sonu gelmiş. Hayret daha yeni başladık, ne çabuk bitti!'' Melisa: -''Bana kızma ama şu halinle çok saf görünüyorsun.'' diyor. Dik dik bakıyorum ona. Melisa benimle alay etmeye başlıyor. Tıpkı derste farkında olmadan yaptığım gibi derin bir iç geçiriyor. Gülüyorum ve saçından tutup hafifçe çekiyorum sus anlamında. -''Haydi dostum gidelim!'' diyor Melisa. -''Nereye? Daha öbür ders var!'' -''Hallederiz! Alırız notları birisinden!'' Toplanırken Rıza geliyor yanımıza: -''Gidiyor musunuz? Ama ders bitmedi!'' -''Melisa bu Rıza, Rıza bu Melisa! '' diye tanıştırıyorum ikisini. -''Haklısın bitmedi ama acil bir işimiz var bizim! Notlarını bize verir misin sonra?'' diyor Melisa. -''Elbette notları veririm.'' diyen Rıza eminim şu acil işimizi çok merak ediyor ama yeterli yakınlığımız olmadığından soramıyor. -''Bak gördün mü? Sıkıntı yok!'' diyen Melisa koluma giriyor ve çıkıyoruz. Binadan çıkarken merakla soruyorum: -''Biz buranın yabancısıyız ya, hangi kuaföre gideceğiz? Hangisi iyi nereden bileceğiz?'' -''Bilemeyiz! Sorup öğrenecek birini de arayamayız şu an. Gözümüze kestireceğimiz birine ya da karşımıza ilk çıkana gireceğiz. -''Ya kötü olursa?!'' -''Olmaz olmaz! Bizi yeniden yaratmayacaklar sonuçta! Bir fön olur, ne bileyim bir kesim gibi gibi bir şeyle başlarız.'' -''Olabilir. Dünkü o iki kızı hatırlıyor musun? Nasıl fönlü, full makyajlı gelmişlerdi okula!'' -''Unutmak mümkün mü? Kapıdan girince trafik levhası gibi dikkat çekiyorlardı ama kokoştular! Biz öyle olmayacağız, zarif bir tarzımız olmalı.'' diyor Melisa. -''Doğrusu öyle zaten!'' diyorum çok bilmiş halimle. Ringe binip kampüs kapısında iniyoruz. Ağzımız açık çevreye bakınıyoruz, o sırada Melisa heyecanla bağırıyor: -''Kızzz bak bak! Karşıda kuaför var!'' Gözlerime inanamıyorum, gerçekten de kampüsten çıkınca karşımızda buluyoruz aradığımızı. Ama nedense pek güven telkin etmiyor bana bu mekan. Melisa'yı kolundan tutmak zorunda kalıyorum koşmaması için: -''Dur ya! Orası iyi mi bakalım!'' -''O da kolay müşteri çoksa iyidir ve fiyatları ılımlıdır bence.'' Bakıyoruz içeri, eh fena değil gibi. Melisa'nın dürtüklemesi ile giriyoruz kuaförden içeri. Yüksek sesli müzikten dolayı kısa süreli bir sersemlik yaşıyorum. Melisa: -''Ben saçımı boyatabilirim de! İşinde uzman bir mekan gibi.'' -''Fiyatını öğren önce!'' -''Öğreniriz! deyip ilgili bir yetkili arıyor. Yanımıza uzun boylu, gençten biri yaklaşıyor: -''Buyursunlar efendim, siz yeni olmalısınız!'' -''Evet, yeni başladık daha üniversiteye.'' diyorum. -''Saç boyama ne kadar?'' diye soruyor Melisa. -''Kolay, onu hallederiz yeter ki istediğiniz gibi olsun!'' diyor genç adam. -''Ama önceden bir öğrenelim biz de!'' -'' Aaaa sizi mi kıracağım, söylerim ayol! İkinizin de saçı omuzlarda aşağı, yani uzun. Dört yüz elliye olur ayrı ayrı ama şu arkadaşın saçı rengi beni biraz yorabilir.'' diye beni işaret ediyor. -''Benimki mi?'' diyorum şaşkınlıkla. -''Evet şekerim! Bu rengi değiştirmek biraz zor. Hem sen neden değiştirmek istiyorsun bu hoş kızılı anlamadım! Millet avuç avuç para veriyor bu renge sahip olmak için. Bak bence sen saçının rengini hiç elleme, sana uygun havalı bir kesim yapalım, şöyle daha kadınsı, daha çekici!'' Genç adam öyle bir anlatıyor ki ben bir anda kapılıyorum sözlerine ve dürüst olduğuna inanıyorum. Kötü niyetli olsa para kazanmak için hemen boyayalım diyebilirdi. -''Tamam, önerinizi dinleyeceğim. Kesim ne kadar?'' -''İki yüz elli liracık canım!'' Melisa ile bakışıyoruz ve anlaştık diyoruz bakışlarımızla. Melisa, koyu kahve olan saçının açtırmak istiyor, aynı zamanda modern bir kesimle şekillenmeli. Ben bir kenarda sıramı bekliyorum çünkü bu arada randevulu müşteriler de geliyor. Genç adamın gaz dolu sözlerinin etkisinde, aklımda yeni beni canlandırmaya çalışıyorum. Öyle bir dönüşüm yaşamalıyım ki yakışıklı beni gördüğünde eriyip bitmeli! Bambaşka biri olmalıyım adeta!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE