9. Bölüm

3675 Kelimeler
“Neye izin veremezsin?” Jang toparlamaya çalışarak “Şey işte, yani senin ile onun birlikte olmasına,” dediğinde Sung tek kaşını kaldırarak genç adama baktı. “Neden?” “Lanet olsun Sung, sen benim en iyi arkadaşımsın. Sence bu normal mi?” Sung gülümseyerek “Tek sebep bu mu? Eğer bu ise seninle arkadaş olmayı bırakabilirim. Çünkü o kadın buna değer,” dediğinde genç adam onun sözleri ile dehşete düşmüştü.  Jang ne söyleyeceğini bilememişti. Sadece ağzından şaşkınlıkla “Bunda ciddi olamazsın?” sözleri dökülmüştü. Arkadaşının şaşkın ve dehşete düşmüş ifadesine bakan Sung oldukça eğleniyordu. Sonra bu kadarının fazla olduğunu düşünerek geri adım atmıştı. “Tamam, sadece şaka yapıyordum. Hiçbir kadın benim dostumdan değerli olamaz. Ama iyi düşünmelisin. Bu gerçekten iyi mi?” “Bilmiyorum ama ondan uzak durmam gerektiğini hissediyorum.” “Bak dostum! Tamam, senin hislerine her zaman güvenmişimdir ama bu kez yanıldığını söylemek zorundayım. Arasan da onun kadar sana uygun bir eş bulamazsın. Üstelik az ile yetinen birine benziyor ve sana özgürlük vaat edecek kadar da kendisine güveniyor.” “Ne demek bu?” “Düşünsene, onun senin gibi bir kocası olacak ve başka kadınlar ile olabileceğini söyleyecek. Bu çok farklı… Yani… Yani sen oldukça yakışıklısın ve o da bunun farkında olmalı. Etrafında birçok kadının olduğunu bildiğine eminim ama yine de kapris yaparak seni kısıtlamak yerine serbest bırakabiliyor. Gerçekten hayran kaldım.” “Hey…” Jang’ın uyaran sesi ile gülen Sung onun anlamaya çalışan yüz ifadesini seyrediyordu. Sonra aklına gelen şey ile kaşlarını çatan Jang’a bakarak ”Ne oldu?” dedi. “O nasıl göründüğüm ile ilgilenmediğini söylemişti. Ona göre daha farklı şeyler olmalıymış bir erkekte.” “Ne gibi?” “Bilmiyorum ve inan umurumda da değil,” dediğinde genç adam arkadaşına inanmamıştı. “Gerçekten bu seni rahatsız ediyor değil mi? Buna adım gibi eminim.” Jang onu dinlemeyerek saatine bakmış ve acele ile, ”Benim gitmem gerek. Geç kalıyorum,” dedi. Onun aceleci davranışına şaşıran genç adama arkasından seslenmişti. “Hey nereye?” “Daha Hye‘yi alarak işe götüreceğim.” Sung şaşkın bakışları ile ona bakarken ”Neden bunu sen yapıyorsun? Yoksa şimdiden seni özel şoförü yapmaya mı başladı!” dediğinde Sung un sözleri Jang’ın beyninde yankılanmıştı. “Özel şoför mü?” Pis pis sırıtmaya başlayan Jang Sung’u şaşırtmıştı. Derin bir nefes alan Sung “Dostum sen gerçekten kafayı yemişsin,” diyerek başını iki yana sallamıştı. “Evet, bu kadın bana kafayı yedirdi.” Arabaya atlayan Jang, Hye’nin evinin yolunu tutmuştu. Arada arka koltuğa dönerek köpeği kontrol ediyor ve tekrar yola bakıyordu. Tayni sesini çıkarmadan giderken eve yaklaşmaları ile köpeğin havlamaya başlaması Jang’ın boş bulunmasına gelerek korkmasına neden olmuştu.” “Yah… Neden sürekli beni korkutuyorsun?” Jang kızgın bir şekilde arkaya bakarken köpek dişlerini göstererek Jang’a bakıyordu. Kuyruğunu deli gibi sallayan köpek Jang’ın arabayı durdurması ile açık olan camdan atlaması ile şaşırmıştı. Köpek deli gibi koşarken Jang hızla arabadan çıkarak onun peşinden koşmaya başlamıştı. “Hey… Dursana, zaten eve az kaldı. Hadi ama dur!” Jang nefes nefese etrafa bakınırken köpeğin az ilerde spor kıyafetleri ile koşan Hye ile oynadığını görünce rahat bir nefes almıştı. Hye Jang’ı fark etmemişti bile. Tayni zıplayarak ona sarılmaya çalışıyordu. Hye ise gülerek etrafında dönmeye başlayınca Jang onun neşesine hayran kalmıştı. Bir süre sonra Hye’nin kıyafetine dikkat çekince tüm yüzü değişmişti. Hye kısa şortu ve askılı badisi ile oldukça çekici görünüyordu. Jang bu görüntüden hoşlanmadığını düşünmüştü. Neden vücudunu bu kadar belli eden kıyafet giymişti ki sanki. Jang bedeninde hissettiği şeyin kıskançlık olduğunu anlayamıyordu. Başka zaman olsa yanında duracak kadınların çekici ve güzel görünmesine çok önem veren Jang, şuanda hayatında gördüğünü düşündüğü en çekici kadını bir çuvalın içine tıkmak ve kimsenin ona bakmamasını sağlamak istediğini anlayınca gözlerini büyültmüştü. Kanının çekildiğini hisseden Jang kendisine yaklaşan Hye‘yi fark etmemişti bile. Hye gözünün önüne elini sallayarak “Hey, uyudun mu? Neden öyle bakıyorsun?” dediğinde genç adam kendine gelmişti. “Ne? Şey…” Jang yakından bir süre Hye‘yi inceleyerek “Baksana sen, daha uygun bir kıyafet bulamadın mı üzerine?” “Ne varmış kıyafetimde?” “Bende onu söylüyorum, kıyafetinde bir şey yok. Yani kumaşı nerede?” diye sorduğunda Hye şok olmuş bir şekilde Jang’a bakmıştı. Adamın sözleri karşısında sinirden tüm bedeninin kasıldığını hissetmişti. Sanki diyaframındaki tüm sesi boşaltmak istercesine bağıran Hye, Jang’ın korkmasına neden olmuştu. “Yahhh… Sen ne söylemeye çalışıyorsun? Benim çıplak olduğumu mu?” Jang yutkunarak kendisine tehlikeli bir şekilde yaklaşan Hye‘ye bakıyordu. “Ben öyle bir şey söylemedim. Sadece daha kapalı kıyafet giyebilirdin?” “Neden? Bundan sana ne?” “Ben… Ben… Seni düşünmüştüm. Sabahın bu saatinde etrafta kimse yok ve çok tehlikeli olabilir.” Jang geri adım atmıştı. Ama bir yandan da söylediği doğruydu. Sabah erken saatlerde bulundukları çıvarlar oldukça sessiz ve gerçekten tehlikeli tiplerin dolaştığı bir bölgeydi. Hye köpeğini kucağına alarak yürümeye başlamadan önce az da olsa sinirini gidererek, “Sen kahvaltı yaptın mı?” diye sorduğunda Jang gülümseyerek “Aslında yaptım sayılır,” dedi. “O zaman bana katılmana gerek yok.” “Misafire bu şekilde de mi davranılır. Arabanı almak için sabah erkenden kalkmak zorunda kaldım.” “Arabamı aldın mı?” Hye şaşkınlık ile bakmıştı. Ondan böyle bir şeyi beklemediği bu davranışı ile belli oluyordu. Jang ise bu durumdan rahatsız olmuştu. “Alacağımı söylemiştim, neden bu kadar şaşırıyorsun ki? Az da olsa sözlerime inanmanı isterdim.” Hye umursamadan yanından ayrılırken Jang kızgın bir tavır ile ondan önce davranarak arabaya ulaşmış ve arabayı Hye’nin evinin önüne park etmişti. Arabadan inmediğini gören Hye ise meraklı bir şekilde “Sen gelmiyor musun?” dedi. “Gerek yok. Acele edersen seni ofisine bıraktıktan sonra kendi işime gideceğim.” “Buna gerek yok. Bu akşam yeni şoförüm gelecek.” “Bende bu konu hakkında konuşacaktım seninle.” Hye anlamayan bir ifade ile Jang’ın yüzüne bakmıştı. “Ne hakkında?” “Şu şoför meselesi, senin şoförün ben olacağım.” Hye Jang’ın sözleri ile kahkaha atmıştı. Beklenmedik bu istek karşısında ne diyeceğini bilemeyen Hye Jang’ın kızgın bakışları ile karşılaşınca susmayı tercih ederek “Bunu da nereden çıkardın? Seni işe alacağımı nerden çıkardın?” dedi. “Bak zaten ek bir iş yapacaktım. Kısa süreli de olsa bu işi yapabilirim. İki işi aynı anda idare etmek zorundayım. Hem bu senin de işine gelir…” dediğinde Hye ona bakmıştı. “Nedenmiş o?” “Tanımadığın biri ile aynı ortamda bulunmak istemezsin değil mi?” Hye gülümseyerek “Seni de tanımıyorum,” dedi. Jang son söz ile yutkunmuştu. “Madem beni tanımıyorsun neden benimle evleniyorsun?” “Evlenmem seni tanımak istediğim anlamına gelmez. Sadece kanun önünde durumu kurtarmaya çalışıyorum.” “İşte bu iyi, ikimizin amacı aynı olduğuna göre teklifimi kabul et. Sana karışmak gibi bir düşüncem yok. Sadece bir işe ihtiyacım var ve bu iş benim için uygun.” “Ama sen benim için uygun değilsin?” “Ne? Ne demek bu?” “Her istediğim an yanımda olabilecek misin? Diğer işini bırakıp gelebilecek misin? Geçici bir iş için kadrolu bir işten ayrılmanı istemem,” “Bu seni rahatsız etmiyor mu?” “Ne beni rahatsız etmiyor mu?” “Bu kadar çok oynamak… Yorulmuş olmalısın artı. Neden bırakmıyorsun bu oyunu?” “Oyun mu? Beni yanlış anladın galiba, oyun oynayacak yaşı geçtim ben.” “Ama bana öyle gelmiyor.” Hye şaşkınlık ile Jang’a bakarken Jang kısık gözleri ile Hye‘ye yaklaşmıştı. “Sen ne yaptığını sanıyorsun?” Hye’ye iyice yaklaşan Jang, gözlerinin içine bakarak ”Benden etkilenmediğini söyleyebilir misin? Söylesene Hye, gerçekten sana hiç mi çekici gelmiyorum,” dediğinde Hye yutkunmadan edememişti. Jang ise sürekli üzerine doğru yürüyordu. Hye bakışlarını Jang’ın gözlerine sabitlemiş bir şekilde bakarken sanki nefes almayı unutmuştu. Jang bir an olsun gözlerin Hye’nin gözlerinden çekmemişti. Gittikçe yaklaşarak iyice yüzüne yaklaşmıştı. Şuanda nefesleri birbirine karışırken ikisi de heyecandan ölebileceğini düşünüyordu. Ama Hye’nin belli etmeyen yüz ifadesi Jang’ın geri adım atmasına neden olmuştu. “Üzgünüm ileri gittim.” Geri dönen Jang fark etmeden elini kalbinin üzerine götürerek sessizce söylenmişti. “Senin neyin var böyle?” Hye ise az önce yaşadığı duygu patlamasına anlam veremese de Jang devam etseydi ona karşı koyamamaktan korkmuştu. Belli etmek istemese de o da Jang’ın ne kadar çekici bir adam olduğunun farkındaydı. Sadece kendisini sonu olmayan bir yola sokmak istemiyordu. Kesinlikle Jang’tan uzak durmalıydı. Derin bir nefes alan Hye, evin kapısını açarak Jang’a dönmüştü. “Sen gelmiyor musun?” “Ne?” “Ben daha kahvaltı yapmadım ve yapmadan da çıkmayı düşünmüyorum. Vaktin yoksa gidebilirsin?” “Peki sen nasıl işe gitmeyi düşünüyorsun?” “Ben başımın çarense bakabilirim. Ayrıca dediğim gibi bu gün şoförüm gelecek.” “Bende sana ben senin şoförün olabilirim dedim.” “Evet ama senin işine engel olmak istemem. Zaten sana vereceğim maaş ile ikinci bir işe de gerek kalmayacak.” Jang sinirlenmemek için oldukça çaba harcıyordu. Hye’nin inatçılığı onu deli etmeye başlamıştı. İçeriye giden Hye’nin ardından kapıdan içeriye giren Jang, etrafına bakınmaya başlamıştı. İki katlı bu ev oldukça sade ve şık döşenmişti. Hye’nin zevkli olduğu belli oluyordu. Hye üst kata çıkmadan önce alt kattaki mutfağına giderek birkaç hazırlık yapmıştı. Jang onu izlemeye başlamıştı. Sanki etrafında kimse yokmuş gibi dalgın olan Hye oldukça sevimli görünüyordu. “İstersen ben hazırlayabilirim. Sen hazırlanırsan daha çabuk oluruz.” Jang’ın sözleri ile dikkatini ona yönelten Hye gülümseyerek sormuştu. “Bunu gerçekten yapabilir misin?” “Neyi?” “Yani, mutfak… Yemek… Bu tür şeyleri…” Jang kısık bakışları ile ona bakarken aslında Hye’nin eğlendiğini anlayabiliyordu. “Merak etme seni zehirlemek gibi bir niyetim yok.” “Bunu biliyorum. Beni zehirlersen kısa sürede nasıl kendine benim gibi bir eş bulacaksın.” “Emin ol istesem şimdi bile bir tane bulabilirim. Beni fazla hafife alıyorsun küçük hanım.” Hye bakışlarını ondan kaçırarak sesinin yüksekliğini düşürerek Jang’ın zor duyacağı bir ses tonu ile “Ona ne şüphe, eminim sırada bekliyorlardır,” dedi. “Ne dedin?” “Yok bir şey, madem istiyorsun, ben yumurtayı sahanda severim. Sen devam edebilirsin. Ben hazırlanıp geliyorum.” “Tamam, çok fazla oyalanmazsan ikimizde zamanında işimizde oluruz.” Jang’ın sözlerine gülen genç kız alaycı bir şekilde cevap vermişti. “,Unutuyorsun galiba, ben patronum. Benim işe geç kalmak gibi bir sorunum yok.” Jang imalı bir şekilde gülümserken Hye onu takmayarak merdivenlere yönelmişti. Jang’a göre rol yapmış olsa da aslında bu Hye’nin karakteriydi ve fazla kafa yormayı sevmezdi. Anında motivasyon olabilen bir kadın iken yeri geldiğini de gözü dönen bir eli maşalı kadına dönebiliyordu. Merdivenleri çıkarak odasına giren Hye, dolabını açtığında ne giyeceğine bir türlü karar verememişti. İlk kez bu kadar düşünen Hye sonradan yaptığını fark edince aynanın karşısına geçerek kendine kızmıştı. “Gerçekten kafayı yedin Hye, neden bu kadar önemsiyorsun ki?” Hye en son elinde tuttuğu spor kıyafeti giyerek hafif makyaj ile aşağıya indiğinde Jang bir süre onu seyretmişti. Sonradan kendisini toparlayarak Hye’nin yaptığı gibi önemsemiyormuş gibi davranarak masaya oturmuştu. Dayanamayan Jang “Bunca zaman bu kıyafet için mi oyalandın?” Hye eli ile kendisini kontrol ederken acaba yanlış bir şey mi var diye duraksamıştı. “Ne varmış kıyafetimde?” “Hiçbir şey, gayet sportif olmuşsun. Ama bu kadar geç geldiğini düşünürsek daha şık giyineceğini düşünüyordum.” “Ne giydiğim seni ilgilendirmez. Senin beğenmen ya da beğenmemem umurumda değil.” Hye, Jang’ın yorumundan rahatsız olmuştu. Sözlerinden kıyafetini beğenmediği sonucunu çıkaran Hye’nin tüm keyfi kaçmıştı. Ama Jang’a belli etmeyerek masaya oturmuş ve ona bakmadan hazırlanan kahvaltısını yapmaya başlamıştı. Jang ise ondan gözünü alamıyordu. Bir yandan ona bakarken Hye‘ye yakalanmak istemiyor ama yine de karşısında ki sade bir kıyafet ile bile bu kadar çekici olan bu kadına bakmaktan kendisini alamıyordu. Hye başını kaldırınca ne gibi başını sallamıştı. “Sadece merak ediyorum, ailen nerede?” Jang’ın sorusu Hye’nin iştahını kapatmıştı. Elindeki çatalı masaya bırakarak ”Bunu neden soruyorsun?” dedi. “Merak diyelim…” “Merak etme, ben senin aileni soruyor muyum?” “İstersen sorabilirsin. Benim yanıtlayamayacağım hiçbir soru yok.” “Öyle mi?” “Evet… Denemek ister misin?” “Peki… Ailen nerede?” “Bir ablam ve dayım var.” “Ablan ve dayın, onlar benimle evlenmene bir şey söylemiyor mu?” Jang içinden ‘Dayım seninle evleneceğimi öğrenince sevinçten bayılmasa iyidir’ diye geçirirken gülümsediğinin farkında bile değildi. Ama ablası, o güneyde evliydi. Ve neredeyse bir yıldır görüşmemişlerdi. “Daha söylemedim.” “Onlar için şok olacaktır.” Hye yeniden başını önündeki kahvaltısına çevirmişti. “Peki sen, sen ailene söyledin mi?” “Benim kimsem yok.” “Hiç mi? Buna inanmamı bekleme.” Hye tekrar başını kaldırarak Jang’ın yüzüne bakmıştı. Bir süre gözleri kesişen ikili Hye’nin sesi ile suskunluğunu bozmuştu. “Annem öldü. 12 yaşından beri de babamı görmedim. Güneyde yaşıyor ve görüşmüyoruz.” “Peki kardeşin?” “Ben tek çocuğum.” Hye bir süre duraksadıktan sonra kendisinin de merak ettiği bir soruyu yine kendisine sormuştu. “Tabi babamın yeni bir çocuğu olmadıysa.” “Baban yeniden mi evlendi?” Hye ayağa kalkarak konuyu değiştirmek istemişti. “Artık gidelim.” “Neden sorulardan kaçıyorsun? Ya bir kardeşin varsa? Hiç mi merak etmiyorsun?” Hye sert bir şekilde arkasını dönerek konuşmuştu. “Etmiyorum ve bu konu seni ilgilendirmez. En azından mutlu olman gerekmiyor mu? Sana karışacak ailesi olmayan bir kadın ile evleneceksin.” “Ya ben sana karışırsam?” Hye imalı bir şekilde ona bakarken Jang yine söylemek istemediği bir şeyi söylemiş gibi gözlerini Hye‘den kaçırarak etrafı inceliyormuş gibi yapıyordu. “Buna izin vermeyeceğimi bilmen gerek. Ben kendime koca bulmak için değil sadece kanundan kurtulmak için evleniyorum.” “Peki, sadece şaka yapmak istemiştim.” “Eğer bu şekilde şaka yapacaksan yapma. Bu yaştan sonra kimsenin hayatıma müdahale etmesine izin veremem.” “Anladık…” Jang kızarak hızla kapıdan çıkmıştı. Hye ise arkasından bakarak “Yapamayacağın şeyler söyleme. Bana asla karışmak istemezsin. Hayatıma girmek için feda edemeyeceğin şeylerin olduğuna eminim.” Hye’nin içi acımıştı. Jang’ın asla kendisi ile olmak istemeyeceğini düşünüyordu. O özgür bir ruha sahipti. Ve bu şekilde kalmak için hiçbir kadına bağlı kalamayacağının da farkındaydı. Aslın da Hye haklıydı. Jang oldukça özgür ruhlu ve tek kadına sahip olmak istemeyecek kadar kadınlara düşkün bir yapısı vardı. Ama ikisinin de anlamadığı tek şey önceliklerinin değişmeleriydi. İkisinin de önceliği değişmiş olmasına rağmen henüz bunun farkında değildiler. Araba sessiz bir şekilde ilerlerken ikisi de derin düşüncelere dalmıştı. Ne düşündükleri ise meçhuldü. Sadece Jang’ın sözleri ile şok olan Hye ise ne söyleyeceğini bilememişti.  “Bilmen gereken bir şey var!”  Hye, Jang’ın söyleyeceğini merak etmişti. Bu sözlerin altından kötü bir şey çıkacağını düşünüyordu. “Neyi bilmem gerekiyor? Eğer vazgeçtiğini söyleyeceksen…” “Hayır o değil,” genç adam hızla sözünü kesmişti.   “O zaman nedir?” “Bizim ailede bir gelenek vardır.” Hye dikkat ile Jang’ı dinliyordu ”Ve bu geleneğe göre…” Jang susunca Hye dayanamamıştı. “Evet?” Hye heyecan ile sormuştu. Jang derin bir nefes alarak şimdi yapmak üzere olduğuna inanamayarak devam etmişti.” “Ben asla boşanamam.” Jang’ın sözleri ile şok olan Hye ne söyleyeceğini bilememişti. Sadece kekeleyerek ”Ne… Ne… Demek… Bu…   “Bu şu demek, eğer benimle evleneceksen bunun sonucunda asla boşanamayacağın bir kocan olacak. Yani vazgeçmek istiyorsan şimdi vazgeç.” Hye nefesini tutmuştu. Düşüncelerini toparlamaya çalışıyordu. Bu da nereden çıktı böyle şimdi? Kafası allak bullak olmuştu. Jang ise onun ifadesinden ne düşündüğünü anlamaya çalışıyordu. “Sen… Senin ailende boşanan yok mu?” Jang kısa bir kahkaha atmıştı. “Hayır yok. Ve bu bizim ailede dışlanmaya kadar gider. Doğrusu saçma bir neden ile ailemin beni red etmesine izin veremem.” “Ne… Bu çok saçma… Ya evlendiğin kişi ile anlaşamazsan?” “Bu imkânsız işte… Zorlada olsa anlaşmak zorundasın. Bu gelenek asla bozulmadı.” “Peki biz? Bu imkansız değil mi? Ya ilerde aşık olacağın bir kadın çıkarsa?” Jang, Hye’nin sözlerine gülümsemişti. Hye ise neye güldüğüne anlam verememişti. “Tek düşündüğün bu mu?” “Neden?” “Kendini düşünmüyor musun? Ömür boyu sana dokunmayacak bir eşin olacak.” Hye duraksamıştı. Başını cama çeviren Hye ne söyleyeceğini bilmese de bu bir gerçekti. Peki kendisi için bu katlanılabilir bir evlilik olabilecek miydi? Ama aklına gelen şey ile yeniden Jang’a dönmüştü. “Benim için sorun değil. Zaten bu kanun olmasaydı evlenmeyi düşünmüyordum. Yani ha varsın benim için ha yoksun. Önemli değil.” “Ya senin karşına aşık olacağın biri çıkarsa?” Hye Jang’ın anlamaması için yüzüne sahte bir gülümseme takınarak cevap vermişti. “Ben aşka inanmam. Yani bunun için endişelenmene gerek yok. Beni düşüneceğine kendini düşün.” Jang aldığı cevaptan hoşlanmadığını hissetmişti. Tekrar yola odaklanarak düşünceye dalmıştı. “Demek aşka inanmıyorsun?” Sesinin çıktığının farkına varmayan Jang, andığı cevap ile bun fark etmişti. “Evet, inanmıyorum. Bana göre aşk diye bir