bc

Taşıyıcı Anne

book_age18+
5.7K
TAKİP ET
40.8K
OKU
family
HE
fated
friends to lovers
pregnant
arrogant
boss
single mother
heir/heiress
drama
bxg
single daddy
city
office/work place
assistant
seductive
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Ethan Hamilton, yakışıklı karizmatik Amerikalı zengin bir iş adamıdır. Teknoloji alanında ünlü bir şirketin Ceo'sudur. Gittiği bir iş seyahatinden erken döner ve karısına süpriz yapmak ister ama eve gittiğinde gördükleri ve duyduklarına inanamaz. Karısı kendi yataklarında başka bir adamla yatmaktadır ve 3 ay önce kocasından habersiz yaptırdığı kütajdan bahsetmektedir. Bunları duyan ve gören Ethan yıkılır. Karısını evden kovar ve hemen boşanır. Karsının onu aldatması değil, ondan habersiz bebeklerini aldırmış olması onun için çok sarsıcıdır çünkü yıllardır hayali baba olmaktır. Hayata ve kadınlara küser kendini yalnızca işine verir ama baba olmak çok istiyordur. Başka bir kadını hayatına almak kesinlikle istemiyor, evlatlığa sıcak bakmıyordur çünkü çocuğu kendi kanını taşısın istiyordur. Bir gün bu haline üzülen ortağı ona "taşıyıcı annelik" ten bahseder, Ethan başta sıcak bakmasa da bu fikir hoşuna gider. Ama asıl kritik nokta iyi, sağlıklı kendi çocuğunun annesi olmasını hak edecek taşıyıcı anne bulmaktır... Isabella ise yazılım mühendisliği son sınıf öğrencisi güzel çalışkan bir kızdır. Stajını Ethan Hamilton'un şirketinde yapmaktadır. Isabella küçük yaşta geçirdiği bir kazada babası kaybetmiştir bu kazada annesi ise felç kalmıştır. Isabella hem annesine hem küçük kardeşine bakmak zorunda kalmıştır. Üniversiteye geçene kadar babasından kalan ev ve hayat sigortasından kalan para ile idare etmişlerdir ama artık para bitmiştir. Isabella gündüzleri paralı staj yapıp akşamları bir restoranda garson olarak çalışmaktadır. kardeşide lise çıkışı bir kafede çalışmaktadır. Bu şekilde geçinirlerken kardeşi birden hastalanır ve kanser teşhisi konur. Hemen tedavi edilmezse ölecektir ama tedavi çok pahalıdır. Isabella ne yapacağını bilemezken patronları Ethan ile ortağı Lucas'ın taşıyıcı annelik muhabbetini, verecekleri parayı duyar ve hiç düşünmeden kardeşi için ortaya atılır ve kendisinin yapabileceğini söyler. Daha önce hiç sevgilisi olmadığını güzel, çalışkan ve sağlıklı bir kız olduğunu söyler. Ethan bir süre düşüldükten sonra kabul eder. Isabella tam hayalindeki gibi bir annedir....

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Birinci Bölüm
Bölüm 1: Cam Kırıkları ve Hayaller San Francisco'nun alacakaranlığı, tepelerdeki lüks evlerin cam cephelerini ateşten bir turuncuyla yalarken, siyah Range Rover sessizce Hamilton Malikanesi'nin önünde durdu. Ethan Hamilton, parmaklarını direksiyonda hafifçe tıklatarak, içinde hafif bir heyecan dalgasıyla kapıyı açtı. Londra'daki yoğun toplantıyı bir gün erken bitirmişti ve karısı Chloe'ye sürpriz yapmak için ilk uçağa atlamıştı. Ayakları, özenle döşenmiş granit kaldırımlara basarken, hafif bir gülümseme dudaklarında oynaştı. Elinde, Chloe'nin en sevdiği şeylerden biri olan, Union Square'deki o küçük, eski moda şekerci dükkanından getirdiği vişne dolgulu bitter çikolataları ile dolu karton poşet vardı. Onları akşam yemeği sonrası, belki şömine başında, belki de... gelecek planlarını konuşurken yiyebilirlerdi. Baba olma planlarını. Hava serin ve temizdi, etraf sessizdi. Belki Chloe hala alışverişteydi ya da arkadaşlarıylaydı. Anahtarı sessizce çevirdi, devasa ceviz kapı hafifçe gıcırdadı açılırken. İçeri adımını attı, geniş, minimalist tasarımlı giriş holünde durdu. "Ben geldim, tatlım!" diye seslendi, sesi tavanlarda hafifçe yankılandı. Cevap yoktu. Garip bir sessizlik vardı. Normalde Chloe, müzik açardı, ya da mutfaktan bir tıkırtı gelirdi. Şimdi sadece... boşluk. Ayakkabılarını çıkarmadan, halı kaplı merdivenlere doğru ilerledi. Yatak odasından hafif bir mırıltı geldiğini duydu. Bir erkek sesi. Ethan'ın kalbi bir an için durdu, sonra deli gibi çarpmaya başladı. Göğsünde bir ağırlık, boğazında bir yumru hissetti. "Hayır. Olamaz. Yanılıyorumdur." Kendini kandırmaya çalıştı. Belki televizyondur. Yavaş, ama kararlı adımlarla merdivenleri çıkmaya başladı. Her adımda kalp atışları kulaklarında güçleniyor, nefesi sıkışıyordu. Yatak odasının kapısı aralıktı. İçeriden gelen sesler artık netleşiyordu. Chloe'nin o tanıdık, biraz cilveli kahkahası... ve kesinlikle tanımadığı, boğuk bir erkek sesi. Ethan, kapının hemen yanındaki duvara sırtını dayadı. Soğuk duvar ceketinin ince kumaşını delip geçiyor, omurgasına kadar işliyordu. Yüzü bembeyaz olmuş, dudakları sıkıca birbirine kenetlenmişti. Parmak uçlarıyla kapıyı biraz daha itti. Gördükleri karşısında midesi bulanmış, başı dönmüştü. Kendi yatakları. Onların düşler kurduğu, çocuklarının hayalini ettiği o kutsal yer. Şimdi Chloe, saçları dağınık, yüzü pembe, üzerinde sadece ince bir ipek gecelikle, kollarını tanımadığı, çıplak omuzlu bir erkeğin boynuna dolamıştı. Adamın sırtı dönüktü, Chloe'ye doğru eğilmiş, alçak sesle bir şeyler fısıldıyordu. Chloe gülümsedi, gözleri parıldıyordu. "Ah, Marcus," dedi nefes nefese, "Seni seviyorum. Her şey o kadar...mükemmel." Ethan, duvara daha da yaslandı, yerinden kıpırdayamıyordu. Bacakları titriyor, dizlerinin bağı çözülüyordu. Bir hayvan tuzağına düşmüş gibiydi. Kaçmak istiyordu ama gözlerini o ihanet manzarasından alamıyordu. Sonra Chloe konuşmaya devam etti, sözleri Ethan'ın dünyasını ikinci kez paramparça etti: "Ve biliyor musun? En rahatladığım şey... Ethan'dan habersiz aldırdığım o bebek. Tanrım, o ne istiyor biliyor musun? Baba olmak!" Kahkaha attı, acımasız ve hafif. "Üç ay önce kürtaj oldum. Sadece bir hücreydi diyorlar ama... biliyorsun, ben