Melisa ile dışarı çıkıyoruz öğleye doğru. İkimiz de günler öncesinde üniversite günlerimiz için aldığımız yeni kıyafetlerden biri içinde iyi göründüğümüzü düşünüyoruz. Çok uğraştık saçımıza istediğimiz şekli verebilmek için ve çok özendik makyaj yaparken. Yaklaşık iki saatlik bir hazırlığın ardından öz güvenimiz zirvede. Melisa aklından ne geçiriyor bilemem ama ben bugün yakışıklım ile karşılaşmayı diliyorum tüm kalbimle. Hafiften kırıta kırıta yürüyoruz ama biz nereye gidiyoruz? Melisa'ya dönüyorum:
-''E biz hazırlandık, çıktık ama nereye?''
Melisa:
-''Minibüse binip önce merkeze gideriz, orada da artık canımız nereyi isterse!''
-''Muhteşem bir plan bu,aklımda bir tane bile soru işareti kalmadı!'' şeklinde hafiften huysuzluk yapıyorum ona.
-''Ayyyy Gizem, çocuk gibisin ya! En güzelini yapıyoruz şu an, kafamıza göre takılacağız.''
-''İyi tamam, şimdi susuyorum ve bir daha konuşmuyorum!''
-''Ha bir de trip at!''
Sonunda içimdeki asıl sıkıntıyı dışarı atabiliyorum:
-''Ya ne bileyim işte, canım sıkılıyor benim.''
-''Dur daha yeni çıktık yurttan,ne sıkılması!''
-''Aklım Mert'te. Şimdi o kızla gezip eğleniyorlardır veya anlarsın ya!''
Melisa, duruyor, kolumdan tutup beni kendine çeviriyor,kararlı bir şekilde konuşuyor:
-''Öncelikle negatif düşünmüyoruz ve negatif konuşmuyoruz! Çağırma olumsuzlukları üzerimize! Her şey değişir, bunu unutma! Gül bakayım!''
Ben ona bakıp zoraki bir tebessüm yerleştiriyorum yüzüme, durağa doğru yürüyoruz. Bizim dışımızda kimse yok neredeyse. Sağa sola bakınıp beklemeye başlıyoruz minibüsü. Melisa birden heyecanla bağırıyor:
-''Offff harika!''
-''Harika olan ne?''
-''Kız baksana şu afişe. Tanışma partisi varmış yarın akşam!''
-''E bize ne bundan?!''
-''Ah benim safım, herkes davetli yani, yarın biz de orada olacağız demek bu.''
Bir an düşünüyorum, acaba Mert de orada olur mu diye ve Melisa'nın yüzüne boş boş bakıyorum.Melisa:
-''Neeeee?!'' diyor boş bakışlarıma karşılık.
-''Bizimkiler olur mu sence? Bu yeni gelenler için.''
-''Gittiğimizde göreceğiz!''
Bu sırada bir minibüs önümüze yanaşıyor ve yolculuğumuz başlıyor. Minibüsten sonra da metroya gelecek sıra. Ama bu deli kız beni nereye götürüyor! Onu tanımayan da İzmir'in her yerini çok iyi biliyor sanacak! Ve iniyoruz minibüsten metronun yakınında. Öyle kalabalık ki yürümek bile mesele. Kalabalığın içine karışıp karşıya geçmeyi başarıyoruz. Merdivenden iniyoruz, gişelerin birinden toplu taşıma için kart alıp bir miktar yüklüyoruz. Kocaman yer altı tünelinde levhalara bakıyoruz. Melisa parlak bir fikir bulmuş gibi bana heyecanla söylüyor:
-''Buldum nereye gideceğimizi, Alsancak'a gidelim!''
-''Olur, tamam gidelim ama nasıl acaba!''
-''Seçkin yerlerden biri. öyle duydum. Gezeriz, yemek yeriz, mağazalara girip çıkarız.''
-''Bana uyar, gezelim de az kafamızı dağıtalım.''
Metroya biniyoruz ve hızla ilerliyoruz yer altı ürpertisinde yüksek bir ses eşliğinde. Burası da kalabalık, sanırım hafta sonu diye herkes dışarı atmış kendini, ayakta gidiyoruz, ekrandan kalan durak sayılarına bakıyorum. Oldum olası basık ve karanlık yerleri sevmem. Önceki sıkıntımın üzerine bir de bu ekleniyor ve bir an önce yerin üstüne çıkalım diye geçiriyorum içimden. Bir ara gözlerimi kapatıyorum tutunduğum yerde.
-''Gelsene!'' diye sesleniyor Melisa bana, az önceki durakta boşalan yere çoktan oturmuş bile, yanına yerleşiyorum.Yeniden kalan durak sayısına bakıyorum, yolu yarılamışız gibi. Bu dehlizde olduğumu unutmak için gözlerimi yumuyorum tekrar. Ama Melisa beni rahat bırakmıyor, dirsek teması ile dönüp ona bakıyorum. Melisa bana kaş göz işaretiyle bizden az ileride ayakta duran bir genci gösteriyor ve kulağıma eğilip:
-''Nasıl ama?!'' diye soruyor.
-''Ehhh!'' diyorum ona ve hala çok sıkılıyorum.
-''Oldu canım sana, İngiltere veliahtını getiririz!''
-''O kadar da değil, Mert olsa yeterli.'' derken mutsuz bir şekilde gülüyorum şu yol bitsin diye.
Melisa beni makaraya alıyor:
-''Oldu canım, sen yaz, ben hallederim!''
Yol uzadıkça uzuyor gibi ve yine benim midem bulanmaya başlıyor, yüzüm ekşiyor, rengim sararıyor. Temiz havaya ihtiyacım var ve bunu yapamıyorum. Ekrana yeniden baktığımda iki durak kaldığını görüyorum ve derin bir nefes alıyorum biraz rahatlamak adına.
-''Kız senin rengin kaçmış!'' diyor halimi yeni fark eden arkadaşım.
-''Bir insek şundan geçer.''
-''Son bir durak!'' sözleriyle bana güç veriyor Melisa.
Duruyoruz ve hemen merdivenlere koşuyorum. Sonunda yer yüzüne çıkabiliyoruz. Ana caddeye ulaşan merdivenin başında durup uzun uzun soluklanıyorum.
-''Dur burada!'' diyen Melisa sola doğru gidiyor, onu bekliyorum ne yapıyor diye. Biraz sonra elinde nane şekeri ile dönüyor yanıma. Paketin içinden birini ağzına atmış bile:
-''Al, at ağzına, bugünün tadı kaçmamalı!''
Onu dinliyorum ve başlıyoruz bakına bakına yürümeye. Gerçekten hoş bir yer, görülecek o kadar çok şey var ki! Yine burası da insan dolu. Ana caddeden karşıya geçip dar bir sokağa dalıyoruz. Çeşit çeşit iş yerleri, mağazalar, kafeler, restaurantlar var. Sağa sola dönen gözlerimizle tanımaya çalışıyoruz burayı. Melisa, yine heyecanlanıyor:
-''Baksanaaa şu elbisenin güzelliğine!''
Çok tanınan bir markanın mağazasının önündeyiz ve Melisa'nın bana işaret ettiği kırmızı elbise gerçekten çok güzel. Fiyatı da aslında şu güne göre oldukça makul. Fikrimi sormadan beni kolumdan tutup mağazadan içeri sürüklüyor arkadaşım.
-''Mutlaka denemem lazım!'' diye söyleniyor Melisa. Beni bekleme yerinde bırakıp bir görevliye yaklaşıyor. Az sonra elbise geliyor ve arkadaşım bir kabine giriyor. Ben de sıkıntı içinde çevreme bakıyorum. O sırada mağazanın pek göze çarpmayan bir köşesinde askıdaki gece mavisi bir elbiseye takılıyorum. Minicik ama oldukça tatlış bir şey. Eğer yarın akşam partiye gideceksek de oldukça uygun bir seçim. Büyülenmiş gibi baktığım elbiseye doğru giderken duraklıyorum, Melisa bana sesleniyor, yanına gidiyorum.
-''Nasıl olmuş?!'' diye bana gösteriyor kendini. Bence oldukça hoş olmuş! Vücudunu hafifçe saran, kalın askılı, spor ile abiye arası bir elbise.
-''Harika! Ben de bir şey gördüm, denemek istiyorum!'' deyip asıl hedefime yöneliyorum. Görevliye bedenimi söyleyip biraz bekliyorum. Benim yaşlarımdaki görevli kız hemen askıları eliyle aralayarak bakıyor ve bir tanesini çekip alıyor, bana uzatıyor. Diz üstü eteği, bele oturan kesimi, büstiyer üst kısmı ile aklımı başımdan alıyor adeta. Boş kabinlerden birine ilerliyorum ki pat diye Ayşin çıkıveriyor önüme. Bunun burada ne işi var diye düşünürken arkamdan beni benden alan bir erkek sesi duyuyorum:
-''Dene de çıkalım buradan!'' diyor Ayşin'e. Bu o, Mert bu! Ayşin kendi havasında onu duymuyor bile. Elbiselerin arasında kaybolmuş gibi ve beni fark ediyor. Küçümser bir bakış atıyot bana, ben geriliyorum. Ona sırtımı dönüp kabine giriyorum ve üzerimdekileri çıkarıp o muhteşem elbiseyi giyiyorum. Aynada bakıyorum kendime, sanki benim için tasarlanmış bu diye hayranlıkla bakıp kalıyorum aynadaki aksime.
-''Nasıl oldu, giydin mi?'' diye bağıran Melisa'nın sesi geliyor kabine.
-''Giydim!'' diyorum ve kabinden çıkıyorum ona elbisemi göstermek için.
-''Oy oy oy! Kızzz nasıl da yakışmış, manken gibisin vallahi!'' diye hafiften çığlık atan Melisa, farkında olmadan bir başkasının da dikkatini çekiyor olduğum yere. Mert ile göz göze geliyoruz. Ve sonra onun bakışlarının vücudumda gezindiğini görüyorum ve gözlerindeki beğeni beni benden alıyor. Biz birbirimize dalıp gidiyoruz. Melisa, önce ne olduğunu anlamasa da ikimizin halini görünce çapkınca gülmeye başlıyor. Ama kötü cadı hemen yetişiyor bu güzelliğe. Ayşin, Mert'i kolundan tutup çekiştiriyor kendine bakması için.
-''Merrrrtttt nasıl olmuş diyorum, baksana!''
Mert hala bende kalan bakışlarıyla sayıklar gibi onu yanıtlıyor:
-''Güzel olmuş hatta harika olmuş!''
Ayşin:
-''Bana baksana sen! Sen benimle alay mı ediyorsun? Bakmadın bile bana!''
Mert istemeye istemeye bakışlarını benden ayırıp Ayşin'e bakıyor ve kısaca:
-''Güzel.'' diyor.
Ayşin:
-''Yani hiç de güzel değil! Haydi yürü başka bir yere gidelim!'' diyor ve hırsla kabine giriyor ve çabucak çıkıyor. Ne çabuk çıkardı üzerindekini de kendi kıyafetlerini giydi anlamıyoruz bile! Mert halinden hiç şikayetçi değil çünkü bu arada biz yine göz teması kurmuşuz bile. Oğlanın üzerinde istediği etkiyi yapamayan Ayşin sinirden deliriyor sanki. Mert'e kendine ait bir eşya gibi davranıyor, yeniden onu kolundan tutup çekmek istiyor ama Mert ona aksi bir bakış atıyor:
-'' Ne yapıyorsun sen? Çekiştirme kolumu!'' diyor, Ayşin bozuluyor:
-''Sen kal o zaman burada, bayyyy!'' sözleriyle sırtını dönüp çıkışa ilerliyor. Mert bir kez daha bana bakıp onun ardından gidiyor. Masal başlangıcı kabusla bitiyor. Yine o şırfıntının ardından gitti, kahretsin! Melisa üzgün gözlerle bana bakıyor, anlıyorum onun aklından geçenleri. Omuzlarım düşüyor ve kabine dönüyorum üzerimi değiştirmek için. Ama Melisa ve beğendiğimiz elbiseyi alarak çıkıyoruz mağazadan, nedense pek mutlu görünmüyoruz. Melisa, hemen el atıyor olaya:
-''Sakın üzülme, sana nasıl baktığını gördüm, bu çocuk seni beğeniyor kız!''
-''Gerçekten mi?'' sorusunda karamsarlığımdan biraz kurtuluyorum.
-''Gerçek tabii! Yanında O Ayşin karısı olmasa inan çok farklı şeyler yaşanabilirdi.''
-''Asıl sıkıntı o kız ya, ahtapot gibi sarılmış çocuğa, nefes aldırmıyor.'' diyorum ağlamaklı.
Melisa, başka bir şeyi fark ediyor o an:
-''Kız biz ne ara bu kadar oyalandık? Bak bir saat olmuş neredeyse, ben acıktım!''
-''Ben de!''
-''Buraya gelmeden birkaç metre geride bir yer gördüm, oraya gidelim!'' diyor arkadaşım ve elbise çantalarımızla dediği restauranta gidiyoruz. Gölgeli bahçe kısmında bir masaya atıyoruz kendimizi. Menüye bakıyoruz ve ikimiz de aynı tercihte bulunuyoruz. İskender döner, hem de bir buçukar porsiyon söylüyoruz. Yemeği beklerken son olayın kritiğini yapmaktan geri kalmıyoruz. Tatlı konuşmamızı cırtlak bir ses bölüyor:
-''Sana inanamıyorum, yanında ben varım! Nasıl öyle davranırsın sen?! Sanki hiç kız görmedin, bir de güzel olsa içim yanmayacak!'' diyen Ayşin sözlerine ara verince benimle göz göze geliyor. Başını öbür yana çevirip geçiyor yanımızdan. Mert'e bakıyorum, Ayşin'i duymuyor gibi, gülümseyerek bakıyor bana. Birden utanıyorum, başımı öne eğiyorum. Geçip gidiyor derken. Melisa:
-''Ayyyyy! Kızzz dedim ben sana! Yarın akşam en güzel halimizle gidiyoruz partiye!'' derken kocama açılan gözleriyle bana bakıyor heyecanlı heyecanlı. Evet anlamında bakıyorum ona ve yemeklerimiz geliyor. Bu yemeği kim icat ettiyse dert yüzü görmesin! Ağzıma aldığım ilk lokmada dayanılmaz lezzetine teslim oluyorum İskender'in. Bir iki parça yedikten sonra yine asıl meseleye dönüyorum:
-''Moralim düzeldi çünkü Mert beni görüyor ve bence Ayşin'in tavırlarından da sıkılmış gibi.''
-''Aynen öyle! Ben sana sabah da bunları söyledim ama beni dinleyen kim?!''
-''Ayşin o kadar çekici bir kız ki açık söylemek gerekirse onun karşısında bir şansım olmadığını düşündüm. Çok havalı ve çok güzel bir kız!''
-''Ama demek ki bunlar da yetmiyormuş! İnsanın huyu suyu da önemliymiş!'' diyor Melisa bilgiç bilgiç. Başımı sallayarak onu onaylıyorum ve yeniden yemeğime dönüyorum. Yedikçe bu tat bana şifa gibi geliyor. Bir ara başımı kaldırıyorum ve yine onu görüyorum. Ayşin, Mert'in koluna girmiş bir şeyler anlatıyor. Bu kez bize oldukça uzaklar. Ama yakışıklımın yüz ifadesi, el kol hareketleri onun oldukça gergin ve sıkıntılı olduğunu gösteriyor bana. Daha dün delice kıskandığım Ayşin'e bile gülerek bakıyorum artık. Sanırım yakışıklımda kendini bitirmekle meşgul, Allahım ne hoş! Melisa'ya dönüp göz kırpıyorum. Melisa:
-''Görmem mi kız?! Ama benimki nerede*
Şaka mahiyetinde takılıyorum ona:
-''Tatil günü herkesler burada, biraz sonra şuradan geçerse hiç şaşmam!''
-''İnşaallah!'' diye iç geçiriyor Melisa. Ama Bora görünmüyor. Biraz daha takılıyoruz mekanda, yemeğin üzerine kahve içiyoruz, çevremize bakıyoruz. Artık bu halden sıkılmış olacak ki Melisa:
-''Gidelim mi yavaştan? Zaten biz yurda gidene dek akşam olur. Yarınki parti için hazırlıklara başlayalım.''
-''Gidelim kızz, çok heyecanlandım ben yine!''
Hesabı ödeyip çıkıyoruz mekandan. Kafamda bir anda oluşan bin bir hayal ile yürüyorum. Melisa el el ele tutuşuyoruz yaramaz çocuklar gibi. Yurttan çıkarken yakama yapışan sıkıntı tamamen yok oluyor. İnsanın bir umudunun olması ne kadar güzel! Aklımda hep o bakıştığımız anlar var. Çok yakışıklı yaaa, bana baktıkça eriyip bittim.Ya bir de bana sarılsa, beni öpse! Bayılıp düşerim kollarına, en hoş ölüm bu olmalı! Ve aşırı heyecan yine mideme vuruyor. Bir nane şekeri atıyorum ağzıma ve bu bulantı ile baş etmeye çalışıyorum. Derken korkunç bir olasılık takılıyor aklıma. Ya yarın akşam da partide böyle olursam heyecandan?!