şey yoktur. Belki sevgi evet ama aşk… Bazı saçmalıkları aşk adı altında örtmeye çalışan düşüncesizlerden hoşlanmıyorum. Kesinlikle buna inanmıyorum.” Hye’nin sesi değişik çıkmıştı. Jang başını ona çevirdiğinde soğuk bir ifade ile arabadan dışarıyı izlediğini fark etmişti. Onda yanlış olan bir şey vardı. Hye oldukça sevecen bir kadın olmasına rağmen nasıl oluyor da aşka inanmadığını söyleyebiliyordu. Sonra aklına gelen şey ile içinin acıdığını hissetmişti. “Kocan nerede?” Hye ani gelen bu soru ile afallamıştı. “Ne?” “Kocan, o yaşıyor mu?” “Bunu neden soruyorsun?” “Bu şekilde konuşmanın bir anlamı olmalı değil mi? Sonradan bir gün karşıma çıkacaksa bilmem gerekiyor.” “Her söylediğimden bir anlam çıkarmaktan vazgeçmelisin. Ayrıca karşına çıkmayacağına eminim.” Hye içinden aynaya bakmasını söylemişti. Aptal adam… Tek kocası kendisi olacaktı. Ama bunu ona söylemek istemiyordu. Şuanda onun kendisini dul düşünmesi içini değişik bir haz ile dolduruyordu. “Senin aksine ben seni tanımaya çalışıyorum.” “Buna gerek yok. Ne sen beni ne de ben seni tanıyayım. Mümkünse iki yabancı olalım Jang.” “İşte bu çok zor olacak.” Hye anlamaz bir ifade ile ona bakmıştı. “Ne demek bu?” “Bir süre beraber yaşamak zorunda kalabiliriz.” Hye onun neden bahsettiğini anlamamıştı. “Bu da nereden çıktı?” “Galiba sadece kanundan haberin var. Evlilik sonrası işlemlerden haberin yok gibi.” Hye şaşkın bir şekilde ona bakıyordu. Jang’ın ne demek istediğini anlayamıyordu. “Sen ne demek istiyorsun? Bana açık bir şekilde anlat.” “Aslında evlilik sonrası birkaç yetkili ev ziyaretlerinde bulunarak denetim yapıyorlar.” Genç kız duydukları karşısında yutkunmadan edememişti. Nasıl olmuştu da bu ayrıntılar onun gözünden kaçmıştı.   “Ne?” Hye sesinin yüksek çıktığının farkında bile değildi. Jang ise gayet sakin bir şekilde ona cevap vermişti. “Bunu bilmediğin açık, yoksa bu kadar basit evlilikten söz etmezdin.” “Evet, bilmiyordum ve bu olanaksız. Seninle aynı evde kalamam.” “Neden? Bunda ne sakınca var ki?” Hye ters bakışlarını Jang’a atarken Jang sabahtan beri ilk kez eğlenmişti. “Sana olmaz dedim.” “Bende nedenini soruyorum. Nasılsa evleniyoruz. Neden aynı evde kalmayalım ki?” “Bunu aklına bile getirme, seninle asla aynı evde kalmam.” “Bence bu kadar büyük konuşma güzelim.” Jang’ın son sözü ile sinirlenen Hye direksiyonu çevirerek Jang’ın korkulu bakışları ile karşılaşmıştı. Aynı sinir ile Hey ”Sakın bana bir daha güzelim deme. Bu sözden tiksindiğim kadar hiçbir sözden tiksinmemiştim,” dediğinde Jang gözlerini büyülterek Hye’nin öfkesinin nedenini anlamaya çalışıyordu. Belki dışarında açık kutu gibi görünen Hye’nin içinde kapanmayan yaralar olduğunu düşünmeye başlayan Jang, Hye’nin arabadan inerek yürümeye başlaması üzere kendisine gelmişti. “Sen nereye gidiyorsun? Daha gelmedik.” “Biraz yürüyeceğim. Sen işine gidebilirsin.  