Hastane koridorları telaşları adımlara, korku dolu yüreklere, amansız atan kalp atışlarına, korkudan hızla inip kalkan göğüs kafeslerine, çaresiz göz yaşlarına şahit oluyordu saatlerdir..
Serkan saatler sonra bulunduğu yerden alınarak hastaneye getirilmişti.
Annesi Zahide hanım, babası Asaf bey, abisi, kardeşleri, arkadaşları Serkan ameliyattan çıkana kadar gözleri yaşlı bekliyorlardı.
Bulunana kadar, çok kan kaybetmiş hastaneye geldiğinde kan nakli yapılmıştı.
Ameliyattan çıktıktan sonra, bir kaç saat yoğun bakıma almalarının ardından sabah normal servise alındı.
Göğüs kafesinin hemen altında dikişleri vardı, düştüğü yerde camların batmasıyla derin bir yara oluşmuştu. Arabanın çarpmasıyla vücudunda oluşan morluklar, ağrılarının şiddetlenmesine sebep oluyordu.
Kız kardeşi Sude ağlaya ağlaya abisine sarılırken, henüz yeni açtığı gözleriyle Yaren’i görebilecek gibi kalabalığı taradı gözleri.
Ama sevdiği yoktu aralarında, Yaren yoktu.
Yattığı yerden doğrulmak istediğinde Zahide hanım engel olarak “Oğlum yaran taze, hareket etmemelisin” dedi.
Tüm aile Serkan’ın gözlerine bakarken, o kimseyi görmüyordu. Nasıl görebilirdi ki, arasında sevdiği, Yaren’i olmayan bir kalabalıkta kimi görebilirdi ki gözleri.
Yeşillerini görmesi lazımdı Yaren’inin. Yanına gelen arkadaşı Mehmet’in kolunu tutarak gözlerine bakarak bir umut sordu.
“Mehmet, Yaren iyimi?”
Mehmet önce anlam veremediği bir şekilde, kaşlarını çatıp arkadaşına bakarken, gözlerinde ki endişeyi görünce, tereddütle soruyla cevap verdi soruya.
“Yaren’e bir şey mi oldu Serkan?”
Serkan tüm hayal kırıklığıyla Mehmet’in gözlerine bakarken, ailesinin bakışlarını umursayacak halde bile değildi.
Kolunda ki serumuna asılıp kopartırken, Sude’nin tiz çığlığı yankılandı odada.
“Abi ne yapıyorsun?”
Asaf bey oğluna engel olmaya çalışırken, Mehmet gözlerini sıkıca yumdu.
Şu an yapması gereken arkadaşına destek olmaktı, çünkü biliyordu, konu Yaren ise onu durduracak tek kişi bile olamazdı.
Şu an ki tüm endişesi onun için olduğuna göre başına bir şey gelmiş olma ihtimali vardı.
Asaf bey oğlunun omuzlarından kavrayıp, yatırmaya çalışırken abisi de aynı çaba içindeydi. Kardeşleri ise korkarak annelerinin kollarının altına sığınmışlardı.
“Oğlum yoğun bakımdan çıkalı saat bile olmadı, seni böyle sürükleyen şeyde ne yavrum? Söyle derman olalım derdine”
“Söyle Serkan, abine söyle ne istiyorsan yapacağım. Bak kızları korkutuyorsun, senin için çok endişelendik”
Mehmet sıkıntıyla derin bir nefes alıp verirken, duyacağı şeylerin ne derece kötü olduğunu düşünüyordu. Serkan’ı bu kadar sarsan olay, sıradan bir şey olamazdı.
Serkan gözlerini babasına odaklayarak ellerini tuttu. Neredeyse çocuk gibi ağlayacaktı babasının karşısında.
“Baba ölüyor, Yaren ölüyor baba, sende aşık oldun anla beni, sevdiğim kadın ölüyor baba. Kölen olayım azat et beni, set koyma önüme. Ben iyiyim, eğer ona bir şey olursa yaşayamam baba. Oğlunun çektiği yürek yangınıdır. Bırak beni gidip bulayım onu.”
Asaf bey oğlunun acısını ta içinde hissederken, nasıl kıyabilirdi ki oğluna. Babaydı o, zamanında aşık olmuş bir delikanlıydı.
Şimdi oğluna ne diyecekti, bencillik yapıp gitme mi?
Bu haliyle oğlunu göndermek içine sinmiyordu ama biliyordu Asaf bey, oğlunun bu sözleri yalnızca onu çiğneyip geçmemek içindi.
Karısı Zahide hanıma göz ucuyla baktığında dolu dolu gözleriyle kendine baktığını gördü, evlattı bu nasıl engel olabilirdi ki sevdiğinden ayırmaya?
Ellerini oğlunun yüzüne koyduğunda, gözlerine baktı. Acıyı, endişeyi görüyordu her bir haresinde.
“Oğlum sana gitme diyemem ama, ya sana bir şey olursa nasıl yollarım seni.”
Abisi girdi araya bu sefer, Serkan bekleyecek durumda değildi zira.
“Baba müsaade et ben götüreyim istediği yere, hem yanına bir doktor ayarlamaya çalışayım”
Serkan şimdiye kadar kuş olup uçmuştu Yaren’e ama, babasını çiğneyip geçmek kolay değildi. Asaf beyin gönlü olduktan sonra Yaren’i bulması da kolay olurdu.
Ne kadar severse sevsin, babasının desteği olmadan çıkamazdı bu yangının altından.
Abisi ve Mehmet’in yardımıyla hastaneden çıktıklarında, babasına söz verdiği gibi dikişlerini zorlayacak bir harekette bulunmadı. Nöbeti henüz bitmiş olan bir doktorun eşliğinde, gidiyorlardı.
Mehmet arkadaşının isteği üzere Yaren’in kaçırıldığı yere geldiklerinde hiç bir iz bulamadılar. Serkan’ın yüreği yanıyordu, ne yapsa kar etmeyecekti sanki Yaren’i görmeden. Yaren’i yerde yatarken gördüğü yere uzun uzun bakıp, bir mucize olmasını diledi, çıkıp gelsin gözleri gözlerine değsin istedi Serkan.
Onun iyi olduğunu göreceği tek bir ana bile razıyken, onu bulamadığı her saniye kahroluyor, yüreğine kamçı vuruluyordu.
Geldikleri yoldan istikametlerini emniyete çevirdiklerinde Mehmet gözlerini arkadaşından ayırmıyordu. Yaren’i nedenli çok sevdiğini biliyordu çünkü, o olmazsa Serkan yapamazdı.
Gittikleri yerde hiç bir ize rastlamamalarına rağmen, Serkan bir umut bağırmış, Yaren’e sesini duyurmak istemişti.
Emniyete geldiklerinde, tüm her şeyi anlatarak el aman dilenmişti memurlardan.
..........................
Geçmiyordu günler, saatler....
Saniyeler dakika, dakikalar saat, saatler gün, günler ay olmuş, ve ne olursa olsun geçmiyordu Serkan için. Her saat arayıp, her gün gittiği emniyetten boş elleriyle dönüyordu.
“Allah’ım ölüyorum, yalvarırım bana yardım et. Ben onsuzluğu bilmiyorum. Eli elime değmese de, gözleri beni görmese de, nefes alsın Allah’ım yalvarırım. Benim ömrümü al onun ömrüne kat, onsuzlukla sınama beni...”
Ne haykırışları bitiyordu Serkan’ın, ne de yalvarışları.
Yaren’den haber alamadıkları üçüncü gündü bugün, Yaren’in ailesinin haberi yoktu, belki de vardı ama tüm bunlardan haber değildi.
Onun yalnızca odaklandığı şey; Yaren’iydi. Ondan gelecek olan tek bir habere muhtaçtı. Ama işte o haberde gelmiyordu.
O günden sonra babası Asaf bey, yüksek makamda ki arkadaşlarının bir kaçını devreye sokmasıyla, aramalar hızlansa da, o mevkide kamera olmadığı için, arabaların plakaları tespit edilemediğinden dolayı, samanlıkta iğne arıyorlardı.
Belki de imkansızı aradıklarını biliyordu Serkan ama, tüm gücünü yitirmek üzereydi. Annesi, kardeşi, abisi, Mehmet bir an onu yalnız bırakmazlarken, gözü hiç kimseyi görmüyor acılarını hissetmiyordu.
Onun tek bir acısı vardı, oda haber alamadıkça yüreğini yakıp kavuran, elinden bir şey gelmedikçe çıldırmasına sebep olan Yaren’iydi.
Hasreti çığ olmuş üzerine yıkılırken, tek bir şey yapmak geliyordu içinden.
Sevdiğinin kokusunu ruhuna bulamak.
Yaren’in başına böyle bir şey geldiğine göre, belki öncesinde tehdit edilmiş olabilir diye geçirdi içinden. Aklına gelen bu düşünceyle soluğu bir çilingirle Yaren’in kapısında aldı.
Kapıyı açması için çilingiri beklediği esnada kapı içerden açılınca, yüreğine dolan heyecanla gözlerini açıp kapattı.
Sanki günlerdir aradığı Yaren’inini görecekti karşısında. Gözlerini açtığındaysa karşısında gördüğü adamın yakalarına yapıştı.
“Kimsin lan sen? Ne işin var bu evde”
“Serkan bey, durun”
Serkan çilingiri es geçip, adamı evin içine ittiği gibi yere doğru itip üzerine çıktı.
“Söyle lan ne işin var bu evde? Yaren nerde?”
“Ben Yaren ablanın arkadaşıyım”
Serkan Yaren’in arkadaşlarının hepsini tanırken, bu simayı hatırlamıyordu.
Serkan tam yumruğunu adamın suratına indirecekken, duyduğu kadın sesiyle başını kaldırdı.
“Murat”
Murat Serkan’ı üzerinden itip, ayağa kalkarken yakalarını düzeltip Emel’in yanına geçerek konuştu.
“Endişelenecek bir şey yok”
Serkan ellerini boynuna koyarak karşısında ki, rahat insanlara baktı.
“Ne demek endişelenecek bir şey yok lan! Yaren üç gündür kayıpken, siz onun evinde ne arıyorsunuz. Üstelik bu kadar rahat oluşunuz, bu işin altında bir parmağınızın olduğu düşüncesine kapılmama sebep oluyor”
Serkan’ın sakinliğini korumaya çalışma çabaları, belki bildikleri bir şey varsa onunla paylaşırlar diyeydi.
Murat’tan önce söze girip açıklama yapan Emel oldu.
“Burada oluş sebebimiz Yaren ablanın kaçırılmasında belki bir iz, ipucu vardır diye. Belki bir tehdit mektubu, yada polislerin gözünden kaçan bir şey ama maalesef, telefonu dahil olmak üzere herşeyi incelemeye alındığı için, bir şey bulamadık.”
Serkan hala tedirginliğini üzerinden atamazken, gözlerini Murat’ta sabitleyerek sordu.
“Ne zaman geldiniz, ve nasıl girdiniz buraya?”
Murat kendisini hedef alan sorulara yanıt verdi.
“Yağız abiden istedik, sürpriz yapacağımızı söyledik. Yedek anahtarlarını verdi, bir kaç saat kadar önce geldik bizde”
Serkan en yakınında ki duvara yaslanırken, niyetleri yalnızca onun gibi Yaren’i bulmak olan insanlara inanmayı tercih etti. Yaren’in abisi güvenip anahtarlarını verdiğine göre, kendisi tanımasa da Yaren’in sıkı arkadaşlarıydı demek ki.
Emel’i o sabah burada kahvaltıya davet ettiğini hatırladığında yerinden doğrulup, ayaklarının üzerinde kendini sabitleyerek acını yok sayıp, sordu.
“Sen o sabah beni kahvaltıya davet etmiştin, sonrasında ne oldu?”
Emel ellerini iki yana doğru açıp, bakışlarını yere sabitleyerek cevap verdi.
“Kahvaltıdan sonra işi olduğunu söyledi bizde ayrıldık”
“Birlikte mi çıktınız evden?”
“Hayır, bu evin arka tarafta caddeye açılan bir kapısı daha var. O gün Yaren abla bizi o kapıdan yolculadı.”
Serkan elini dikişlerinin üzerine koyarak, çatılan kaşlarıyla o günü anımsadığında sordu.
“Ben o gün Yaren’i gördüm. Ön kapıdan çıktı ve yanında başkaları da vardı.”
Murat Emel’e fırsat tanımadan, cevapladı Serkan’ı.
“Biz den sonra gelmiş olmalılar, biz ayrıldığımızda evde kimse yoktu”
Serkan allak bullak olmuş kafasıyla salona geçip, kendini koltuklardan birine bırakırken, eline telefonunu alarak Asaf beyi aradı.
“Baba, bir haber var mı Yaren’den?”
Asaf bey derin bir nefes alarak yanıtladı Serkan’ını.
“Bende seni arayacaktım, acil olarak gelmen gerekiyor oğlum ”
Serkan oturduğu yerden kalkarak, heyecan ve ümitle sordu babasına.
“Bir gelişme mi var baba?”
Asaf beyin sesi kederli geliyordu.Oysa ne çok isterdi günlerdir yemek bile yemeyen oğluna, güzel haberler vermeyi.
“Bilmiyorum oğlum, bilmiyorum. Belki de bir gençlik daha yitip gitti ellerimizden. Teşhis etmen gereken birisi var, yüzü gözü tanınmaz halde. Senin o gün bulunduğun yere yakın bir mevkide. Acele et oğul, şu garip atan kalbim durmadan tez gel”
Serkan’ın parmaklarının arasından kayıp sert zeminle buluşan metalin sesi kulaklara dolarken, ölmeyi istedi o an olduğu yerde.
Olabilir miydi?
Yaren’i bir kez ellerini tutmamış, gözlerine bakmamışken, kayıp gidebilir miydi kalbinden. Amansız bir hançer saplandı yüreğine, dağlandı, dağlandı. Kor kor ateş olup, tüm dünyayı ateşe verirken soluğu kesildi.
Dudakların bir feryat olup koptu sevdiği kadının ismi.
Şimdi Yaren’i sonsuzluğa merhaba der gibiydi...