10. Bölüm

4165 Kelimeler
“Merhaba, seni arıyordum.” Hye karşısında Woo’yu görmeyi beklemiyordu. Bir süre duraksadıktan sonra sıkıntıyla genç adama karşılık vermişti. “Gerçekten yapışkan gibisin. Ne istiyorsun yine?” “Bu kadar sert olmamalısın, sadece özür dilemeye gelmiştim.” “Özür mü? Ne için?” “Dün gece olanlar için. Gerçekten sınırı aştım galiba, seninle arkadaş olamaz mıyız?” “Neden? Buna ne gerek var?” Woo sakin bir hareket ile Hye’nin tam karşısında ki koltuğa oturmuş Hye‘ye bakıyordu. “Sadece seni tanımak istiyorum.” Onun sözlerine karşılık genç kız umursamazca cevap vermişti. “Çok işim var ve seninle uğraşacak zamanım yok.” “Bana şans veremez misin? Bundan pişman olmayacağını garantileyebilirim.” “Nasıl olacak o garanti?” “Sadece arkadaş olarak görüşelim. Hem annem ile komşusun…” dediğinde Hye gözlerini kısarak karşısında ki adamın samimi olup olmadığını anlamaya çalışmıştı. “Ne olmuş öyleysem?” “Ben annem ile pek anlaşamam. En azından onu tanımam için bana yardım edebileceğini düşünüyordum…” dediğinde Hye inanmaz bakışlar ile Woo’ya bakmıştı. SeNa’nın sözleri aklına gelmişti ‘O bir kadını elde etmek için her şeyi yapar’ Hye aniden düşüncelerinden sıyrılarak karşısında ki adama bir ders vermek istemişti. “Peki, sana bir şans vereceğim. Ama sadece SeNa için.” “Çok teşekkür ederim. Peki akşama nereye gidelim?”Woo heyecanına engel olamamıştı. Hye’nin kabul etmesini bu kadar çabuk beklemiyordu. “Anlamadım,” dedi. Hye tek kaşını kaldırarak ona bakmıştı. Woo ise gülümseyerek ”Bunu kutlamamız gerekmez mi?” dediğinde genç kız ona ters bir şekilde bakmıştı. “Kutlanacak bir şey olduğunu düşünmüyorum. Sadece seninle konuşabileceğimi söyledim.” “Tamam, en azından başka bir gün, mesela yarın…” Hye derin bir nefes alarak gözlerini Woo’ya dikmişti. “Peki, yarın ben seni ararım,” dediğinde Woo sevincini belli etmemeye çalışıyordu. Hye’nin ani karar değişikliğinin onun için bir önemi yokmuş gibi davranmaya başlamıştı. Bu sırada Soa içeriye girerek Hye’nin toplantısını hatırlatmıştı. “Ben gitsem iyi olacak…” “Evet, ben yarın sana haber veririm.” Hye odasından çıkarken Woo da arkasından dışarıya çıkarak tek elini yukarıya sallayarak zaferini kutlamaya başlamıştı. Hye ise pencereden onu izlerken gülümsemeden edememişti. Soa’nın sözleri ile kendisine gelen Hye yüzüne yaydığı gülümsemeyi bırakmayarak. “Şuraya bakar mısın Soa, ne görüyorsun?” Soa Woo’ya bakarak gülümsemişti. “Çok mutlu bir adam, siz?” “Ben ise kötü amaçları için annesini kullanacak kadar aşağılık birini,” dediğinde genç kız şaşkınlıkla “Ne?” Soa şaşkın bir şekilde Hye‘ye bakarken, Hye Hong’u çağırmasını istemişti. Birkaç dakika sonra Hong odasına giriş yaptığında Hye de başını çevirerek iki yıldır yanında çalışan adamı süzmüştü. “Geç otur Hong.” “Bir sorun mu var efendim?” “Senden bir süreliğine benim şoförlüğümü yapmanı isteyecektim.” “Anlamadım efendim, siz kendiniz arabanızı kullanmayı seviyordunuz.” derken genç kız yüzünü asarak ona cevap vermişti. “Bir süre araba kullanamayacağım. “ “Kötü bir şey mi var efendim. Siz iyi misiniz?” Hong yanlış anlayarak telaşlanmıştı. Hye ise gülümseyerek karşılamıştı. “Merak etme ben iyiyim. Sadece… Sadece ehliyetimi kaptırdım,” dediğinde genç kız bıkkınlıkla gözlerini kapatmıştı. Hong şaşkın bir şekilde Hye‘ye bakarken gülmemek için kendisini zor tutmuştu. Hye onun yüz ifadesinden bunu anlayabiliyordu. “Çekinme gülebilirsin… Bazen bende gülüyorum.” “Efendim… Bu gerçekten sizden beklenmeyecek bir şey,” dediğinde genç kız da ona katılarak gülmüştü. “Evet, fark etmeden hız limitini geçmişim. Sana vereceğim adrese giderek arabamı alır mısın?” “Elbette…” Hye adresi Hong’a vererek arabasını almaya göndermişti. Masasından ağır bir hareket ile kalkan Hye, pencereden dışarıyı dalgın bir şekilde seyrediyordu. Aklında Jang’ın evlilik hakkında söyledikleri vardı. Bu sırada ise Jang da bu sabah Hye ile konuşmasını düşünüyordu. O kadın ile bir ömür geçirebilecek cesareti var mıydı? İşte bu onun en çok düşündüğü şeydi. Hye’nin ne yapacağını bir türlü kestiremiyordu. Derin bir nefes alan Jang, omzuna dokunan el ile tüm düşüncelerinden sıyrılmıştı. “Ne düşünüyorsun?” “Evliliği…” Sung gülümseyerek dalga geçmişti. “Evet, bence de kara kara düşünmek için güzel bir konu…” “Sung… Şuanda hiç şaka kaldıracak halim yok.” “Biliyorum ama neden bu kadar düşünüyorsun ki?” “Hye ile bir ömür geçer mi diye düşünüyordum.” Sung şaşkın bir şekilde Jang’a bakmıştı. “Demek seni etkisi altına almayı başardı?” “Bununla ne alakası var şimdi?” “Peki neden onunla bir ömür evli kalmayı düşünüyorsun o zaman?” dediğinde genç adam sıkıntıyla derin bir nefes vermişti. “Ben evlenirsem boşanmak gibi bir şansım olmayabilir.” “Ne ilgisi var şimdi bunun? Evlenirsin anlaşamazsan boşanırsın. Bunu abartmaya gerek yok,” dediğinde Jang başını iki yana sallamıştı. “Uzun hikaye ama iyi düşünmem gerekiyor.” Jang sıkıntılıydı ve sıkıntısını dışa vurması kolay olmuyordu. “Fazla düşünmesen iyi edersin. Çünkü senin yerine olmak isteyecek erkekler var.” Jang gözlerini Sung’a dikerek sormuştu. “Mesela?” Sung imalı bir sırıtış ile “Ben olamazdım değil mi?” dediğinde Jang’ın sert bir şekilde Sung’un adını söylemesi ile Sung kahkaha ile gülmeye başlamıştı. “Yeter artık Sung. Neden anlamıyorsun?” “Neyi? Söylesene neyi anlamıyorum?” “Sen benim arkadaşımsın ve bu şekilde konuşman hoşuma gitmiyor.” “Bu hoşuna gitmiyorsa elindekinin kıymetini bilmen gerekebilir. Ben şaka yapıyorum ama bir gün şaka yapmayacak biri ile karşılaşacaksın.” “Ne demek bu?” Jang artık düşüncelerini toparlayamıyordu. En basit bir konuyu bile anlayamayacak kadar yorgun hissediyordu kendisini. Başını iki eli arasına alan Jang hala tam olarak emin olamıyordu. Sung ise ona anlamayan gözleri ile bakarken arkadan gelen ses ile ikisi de ürkmüştü. “Bay Jang?” Jang arkasına bakarak gelen kişiyi hemen tanımıştı. “Senin burada ne işin var?” Sung araya girerek adamı sakinleştirmek istemişti. “Onu tanıyor musun?” “Evet, Hye’nin yanında çalışıyor.” “Öyle mi? Hiçte fena bir tip değil doğrusu.” Sung hemen araya imalı sözler atmıştı. Jang ise uyaran bir ses tonu ile “Sung, kes sesini,” dediğinde adam gülmeye başlamıştı. “Şey, Bayan Hye arabasını getirmemi istedi de…” dediğinde Jang sinirlenmişti. “ Neden bunu senden istesin ki? Onu almaya geleceğimi söylemiştim.” “Bunu bilmiyordum ama bundan sonra onu almaya gelmenize gerek olmadığını söyledi.” “Ne demek gerek yok?” Genç adam burnundan solurken onun öfkesinden sakınan Hong ne söyleyeceğini bilememişti. “Şey, benden kendisinin şoförü olmamı istedi.” “Ve sende hemen kabul ettin öyle mi?” Jang’ın sesi yüksek çıkmıştı. Hong neden böyle bir tepki ile karşılaştığını anlamasa da Sung’a iyi bir malzeme çıkmıştı. “Görüyor musun dostum? O kadının etrafından asla erkekler ayrı duramaz.” “Sung sana kes sesini dedim. Kimse onun etrafında falan dolaşamaz. Ve sen… Anahtarı vermediğimi söyle o cadıya.” Hong gözlerini büyüterek Jang’a bakmıştı. Jang’ın sesi o kadar tehditkar çıkmıştı ki korkmamak elde değildi. Yutkunarak ”Ama ben… Ben Bayan Hye’ye ne söylerim,” dediğinde Jang yerinden kalkarak adamın karşısına dikilmişti. “Senin bir şey söylemene gerek yok. Ona ben söylerim.” “Sence de abartmıyor musun dostum? O kadın seni düşünüyor,” dediğinde Jang daha da sinirlenmişti. “Beni neden düşünsün ki? Bedavadan şoförü olacak işte.” “Bir düşün bakalım, Hye’nin bedava şoför bulmak gibi bir derdi olabilir mi?” Jang bir süre duraksamıştı. Çıldırmamak içten değildi. Neden bu kadar sinirlendiğini bilmese de Sung’un sözlerinden hoşlanmamıştı. Tek kaşını kaldırarak Hong’u inceleyen Jang “Sen… Sen ne zamandır onunla çalışıyorsun?” diye sorduğunda Sung arkadaşının ani tepkisine sessizce gülüyordu. “Neden bunu soruyorsunuz?” “Sana sorulana soru ile karşılık verme, bana cevap ver,” dediğinde Hong’un kaşları çatılmıştı. “Hey sakin ol,” diye araya giren arkadaşına tehditkar bir şekilde bakarak çıkışmıştı. “Sung sen susacak mısın yoksa tek dostunun çenesini kıran biri olarak haberlerde mi yer alayım?” “Tamam, sustum sakin ol.” “Ben sakinim. İkide bir bana sakin ol demezsen bende sakin kalabilirim.” “Ne yani ben mi suçlu oldum?” “İki yıl…” Hong karşısında ki iki kişinin tartışmasına daha fazla dayanamamıştı. “İki yıl mı? Bu iyi. İki yılda sana bakmadıysa bundan sonra da bakmaz,” dediğinde Sung, Jang’ın sözlerine kahkaha ile gülmeye başlamıştı. Hong şok olmuş bir şekilde karşısında ki adama bakarken nereye düştüğünü sorguluyordu. “Dostum resmen kıskanmaya başladın.” “Saçmalama, ben sadece onu korumaya çalışıyorum.” “Peki onu senden kim koruyacak?” “Ne demek bu?” “Sen bu gidişle iki günde dul kalırsın. Hye’ye bu kadar çok karışırsan emin ol seni iki günde kapıya koyar.” “Bunu yapamaz…” “Neden yapamasın? Bende gayet de iyi yapar…” “Yah… Sana kaç kez söyleyeceğim kes sesini Sung.” Bu sırada Hong da ileri atılarak söylediği son şey ile Jang’ın şok olmasına neden olmuştu. Yutkunan Jang, Hong’un sözlerini idrak etmeye çalışıyordu. “Sanırım endişelenmeniz gereken kişi ben değilim. Bay Woo için endişelenseniz daha iyi olur,” dediğinde Jang gözlerini kısarak genç adama bakmıştı. “Ne demek bu? Nereden çıktı şimdi o zengin züppe?” “Bugün iş yerine gelip Bayan Hye ile konuştu.” “Ne yaptı?” Hong onu dinlemiyormuş gibi devam etmişti. “Tam olarak ne konuştuklarını bilmesem de Bay Woo istediğini almış gibiydi.” Jang karşısında ki adamı dikkatle dinlerken son sözlerinden hoşlanmamıştı. “Ne söylemeye çalışıyorsun sen?” “Yani…” Hong bir süre duraksayınca Jang yakasına yapışarak ”Hemen konuş yoksa…” diye onu tehdit etmişti. “Yoksa, anladım. Yani iş yerinden çıktıktan sonra sevinçten çocuk gibi zıplıyordu.” “Demek sevinçten çocuk gibi zıplıyordu.” Jang ellerini çekerek Hye’nin arabasının anahtarlarını cebinden çıkararak Hong’a uzatmıştı. Hong şaşkın bir şekilde anahtarı alarak, “Ben artık gitsem iyi olacak. Hye hanım geç kalmamamı söylemişti.” “Git tabi… Sevgili Hye Hanım beklemesin.” “İyi günler.” Hong oradan ayrılırken Sung, arkadaşını yüz ifadesinin nasıl değiştiğine şahit olmuştu. “Dostum sen iyi misin?” “Neden iyi olmayayım ki? Demek Bayan Hye fikrinden döndü.” “Ne fikri?” “Evlilik fikri…” Jang içinin acıdığını hissetmişti. “Demek ki bu sabah söylediklerimden sonra kararını değiştirdi.” “Ona ne söyledin ki?” Sung arkadaşının ifadesinden hoşlanmamıştı. “Sana anlattıkları mı?” “Evlilik meselesi mi?” Sung şaşkınlık ile arkadaşına bakarken Jang önemsemeyerek yüzüne sahte bir gülümseme takmıştı. “İşte bu iyi oldu. O çatlak kadına bir ömür dayanabilir miydim bilmiyorum. Daha başından vazgeçmesi ikimiz içinde iyi oldu.” “Saçmalama Jang, bal gibi biliyorsun… Bu ne senin için ne de onun için iyi oldu. Hem bunu da nereden biliyorsun? Belki anladığın gibi değildir.” “Ben hiçbir şey bilmiyorum. Artık bilmekte istemiyorum. Bütün kadınlar zoru görünce kaçıyor. Sana söylemiştim değil mi? Asla bağlanmak istemeyen kadınlar seç.” “Jang, sonradan pişman olacağın şeyler yapma. Bu sözlerini Hye’nin yanında sakın söyleme.” “Benim sakinleşmeye ihtiyacım var. Son zamanlarda gerçekten çok yoruldum.” “Peki, ne yapmayı planlıyorsun?” “Sence?” Jang zoraki bir gülümsem ile Sung’a bakmıştı. Sung ise ona bakarak “Bu sefer nereye gideceksin? En azından bu kez bana söyle,” dediğinde genç adam başını iki yana sallmıştı. “Bu o kadar önemli mi?” “Elbette. Başına kötü bir şey gelirse arkadaşımı nerede bulacağımı bilmeliyim değil mi?” ”Teşekkür ederim. Ama bu kez tahmin ettiğin şeyi yapmayacağım. İnan o yöntem bile bu kez işe yaramayacaktır.” “Bu çok garip, seni asla bu şekilde düşünmezdin. Demek ki gerçekten Hye’nin üzerinde etkisi var.” “Sung! Bu konuyu bir süre açma. İnan en son o küçük şeytanı düşünmek istiyorum şuanda.” “Bence düşünmekten vazgeçmesen iyi olur. Şu Woo, sence neyin peşinde?” “Hye’nin olduğuna eminim. Galiba istediğini de alacak.” Jang son sözleri ile Hye’ye yaptığı oyunu hatırlamıştı. Onları baş başa bırakarak bir korkak gibi o restorandan ayrılışını, Hye’nin tüm gece o adam ile oluşunu hatırlamıştı. Midesinin kasıldığını hisseden Jang, yine sinirlenmişti. Bu kadının vücuduna yaptığı etkiyi anlamakta zorluk çekiyordu. Hye Hong’un ofise girmesi ile gülümsemişti. “Ne oldu?” “Anahtarınızı getirdim efendim.” Hye şaşırmıştı. Jang’ın bu kadar kolay anahtarı vereceğini düşünmemişti. “Demek sana anahtarı verdi?” Hye içinden bunu ilginç bulmuştu. “Evet ama vermeyecekti,” dediğinde genç kızın dikkatini çekmişti. “Peki nasıl aldın?” Hong’a sorduğu sorunun cevabını deli gibi beklediğini hissetmişti. “Aslında… Şey…” “Evet ne?” “Bay Woo’nun sizinle görüştüğünü ve aranızın düzeldiğini söyledim.” Hye duydukları ile nefesinin kesildiğini hissetmişti. Zorluk ile, “Sen… Sen ne yaptın?” dediğinde Hong patronunun tepkisine şaşırmıştı. “Sadece Bay Woo’nun sizi görmeye geldiğini ve çıkışta çok mutlu göründüğünü söyledim. O da hiçbir şey söylemeden anahtarı bana uzattı.” Hye ne söyleyeceğini bilememişti. Şuanda Jang’ın ne düşündüğünü, hakkında ne düşüneceğini düşünmek bile istemiyordu. İlk kez bir adamın hakkındaki düşüncelerine önem veriyordu. Hye hızla yerinden kalkarak anahtarı almıştı. Bir yandan içinde ki ses ile kavga ederken diğer yandan da Woo’nun teklifini kabul ettiği için kendisine saydırıyordu. Üstelik Hong’un hiçbir suçu yoktu. Peki ya Jang, o neden hemen pes etmişti. Arabanın anahtarını vermeyeceğine o kadar emindi ki Hye, hayal kırıklığı yaşıyordu. Arabanın direksiyonuna geçip sonradan ne yaptığını anlayınca, bir süre duraksamış ve sonra, “Sen ne yapıyorsun Hye? Neden bu kadar önemli? Neden onun düşüncesini bu kadar önemsiyorsun? Kes şunu artık…” diyerek gitmekten vazgeçmişti. Hye bir süre arabada kaldıktan sonra sakinleşerek arabadan inmiş ve ofisine doğru ilerlemişti. Hong ve Soa ise şaşkınlık ile ona bakıyordu. Hye’nin şuanda hiçbir şey görecek hali yoktu. Hong’tan rica ederek eve giden Hye ılık bir duş aldıktan sonra SeNa’nın evine gitmeye karar vermişti. SeNa ise yalnızlığın verdiği sıkıntı ile vakit geçirmeye çalışıyordu. Balkondan Hye’nin kendi evine doğru ilerlediğini görünce çocuk gibi sevinmişti. Hye de onu görünce gülümseyerek el sallamıştı. İki evi ayıran küçük bahçe kapısını açan Hye, duraksamadan eve girerek SeNa’nın olduğu balkona çıkmıştı. Hava iyice kararmıştı. Etrafın düzenli bir şekilde ayarlanmış aydınlatması karanlığı önlerken SeNa Hye’ye sarılarak “Hoş geldin canım. Seni bu saatte beklemiyordum,” dediğinde genç kız omzunu silkmişti. “İçim sıkıldı. Senin uyumadığını da görünce…” “İyi yapmışsın. Bir şey içer misin?” Hye gülümseyerek karşısındaki anaç kadına bakıyordu. Hye’nin her isteğini yapacak bir kadındı. Birden onun gelininin çok şanslı olacağını düşününce hemen bu düşüncelerden başını hayır anlamında sallayarak kurtulmuştu. “Hayır teşekkür ederim. Biraz sohbet ederiz diye düşünmüştüm. “ “Ne hakkında?” “Aslında bende bilmiyorum.” SeNa karşısında aklı karışık genç kıza bakınca gülümsemişti. “Evlilik hazırlığını ne yaptın?” “Aslında evlilikten emin olamıyorum.” Hye’nin sözleri kadını şaşırtmıştı. “Evleneceğin kişi, geçen gün seni eve bırakan genç mi?” Hye başını onaylar gibi sallayarak “Evet o?” dedi. “Dışarıdan bakınca iyi anlaşıyor gibi görünüyordunuz. Ayrıca oldukça iyi görünüyor delikanlı. Adı ne?” “Jang Sun… Adı Jang Sun… “Kadın duraksayarak adını beyninde yankılattı” “Jang Sun… Jang Sun.” Anlamaya çalışan bakışları ile düşünme aşamasına geçmiş kadına bakan Hye gülümsemişti. “Adın sevdin galiba? İnan adının güzel olması karakterine yansımamış.” “Neden böyle düşünüyorsun?” “O… O senin oğlunun karakterine benziyor.” SeNa hemen itiraz etmişti. “Kimseyi Woo ile karşılaştırma Hye. O çocuk nasıl bu kadar bencil oldu anlayamıyorum ama kimse Woo’nun zayıf karakteri ile karşılaştırılamaz.” Hye şaşkın bir şekilde kadına bakmıştı. “Bunu neden söylüyorsun? O senin oğlun.” “Biliyorum ve bu beni gerçekten çok üzüyor. Babası bana oğlumu göstermemek ile kalmadı onu acımasız bir adama dönüştürdü. İnan nedenini bilmiyorum ama kesinlikle Woo’dan uzak durmanı istiyorum.” “SeNa, lütfen…” “Hye beni anlamamana şaşırmıyorum ama inan Woo bile ne yaptığını anlamıyor. Oldukça zeki bir çocuk olmasına rağmen hırsları ve vazgeçemediği büyü egosu oldukça baskın. Bu yüzden asla ciddi biri olamadı. Bir şey hariç… İşi…” “İşi mi?” “Evet, babası insanlık duygularını öğretmemiş ama onu bir robota çevirerek acımasız bir iş adamı yapmayı başarmış. Üstelik çokta başarılı olmuş. Ben… Ben oğluma bakarken üzülüyorum.” Hye şaşkınlıkla karşısında ki kadını dinlerken, aslında Woo’nun en çok zarar gören kişi olduğunu anlamış ve ona karşı sempati duymaya başlamıştı. Woo’ya karşı kalbi yumuşuyordu. “Sen neden onu yanına almadın?” “İstedim ama… Ama babası bana çocuğumu vermedi.” “Bu çok saçma. Kanunlar var.” “Hayır yok. Kanun her zaman para ile alınabiliyor….Ve o adam, Woo’nun babası herkesi satın alabilecek güçte.” “Peki neden ayrıldınız?” Hye sorduğu soru ile kendisi gerilmişti. SeNa’nın gözlerinin dolduğunu fark etmesi uzun sürmemişti. Belki de yanlış bir soru sormuştu. Ve bu sorunun cevabı Hye’yi gafil avlayabilirdi. “Bu, bunu söylemek kolay değil.” Genç kız kadının sözlerinden bir şey anlamamıştı. “Hadi ama SeNA, seni anlamamı bekliyorsun ama neden çocuğunu bile bırakacak duruma geldiğini söylemiyorsun. Hala anlamıyor musun SeNa, bu işte en çok zarar gören Woo’dan başkası değil.” SeNa gözyaşını tutamıyordu. Hye ise sanki derin bir acıya tuz basmış gibi onun acısını içinde hissetmişti. “Kocam… O…” Kadın zorlukla yutkunmuştu. Kötü anıları gözünün önüne geliyordu. En son olanı ve en berbat olanı şimdi gözünde canlanıyordu. Sanki tüm vücudu titremeye başlamıştı. Hye ise daha istikrarlı davranarak, “Evet,” dediğinde kadın güçlükle konuşmuştu. “O sadistti. (Sadist=başkalarına acı çektirerek cinsel ve zihnen doyum sağlayan kimse anlamına gelir)” Hye duyduğu şey ile donup kalmıştı. Yutkunarak “O sana kötü mü davranıyordu?” Kadın iyice çökmüştü. Hye ise üzerine giderek içinde biriktirdiklerinden kurtulması için onu zorluyordu. Ama bir yandan da çekmiş olabileceği acıları az çok tahmin edebiliyordu. “Hye lütfen…” “Hadi ama SeNa, yıllar önce olan bir şey ve sen hala bunun acısını çekiyorsun. Peki ya oğlun? O bu yaşına kadar babası ile kaldı. Onun yaşadıklarını kestirebiliyor musun?” SeNa birden irkilmişti. Oğlunun da kendisinin yaşadıklarını yaşamış olma ihtimali! Bu SeNa nın içini ürpertmişti. “Ben de bu yüzden sana ondan uzak durmanı söylüyorum. O da kocam gibi olabilir. Benim yaşadığımı hiçbir kadının yaşamasını istemiyorum. Özellikle senin, asla, bunu asla yaşamamalısın.” “Kocanın öyle olması, Woo’nun da aynı olacağının kanıtı değil. Belki de Woo babasına çekmemiştir.” “Woo her şeyi ile babasına benziyor Hey, belki onun kadar değildir. Bunu hiçbir zaman anlayamayacağım. Elimden bir şey gelmedi. Boşandığımızda Woo dört yaşındaydı. Üstelik babasının son yaptığı zorbalığa da şahit olmuştu.” Hye gözlerini büyülterek, “O ne gördü SeNa? Söyle bana, Woo ne gördü?” SeNa hıçkırıklar ile ağlamaya başlamıştı. Zoraki bir şekilde konuşmaya başlayan SeNa, Hye’nin kanının çekilmesine neden olmuştu. “O son gece bana yaptığı işkence yüzünden artık dayanamamıştım. Kolum ve bacağım alçıdaydı. Acı çekiyordum. Ve o… O içki içmişti ve ben… Ben o kadar kötüydüm ki benden istediğini alamayınca,” diyerek kısa bir an soluklanmıştı. “İstediğini alamayınca sinirlenmişti.” Kadın hıçkırıklarına engel olamıyordu. Hye ise sarsılan kadının bedenine sarılarak o da ağlamaya başlamışı. “Tamam sakin ol… SeNa… Sakin ol… “ “O benden istediğini alamayınca zavallı kız… Ahhh Allah’ım… O kız…” Hye gözlerini büyültmüştü. “Kız mı? Ne kızı?” “Evet… Evde çalışan bir hizmetlimiz vardı. Ayağa kalkacak gücü bulamayınca o… O zavallı kız bana yardım etmek istemişti ama kocam sarhoş olduğu için onu benden uzaklaştırdı.” Kadın kulaklarını tıkamaya başlamıştı. Kızın çığlıkları hala kulağındaydı. “Bağırıyordu… ‘Yapma’ diye çığlıklar atıyordu ama onu kimse kurtaramadı. Ben… Ben bir şey yapamadım. Ayağa kalkarak onu kurtaramadım. Lanet alçı ayağa kalkmamı engellemişti. Yere düştüğümde ona ‘Kızı bırak’ diye yalvardım ama o, o kadar sarhoştu ki beni duymuyordu bile.” Hye’nin kanı çekilmişti. Kekelemesine engel olamayarak ”Ne oldu o kıza? SeNa, kendini bırakma. Bana söyle kocan ne yaptı o kıza?” diye sorduğunda kadın güçlükle cevap vermişti. “O kurtulamadı. Onun gözü dönmüştü. Benim olduğumu düşündüğüne eminim ve o… O kıza zorla sahip oldu.” “Ne? Kız… Kıza…” Hye ne diyeceğini bilememişti. Kanının tüm damarlarında akmayı bıraktığını hissetmişti. “Evet zorla sahip oldu. Woo, o her şeyi gördü. Tam olarak görmese de kızı odaya çekişini ve yalvaran çığlıklarını… O hepsini duydu. Donup kalmıştı… Biz… Biz hiçbir zaman yakın olamadık. Genelde bir yerim sakat olduğu için onunla ilgilenemiyordum.” Hye dehşete düşmüştü. SeNa’nın yaşamış olabileceklerini tahmin bile edemiyordu. Ama Woo… Ya o ne yaşamıştı? “Tamam sakin ol. Ben özür dilerim, sadece içine saklamanın doğru olmadığını düşünüyordum ve bu çok fazla. Ben özür dilerim. Sana bu acıyı tekrar yaşattığım için, gerçekten üzgünüm SeNa,” dedi. “Hayır, ben asıl özür dilerim. Sen haklısın. Daha cesur davranarak Woo’yu ben almalıydım. Ama mahkeme ona yaklaşmamı engellemişti.” “Bunu da mı yaptı, O adam?” Hye sini ile ayağa kalkmıştı. Bu kadarı da fazlaydı. Adam hastalık derecesinde sadistti. Bu kadının anlattığı olaylardan belli oluyordu. “Hey, bunu kimse bilmemeli. Buraya yaşamaya başlamamın nedeni uzaktan da olsa Woo’yu görebiliyorum.” “Ne? Ama sen onu kendinden uzak tutuyorsun.” “Öyle olmalı. Yoksa babası… O kötü bir şey yapabilir.” “O adama inanamıyorum. Ama Woo… Onu da düşünmen gerek. Annesi ondan uzak duruyor ve bu hiç adil değil.” “Biliyorum ama elinden bir şey gelmez ve o artık bir çocuk değil.” “Belki de hiçbir zaman olamadı.” Hye mırıldanarak söylemişti bu sözleri. “Ne?” “Peki kız, ona ne oldu? “ “Yarı baygın bir şekilde onu zorla evden çıkardılar. Kocam kendisine geldiğinde yaptıklarına şaşırmıştı. Ama beni suçladı ve… Birden benim en çok isteyeceğim şeyi yaptı.” “En çok isteyeceğin şey mi?” “Evet, boşanmak istediğini söyledim. O an sevinçten ölebilirdim. Ama oğlum… Onu bana vermedi.” “Peki neden bu kararı verdi birden?” “Bilmiyorum ama bu benim hayatımı kurtardı. Daha fazla o işkencelere katlanabileceğimi sanmıyorum.” “O adam ile neden evlendin sen? Bu çok saçma…” “Aslında çok nazik bir adamdı. Ve ben ona aşıktım. O harika bir insandı. Ama sonradan ne olduğunu bilmiyorum. Birden farklı davranmaya başladı. Ben onu tanıyamaz olmuştum. Sanki o kibar ve sevecen adam gitmiş ve yerine canavar gelmişti. İlk iki yıl çok mutluyduk ama sonra… Sonra… Bilmiyorum…” kadın elleriyle yüzünü kapatarak ağlamaya başlamıştı. “Belki de her zaman öyleydi ve sen onu tanıyamadın.” “Bilmiyorum. Sadece kurtulduğum için dua ediyorum.” “Peki o… O seni hiç aradı mı?” Hye bu sorunun cevabını ne kadar da çok merak ettiğini fark edence şaşırmıştı. Nasıl bir adam bunu yapabilirdi? “Hayır aramadı. Aramasını da istemiyordum.” “Ama oğlundan bir haber almak için konuştunuz değil mi?” “Aslında hayır, ben o geceden sonra onun yüzünü görmedim. Mahkemeye de gelmedi. Her şeyi adamları halletti. Onu 23 yıldır görmüyorum.” “Anlıyorum… Ama o kadına ne olduğunu merak etmiş olmalısın?” “Evet, Mina çok şeker bir kızdı ve bana yardım etmeye çalışırdı. Ama onun da sonu oldum. Ben etrafıma iyi şeyler getirmemeye başladım.” “Böyle konuşmamalısın. Hala vaktin varken Woo ile konuş ve onunla yüzleş. Artık çocuk değil. Belki onu kurtarabilirsin.” “Bilmiyorum ama senden bir ricada bulunabilir miyim?” “Elbette, sana yardım edebilmeyi çok isterim.” “Mina… Onu bulmamız mümkün mü?” Hye duraksamıştı. “Bunu neden istiyorsun? Bu sana acıdan başka bir şey vermez…” “Ona ne olduğunu bilmem gerek. Benim yüzümden başına birçok şey gelmiş olmalı. Onu bulmak ve ona ne olduğunu öğrenmek istiyorum.” “Peki. Bunu denerim ama o kadar da ümitlenmemelisin. Yıllar oldu ve hala yaşayıp yaşamadığını bilmiyoruz.” “Biliyorum. Ama içim hiç huzurlu değil. Sanki bir şeyler var öğrenmem gereken.” Hye ve SeNa uzun bir gecenin ardından yorgun bedenlerine yenik düşerek uykuya daldıklarında SeNA her zamanki gibi kabus ile uyanmıştı. Woo’yu düşünerek uyuyan Hye ise ona verdiği sözü tutarak onu aramaya karar verdi. Sabah sporundan sonra evine giren Hye, ilk olarak Jang ile konuşmak isteyerek onu arayarak konuşmanın iyi olacağını düşünüyordu... Dün sabahtan beri onu görmemişti. Telefonu açan Hye karşıdan numara kullanılmamaktadır sesi ile irkilmişti. Elindeki telefonu sıkarak “Lanet olsun Jang… Hangi cehennemdesin?” Derin bir nefes alan Hye sakinleşmişti. Arabasına binerek Jang’ın çalıştığı cadde üzerine uğramaya karar veren Hye, Sung ile karşılaşınca duraksamıştı. Biraz ciddi biraz imalı bir şekilde konuşan Sung Hye’nin imalı bakışlarına neden olmuştu. “Bayan Hye… Hangi rüzgâr attı sizi buraya?” “Jang nerede? Neden telefonu kullanılmıyor diyor?” “Jang’ı neden arıyorsunuz ki?” Hye anlamaz bir ifade ile ona bakmıştı. “Ne demek istiyorsun? Bu hafta sonu evleniyoruz. Onu aramamda ne gibi bir gariplik var ki?” “Evlenmek mi? Sen vazgeçmemiş miydin?” “Vazgeçmek mi? Bunu da nereden çıkardın?” “Dün senin çalışanın Woo mudur nedir onunla işleri hallettiğini söyleyince Jang da senin vazgeçtiğini düşünerek gitti.” Hye son söz ile duraksamıştı. Gözleri büyüyen Hye, sesindeki korkuyu fark etmeyerek “Nereye gitti? O… O ne yaptığını sanıyor? Nasıl bana sormadan böyle bir karar verir?” diye öfkeyle çıkışmıştı. “Bilmiyorum ama bence başka koca adayı bulursan iyi edersin. Neyse ki Jang’ın artık evlenmeye niyeti yok. Buna gerekte yok artık.” Hye ikinci şokunu yaşamıştı. “Ama… Ama bu imkânsız. O kanundan kaçamaz. Eğer evlenmezse…” “Kanun mu? Kanundan Jang’ a ne? Jang asla zorla bir şey yapmaz.” Hye ne söyleyeceğini bilememişti. Nasıl oluyor da Jang kanundan yakayı kurtarabiliyordu. Sung ise süzen gözleri ile Hye’yi izliyordu. Onunda tepkisinin Jang’ın gibi olması gülümsemesine neden olmuştu. “Jang nereye gitti? Bana yerini söyle.” “Söylesem bile senin işine yaramaz.” “Nerede olduğunu söyle dedim.” Hye Sung’un yakasına yapışmıştı. Sung ise gülümseyerek ona karşılık vermişti. “İkinizin de huyu aynı, bunu biliyordum. Ama Jang ülkesine döndü.” Hye bakışlarını dikerek gözlerini büyütmüştü. Yutkunarak, “Ne saçmalıyorsun sen? Ne ülkesi?” “Sen bilmiyor musun? Jang kuzeyli değil, O güney vatandaşı…” dediğinde genç kız donup kalmıştı. bir süre karşısında ki adamın yüzüne boş boş baktıktan sonra ilk tepkisini vermişti. “Ne?” Hye donup kalmıştı. Duyduklarına inanamıyordu. Jang’ın nasıl olup da kuzeyli olmadığını anlayamadığına, kendi aptallığına inanamamıştı. Onun tarafından aptal durumuna düşürüldüğüne inanamıyordu. Peki, neden onunla evlenmek istemişti ki? Neden Jang, Hye ile evliliğe razı olmuştu. Üstelik boşanamayacağını bile bile. Hye ayaklarının onu taşıyamayacağını hissetmişti. Sinirlenen Hye ayağa kalkarak Sung’un yakasına yapışmıştı yine.” “Evi nerede?” “Ne?” “Sana evinin adresini soruyorum. Beni aptal yerine kimse koyamaz. Buna izin veremem.” “Aptal yerine konmak mı? O asla böyle bir şey yapmaz.” “Sana adresi ver dedim lanet olası…” Sung şok olmuştu. Hye’nin sesi nerede ise üç blog öteden bile duyulabildiğine emindi. Sung yutkunarak adresi verirken elindeki ipi sıkıca tutmaya devam ediyordu. Hye sinir ile aldığı adresi elinde buruşturarak arabasına giderken Sung’un adının seslenmesi ile duraksamıştı. Sung ise hatalı çocuk gibi gözlerini kaçırıyordu. Hye ona doğru yaklaşırken Sung etrafı ile ilgileniyormuş gibi yaparak kendisine seslenen kişiye cevap vermiyordu. Hye kanalizasyon kapağının başına geldiğinde aşağıdan gelen ses ile duraksamıştı. Jang aşağıdan bağırıyordu. “Hey dostum beni duymuyor musun? Beni artık çek çünkü gerçekten yoruldum. Sung, sana sesleniyorum…” Hye duyduğu ses ile ağladığının farkında bile değildi. Kaybetme duygusunu o an gerçekten hissetmişti. Ama aradığı adam tam burada birkaç metre aşağıdaydı. Nefesini rahatlama ile bırakan Hye, delici bakışlarını Sung’a çevirmişti. Tehditkâr bakışları gören Sung ise aptal gibi gülümseyerek, “Tamam, biraz ileri gittim ama ikiniz de aptalsınız ne yapayım?” dedi. “Yah… Seni lanet olası herif, benimle nasıl oynarsın?” Jang aşağıda karanlıkta gülümsüyordu. Yukarıya bağırarak sallanan ipi tutan arkadaşına, “Hey dostum, gerçekten çıldırıyorum değil mi? O cadının sesi kulaklarımda yankılanıyor,” dediğinde Hye duyduğu kelime ile iyice çıldırmıştı. Başını kapaktan aşağıya sarkıtarak, “Sen kime cadı diyorsun aşağılık herif? İpinin benim elimde olduğunu sakın unutma,” diye tehdit etmişti. Jang şaşkın bir şekilde ”Hye… Sen… Senin burada ne işin var?” “Kaçak bir koca adayına bakmaya geldim.” “Ne? Sen… Sen evlenmekten vazgeçmemiş miydin?” dediğinde Hye iyice sinirlenmişti. Sung’un tuttuğu ipi sallayarak, “Seni öldüreceğim. Bana bunu nasıl yaşatırsınız. Sen kimi aptal yerine koyuyorsun?” diye bağırmaya başlamıştı. “Hey sakin ol düşeceğim.” Jang aşağıda deli gibi sallanırken dengesini sağlamaya çalışıyordu. Karanlık ortamda kasketindeki küçük ışıktan başka aydınlatma olmayan kanal oldukça derin görünüyordu. “Yahh beni öldürmeye mi çalışıyorsun? Kes şunu Hye!” “Düş… Öl de kurtulayım. Sen… Sen…” genç kız ne söyleyeceğini bilemiyordu. “Tamam, sakin ol. Onu gerçekten düşüreceksin…” Sung çıldırmış olan Hye’nin sakinleşmesini sağlamaya çalışıyordu. O an Hye’nin aşırı sinirlenmiş olmasına inanamıyordu. “Bu umurumda bile değil.” Jang aşağıda ipe sallanıp duruyordu. Hye’nin sesi resmen karanlıkta yankılanıyordu. Hye ağır ipi sallarken birden ipin hafiflemesi ile Sung ile ikisi sert bir şekilde yere kapaklanmıştı. Hye şok olmuş bir şekilde donup kalmıştı. Ağzından sadece, “Hayır, bu olmuş olamaz.” Sözleri dökülmüştü. Sanki o an nefes almayı unutmuştu. Sung ise hızla aşağıya seslenmeye başlamıştı. ”Jang, hey dostum… Sen iyi misin?” Hye donmuş bir şekilde kıpırdayamıyordu. Ses gelmiyordu. Lanet… Aşağıdan ses gelmiyordu… Hye gözyaşına engel olamıyordu. Sicim gibi akan yaşı Sung un seslenmesi daha da hızlandırıyordu. “O ses vermiyor.” “Seni kaçık kadın, yaptığını beğendin mi? Onu gerçekten öldürdün. Jang ses ver…” “Ben… Ben…” Hye hıçkırmaktan konuşamamıştı. Sung ise Hye’nin üzerine daha fazla gidiyordu. Jang aşağıda olanları duyabiliyordu. Ama Hye’den hala ses çıkmaması sadece Sung’un konuşması Jang’ı telaşlandırmaya başlamıştı. Sung aşağıya bakmayı bırakmış, yerde çömelmiş bir şekilde ağlayan Hye’ye sinirini kusuyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE