Akşam olduğunda ve yemek masasında bir araya geldiğimizde masadaki tek ses babam ve Umay’ın kahkahalı konuşmalarıydı.
Kafede ki ağlamamın üzerinden saatler geçmiş olsada hâlâ çok kötü hissediyordum kendimi. Yüzümden bile sorunum olduğu kötü olduğum belliyken hiçbiri bu durumumu fark etmedi ya da umursamadılar beni. Sofrada yokmuşum gibi muhabbet etmeleri bugün ki olanlardan sonra sabrımı taşıracak kadar kötü hissettiriyordu.
Elimdeki kaşığı sertçe bırakınca dikkatleri bana döndü sonunda. “Size söylemem gerekenler var.” Dedim ciddiyetle.
Babam suyundan yudum alırken eliyle konuş hareketi yaptı. Korkuyla yutkundum ancak sakin ve güçlü olmalıydım. “Ben düşündüm ve kendimi evliliğe hazır hissetmediğimi anladım. Bu istemenin olmasını istemiyorum, vazgeçtim.” Sesim istediğimin de aksine fazlasıyla düzgün ve net çıkarken gözlerimi tabağıma dikmiş babamın yüzüne kaldıramamıştım.
Bir an da elini masaya çarpınca korkuyla sıçramış ancak yinede başımı kaldırmamıştım. “Ne demek bu şimdi sen bizimle dalgamı geçiyorsun!” babamın bağırması salonda yankı bulurken başımı kaldıramadım.
“Daha dün ahkam kesiyordun evleneceğim diye şimdi de hayır mı diyorsun?” dedi Umay da sinirle. “İnsanlar hazırlıklara başladı bile ama arayıp kusura bakmayın kızımızın bir dediği diğerini tutmuyor o yüzden gelmeyin mi diyeceğiz?”
Annem uzanıp sıktığım elimi tuttu yumuşakça. “Kızım ne karıştırdı aklını söyle bize. Birden bire fikir değiştirmezsin sen?” dolan gözlerimi anneme çevirdim ihtiyaçla. “Evlenmek istemiyorum anne.” Dedim titreyen sesimle. Yanağımdan yaşlar usulca akmaya başlamıştı bile.
“Ne demek evlenmek istemiyorum! Yok öyle bir dünya bu sefer söz hakkın yok senin kabul ettik bir kere!” dedi babam yine bağırarak. Bu sefer ayağa kalkmıştı hiddetle.
Elimi sıktı annem uyarır şekilde. “Bir kere de anneni babanı dinle Ömür, bu çocuk oyuncağı değil. Kardeşin senden önce evleniyor diye herkes bize gülüyorken başımızı daha fazla eğme.” Elimi sinirle çektim elinden ve bende ayağa kalktım.
“Evlenmeyeceğim işte istemiyorum!” diye bağırdım dayanamayarak. Babam öfkeyle üzerime gelip tokadını yüzüme bastığında annem çığlık atıp araya girmiş kardeşimde babamı geri çekmeye çalışıyordu ben ise yanağımı tutmuş daha da şiddetlenen gözyaşlarıma rağmen gülümsüyordum. Bu yediğim ilk tokat değildi ama her defasında ilkmiş gibi sarsıyordu.
“Yok öyle bir dünya bundan sonra ben ne dersem o! Eşek gibi dinleyeceksin beni lan! bu evde yaşıyorsan ben ne dersem onu yapacaksın o adamlada evlenip defolup gideceksin! Bir daha da yüzünü görmeyeceğiz!” işte bu sözlerden sonra içimde bir şeyler tamamıyla koptu. Yüzümü sinirle kaldırdım bende en az babam gibi öfkeyle.
“Tek istediğiniz bu değil mi? Gidip bir daha dönmemem!” diye bağırdım boğazım yırtılırcasına. “Sırf oğlan olmadım diye anan baban dalga geçti diye evlattan saymadın beni bu yaşıma kadar ne yaparsam yapayım görmedin beni! Ama Umay olunca öyle olmadı sevdiniz onu o ne derse o ama bana gelince hep ayrımcılık yaptınız!”
“Kes sesini saçma sapan konuşma!” diye bağırdı öfkeden belirginleşen boyun damarlarıyla. Kıpkırmızı olmuştu sinirden ama artık duramayacaktım. Kaldıramıyordum her şey buraya kadardı.
“İşinize gelmeyince kes sesini tabi.” Güldüm sinirle. “İster kabul et ister kabul etme Abdullah Bey ama bu isteme olmayacak!”
Başını aşağı yukarı tehditvarca salladı bu sefer öfkeyle. “Madem dinlemeyeceksin bizi o zaman yerin yok bu evde, siktir git ulan! Defol git evimden! Sana bakmak zorunda değilim, senin gibi bir kızım yok benim!” işittiğim sözler gözyaşlarımı şiddetlendirirken güldüm yine.
Çok şey diyebilirdim ama diyemedim. Omuzlarım öyle bir düştü ki sanki dünyam başıma yıkıldı ben altında kaldım. Buğulu gözlerimi ailemde gezdirdim. Annem, kardeşim ve babam. Bu üç kişi nasıl hem ailem hem de hiçbir şeyimdi bilmiyordum. Ve o an düğüm düğüm olan boğazımın izin verdiği ölçüde konuşabildim.
“Zaten benim gibi bir kızınız yok ki.” Diyebildim histerikçe. Sonra ise yüzlerine bir daha bakmadan odama girdim ve kapımı yavaşça kapayıp kilitledim. Elektrikleri bile yakmadım, karanlıkta kapının dibinde yerde öylece saatlerce oturdum.
Ne annem geldi bakmaya ne de kardeşim…
Saat gece yarısını geçip hepsi uyuduğunda kararımı çoktan vermiştim. Buradan gidecektim.
&&&&&&&&
Yazardan…
Yaman, Ömür ile konuştuktan sonra ki gün kızın ailesi arayıp istemenin olmayacağını kızın vazgeçeceğini söyledikten sonra büyük ölçüde rahatlamış ve Şırnak’a gitmek için yola çıkmıştı. Ailesi kızın istemediğini duyunca çok üzülmüştü ama Yaman’a göre yapacak bir şey yoktu. Bir sevgilisi vardı ve uygun görürlerse onlar evlenirdi zaten, henüz hazır olmadan tanımadığı bilmediği bir kadını karısı yapıp ömrünü onunla geçiremezdi ki.
Yaman Şırnak’a iniş yaptığında taksi tutup evine yol aldı. İpek sevgilisinin geleceğinden haberi yoktu ona göre iki gün sonra dönecekti ama Yaman İstanbul’da ne kadar kalırsa başına o kadar iş açılacağını düşündüğünden ailesinden kaçarcasına uzaklaşmıştı.
Şimdi ise sevgilisine ufak bir sürpriz yapacaktı.
Taksi binanın önünde durunca çantasını alıp çıktı ve binaya yürüdü. Yaklaşık beş aydır aynı evde kalıyorlardı ve anahtarları vardı bu sebeple binanın dış kapısını açıp merdivenlere yöneldi. İpek onun tim arkadaşıydı başta ancak iki yılın sonunda birden kendisine açılmış ve aşık olduğunu söylemişti. Yaman başta bunu yadırgayıp kabul etmese de İpek kendini Yaman’a sevdirmişti. Yaman gerçekten seviyordu sevgilisini, sürekli ördüğü kalın telli saçlarını kara kaşlarını kara gözlerini. Operasyonlardaki başarılı duruşlarını silah tutuşunu ve en çok sevgisini seviyordu.
İpek ile iki yıldır sevgiliydi ve beş aydır aynı evde yaşıyordu ama çok alışmıştı onun hayatında ki yerine. Şimdi ise yanına gidecek kolları arasına alacak ve İstanbul’da yaşanan tüm o gerici günleri kollarında rahatlayarak bırakacaktı.
Dudakları keyifle kıvrılırken kapısının önüne geldi ve anahtarını takarak sessizce açtı kapıyı.
Ve henüz kapıyı açar açmaz sevgilisinin sesleri kulağına dolmuştu bile. Başta duyduğunu algılayamadı, gerçekten böyle klişe ve iğrenç bir sahneyi yaşıyor mu emin olamadı ve koridorda ilerleyerek yatak odalarına doğru ilerledi. Hafif aralık olan kapıya yaklaştı ve içeri baktı beyni zonklaya zonklaya.
“Ahh. Harikasın Oğuz!” diye inliyordu İpek.
Midesi bulandı Yaman komutanın. Onca vahşeti görmüş gözleri bu iğrenç görüntüye dayanamamış midesi anında bulanmıştı.
“Kırbaçlamamı ister misin seni! Hadi bebeğim hepsini al içine!” diye bağırarak altında ki kadının bacaklarını omzuna alan kapı komşusu Oğuz’u o an öldürmek istese de yapmadı.
Tuhaf bir dingillikle ve tiksinç bir ifadeyle geriledi ve çıktı evden. Kapıyı evi yıkmak istercesine çarptıktan sonra hızla indi merdivenleri ve sokağa attı kendini. Bir daha ne bu eve girerdi ne de o kadının yüzüne bakardı. Aynı timde olsalar bile fazlası olmayacaktı.
İhanetin paslı bıçağı sırtına saplanmış dört yıldır tanıdığı kadının kendisini aldatışına şahit olmuştu Yaman.
“Yaman!” arkasından çığlık çığlığa bağıran İpek’i duymadı. Sokağı dönerken gözünün önüne bir an için Ömür geldi.
Kafede onu beklerken içeri öyle narin, nazik bir şekilde girmişti ki. Biri yanlışlıkla çarpsa kırılacak bir nesne sanmıştı kızı.
Belki de istemeden kalbini kırdığı kafeden çıktıktan sonra nasıl dakikalarca ağladığını görmesine rağmen müdahale etmediği içindi bu olanlar. Kızın ahı tutmuş ve en ağır biçimde çıkmıştı kendinden…
&&&&&&
Tüm eşyalarımı toplamış üç büyük valize sığdırmıştım. Kol çantamı taktıktan sonra ise sabaha karşı evden ayrılmıştım.
Bundan sonra kimseye muhtaç olmadan kimsenin beni kısıtlamasına izin vermeden yaşayacaktım. Sözde ailemde rahat bir nefes alabileceklerdi. Babam sanıyordu ki onsuz nefes alamam ayaklarımın üstünde duramaz ve o evi terk edemezdim. Yanılıyordu ben ona bağlı değildim. şimdiye kadar nasıl ayakta kalabildiysem şimdide kalabilirdim. Hepsinin numarasını engellemiş ilk fırsatta numaramı da değiştirecektim. Belli bir birikimim vardı ve beni uzun süre idare ederdi, evden ayrıldıktan sonra önce istifamı vermiş sonra da ilk uçağa atlayıp üniversiteden beri arkadaşım olan Ceylan’ın yanına gidecektim. Şırnak’a.
Onca şehir arasında yeni bir başlangıç olarak Şırnak’ı seçmem biraz ironi olsada buna şimdilik mecburdum. İstanbul’da kalmak istemiyordum. Kısıtlı olan paramı bilmediğim bir şehirde ev tutmakla harcayıp bulana kadar otelde heba etmek istemiyordum kaldı ki bilmediğim şehirlerde yol yordam bilmezken başıma ne gelir bilmiyor ve bu tür maceralar için de cesur değildim. Öte yandan Ceylan ile yıllardır görüşen arkadaşlardık o da benim gibi doktordu ve onunla aynı evde yaşayacaktım artık.
Aynı hastaneye başvuracak kabul edilirsem de hiç olmadığım kadar mutlu olacaktım. Yeni hayatıma başlamak beni çok tedirgin etse de ben bununda üstesinden gelirdim.
&&&&&