çocuk istemiyorum. Hayatımı mahvederlerdi. O egoist herif, benim bedenimi, kariyerimi çocuk doğurmak için harcayacağımı sanıyorsa, çok yanıldı." Her kelime Ethan'ın kalbine bir bıçak gibi saplanıyordu. Gözlerinden yaşlar değil, saf şok ve tarifsiz bir acı boşanıyordu. Bebeklerini onun haberi bile olmadan... aldırmış. Yıllardır beslediği hayal, Chloe'nin dudaklarında bir hücreye ve bir engel olarak görülmeye indirgenmişti. Karnına bir yumruk yemiş gibi oldu. Nefes alamıyordu. Boğazındaki yumru artık boğucuydu. Elindeki çikolatalar anlamsız bir ağırlığa dönüşmüştü. İşte o an, içinde kaynayan öfke, acıyı bastırdı. Donmuş bedeni çözüldü. Kapıyı bütün gücüyle itti. Tahta çerçeve duvara çarparak gürültüyle açıldı. "ÇIKIN DIŞARI!" Sesi öyle bir gürledi ki, odadaki çift irkildi, birbirlerinden fırladı. Marcus panik içinde yorganı kaparken, Chloe'nin yüzündeki tüm renk süzülmüş, gözleri kocaman açılmıştı. "E-Ethan! Sen... sen burada ne arıyorsun? Erken döneceğini söylemedin!" Sesinde korku ve suçluluktan çok, rahatsız edilmiş bir öfke vardı. Ethan, kapı eşiğinde, bir heykel gibi dikiliyordu. Omuzları gerilmiş, çenesi öfkeden titriyor, gözleri ise buz gibi, ölümcül bir sakinlikle Chloe'ye odaklanmıştı. O gözlerde artık sevgi, şefkat yoktu; sadece uçurum derinliğinde bir ihanet ve yıkım vardı. "Seni duydum, Chloe," dedi, sesi alçak, tehlikeli bir tonda titreşiyordu. Her heceyi bıçak gibi kesiyordu. "Her iğrenç kelimeni. Bizim bebeğimizdi. Benim çocuğumdu." "Bizim" ve "benim" kelimelerini vurgularken sesi çatladı. "Ve sen... sen onu bir hücre olarak görüp, benim haberim olmadan... aldırdın." Son kelimeyi söylerken boğazı düğümlendi, gözlerinden kontrol edilemeyen bir damla yaş süzüldü. Bu, öfkeden çok, dipsiz bir kederin işaretiydi. Chloe ayağa kalktı, savunmaya geçerken. "Ethan, dinle beni! Bu bir hataydı! O an doğru karar gibi geldi! Sen hep çocuk istiyordun, ben hazır değildim, baskı hissediyordum!" Çırpınıyordu ama pişmanlıktan çok, yakalanmış olmanın öfkesi vardı sözlerinde. "BASKI?" Ethan'ın sesi yeniden yükseldi, bir haykırışa dönüştü. Odadaki her şey titredi. "Yıllardır konuşuyoruz bunu! Sen de evet diyordun! 'Zamanı gelince' diyordun! Meğer beni oyalıyormuşsun! Ve sadece aldırmakla kalmadın, aynı zamanda..." Eliyle Marcus'u işaret etti, adam şimdi kıyafetlerini aceleyle giymeye çalışıyordu. "...benim paramla aldığım, bizim yatağımızda, bu pisliği yapıyordun!" Marcus, "Bak, dostum, bu bir yanlış anlama..." diye mırıldanmaya çalıştı. "ÇENENİ KAPA!" Ethan dönüp ona baktı, bakışları öyle keskin ve tehditkardı ki Marcus'un sözü boğazında kaldı. "Sen. Şu anda. Bu evden defol. Bir daha asla adımını atma. Yoksa sonuçlarına katlanırsın." Sesi buz gibi ve kesindi. Marcus tereddüt etmeden, kıyafetlerini toplayıp, başını öne eğerek, Ethan'ın yanından sürünürcesine geçip merdivenlerden aşağı kaçtı. Şimdi odada sadece Ethan ve Chloe kalmıştı. Hava elektrik yüklü, boğucuydu. Chloe ağlıyordu, ama gözyaşları Ethan'ı etkilemiyordu. Artık onun için bir yabancıydı. Daha da kötüsü, çocuklarının katiliydi. "Sen..." Ethan, Chloe'ye doğru bir adım attı. Bedeni öfkeden titriyordu. "...benim hayatımdan çıkacaksın. Şimdi. Hemen. Sadece üzerindekileri al. Geri kalan her şey benim. Avukatım yarın sana ulaşır. Boşanma kağıtlarını imzalayacaksın. Tek kuruş fazla almayı bekleme. Seni... seni kandıran bu evin, bu hayatın hiçbir zerresini hak etmiyorsun." Chloe dehşet içinde bakıyordu. "Ethan, lütfen! Bir şans daha ver! Aşkımız için! Hata yaptım, biliyorum!" Yaklaştı, ona dokunmaya çalıştı. Ethan, onun dokunuşundan bir akrebin iğnesinden kaçar gibi geri çekildi. Yüzünde iğrenme vardı. "Aşk mı?" diye tükürürcesine söyledi. "Senin aşk dediğin şey, bir yalandan ibaret. Ve benim sana olan aşkım... sen onu bugün katlettin. Senin dokunuşun bile iğrenç geliyor." Poşetten çıkardığı vişne dolgulu çikolataları aldı. Bir an avucunda tuttu, sonra bütün gücüyle yere fırlattı. Zarif ambalaj kağıtları yırtıldı, koyu renkli çikolatalar mermer zemine saçıldı, kırıldı. "İşte bu. Bizim olabilecek her şeyin sembolü. Çöp." Arkasını döndü. Kapıdan çıkmadan önce son kez durdu, omzunun üzerinden konuştu, sesi artık yorgun, içi boşalmış ama kararlıydı: "Yarın saat onda burada olmazsan, polis gelip seni zorla çıkarır. Şimdi gözümün önünden kaybol." Merdivenleri inerken, her adımda sarsılıyordu. Salona vardığında, devasa pencereden dışarı, şehrin ışıklarına baktı. Gözlerinde yaş yoktu artık. Donmuştu. Kalbi sanki kurşunla doldurulmuştu. Yıllarca hayalini kurduğu baba olma umudu, Chloe'nin o soğuk, bencil itirafıyla paramparça olmuştu. Sadece bir aldatma değildi yaşadığı; bir kayıptı. İsimsiz, yüzsüz, ama onun kanını taşıyan, rüyalarını süsleyen bir çocuğun kaybıydı. Cep telefonunu çıkardı. Parmakları titriyordu ama kararlıydı. En iyi boşanma avukatının numarasını aradı. "Hey Jonathan ben Ethan acil bir durum var. Chloe'yi boşuyorum. Aldatma ve... başka şeyler. Mümkün olan en kısa sürede, en sert şartlarla. Evden attım. Yarın belgeleri hazırla." Telefonu kapattı. Telefonu masaya bıraktı, ellerini masaya dayadı. Başını öne eğdi. Omuzları titremeye başladı. İlk derin, sessiz hıçkırık göğsünden yükseldi. Sonra bir tane daha. Ve bir tane daha. Salonun soğuk, lüks sessizliğinde, Ethan Hamilton, kaybettiği karısı için değil, aşkı, güveni ve asla tanışamayacağı çocuğu için, paramparça olan baba olma hayalleri için, tek başına, sessizce ağlıyordu. Pencereden sızan son turuncu ışık hüzünlü bir alacakaranlığa dönüşürken, onun omuzlarına düşen gölgeler, içindeki karanlığın sadece bir yansımasıydı. Yeni hayatı, bu kırık camlar ve çiğnenmiş çikolatalar üzerine, sonsuz bir yalnızlık ve acıyla kurulacaktı. 6 Ay Sonra Aylar, San Francisco'nun sisli sabahları ve keskin gün batımları arasında geçip gitti. Hamilton Malikanesi artık bir mezarlık kadar sessiz ve soğuktu. Chloe’nin son eşyası da avukatların gözetiminde kapıdan çıkalı çok olmuştu. Boşanma, Jonathan’ın acımasız verimliliği ve Ethan’ın kayıtsız onayıyla, rekor sürede tamamlanmış, Chloe neredeyse beş parasız, prestijini ve sosyal çevresini de kaybederek şehri terk etmişti. Ama Ethan için bu bir zafer değildi. İçinde, Chloe’nin aldattığı yatak odasında duyduğu o kelimelerin “kürtaj” “hücre”, “hayatımı mahvederlerdi” sürekli yankılandığı, dipsiz bir boşluk vardı. Ethan, kendini işe gömmüştü. Hamilton Technologies’in şık, cam ve çelikten inşa edilmiş genel merkezindeki köşe ofisi, artık onun hem kalesi hem de hücresiydi. Sabahın erken saatlerinde, şehrin uyanmakta olan ışıkları pencereden içeri sızarken orada olurdu. Gecenin geç saatlerinde, şehrin ışıkları bir yıldız denizini andırırken hâlâ oradaydı. Masası, karmaşık finansal tablolarla, ürün prototip raporlarıyla ve bitmek bilmeyen e-postalarla doluydu. Fiziksel olarak oradaydı, karizmatik CEO’yu oynuyordu: toplantılarda keskin sorular soruyor, stratejik kararlar veriyor, yatırımcıları etkiliyordu. Ama gözleri, bir zamanların canlı mavi parıltısını kaybetmiş, buz mavisine dönmüştü. Bir bakışta insanın içini ürperten, mesafeli bir soğukluk yayıyordu. Dış görünüşü de değişmişti. Her zaman özenli olan saçları biraz daha uzun, dağınık düşmüştü, şakaklarındaki birkaç gümüş tel daha belirginleşmişti. Yüzündeki keskin hatlar, acı ve uykusuzluğun etkisiyle daha da keskinleşmiş, gözlerinin altı koyu halkalarla çevrilmişti. Takım elbiseler hâlâ pahalı ve kusursuzdu, ama üzerinde artık bir ağırlık, bir zırh gibi duruyorlardı. Gülümsemesi, nadiren görülen bir hayalet gibiydi; kısa süreli, yapay ve asla gözlerine ulaşmıyordu. Ofis personeli onun etrafında sessizce dolaşır, ses tonlarına dikkat eder, gereksiz konuşmalardan kaçınırdı. Orada bir fırtına vardı, sürekli sessizce gürleyen, içine çekilmek isteyen. Lucas Miller, kurucu ortağı ve belki de artık tek gerçek dostu, bu değişimi en yakından gören ve en çok endişelenendi. Lucas, Ethan’ı tanıdığı günden beri onun çocuklara olan doğal yakınlığını, bir gün baba olma arzusunu bilirdi. Chloe’nin ihaneti ve özellikle kürtaj itirafı, Ethan’ı temelinden sarsmıştı. Bir akşam, geç saatlerde, Ethan hala masasının başında, gözlerini bilgisayar ekranına dikmişken, Lucas kapıyı çaldı ve içeri girdi. Elinde iki karton kahve vardı. “Hâlâ burada mısın? Saat gece yarısını geçti, Ethan,” dedi, sesinde bir çatırtı vardı. Masanın kenarına bir kahveyi bıraktı. Ethan başını kaldırdı, gözleri ekrandan koparken bir anlık odaklanma mücadelesi verdi. “Bu satış projeksiyonları yarın sabah toplantı için hazır olmalı,” diye mırıldandı, sesi kısık ve yorgundu. Kahveye uzandı, sıcaklığı avuçlarında hissetti. Bir yudum aldı, sert ve acı. Lucas, karşısındaki deri koltuğa çöktü. Ethan’ın bitkin yüzünü, omuzlarındaki gerginliği inceledi. “Bu sürdürülebilir değil, dostum. Kendini öldürüyorsun. Sadece fiziken değil…” Cesaretini topladı. “…içten içe çürüyorsun.” Ethan’ın dudakları ince bir çizgi halinde sıkıldı. Gözlerindeki buz tabakası çatlamıştı, altından acılı bir öfke parlıyordu. “Ne yapmamı öneriyorsun, Lucas?” diye sordu, sesi tehlikeli derecede alçaktı. “Eve gitmek mi? O bomboş, lanet olası eve? Her köşesinde hayal kırıklığının ve… kaybın gölgesinin dolaştığı yere?” “Kayıp” kelimesini söylerken sesi kısıldı, boğazındaki düğümü yutkundu. Gözleri Lucas’a değil, pencereden dışarıdaki karanlığa dikilmişti. “İş, tek odak noktam. Tek gerçekliğim.” Başka bir uzun yudum kahve aldı. Lucas derin bir nefes aldı. Bu konuyu defalarca düşünmüştü. “Biliyorum ne hissettiğini. Chloe’nin yaptıkları… iğrençti. Affedilemez. Ve kaybettiğin o çocuk…” Ethan’ın yüzündeki bir seğirme Lucas’ın durmasına neden oldu. Devam etti, dikkatle. “Ama baba olma hayalin… o seninle ölmek zorunda değil, Ethan.” Ethan acı bir kahkaha attı, sesi boş ofiste çirkin bir şekilde yankılandı. “Nasıl? Başka bir kadına güvenmeyi mi öneriyorsun? Yeniden aldatılmayı, yeniden… kaybetmeyi mi?” Gözlerindeki acı, Lucas’ı yaraladı. “Hayır. Asla. O kapı kapandı. Sonsuza kadar.” “Her yol bir kadınla romantik bir ilişki kurmanı gerektirmiyor, Ethan,” diye ısrar etti Lucas, sesini yumuşatarak. “Teknolojinin, tıbbın geldiği noktada… eğer gerçekten kendi kanını taşıyan bir çocuk istiyorsan, bunu başarmanın bir yolu var.” Durdu, Ethan’ın tepkisini ölçmek için "Taşıyıcı annelik” Kelime havada asılı kaldı. Ethan kaşlarını çattı, bir an için bilgisayar ekranına yeniden bakmadı. “Taşıyıcı annelik?” diye tekrarladı, tonu şüphe ve küçümseme karışımıydı. “Yani bir yabancıya, benim çocuğumu taşıması ve doğurması için para ödemek mi? Tuhaf bir fantezi gibi geliyor.” “Fantezi değil,” diye karşı çıktı Lucas, biraz heyecanla. “Yasal, düzenli bir süreç. Senin spermlerinle sağlıklı, genç, titizlikle seçilmiş bir yumurta donörünün yumurtasının döllenmesi. Sonra embriyo, taşıyıcı anne adayının rahmine yerleştiriliyor. Hamileliği o taşıyor, doğuruyor. Sonrasında… çocuk senin oluyor. Genetik olarak tamamen senin. Kanın, Ethan. Hayalin.” Ethan, Lucas’a baktı. Gözlerindeki buz erimiyordu ama altında bir şey kıpırdanıyordu. Kendi kanı. Kendi çocuğu. Chloe’nin elinden aldığı, isimsiz bebeğin yerini doldurabilecek bir şey. İçinde uzun süredir hissedilmeyen bir şey küçük, zayıf bir umut kıvılcımı parladı. Ama hemen kuşkuyla boğdurmaya çalıştı. “Kulağa… steril geliyor. Mekanik. Bir çocuk bir sözleşmenin, bir işlem sonucu mu olmalı?” “Sevgi ve aile her zaman geleneksel yollarla başlamaz, Ethan,” diye yanıtladı Lucas yumuşakça. “Bazen… sıra dışı yollarla da olsa, kalpteki bir boşluğu doldurabilir. Bu, senin baba olma şansını yeniden kazanmanın bir yolu. Riskleri minimuma indirilmiş, kontrol senin elinde olan bir yol.” Lucas, Ethan’ın gözlerindeki iç çekişmeyi gördü. İçinde bir kapı aralanmıştı. “Düşün, dostum. Sadece düşün.” Ethan başını çevirdi, yeniden penceredeki karanlığa baktı. Şehrin ışıkları, gözlerinde bulanık noktalar gibi yanıp sönüyordu. Kendi çocuğu. Kendi kanı. Kalbinde, uyandırmaya cesaret edemediği, derinlerde gömülü bir özlem hırpalandı. Parmakları kahve bardağını sımsıkı kavradı. Bir süre sessiz kaldı. Sonra, neredeyse duyulmayacak kadar alçak bir sesle, “Araştır,” dedi. Tek kelime. Ama Lucas için bir zaferdi. “Yasal süreçleri, maliyeti, riskleri… ve adayların seçim kriterlerini. En iyisini istiyorum. Kusursuz sağlık, zeka, karakter… çocuğunun annesi olmayı hak edecek biri.” “Hak etmek” kelimesini vurguladı. Bu sadece bir iş değildi; bu, gelecekteki çocuğunun annesinin kalitesiydi. Lucas içten bir gülümsemeyle başını salladı. “Anladım. Kusursuz olanı bulacağız, Ethan. Sana söz veriyorum.” Kalktı ve sessizce ofisten çıktı, Ethan’ı karanlıkta, içindeki yeni, karmaşık ve korkutucu umutla baş başa bıraktı. Penceredeki yansımasında, yüzünde aylardır ilk kez, acının ötesinde bir şey belirsiz, ürkek bir ihtimal vardı.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
551.5K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
57.6K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
89.2K
bc

AŞKLA BERDEL

read
92.4K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
40.7K
bc

HÜKÜM

read
231.3K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
36.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook