Ama duyduğu ses ile bir anda gözlerini şiddet ile açmıştı. Nerede ise bir nefes yakınlığında ki kişiye büyümüş gözleri ile bakıyordu. Duyduğu sesin sahibi ise kapıdan hızla içeriye girerek Hye’yi nerede ise öpmek üzere olan Woo’nun yakasından kavrayarak sert bir şekilde yumruğu yapıştırmıştı.
“Sana ne yaptığını sordum. Bir açıklaman olacak her halde?” Hye şaşkınlık ile az önce nerede ise kendisini öpmek üzere olan Woo’ya ve ona yumruk atan Jang’a bakıyordu. Bir anda dayanamayan Hye bağırmıştı.
“Kesin şunu, siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?”
“Bu serseri nerede ise seni öpecekti. Nasıl bu kadar kaygısız davranabilirsin?”
“Kaygısız mı? Ben kaygısız mıyım?” Woo yerden kalkarak Jang’ın boş anında yumruğu Jang’a yapıştırarak yere düşmesini sağlamıştı. Aynı hızla Hye‘nin kolunu kavrayarak kendisine çekmişti.
“Asıl sen kimsin de bu kadına karışıyorsun? Bildiğim kadarı ile hala bekâr ve istediğimi yaparım.” Hye son söz ile çıldırmıştı. Woo’nun kollarından kurtularak sert bir tokat yapıştırmıştı yüzüne.
“Sen kim oluyorsun da benim üzerimde böyle hak iddia edebiliyorsun? İkinizi de görmek istemiyorum. Şimdi defolun ofisimden.”
“Hey?” Jang yerden kalkarak Hye’nin kolunu kavramıştı.
“Sen çıldırdın mı? Bunu nasıl söyleyebilirsin?”
“Size defolun dedim.” Hye‘nin sesi o ana kadar Jang’ın hiç duymadığı bir sertlikte çıkmıştı. O an anlamıştı ki Hye aslında göründüğü kadar narin bir kadın değildi. İstediği anda yapabileceği şeylerden korkması gerekiyordu. Onu kızdırmamak için ağır adımlar ile kapıya yönelen Jang, Hye‘nin şaşkın bakışları arasında ofisten çıkarken, Hye kendisini ağlamamak için zor tutuyordu. Woo’ya dönerek ”Sen ne bekliyorsun? Defol,” dediğinde genç adam istem dışı gerilemişti.
“Emin misin güzelim?” Woo, Jang ın kolay vazgeçtiğini düşünüyordu ama az sonra Hye’in dolabına doğru yürüyerek içinden beysbol sopası çıkarması ile gözleri büyümüştü. Yutkunan Woo, Hye‘nin sinirden gözü dönmüş olmasını dehşet ile anlamıştı.
“Sana defol dedim. Yoksa ben mi çıkarayım seni?” Tehditkar bakışları Woo’nun yüzünü deliyordu sanki. Bir adım atması ile Woo şaşkınlık ile “Se… Sen… Sen ne yapıyorsun?” Hye sinir ile bağırarak “Sana defol dedim lanet olası. Anlamıyor musun? Defol… Çık git buradan!” diye tüm öfkesiyle bağırmıştı.
“Peki… Sakin ol… Gidiyorum ama sen sakin ol…” Woo, hızla oradan çıkarken nerede ise koşar adım kendisini ofisin dışına atmıştı. Hye ise kısa çaplı bir durgunluktan sonra gözlerini sabitlediği bir noktada ağlamaya başlamıştı. Gün içinde sinirleri iyice yıpranan Hye, bir süre dinlendikten sonra kendisine gelerek hala elindeki sopaya bakmış ve gülümsemişti. Derin bir nefes alarak zor bir badireyi de atlattığını düşünmeye başlamış ve ışıkları kapatarak ofisten ayrılmıştı. Saat oldukça geç olmuştu ve arabasının olmadığını henüz hatırlıyordu. Köpeğini Soa ile göndermesi çok iyi olmuştu doğrusu. Güvenlikte bulunan tayniyi alarak yürümeye başlamadan önce etrafına bakınmıştı. Hava serin olduğu için ciğerlerine temiz havayı soluyarak bir üst caddeye çıkarak taksi çevirmek istemişti. Bir süre yürüdükten sonra arkasından çalan korna sesi ile irkilen Hye, geriye baktığında kendisine gülen bir yüz bulmuştu. Jang arabayı tam yanına durdurarak ”Sinirin geçti ise seni evine bırakayım.” Hye ifadesiz bir şekilde Jang’a bakarken aslında gitmemiş olmasına şaşırdığını belli etmemeye çalışıyordu.
“Senin burada ne işin var?”
“Düşündüm de senin araban yok ve bu saatte bir bayan için oldukça tehlikeli bir bölgedesin.”
“Bu seni ilgilendirir mi?”
“Aslında hayır ama birkaç gün sonra evleneceğim kişinin başına bir şey gelmesini de istemem.”
“Ne? Birkaç gün sonra mı?”
“Unutuyorsun galiba, benim yaşımın dolmasına bir hafta var ve hala evlenmek istiyorsan bu birkaç gün içinde gerçekleşmeli.” Hye bu sırada arabaya binmişti. Tayni arka koltuğa geçince Jang yan bir şekilde köpeğe bakmıştı. Köpek yol boyu oldukça sakindi.
“Kararını verdin galiba? Peki seninle neden evleneyim?” Jang bir an duraksamıştı. Bakışlarında hiçbir ipucu olmayan Hye ye bakarken derin bir nefes almış ve “Vazgeçtiysen söyle, kız arkadaşımı arayacağım,” dediğinde Hye şok olmuştu.
“Senin kız arkadaşın mı var?” Jang gülümseyerek ona karşılık vermişti.
“Sence bu tipte birinin kız arkadaşının olmaması anormal olmaz mı?”
“Peki neden ben? Git onunla evlen,” dediğinde Jang yüzünü asar gibi yaparak konuşmuştu.
“Sen ne yapacaksın?”
“Benim daha birkaç ayım var ve eminim birini bulurum. Sevdiğin kadınla evlenmen daha iyi değil mi?” Jang içinden ‘Eminim bulursun birini’ diye geçirirken, “Onu sevdiğimi söylediğimi hatırlamıyorum,” dedi. Hye gözlerini büyülterek Jang’a bakıyordu.
“Madem sevmiyorsun neden onunla birliktesin?”
“Kişisel ihtiyaçlar dileyim.” Adamın cevabıyla genç kız sinirlenmişti.
“Seni aşağılık sapık... Bir kadının duyguları ile nasıl bu kadar kolay oynayabiliyorsun?”
“Seninkilerle oynamadığım sürece sorun yok sanırım. Bu arada kız arkadaşım evlenmeyi düşünmüyor.”
“Kaç yaşında?”
“24, neden?” Hye içinden ‘birkaç sene sonra onu da görürüz’ diye geçirirken Jang anlamış gibi gülerek ona bakıyordu.
“Sen neye gülüyorsun?”
“Aklında ki düşünceye…”
“Ne varmış benim aklımda?” Genç kadın imayla sorarken Jang ona glümseyerek cevap vermişti.
“Kuzey Koreli değil. Dolayısı ile yasa onu ilgilendirmez.”
“Yabancı yani?”
“Aslında güneyli…” dediğinde Hye yutkunmuştu. Kedisi de aslında güneyliydi ama lanet bir miras yüzünden çifte vatandaş olmuştu. Derin bir iç çekerek ”Keşke gelmeseydim.” Hye’nin farkında olmadan söylediği sözünü Jang şaşkınlık ile dinlemişti.
“Anlamadım? Nereye gelmeseydin?”
“Kuzeye, buraya hiç gelmemeliydim.” Kızın sözleri adamı oldukça şaşırtmıştı.
“Sen buralı değil misin?”
“Hayır ben aslında güneyliyim.” Jang şaşkınlığı artarak Hye‘ye bakarken aklında binlerce soru belirmişti.
“Peki nasıl oldu da kuzey vatandaşı oldun?” Jang aklına gelen şey ile ürpermişti bir anda ”Yoksa, yoksa evlendin mi?” Hye tiz bir kahkaha atarak Jang’a bakmıştı. Adamın yüzü o kadar komik görünüyordu ki kendine engel olamamıştı.
“Bu seni ilgilendirir mi?” Bir süre duraksadıktan sonra Jang’ın yüzüne bakarak ”Evlenmiş olmam, seni ilgilendirir mi?” dedi.
“Tabii ki ilgilendirir. Başka bir adamın karısı ile evlenemem.”
“Seninle evleneceğime göre evli değilimdir. Ayrıca boşanmış olsam da bu seni ilgilendirmez sonuçta gerçekten evlenmiyoruz.” Jang sinir ile dişlerini sıkıyordu. Yüzündeki birkaç damar sinirden atmaya başlamıştı. Nedense Hye’nin önceden evlenmiş olması fikri hiç hoşuna gitmemişti.
Hye ise fırsat bulmuş Jang ı az önceki olay yüzünden intikam alıyordu. Kim demiş Hye’nin uysal olduğunu? O asla yapılan bir hatayı unutmazdı. Aksine yapılan hataya her zaman gülerek karşısında ki kişiyi çelişkiye düşürerek kendisini suçlamasına izin verirdi. Ama şuanda Jang ın düşünceleri ile mücadele ettiğini net bir şekilde görüyordu ve bundan inanılmaz bir zevk almaya başlamıştı. Derin bir nefes alan Hye ona bakıyor ve yüz hatlarının iyice gerilmesini düşüncelere dalarak seyrediyordu. Ama Jang’ın sözü ile düşüncelerinden sıyrılmıştı.
“Haklısın, gerçek bir evlilik olmayacak. Bu yüzden boşanmış olman beni ilgilendirmez.” Hye sadece gülümsemek ile yetinmişti. Jang ise gözünü yoldan ayırmayarak araba sürmeye devam ederken Hye yana dönerek merakını gidermek istemişti.
“Adresi biliyor musun?”
“Ne?”
“Evimin adresini sormadın ama doğru yolda ilerliyorsun. Adresi bir şekilde öğrenmiş olabilir misin?” Jang o ana kadar hisleri ile araba kullanıyordu. Kendisini toparlayarak.
“Hayır bilmiyorum sadece tesadüf,” dediğinde genç kız duraksamıştı.
“Tesadüf mü? Peki ilerden sağa dön.” Jang kısa bir süre Hye‘ye bakarken yola devam etmişti. Evin önüne geldiğinde Hye arabadan iner inmez gaza basan Jang köpeğin arabada kaldığını bile fark etmemişti. Uslu bir şekilde arka koltukta uyuyan köpek yol boyunca Jang’ın sinirden söylediği sözlere katlanmak zorunda kalmıştı. Daha fazla dayanamayan Jang, elini direksiyona vurarak arabayı kenara çekmişti. Geç olmasına rağmen dayısını arayan Jang oldukça asabi davranıyordu. Nedensiz bir şekilde Hye’nin boşanmasına takmış durumdaydı.
Kıskançlık!
Bu duyguyu hiçbir kız arkadaşında hissetmediği için içindeki rahatsızlığın nedenini anlayamıyordu. Hye eve girince bir şeyin eksik olduğunu anlamıştı. Dehşet ile geri dönerek köpeği tayniye seslenmişti. Köpek hissetmiş gibi başını kaldırarak havlamaya başlayınca boş bulunan Jang korku ile bağırmıştı. Telefonu elinden düşüren Jang, ağır bir şekilde başını geri çevirdiğinde ise kendisine dişlerini göstererek hırlayan küçük köpeği görmüştü.
“Sakin ol… Sakin ol küçük şeytan. Tamam, seni geri götüreceğim ama sen sakin ol.” Tayni sürekli dişlerini göstererek hırlamaya devam ediyor ve arada Jang’a havlayarak onu geri püskürtmeye çalışıyordu. Jang ise o kadar acele ettiği için kendisine saydırmak ile meşguldü şuanda. Hye bir süre duraksadıktan sonra gülümseyerek Jang’ın köpeklerden korktuğunu hatırlamıştı. Ama Jang dediği gibi korkmaktan ziyade köpeklerin pis olduğunu düşünüyordu. Ve şuanda ağzından salya akıtarak tehditkar bir şekilde kendisine bakan köpek ile ne yapacağını bilemiyordu. Eline aldığı telefon ile dayısını tekrar arayan Jang, sessiz ve bir o kadar dikkatli konuşmaya çalışıyordu.
“Ne var bu saatte Jang? Az önce yüzüme telefonu kapattın, bilmem farkında mısın?”
“Dayı, bana Hye’nin numarası gerek.”
“Neden? Sizin evlenmeyeceğinizi söylememiş miydin?”
“Bunu şimdi konuşamam, Bana Hye’nin numarasını ver.” Jang sesini hafif yükseltince köpek Hye’nin adını duyar duymaz havlamaya başlamıştı. Jang elini hafif kaldırarak köpeği susturmaya çalışıyordu. Bir yandan da aldığı Hye’nin numarasını tuşluyordu. Hye telefonu açınca karşıdan gelen ses ile duraksamıştı.
“Hey… Köpeğini arabada unuttun.” Hye gülmemek için kendisini zor tutuyordu.
“Ben unutmadım sen onu kaçırdın,” dediğinde genç adam çıldırmak üzereydi.
“Sen benimle dalga mı geçiyorsun?”
“Hayır ama gecenin bu saatinde ne yapmamı bekliyorsun?”
“Onu sana getiriyorum.”
“Hayır bunu yapamazsın,” Hye’nin ani çıkışı Jang’ı şaşırtmıştı.
“Neden? Ne yapmamı bekliyorsun bu köpeği. Onu sokak ortasına bırakmama ne dersin?”
“Sakın tayniye bir şey yapma. Ben evde değilim. Bu gece sende kalsın yarın ofise getirirsin.” Jang genç kızın evde olmamasına takılmıştı.
“Başka bir emriniz var mıydı hanım efendi?” Jang alaycı bir şekilde Hye ile konuşurken Hye hiç aldırış etmeden.
“Ehliyetim yok ve şoförüm yarın işe başlayacak.” Jang aynı anda iki şeyi fark etmişti.
“Sen neredesin? Seni henüz eve bırakmıştım. Ve şu şoför meselesi de nedir? Seni ben bırakacağımı söylemiştim.”
“Sen ciddi miydin? Ben şaka yaptığını sanıyordum.”
“Şaka mı? Köpeğini sana getireceğim neredesin?”
“Sana söyledim, evde değilim…”
“O zaman nerede olduğunu söyle ve oraya getireyim.”
“Bunu söyleyemem. Hem işim var ben kapatıyorum,” genç kız Jang’ın yüzüne telefonu kapattır kapatmaz gülerek kendisini yatağının üzerine bırakmıştı. Jang ise sinirle köpeği ne yapacağını düşünmeye başlamıştı. Köpek biraz sakinleşmişti ama gece ne olacağı belli değildi. Arabayı yeniden çalıştıran Jang, evin önüne geldiğinde arka kapıyı biraz ürkekçe açmıştı. Kapı açılır açılmaz koşarak dışarıya çıkan köpek, uzaklaşmaya başlayınca Jang peşinden koşmaya başlamıştı. Gece gece bu durum iyice Jang ın sinirlerini bozmaya yetmişti. Ama az ilerde ağacın dibinde duraksayan köpeği gören Jang derin bir nefes almıştı. Gülümseyerek köpeğe yaklaşarak.
“Annen seni iyi eğitmiş galiba, aferin akıllı köpek. Şimdi babaya gel…” dediğinde Jang biraz duraksadıktan sonra kendi söylediği söz ile delirmiş olacağını düşünmeye başlamıştı. Köpek anlamış gibi Jang a yaklaşırken Jang oldukça tedirgindi. Köpeğe dokunmadan yürümeye başlayan Jang, köpeğin kendisini takip etmeye başlamasını hayranlık ile izlemişti. Evin kapısını açınca tayni koşarak stüdyo tarzı evin köşesindeki yatağın üzerine çıkmıştı.
“Hey in aşağıya, patilerin kirli… İn oradan.” Köpek havlamaya başlayınca Jang elini sanki bir insan ile konuşuyormuş gibi dudaklarına değdirerek köpeği susturmaya çalışıyordu. Komşuların uyanmaması için dua ederken bir yandan da pes ederek köpeği yatağa bırakmıştı. Banyoya giren Jang ılık bir duş alırken düşünüyordu. Başına düşen her su damlası sanki zihnini daha da açıyordu. Bir yandan Hye’nin nerede olacağını düşünürken diğer yandan da dayısının nasıl oldu da kendisine boşanmış bir kadını seçtiğini merak ediyordu. Banyodan çıktığında yatağında gerinerek uyuyan köpeği görmesi ile duraksamıştı. Başka zaman olsa evine asla köpek almayacağını düşünen Jang, şuanda kendisinin davranışlarına anlam veremiyordu.
Kanepeye yatan Jang, başını kaldırarak tekrar yatağında ki köpeğe bakmıştı. Gülümseyerek ‘Umarım rahatsındır. Benim yatağım çok rahat değil mi küçük şeytan’ diye seslenirken başını iki yana sallamış ve gerçekten delirmeye başladığını düşünmüştü. Sabahın ilk ışıkları ile yüzünde ki ıslaklık ile uyanan Jang, gözlerini açtığında köpeğin yüzünü yaladığını fark etmişti. Hızla geri çekilen Jang, tayninin havlamasına neden olmuştu. Sabah çok erken olduğu için onu susturmaya çalışan Jang, kapıyı açar açmaz köpeğin dışarıya koşmasını şaşkınlık ile izlemişti. O zaman bu köpeğin sadece ihtiyacı geldiği zaman havladığını anlayan Jang gülümsemeden edememişti. Peşinden giden Jang, kahvaltılık bir şeyler alırken köpek içinde mama almıştı. Eve tekrar döndüğünde aklına gelen şey ile acele bir şekilde kahvaltısını yaparak tayni ile birlikte evden ayrılmıştı. Önce Hye’nin arabasını almak için çekilen yere giden Jang, yolda Sung’u arayarak kendi arabasını alması için yanına gelmesini istemişti. Sung sabah erken uyandırıldığı için söyleniyordu. Jang’ın yanına geldiğinde bir süre duraksayarak gülmeye başlamıştı.
“Ne oldu, kızı ikna edemedin ona köpek mi aldın?” Jang kızgın bakışlarını Sung’a yönetirken, “Ona köpek almama gerek yok bu köpek zaten onun,” dedi.
“Sende ne arıyor peki? Şimdiden aile ile kaynaşıyorum deme?” Sung kahkaha ile gülerken tayni havlamaya başlamış ve Sung’a dişlerini göstermişti.
“Sakin ol kızım, onu ısırırsan mikrop kapabilirsin.”
“Yah… Sen benim hakkımda nasıl böyle konuşursun?”
“Neyse, dün arabanı verdiğin için teşekkürler.”
“Peki işe yaradı mı?”
“Evet, birkaç güne o çatlak ile evleniyorum…” Sung imalı bir bakış atarak “Tamam biraz çılgın ama çok güzel bir kadın,” dediğinde Jang derin bir nefes almıştı.
“Öyle mi dersin? Güzel ama dengesizin teki.”
“Ne? Neden bu şekilde konuşuyorsun?”
“O kadının bir anı diğerini tutmuyor. Onu anlamak çok zor,” dediğinde genç adam arkadaşına hak vermişti.
“Bunu aramızdaki en çapkın adam mı söylüyor. Senin bunu anlamış olman gerekmez miydi? Bunca zaman kadınların asla tam olarak anlaşılamayacağını anlaman gerekiyordu.”
“Evet ama bu kadın bildiğim kadınların tozunu attırır. Bana dün ne dedi biliyor musun?”
“İlgini çektiğine göre ilginç bir şey olmalı.”
“Ah… Evet çok ilginç. Bana kendisini boynuzlamak için neden bu kadar hevesli olduğumu sordu.” Sung, Jang’ın sözleri ile kahkaha atmaya başlamıştı. Bir yandan konuşmaya çalışıyor bir yandan da karnını tutuyordu.
“Sen ona onu boynuzlayacağını mı söyledin? Bu nasıl bir sokak dili konuşmasıdır böyle?”
“Ben ona sadece ilişkilerime devam edeceğimi söyledim.”
“Ne? Bunu gerçekten söyledin mi? Seni aptal, hiç akıllanmayacaksın değil mi?”
“Yah… Ne var bunda? O da kendi hayatına devam edecek.”
“Peki bu seni rahatsız etmeyecek mi?”
“Hayır,”
“Emin misin? Senin karın başka adamın kolunda ve sen başka bir kadın ile onunla karşılaşıyorsun. O sahneyi görmek isterdim. Acaba kim galip gelirdi,” dediğinde genç adam düşünmeye başlamıştı.
“Saçmalama, öyle bir şey olmayacak. Evlendikten sonra onunla görüşmeyeceğim.”
“Gerçekten mi? O zaman ben görüşebilir miyim?” Sung’un sözleri ile sinirlenen Jang arkadaşının yakasını tutarak kendisine çekmişti.
“Bunu aklından bile geçirme.” Sung gülerek ona bakıyordu. Arkadaşı farkında değildi ama çoktan genç kadının çekimine kapılmış durumdaydı.
" Madem başkası olacak o zaman neden Hye ye karışıyorsun ki? Bırak istediği kişi ile olsun.
" Buna izin veremem… “Jang kendi sözlerinden sonra şok olmuştu. Ani bir şekilde ağzında çıkan sözler ile Sung gülerken Jang dehşete düşmüştü.