Zaten iş yeri az ileride olduğu için sorun değil.” “Ama…” genç adam itiraz etmek istese de Hye tarafından engellenmişti. Şuanda sakin kafayla düşünmeye ihtiyacı vardı. “Git dedim Jang ve mümkünse evleneceğimiz güne kadar gözüme görünme.” Jang şaşkındı. Ne vardı ki bu sözde bu kadar. Alt tarafı ona şaka yapmak için ‘Güzelim’ demişti. Üstelik bu yalan da değil. Hye oldukça güzel bir kadın. Ardına bile bakmadan ilerleyen Hye’nin gidişini izlerken Jang onun sözlerini kulaklarında duyuyordu. ‘Sakın bana bir daha güzelim deme… Tiksiniyorum…” Tiksinmek… Hangi kadın kendisine güzelim denmesinden tiksinebilirdi ki? Hye ofise geldiği zaman direk odasına geçmişti. Ondaki bu durgunluğu fark eden Soa hemen yanına giderek “Efendim, siz iyi misiniz?” diye sorduğunda genç kadın yardımcısına dalgın bir şekilde bakmıştı.   “Anlamadım?” “Şey… İyi görünmüyorsunuz?” Hye hemen toparlayarak “Merak etme, sadece aklım biraz karışık,” dedi. “Neden efendim, kötü bir şey mi oldu?” “Soa…” Hye bir an duraksamıştı. genç kadına soracağı sorunun doğru olup olmayacağını düşünmüştü. “Evet?” “Yok bir şey…” “Hadi ama Bayan Hye, sizi iyi tanırım bu kez ne oldu?” “Sen asla eşin olmayacağını söyleyen bir adam ile ömür boyu evli kalır mısın?” “Anlayamadım… Bu da nereden çıktı?” “Şöyle düşün, evleniyorsun ama kocan asla boşanmayacak…” “Bu çok güzel değil mi?” “Aslında, boşanmayacak ama senin gerçek kocanda olmayacak.” genç kızın sorusuyla Soa’nın aklı da karışmıştı. “Bu nasıl bir saçmalık efendim. Bu şekilde kim evli kalır ki?” “Ben!” Hye’nin son sözleri sadece kendisi duyabileceği bir yükseklikte ağzından dökülmüştü. “Anlamadım efendim, inanın hiç bir şey anlamadım.” “Önemli değil. Sadece sormak istedim…” “Eğer zoraki bir şekilde evlenirsem ki böyle bir şeye izin veremem.” “Evet.” “Eğer o kişiye biraz olsun bir yakınlık hissedersem bana aşık olmasını sağlarım.” “Aşk mı? Bu… Ya bu duygunun var olmadığını düşünüyorsan?” “Ama bu imkânsız. Aşk sadece bir çeşit değildir, bu çok farklı… Yani… Aşk!” genç kızın sözlerinden Hye hiç bir şey anlamamıştı. “Soa, daha açık konuş lütfen. Ne dediğini inan anlayamıyorum.” “Şöyle düşünün Bayan Hey, siz işinizi seviyor musunuz?” “Evet de ne alakası var?” “Peki size biri işinizi bırakmanızı ve başka bir iş yapmanızı, sonunda da çok para kazanacağınızı söylese ne yapardınız?” “İşimi asla bırakmazdım. Ben bu işe hayatımı adadım.” Hye’nin ani çıkışı ile genç kız eliyle işaret edip “İşte bu, siz işinize aşıksınız efendim,” dedi. “Ne? Bu çok saçma.” “Değil, bir düşünün… Size başka bir iş teklif ediyorlar ve siz çok zengin olsanız bile kabul etmiyorsunuz. İşte bu da bir aşktır. Birine veya bir şeye körü körüne bağlanmaktır. O şeyden vazgeçememek. Bu da aşkın bir tanımıdır.” Hye dikkat ile Soa’yı dinlerken bir yandan da karar vermeye çalışıyordu. Jang ile birlikte bir ömür evli olmak… Bu olanaksız gibi geliyordu. Kapının tıklatılması ile Hye’nin bakışlarının kesiştiği kişi gülümsüyordu… 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE