° ° °
B ö l ü m :
1 2 -
P a t l a m ı ş
m ı s ı r
° ° °
° ° °
B ö l ü m
a l ı n t ı s ı :
Ç o c u k s u
b i r
h a y a t ı m
v a r d ı .
A r t ı k
e l l e
t u t u l u r
b i r
h a y a t ı m
b i l e
y o k t u .
° ° °
° ° °
i y i
o k u m a l a r
° ° °
₩ ₩ ₩
₩₩₩
Mutfak masasına oturmuş Kıvanç ' ın verdiği pastayı yiyiyordum. Pasta çok güzeldi ama daha güzeli uzun zaman sonra mideme bir şeylerin girme hissiydi. Uzun zamandır uyuduğum gerçeği geldi aklıma. Bir an neler yaşadığım olaylar geldi aklıma. Anne ve babamı kaybetmiştim. Onlarsız bir yaşam sürmem gerekiyordu. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de ailemden geriye kalan tek kişi olan ablamıda kaybetmiştim. Anne ve babam gibi bir kaybediş değildi bu. Ben anne ve babamı bir daha göremiyecektim. Bir daha onlarla oturup koşuşamayacaktım. Derdim benimle konuşmaları değildi. Sadece oldukları yerde kalıp hayatlarına devam etseler bile benim kabulümdü. Ben onlarsız bir hayat yaşamaya mecbur bırakılmıştım.
Küçükken de bu böyleydi ablamla doğru düzgün anlaşamamıştık hiç biz. Hep bi farklılık vardı aramızda. Çok emindi kendinden. Kararlıydı. İstediği şeyi çocukluğunda da elde ederdi. İstemesi ablam için gerçekten yeterliydi. Ben öyle değildim. Bir köşe de bekleyip istediğim şeylerin beni bulmasını beklerdim. Saklanmak gibi değil ama ilk adım hep karşıdan atılmıştır benim hayatımda. Ablamda öyle değildi. O farklıydı. Bazen çok güzel bir ablam olduğunu unutsam da o güzeldi. Zayıf bir kızdı ama o kadar da değil. Vücudu kıvrımlıydı ve bu onu daha güzel yapıyordu. Düşüncelerini söylemekten asla çekinmiyordu. Birinw karşı ne hissediyorsa tam olarak öyle davranırdı. Etrafında kalabalık vardı. Yalnız değildi. Ama etrafında ki herkes onun yakını değildi. Herkesi tanır herkes de onu tanır ve bilirdi ama bu bu kadardı. Sınırları vardı. Çevresinde ki herkes ona yakın olduğunu sanırdı ama aslında öyle değildi. Ben çse bu konuda ablamın zıttıydım. Ona nazaran beni çizgilerim belliydi. Duvarlarımın ardını bilen insan sayısı öyle çok fazla değildi. Hayatım netti. Güzel ve eğlenceliydi.
Çocuksu bir hayatım vardı. Artık elle tutulur bir hayatım bile yoktu. O günün karşıma çıkardıkları ile yetiniyordum artık. Bazen kafamı alıp içini bir güzel suyla yıkamak istiyordum. Yıkadıkça iyi kötü nasıl düşince varsa hepsi gitsin diye. Hepsinden kurtulmak için ama bunu gerçekleştiremiyordum. Bu durum benim ve düşünmekten yorulan insanların aleyhine bir durumdu. Fizksel yorgunluklar geçici ruhsal yorgunluklar kalıcıydı.
Eskisine nazaran etrafımda kimse kalmamıştı. Önceden de etrafım öyle kalabalık değildi ama şimdi bir elin parmapında ki sayı kadar bile insan yoktu hayatımda. Annem ve babam yoktu. Arkadaşlarım Melisa ve Arda yoktu. Ablamda beni hem anne babasız hem de ablasız bırakmıştı. Durdum. Düşündüm. Sık sık yaptığım gibi. Karşımda durmuş pastasını yiyen gence baktım. Neden yeni tanıdığım halde ona karşı böyle bir sevgi besliyordum ki? Yada beni neden önemsemesini ve sevmesini istiyordum? Sanırım sevgiye aç küçük bir kız çocuğuna dönmüştüm.
Ne acı ama. İstemsiz olarak acı bir tebessüm yerleşti yüzüme. Ablam beni buraya - bursaya - göndermişti. Hem de ben istemediğim halde. Üzülmüştüm. İçim burkulmuştu bir an. Anılarım geldi aklıma ve bir anda kaza geçirdiğim ve kaza yüzünden uzunca bir süre uyumuştum. Uyumak biraz hafif kalırdı. Ben komaya girmiştim ve Kıvanç ve Nermin Abla bana hiçbir şey söylememişti.
Kıvanç ve Nermin ablanın bana hiçbir şey söylemediklerini fark edince sinirlendim ama benim için o kadar çok uğraşmışlardı ki onlara sinirlenmeye hakkım yoktu. Bana evlerini açmışlardı. Ablam istememesine rağmen , beni istememmesine rağmen , onlar beni istemişlerdi. Bir an için karşımda duran adama baktım. Tabağıyla fazla ilgiliydi. Pastasını sevmişti. Gülümsedim. Bana baktı ve o an göz göze geldik. gülümsedi. Yatağındaki gazmzesi ortaya çıkmıştı. Çok güzel gamzesi vardı. Konu bu değildi.
" Kıvanç "
" Efendim . "
" Özür dilerim. " dedim ve bana bakışları derinleşti.
" Ne için? "
" Bugün çok saygısızca davrandım. Yani ... " bakışlarımı gözlerinden çekip başımı önüme eğip tabağımdaki pasta ile oynamaya başladım.
Kıvanç karşımda duruyordu. Beni önemsediğini hissediyordum bazen. Onun yanında kendimi önemli hissediyordum. Saçlarımı onunla sevmiştim. Eski sevgim gelmişti kendime. Kafamı kaldırıp karşımda duran adama , Kıvanç 'a , baktım. Meraklı bir hali vardı.
" Gerçekten özür dilerim. Ben Doğum günün olduğunu bilmiyordum. Bugün çok ayıp ettim size. " Mahçup olmuştum o kadar saygısızlık yapıp üstüne bir de şimdi yanında oturmuş doğum günü pastasını yiyordum.
Durdu bana baktı. Bakışları derinleşti. Bir şeyler hatırlamaya çalışıyordu hatta hatırlıyor gibiydi. " Ben anneme ve babamı 3 yıl önce bir çatışmada kaybettim. Polislerdi. Fazla soğukkanlı olsalar da içten içe yumuşacıktır benim anne ve babam. " dedi. Derin bir nefes aldı ve cümlesine kaldığı yerden devam etti. " ... Bilmiyorum öldüler. O kadar. Başka bir şey söylememe gerek yok. Bende dedemlerin yanına gittim. Onları ziyaret ettim ama ne fark ettim biliyor musun biliyor musun? " dediğinde çatalla pastayı eşeliyordu.
" Neyi? " diyerek merakımı belli ettim ve o da başını kaldırdı. " Onların ölümünün sebebi değildim. Ben ölmedim. "dedi ve bana bakışları derinleşti. Bana bir şeyler anlatması kendi ile ilgili bir şeyler anlatması hoşuma gitmişti.
" Hayat devam ediyor ve ben ölüncede devam edecek. " dedi sesi sertleşmiş ve ciddileşmişti. Ona üzülerek mi baksam sevinerek mi anlayabilmiş değildim. Başını önüne eğdi ve kaldırıp bana baktı. Suratındaki sahte bir gülümsemeyi de eksik etmemişti yüzünden. Ne kadar da tatlıydı. " Halam iyi kadındır. Zamanında kötü günler geçirmiş olsa da zarar gelmez. " dedi.
Ona güvenebilirdim. Ben burada bulunduğum sürece gerçekten bana iyi davranmıştı. Böyle iyi insanların kötü şeyler yaşaması bana saçma geliyordu. İyiyi hak ediyorlardı.
Merakla " Ne gibi sorunlar? " dedim.
" Kendisi anlatır. " dedi.
" Peki. " dedim. Aslında ne olduğunu merak etmiştim ama aile olaylarını irdelemek bana düşmezdi. Oturduğum yerden hızla kalktım. Tabağı da tezgah götürecekken gözlerim karardı ve tabak yere düştü. Etraf net değildi. Tezgahı tutundum. Gözlerim kararmıştı ve başıma bir ağrı girmişti.
O an tam yanımda bir anda Kıvanç belirdi. " İyi misin dedi Kıvanç ve elini omuzunda hissettim Ne kadar da halsizleşmimiştim. " İyiyim. Sadece başım döndü. " dedim. Bir an aklına bir şey gelmiş gibi " İçlarını alıyor musun? " dedi. Etraf yavaş yavaş netleşmeye başlamıştı. Odağımı kazandığımda gözlerinin içine baktım ve beni anlamasını bekledim. " Ne ! " sesi durgundu, şok olmuştuve gözlerin
mdeki bakışı anlamamış olmalıydı.
" İlaçlarını almıyor musun? " diyerek sesini yüksei. Bana neden kızıyordu ki " İlaçları kullanmak istemiyorum. " diyerek karşı geldim. Omuzumu sıktı ve gözlerime kırkınca baktı. Davranışını anlayamadığımı fark ederek. Omuzlarımı sıkıp ileri geri salladı. ağzımdan " ah " diye bir inlemenin çıkmasıyla tepkimi belli ettim. Omuzlarındaki eli dondu ve bir şeyler yaptığını fark etti. Elini gevşetti. Telaşlı bir şekilde " Bir yerine bir şey mi oldu? " dedi. Endişelenmişti. " Hayır. " diyerek omuzlarındaki ellerini savuşturarak " Sadece kullanmak istemiyorum. " dedim. İlaçlar bana kazayı hatırlatıyordu. Uyuşukluğu arttırıyorlar. " Sara ! " dediğinde onu anlamadım ve tabağını alıp tezgahın kenarına koydum.
Gözlerimin içine bakarak " Lütfen. " dedi
Elim tabağının kenarında kaldı. Sesi içimi titretmişti. O kadar tatlı bir tonda konuşmuştu ki benimle. Her zaman bana seslenmesi... O kadar güzel lütfen demişti ki. Sesi içimin erimesine engel olmamıştım. Tabağa baktım. Ona dönerek zor da olsa " İstemiyorum. " diyerek direttim. Bana üzülerek baktı ve " İyi geceler ben biraz televizyonda takılacağım. " deyip omzuma çarptı ve gitti. Onun ardından üzülerek baktım ve kararsızlıkla tabağın kenarında dolandı ellerim. Ne yapmalıydım? İlaçları kullanmak istemiyordum ama onu da kırmak istemiyordum. Pastayı alıp buzdolabındaki yerine yerleştirdim ve tezgahtaki pasta dolu tabağıda buz dolabına bıraktım. Buzdolabının kapağındaki gözlerine baktığım. İlaçlar burada olmalıydı. Baktım. Bir kez daha baktım ama bulamadım. En iyisi yarın Nermin ablayaa sormaktı. Kıvanç'ı kırmak istemiyordum. Benim için üzülmesini istemiyordum. Ben ona değer veriyordum.
Kıvanç' ın bendeki etkisine gülümsedim . Beni önemsemişti ve bu durum hoşuma gitmişti. Mutfağa son kez göz gezdirip lambayı kapatarak kaldığım odaya doğru ilerledim. Mutfaktan çıkıp kaldığım odaya giderken karanlık salonda ki açık televizyonun ekranına baktım. Bilmediğim yabancı bir diziydi.
O an aklıma bir o kadar saçma bir o kadar da güzel bir fikir geldi. Nasıl bunu akıl edemediğimi bilmiyorum ama biraz görgüsüzlük yapacaktım.
Az önce ışığını kapatarak çıktığım yere - mutfak - geri döndüm ve öekmeceleri karıştırmaya başladım.
Çatal, kaşıklar ; Hayır
Tabaklar ; Hayır
Tencere , tavalar ; Aha bir küçük tencere olabilir.
3. Karıştırmamda bulduğum küçük tencereyi tezgahın üstüne bıraktım. Birazcık yağa ve patlamış mısıra ihtiyacım vardı.
Zeytinyağı olur mu ki?
Sonuçta o da yağ. Yağ ailesinden biri hem neden olmasın. İş görür sonuçta. Onu aldım ve tencereyi tüpün üstüne koydum. Ocağın altını açtım ve tencereye biraz yağ koydum. Yağ tabakasını görene kadar yağ koymaya devam ettim.
Fazla yağ konulmamış gibime geliyordu. Azıcık daha ekledikten sonra yağ dökmeyi bıraktım. Sonra da ocaktaki tencerenin altını yaktım.
Eee peki patlamış mısır neredeydi? Evde patlamış var mıydı ki? Bu soruların cevabını bilmediğim halde tencereyi ocağa koyup üstüne üstlük bir de altını yakmıştım.
Şu çekmecede mi? Hayır
Ya evde yoksa ?
Offf ... Offf .... Olmak zorunda ama ya.
Peki ya bu çekmece? Hayır
Şura da olabilir mi? Hayır
Peki son olarak burada olabilir mi?
Bari burada olsun ....
Son bir umutla çekmeceyi açtım.
Ya evde mısır yok ise diye düşünmeye devam ederken son açtığım çekmecenin köşesinde mısırı gördüm.
Oh be! Bir an için evde mısır olmadığını düşünmeye başlamıştım. Hızla paketi bulduğum çekmecede durduğu yerden aldım ve ağzını bir bıçak yardımıyla kestim.
Paketi açıp tencerenin içine biraz koydum ama gözüme yeteri kadar koymamışım gibi geldi ve biraz daha ekledim.
Biraz daha ...
Biraz daha ...
Ve son kez bir daha.
Elimdeki paketin yarısını tencereye koymuştum. Sanırım bu kadarı ikimiz için yeterliydi. İçine biraz da tuz ekleyerek tencerenin kapağını kapattım.
Bir kaç dakikadır tencereden ses gelmiyordu. Acaba bir şeyleri yalnış mı yaptım diye düşündüm. Yada yağı az mı koydum? Belki de mısırlar az gelmiştir. Bizim evde - eski evimde. Eskiden yaşadığım evde- genelde mısırları Ablam patlatırdı. Arada sırada televizyondan filim veya birlikte dizi izleyeceğimiz zaman ev halkı olarak mısırı ablam patlattsın diye onu ikna etmeye çalışırdık. Ailesi ile ilgili bir anı ekle
Pat. Pat. Pat.
Daldığım düşüncelerden beni patlamış mısır kurtarmıştı. Pat. Pat. Pat. Pat. Pat. Pat. Mısırlar patlamaya başlamıştı. Mısırın patlama sesini seviyordum. Çocukken annem bize musır patlatacağı zaman mutfak masasına oturup annemin mısır yapışını izlerdim. Hatta bir keresinde o kadar çok bakmak izlemiştim ve annemi o kadar çok oyalamıştım ki mısıralar tencereden patlayarak yere dökülecek ti.
Pat. Pat. Pat. Pat. Pat.
Yeteri kadar patlamamışlar mıydı? Neden hala patlıyordu ki? Bu kadar yeterliydi. Azcaba içine çok mu mısır koymuştum ?
Bu patlamış mısırlar neden bu kadar çoğaldı ki şimdi oysaki mısırı da o kadar çok koymamıştım içine. Mısırlar tencereye fazla gelmeye başlamıştı.
Pat. Pat. Pat. Pat ...
Kapak her pat sesinde yerinden oynuyordu. Mısır lar fazla çoğalmıştı ve tencere mısırlar için fazla küçük olmuş gibiydi. Hatta gibisi fazlaydı. Kesinlikle mısırlar tencereye fazla gelmişti.
Bu kadar mısır ben ve Kıvanç için yeterdi artardı bile. Kapaağın hareket ettiğini görünce " Yaaa.... " dedim ve tencereyi elim ile kapatmaya çalıştım ama tencere biraz fazla sıcaktı. Etrafa çabucak göz gezdirerek bir adet bez bulmayı amaçladım. Kenarda peteğin üzerinde duran kırmızı bez dikkatimi çekti ve hemen bezin yanına ilerledim.
Hızla bezi alıp tekrardan tencerenin yanına geldim. Lanet msıırlar git gide çoğalmışlardı. Kapak mısırlara daha fazla dayanamayıp biraz açılmıştı. Zorluyorlardı. Hem de fazlasıyla. Ama bu olamazdı niye böyle oldu ki? Mısır lar fazlatçydı belkide. Mısırlar bakterikler gibi 1 saniye de nüfuslarını hemen arttırmışlardı.
" Ne oldu ? " diyerek koşturarak yanıma geldi Kıvanç. Benim yardım dileyen bakışlarıma ve kapağı kapatmaya çalışan ellerime baktı.
" Mısır patlatıyırdum da .... ? dedim mahçup ve utanmış bir şekilde. Bir işi de düzgün yapamamıştım. " Bu saatte ne mısırı ? " diyerek beni anlamaya çalıştı. Sinirle ona dönüp , burnumdan soluyarak , " Yardım edecek misin? " diye sordum. Aslında sormamış çemkirmiştim bildiğiniz.
Halime bakıp anlık bir şoka girdi ama şoku hemen üzerinden atıp halime güldü. Gamzesi vardı. Çok güzel bir gamzesi vardı. Konu bu değildi. Konu ' Pat. Pat. Pat. Pat... ' dı. Kıvanç ' ın gamzesi dikkatimi dağıtmıştı. Kendime gelemliydim hemen. Daha önemli bir mesele vardı. " pat. Pat. "
Hızla elimdeki kırmızı bezi alarak ocağın altında ki ateşi kapadı ve tencereyi aldı. Yanımdan geçerken bana " çekil ." dedi. Ses tonunu ayarlıyamamıştı. Gülmek istiyor gibiydi. Tencereyi kenara koydu ve bana gülümseyerek baktı. Gamzesi vardı. Konu bu değildi.
Kıvanç mısırların patlamasını dinledi ve tekrardan tencereyle ilgilendi. Ardından tezgahta bir şeylere baktı. Geride durmuş gamzesini... Kıvanç ' ı izliyordum. Gözleriyle etrafa bakındı ve bir anda yüzü değişti. Kaşlarını çattı. Bir leye odaklanmıştı. Merakla baktığı şeye bakmıştım : Mısır partiydi.
Niye böyle bakıyordu ki? Acaba izinsiz paketi açmama mı takılmıştı. Kıvanç öyle biri değildi ki. Peki neden mısıra kaşları çatık ve şaşkın bir şekilde bakmıştı.
" Bu bugün aldığım mısır paketi mi? Sen bunun hepsini mi kullandın yani paketin yarısı nerede? " diye sordu. Sesinde fazlasıyla şaşkınlık vardı. Şok olmuş gibiydi. Kafasını ve çatık kaşlarını bana çevirdi.
Neye şaşırdığını anlayamamıştım. Bir kaç saniye paket ve kıvanç arasında göz gezdirerek ona baktım ve " Evet. Bunda ne var ki ? " dedim. Yüzü daha da şaşkın bşr hal alırken bana baktı ve emin olup olmadığımı , ciddi olup olmadığımı anlamaya çalışarak gözkerimin içine iyice baktı.
Ne okduğunu anlamadığım bir anda ona bakarken yüzü gevşedi gevşedi ve bir anda kahkaha attı.
Şaşkınlıkla ona bakıyordum. Olduğum yerde durmuş şaşkınlıkla kahkaha atışını izliyordum. Ne güzel gamzesi vardı. Yanağındaki çukur bana güzel şeyler hissettiriyordu.
" Ne oluyor burada ? " dihe kapı eşiğinde ki gecelikli ve uykulu bir hakde olan ev sahibi Neriman Ablaya baktım.
Eyvah hapı yutmuştum.
₩ ₩ ₩
^^^
°Merhaba, hikaye hakkında görüşleriniz neler? Burada yeniyim. Bu hikayem de ergenlik döneminden kalma. Bir şekilde yayımlamak istedim ama görüşlerinizi merak ediyorum. Umarım beğenirsiniz?
₩ ₩ ₩