Göz yaşlarım sicim gibi akarken yüzümü avuçlamaya kalktı Yaman, “İzin ver yarana bakayım.” Dediğinde ellerini iterek uzaklaştım ondan. İpek ve tim hepsi bana bakarken Yaman burun kemerlerini sıktı sakin kalmak için.
“Ben evime gitmek istiyorum, İstanbul’a döneceğim ne olur bırakın beni.” Derken hıçkırdım yine. Kaşımın üzerinde ki sıcak sıvıyı hissettiğim de göz yaşlarım daha da aktı.
“İstanbul falan yok artık!” diye bağırdı bir anda Yaman. Dibimde bittiğin de kolumu sıkıca kavrayarak kendine çekti. Yüzünü yüzüme eğdiğinde sesim korkudan kesilmişti. “Bundan sonra ben ne dersem onu yapacaksın! Aldığın nefesten bile daha yakınım sana, ben yemek ye demesem yemeyeceksin, su içmek istesen benden izin alacaksın! Dışarı çıkmak istiyorum desen yine bana geleceksin! Nefes alma desem nefes bile almayacaksın lan!” diye adeta kükrediğinde bedenim korku ve şok etkisiyle titremeye başlamıştı.
Halil, “Yaman sakinleş.” Dediğinde hışımla döndü ona ve bunu yaparken kolumu daha da sıkarak kendisiyle çekiştirmişti. “Yaklaşmayın lan sizde! Bundan böyle iki metre yakınına yaklaşmayacaksınız bu kızın!” ağlamam şiddetlendi, görüşüm bulanıklaştı.
“Sende ağlamayı kes artık! Öldürmek için an kolluyorlarken benden uzaklaşamazsın!” diye tahammülsüzce tekrar bana bağırdığında sesim de ağlamam da yükselerek şiddetlendi.
Yaman Turağan dediği gibi bir nefesten bile daha yakındı bana çünkü yaşamım onun ellerindeydi artık. Ciddi anlamda onun ellerindeydi.
Kolumu bırakmadan çekiştirdi ve lojman dairesin kapısını açıp beni içeri doğru itti hafifçe hemen arkamı dönsem de beklemeyip kapıyı üzerime örttü. Kapıdan kilit sesi geldiğinde çığlık atarak çöktüm dizlerimin üstüne.
Göz yaşlarım şiddetle akarken hıçkırıklarım arttı. Korkuyordum, ölmekten çok korkuyordum.
BİR HAFTA ÖNCE…
“İpek!” diye gürleyerek Yaman girmişti içeri ve elinde ki ekmek poşeti savururcasına yere bıraktığı gibi İpek’in kolunu tuttuğu gibi geri çekerek bana dokunmadan uzaklaştırmıştı.
Elinde ki çakıyı öfkeyle alıp, kapatıp odanın bir köşesine atarken kıza döndü yine, “Ne işin var lan senin benim evimde! Bir sivile hele ki benim evimde ki bir sivile nasıl bıçak çekersin sen!” Yaman’ın kükremesi evde yankılanırken her defasında sarsıldım. Sabah sabah uyanır uyanmaz karşılaştıklarım kesinlikle doğru değildi. Neye uğradığımı şaşırmıştım.
İpek göz yaşları içinde kolunu kurtarmaya çalışsada sıktı iyice kolunu kadının. “Benim mi ne işim var Yaman? Asıl bu kızın ne işin var senin evinde, senin yatağın da ve senin tişörtünle! Bu kadar mıydı senin sevgin? İki günlük bir kızı yatağına alacak kadar mı?” Yaman dişlerini öyle bir sıktı ki karşısında ki kadın olmazsa yumruğu suratına patlatacaktı.
“Seninle olan her şey biteli çok oldu İpek, bunu o kalın kafana al! Ömür hakkında da doğru konuşacaksın kiminle olup olmadığım seni zerre kadar ilgilendirmez!” derken ipek’in yüzü acıyla buruşmuştu. Bu kolunda ki iri elden olabilirdi. Ben bu halde korkudan tir tir titrerken o kadını düşünemiyordum. Hem niye aramızda bir şey olmadığını söylemiyordu ki? “Bir daha elini bile kaldıracak olursan bu kadına, işte o zaman seni gebermekten beter ederim!” diyerek kolunu itercesine bıraktığında kolunu tuttu hemen İpek. Gözleri ise hayret ve acıyla açılmıştı sevdiği adama bakarken.
“Beni bir kere bile dinlemeden bıraktın ve şimdi bu kadın için canımı mı yakıyorsun?” derken ciddi manada inanamıyormuş gibiydi hali.
Yaman sabır dilercesine gözlerini bana çevirdiği an donakalmıştı. Koyu hareleri bacaklarım da asılı kalırken o an ürperdiğimi hissettim. Bakışlarım bacaklarıma kaydığında bir kova soğuk su yemişim gibi irkildim. Üzerim de sadece tişört vardı ve o da bacaklarımı asla örtmüyordu. Kolumu kaldırdığım an kımızı iç çamaşırım görünecekti. Hani erkeklerin tişörtü elbise gibi oluyordu? Tüm kan yüzüme toplanırken Yaman gözlerini bacaklarımdan çekememişti hala. Parmak uçlarımla tişörtün eteklerini tutup aşağı çekiştirdim utançla. İpek, Yaman’ın bakışlarını yakaladığı andan beri renkten renge girip kudururken yer yarılsada içine girsem dedim.
Korkudan yatağa eğilipte battaniyeyi bile alamıyordum.
“Yaman.” Dedim zorlukla. Gözleri bacaklarımdan ayrılmazken, “Hı.” Diye mırıldandı zor duyulan bir sesle. İpek daha da çıldırırken, “Gözlerini çeker misin lütfen?” dedim.
Gözleri bir an için gözlerime çıktığında sersemce, “Ne?” dedi.
“Bacaklarıma bakmayı bırak lütfen.” Dedim iyice kısılan sesimle. Sersemce gözleri tekrar bacaklarıma kayarken başını iki yana salladı. “Sikeyim böyle şansı!” diye homurdanarak başını çevirdiği an yatakta ki battaniyeyi çektiğim gibi doladım belime.
“Sen bu eve nasıl girebildin?” diye sordu Yaman kendine gelmek için İpek’e dönerek. Göz yaşları içinde ki kadın, “Ne önemi var ki?” derken acı doluydu sesi sanki aklı başına yeni geliyor gibi. Sanki karşısında ki adamı gerçekten kaybettiğini yeni kavrayabiliyormuş gibi.
Yüzünü sıvazladı sakin olmak için Yaman ardından derin bir nefes aldı. “İpek çık git evden bunun hesabını karargahta vereceksin!” İpek bir bana bir Yaman’a bakarken gözyaşları içinde çıktı odadan. Saniyeler sonra dış kapının çarpma sesi gelirken rahat bir nefes verdi Yaman. Gözleri bu defa tereddütle bana dönerken yine bacağıma baksa da bu defa örtülüydü neyse ki.
“İpek adına özür dilerim nasıl böyle bir şey yaptı anlamıyorum.”
“Sorun değil alt tarafı biraz geç gelsen bıçağıyla deşecekti beni.”
Gergin bir ifadeyle iki yana salladı başını. “Yaralamazdı korkuturdu yüksek ihtimalle ama buna bir daha yeltenemeyecek, emin olabilirsin.” Aşağı yukarı salladım başımı. “Ben gitsem iyi olacak artık.”
“Hayır.” Dedi hemen. Kaşlarımı çattım.
“Kahvaltı hazırlamıştım ekmek almaya çıkmıştım. Sofra ziyan olmasın…” ağzım bir parça hayretle açılmıştı. “Zahmet etmişsin.” Diyebildim sadece. Saçlarını karıştırdı arkasını dönmeden önce.
“Bekliyorum seni.” Arkasını döndüğü için battaniyeyi indiriyordum ki arkasını yeniden dönmesiyle panikle kaldırdım yeniden battaniyeyi. Paniğim onu mahcup olmasına neden olmuştu bu her hareketinden belliydi.
“Ben.” Dedi gergin bir sesle. “O şekilde bakmak istemezdim kusura bakma.”
Gülümsedim gergin havayı dağıtmak istercesine, “Sorun değil her ne kadar ilk defa bacak görmüş gibi davransanda.” Dedim imayla.
Yanağını kaşıdı düşünceyle, “Aslında ilk defa böylesine güzel bacaklar gördüm, ondandı afallamam.” Ne diyeceğimi bilemezce suratına bakakaldım. Ateş düşmüştü yine içime. Başka yerlerime düşmezse iyiydi.
Neyin peşinde onu da bilmiyordum… bana yürüdüğünü hatta koştuğunu hissediyordum ancak ne niyetle geliyor onu bilmiyordum. Öte yandan o ve kendimi düşünüyordum, belki yakışabilirdik ancak beni kafede reddedişi istemeyişi ve kalbimin nasıl kırıldığını hatırlayınca onu reddetme isteğiyle doluyor uzaklaşıyordum. Her ne kadar sevgilisi varken beni reddederek doğru yapmış olsa da bu kalbimin kırıldığı gerçeğini değiştirmiyor. Çok ağlamıştım her şeyden önce göz yaşlarıma yazıktı.
Dün ki kıyafetlerimi aceleyle üzerime geçirdikten sonra ayakkabılarımı çantamı ve kabanımı elime alarak mutfağa doğru daha doğrusu tıkırtıların olduğu yere doğru ilerledim. Mutfak kapısının önünde durduğumdaysa tüm ciddiyetiyle sucuklu yumurta yapan adama baktım. Tavayı alıp ocağı kapattıktan sonra arkasını döndü. Göz göze gelince dikleştim. Hazır olan kahvaltı masasına baktım, bir erkekten bekleneceğin üstünde hazırlanmıştı.
“Neden bekliyorsun hadi gel.” Dedi tavayı masanın ortasına bırakarak. Kahvaltı yapmak istemiyordum… daha doğrusu onunla kahvaltı yapmak istemiyordum.
Dudağımı ısırdım hafiften. “Ben eve gidiyorum Yaman, her şey için teşekkür ederim. Sana afiyet olsun.”
Yakışıklı yüzünde dalgalanma oldu, o kaşları huysuzca çatılırken üzerime doğru adımladı. “Kahvaltını et sonra gidersin acelen ne?” gözlerimi kaçırdım istemsizce.
“Eve gidip hazırlanmam gerek hastaneye gideceğim.”
“Sen önce benim yüzüme bak.” Parmaklarını çenemde hissettiğim de karşı koyamadım. Ağırca kendine çevirdi yüzümü. O kalıplı bedeni şimdi daha yakınımdaydı ve sıcak atmosfer yine yoğunlaşmaya başladı aramızda. “Bacaklarına baktım diye mi kötü oldun sen?”
“Ne hayır?” dedim panikle bir an. Dudakları kıvrıldı keyifle. Parmakları ise çenemden inmedi aksine çok hafif bir okşama vardı. “Güzel, bakışlarımın seni rahatsız etmemesi hoşuma gitti.” Derken koyu kahve gözleri yoğunlaştı gözlerime bakarken. Dizlerim tir tir titrerken kucağımda ki eşyalarımı sıktım.
“Be- ben eve gitsem…” hiç mesafe olmamasına rağmen üzerime adımlamasıyla refleks olarak geri adımladım ve Yaman Turağan benim bile bile arkamda ki duvara yaslanmama neden oldu. “Neden inatla kaçıyorsun benden?”
Gözlerimi yeniden kaçırmak istediğimde elini yanağıma yasladı bu defa. “Ömür.” Dedi içi giderek. Göğüs kafesimin içi kasıldı. Boşta ki eli kucağımda ki eşyaları alarak yan tarafıma bırakırken o arada ki azıcık mesafeyi de aşıp dibime girdi. Sütyensiz göğüslerim sert göğsüne yaslandığı an kalbim şiddetle atmaya başladı. Koyu gözleri kararmış bir ifadeyle dudaklarıma kayıp duruyordu. “Seni o gün kafede bıraktığıma öyle pişman oldum ki…” baş parmağı dudağımın üzerinde gezindi, alt dudağımı ezerek okşadı, sıcak nefesi dudaklarıma çarpacak kadar yaklaştı.
“Yaman.” Dedim zorlukla kısık çıkan bir sesle. Öyle acizdim ki kendi irademle nefes bile alamıyordum. Boştaki eli belimden kayıp kalçama ulaştı ardından elbisemin altına hafifçe ulaştığında çıplak kalçamda hissettim iri elini. Gözlerim istemsizce kapanırken titrek bir nefes aldım. Parmaklarımı zorlukla dayadım göğsüne o an sert göğsünün verdiği hissiyat daha yakıcıydı. Daha önce bu kadar yakın olduğum birkaç erkek olmuştu ancak ilerisi olmamıştı. Hiçbiri tam şu an yaşadıklarımın yanından geçmemişti.
Koyulaşmış gözleri yüzümdeki ifadelerin birini bile kaçırmazken dudağımı ezen baş parmağı usulca ağzıma girmiş alt dişlerimi zorlayarak ağzımın açılmasını sağladı. Gözlerimin içine içine baktı, “Haklısın, kahvaltıyı boşvermeliyiz bence de.” Dedi boğuk sesiyle.
Bayılacaktım.
Dudakları yaklaştı… aralık olan ağzıma ağzını açlıkla açarak kapayacakken elimi ağzına kapatarak çevirdim başımı. Bunu yapabildiğime inanamazken, “İstemiyorum!” dedim sertçe. “Uzaklaş lütfen.” Afallayışını her bir noktamda hissederken bunu kullanarak ittim onu hafifçe ve uzaklaştırdım kendimden. Hızla eğilip eşyalarımı yerden aldıktan sonra yüzüne zor olsada ciddi tutmaya çalıştım bir ifadeyle baktım.
“Bir daha sakın böyle yaklaşmaya kalkma bana. Arzuladın diye elde edip, yattıktan sonra bırakabileceğin bir kadın değilim ben.” İtiraz edecek gibi olunca hızla konuşarak susturdum onu. “Yaman Turağan… benden uzak dur. Git kendini rahatlatacak başka kadınlar bul.” Dumura uğramış halinden faydalanıp hızla evinden çıktım ve karşı daireye geçerek kapıyı çaldım üst üste.
Ceylan gözlerini ova ova kapıyı açtığında hızla kendimi içeri atarak kapıyı kapatmıştım.
“Ne oluyor ya.” demesini aldırmazken odama geçip çöktüm anında. Kalbim normal seyrine dönemezken az önce olanları atlatmaya çalıştım. O adamı az önce ciddi anlamda reddetmiştim.
Aman Allah’ım ben cidden nasıl yapabilmiştim bunu?
Ya Yaman’a ne demeli daha kaç gündür tanıdığı kızdım ama bu kadar ileri gidebilmişti izin versem neler yapabileceğini hayal bile etmek istemiyordum.
………………
O günün üzerinden dört gün geçerken aklım hala evinde yaşadığım o sıcak anlardaydı.
Ara ara pişmanlık içime çöreklense de doğru olanı yapmıştım. Ona karşı koyabilmiştim.
Düne kadar onu hiç görmezken eve giderken görmüştüm onu. Yine apartmana birlikte girmiştik ama o beni şaşırtarak beni görmezden gelmiş tek kelime bile etmeden evine girmişti. Beni görmezden gelmesi amaçsızca canımı sıksada umursamamaya çalışmıştım. Çocuk gibi vermedim diye küsüyor muydu yani? İstediğini yapabilirdi.
Saçlarımdaki tokayı açarak saçlarımı serbest bıraktım. Yoğun bir gündü ve başıma yavaştan ağrılar girmeye başlamıştı. Elinde kupamla koridorda ilerlerken bir anda karşıdan gelen timi görünce yerimde kalakalmıştım. Yaman Turağan tüm heybetiyle yeri dövercesine üzerinde ki üniformasıyla gelirken bir milim bile kıpırdayamamıştım.
Tam önümde durunca, “Çağan için gelmiştik, görebilir miyiz?” dedi sert sesiyle. İnsan önce bi merhaba falan derdi ama nerede reddettik diye yüz seksen derece dönmüştü adam resmen. Onun bu tavrı kaşlarımı çatmama neden olurken hemen arkasında ki İpek’in sırıtan yüzü aşırı derecede canımı sıktı ama Halil’in göz kırpışıyla daha iyi hissettim.
Elimde ki kupayı yan da duran bankoya bırakıp döndüm askeri time. Karargahtan çıktıkları gibi gelmişlerdi dahası arkadaki askerlerin ellerinde oyuncak ve balonlarla doluydu.
“Az önce kontrol ettim, durumu iyiydi görebilirsiniz.” Diyerek yönlendirme amaçlı yürüyünce hepsi arkamdan geldi. Koridoru bitirip odanın önünde durunca kapıyı çalarak içeri girmişti. Anne ve babası sevinçle doğrulurken minik Çağan yatakta ki minik bedeniyle doğrulmaya çalışmıştı. Yaman şefkatle çocuğun yanına oturup başını öperken diğer askerler oyuncakları odanın dört bir yanına koymuştu.
“Sen düşündüğümüzdende güçlü çıktın helal olsun paşama!” dedi Halil çocuğun başını okşayarak.
“Evet.” Dedi hevesle Çağan. “Hem bende büyüyünce asker olacağım ve bütün çocukları kurtaracağım.” Herkes ona gülerek destek olurken gözlerim sürekli istemsizce Yaman’a kayıp duruyordu. Onun gözleri beni bulmasa da…
Askeri üniforma sanki değilmiş gibi daha da yakışıklı ve karizmatik yaparken karnımda ki tatlı kasılmaları bastırmaya çalıştım. O an yanıma yaklaşan kadını fark edememiştim.
“Uzaktan bakma evresine çabuk geçmişsin.” Başımı yanımda ki kadına anlamazca çevirdiğimde onun suratında bilmiş bir sırıtış vardı.
“Anlamadım?”
Sırıtışı büyüdü. “Diyorum ki çoktan elde edilip atılan olmuşsun.” Aşağılayıcı bakışlarla süzdü bedenimi. “Yaman benden sonra asla bir kadını sevemez, beni unutamaz çünkü. Senin gibilere sadece rahatlamak için gelir.” Dedikleri karşısında neye uğradığımı şaşırdım. Bu kadın neler diyordu hem de böyle bir ortamda. “Peşinden biraz koştu diye bana aşık modlarına girmemişsindir umarım.” Her ne kadar benimle alay etsede gözlerinde ki kini ve hasetliği görüyordum. Kuduruyordu kaybettiği adamın başkasına kapılmasından.
Ellerimi rahatça önlüğümün ceplerine yerleştirirken İpek’e sadece acıyarak baktım. bakışlarım kaşlarının çatılmasına neden olurken, “Madem artık başkasını sevemez o zaman niye delirmiş gibi bıçakla yürüdün üzerime? Bu kadar özgüvensiz olma çok üzülüyorum ben.” Başımı ona çok üzülmüş gibi iki yana salladım hafifçe. Gerisin geri geldiğim gibi odadan çıktığımda arkamdan kudurduğunu biliyordum, onun gibi karşılık vermemem eminim delirtirdi onu. Öte yandan umurumda bile değildi benden uzak dursun yeterdi.
Yaman ve timi bir süre daha kaldıktan sonra geldikleri gibi giderken o bana yine bakmamış muhattap olmamıştı.
Evet bunu içime dert etmemeliydim ama kendimi kontrol edemiyordum ki.
Gerçekten İpek’in anlattığı gibi birimi onu da bilmiyordum. Yinede öyle bir kadının sözlerine de güven olmazdı. Acaba hala İpek’e karşı bir şey hissediyor mudur? Hala aynı timde sürekli birbirlerini görürlerken o kızı affetmeye başlamış olabilirdi ya da aşkları çok büyükse bu hataları görmezden de gelebilir miydi?
Akşam nöbete kalırken ertesi günün sabahında ağzım hiç kapanmadan sürekli esneye esneye çıkmıştım hastaneden. Rıfat ile karşılaştığım da ise o hastaneye yeni geliyordu halimi görünce ise acıyıp eve bırakmak isteyince karşı çıkamamış izin vermiştim.
İçi sıcak arabada mayışıp uyumama ramak kala evimin önüne geldiğinde teşekkür ederek indim arabadan. O halimle dalga geçerek giderken hemen karşımda elleri ceplerinde bir adet Yaman Turağan göreceğimi düşünmemiştim. Sert çehresiyle hiç kıpırdamadan bana bakıyordu apartmanın önünde. Üstünde yine askeri üniforması vardı, gidiyor olmalıydı. Ona pek bakmamaya özen göstererek ilerledim ve yanından geçmek istediğim bir anda kolumdan tutarak yanımızda ki bina duvarına yaslamıştı bedenimi.
Çehresi daha da sertleşmiş dişlerini sıkıyordu kırarcasına.
“Burada olduğun sürece öyle canının istediği gibi erkeklerle görüşüp duramazsın!” duyduklarımla ağzım hayretle açılmıştı. Kesinlikle normal değildi bu adam. Kolumu çekmek istediğimde daha sıkı tutunca canım yanmaya başlamıştı. “Sen kimsinde benim hayatıma karışıyorsun?”
“Sen bana emanetsin hareketlerine dikkat edeceksin!” dedi dişleri arasından. Güldüm inanamayarak.
“O emaneti götürüyordun ama birkaç gün önce.” Yüzü daha da kasıldı. “Üstelik benimle konuşmayı bırak dokunamazsın bile komutan! Sen benim hiçbir şeyim değilsin ve ben istediğimi yaparım!” diye çıkıştım öfkeyle. “Haddini ve yerini bil, çek elini üzerimden!”
Boyun damarları patlayacakmış gibi belirginleşirken bıraktı kolumu ağırca.
Başını ağırca aşağı yukarı sallarken sakin kalmak için derin derin soluklar aldı. Hasta mıydı neydi anlamadım ki?
“O adamdan uzak dur Ömür.” Dedi ciddiyetle. “Buraya yeni geldin ve kimseyi tanımıyorsun o yüzden arabasına binip durma. Senin için söylüyorum.”
“Söyleme! Sanane benden kiminle istersem görüşür kimin arabasını istersem de binerim!” burun kemerini sıktı sakin kalmak istercesine ama umursamadım yanından geçerek binaya girdim ve merdivenlere yöneldim. Arkamdan gelmezken rahat bir nefes bırakıp eve girdim. Üzerimdekilerden kurtulup sıktığı kolumu açtığımda beş parmağının izi bana merhaba dedi.
“Hayvan herif!” derdi ne belli değil birde şu hareketlere bak. Kesinlikle tokadı suratına basmalıydım!
“Ne oldu yine enişteye mi kızdın?” banyodan bornozuyla çıkan Ceylan’a ters ters baktım. “Ne var?” dedi saçında ki havluyu açarak. “Ne zaman söylensen sebebi Yaman komutan çıkmıyor mu? Bu defa ne yaptı?” o böyle deyince de hak verdim.
“Rıfat beni eve bıraktı diye kızdı, önüne gelene güvenip arabasına binme emanetsin diye zırvaladı işte.”
“Bu adam sana resmen yanık!” dedi gülerek. “Hem de ciddi ciddi yanık bunun başka açıklaması olamaz.”
Göz devirdim haline. “Abartma ne aşkı?” derken ciddiydim çok saçma olurdu aşk.
“Ben sadece hislerimi söylüyorum, senden etkileniyor o zaten belli ama bu tavırlar falanda hani… normal değil bacım. Kesin her gece seni hayalde ediyordur bu-“
“Gebertirim seni!” odasına ışık hızıyla girerken, “Aman be!” diye bağırdı. “Utanıyorsun ama dört vakte kadar girecek olan belli sana!”
“Ceylan terbiyesizleşme!” diye bağırdım kapısına vurarak. Kilitlemiş birde yoksa yolardım o saçlarını.
Harikaydı, tam hayatım düzene girdi alışıyorum dediğim an da ne vardı bu adamın hayatıma girmesine. Bir kere girdi ailemle aram zaten bozukken koptu ikinci kere giriyordu ve bu sefer ben bir şeyleri koparacaktım ama ne o belli değil.
Öğlene kadar yatıp hazırlandıktan sonra tekrar hastaneye gitmiştim. Akşama kadar hastalar ve iki ameliyattan sonra odama zorlukla girmiştim. Bugün Ceylan ile yemeği dışarı da yiyip eve geçmeyi planlıyorduk. Ceylan’ın işini bırakmasına dakikaları varken önlüğümü çıkarıp toparlanmaya başladım. Telefonumu çantamın içine koyarken içeri dalan asistanla kaşlarımı çattım.
“Hocam hemen gelin!”
“Ne oldu?” dedim merakla.
“Çağan kaybolmuştu odada bulamayınca arayalım dedik ve bulduğumuzda baygın yatıyordu kafasından darbe almış gibi görünüyor. Rıfat hoca yok, Fatih hoca mola diye çıktı sizden başka kimse yok şu an!” telaşla onunla birlikte çıkarken genç erkek asistanı takip ettim. Çağan niye odasından çıkıyordu nasıl kayboluyordu ve yaralanıyor aklım almıyordu. Üstelik dokunulmayacak kadar kötümü yaralanmıştı ki müdahale edemiyorlardı.
Ben çocuğa kötü bir şey oldu diye telaş içinde koştururcasına asistanı takip ederken hastanenin arka girişine niye geldik anlamazken çocuğu aradı gözlerim.
“Nerede Çağan?” diye sorduğumda korku ve hüzün dolu bakışlarla döndü bana. “Özür dilerim hocam mecburdum.” Dedi. Anlamazca suratına bakarken siyah bir minübüs durdu hemen önümde. Daha ne olduğunu anlayamadan kapı açılmış içinden çıkan kar maskeli iki adam tarafından arabanın içine çekildiğim gibi kapı kapatılmıştı. Çığlık bile atamadan burnuma dayanan bezle bilincim kayarken kalbim bir kuş gibi atıyordu.
………………………
Yüzüme dökülen su ile nefes nefese kendime gelirken ne olduğunu kavrayamadım.
“Yeter uyuduğun kalk hadi!” yüzüme yüzüme bağıran adamla neye uğradığımı şaşırken kolumdan tuttuğu gibi uzandığım yerden kaldırmıştı beni. Beynim sulanmış gibi hissederken bulunduğum inşaat görünümlü odadan çıkıp başka bir odaya girdik ve o an bir oda dolusu adamla karşılaştım. Göz bebeklerim dehşetle irileşirken kaçırıldığımı henüz idrak edebilmiştim. Kalbim korkuyla çırpınırken tek kelime edemiyordum ama ölecek gibi hissediyordum. Dizlerim titriyor soğuk soğuk titremeye başlamıştım.
Altı adam bir kadın saymıştım altısı da birbirinden temiz yüzlü insanlara benzeyen ama içleri çürümüş takım elbiseli adamlardı. Kadın fazla küçümseyici bakıyordu bana bir böcekmişim gibi. Ve biri askerdi. Bildiğin apoletlerle dolu bir üniforma içinde komutandı. Orta yaşlarda sert bir görüntüsü vardı ama içim azıcıkta olsa rahatlarken konuşmasıyla darbe yemiş gibi irkildim.
“Doktor bu mu?” diye sordu. “Evet budur.” Dedi beni tutan adam. “İyi baksın hemen, kurtarsın adamı sonrada sıkın kafasına gebertin.” O an gerçekten öleceğimi hissettim.
Göz yaşlarım o an akmaya başlarken kurtulmak için çırpınmaya başladım. “Lütfen bırakın beni gideyim!” şu anın kabus olmasını ve uyanmayı öyle çok isterdim ki.
Kolumu bırakıp saçlarımı kavradı adam ve, “Kes sesini yoksa gırtlağını keserim!” dedi beni tutan adam. Uzun namlulu silahı omzuna asılıyken elinde ki bıçağı gözüme sokmak istercesine gösterdiğinde gözyaşlarım şiddetlendi. Benim burada ne işim vardı.
Saçımı bırakmadan çekiştirdiğinde adamların arkasında kalmış yatağın dibine iterek bıraktı beni adam. Yatakta ölü gibi yatan adama bakamazken arkamı dönerek odadaki yüzlere baktım tek tek. “Lütfen bırakın beni yemin ederim kimseye tek kelime etmem.” Güldü kadın olan.
“Tatlım sen çoktan öldün boşuna kurtulmayı dileme. Dua et de canını hızlı ve çabuk alalım.” Diyerek sırıttığında inanamadım nasıl bir kadın olduğuna. Gözleri yatakta ki adama kayınca yüzü bir anda ciddiyetle kasıldı. “Şimdi kalk ve o adamı kurtar yoksa asıl o zaman ölmek için ayakkabımın altını yalarsın!”
“Sevdiğin adamı böyle görmek üzüyor olmalı.” Dedi diğerlerine göre daha genç kumral olan adam. Kadın ona sinirle dönerken, “Kes sesini!” dedi.
Adam alayla sırıtarak dudaklarını kapattı. Kadın bana tekrar döndüğünde yaklaştı ve eğilerek çenemi tuttu sertçe. “Bu adam benim değil herkes için çok önemli ve sen onu kurtaracaksın duydun mu?!” diye tısladı. Yatakta yatan adamın nasıl bir pislik olduğunu anında anlarken kadının gözlerine baktım sadece. Cevap vermeyişimle öfkelenirken elinin tersiyle yüzüme geçirdi bir tane. O an burnumda sızı oluşurken saçlarım önüme savruldu. “Yüzüne zarar verme Leyla belki biraz tadına bakarım.” Duyduğum sözlerle bunu diyene dehşetle bakarken bunun komutan olduğunu fark ettim. Diğerleri ona gülerken kumral olan adam omzuna vurdu yavaşça. “Yaşlı kurt hala formunda demek.” Komutan pislikçe sırıtırken kanımın çekildiğini tüm uzuvlarımda hissettim.
Leyla denen kadın haklıydı ölmek için yalvaracaktım çünkü bana dokunmalarındansa öldürseler daha iyiydi.
Korkudan tir tir titrerken hepsinin yüzüne tekrar tekrar baktım, ecelim olacaklarını bilmezdim ya da ölmeden böyle bir şey yaşayacağımı da bilmezdim.
Beni tutarak buraya gelen pislik adam zorla kaldırıp yatakta ki adama bakmamı söyleyince mecburen dediklerini yaptım. Örtüyü indirip karının üstünde ki gaz bezini kaldırdığım an yarık bir karın görmeyi beklemiyordum. Stresten midem ağzıma gelirken tuttum kendimi. organlar olduğu gibi gözümün önümdeydi. Bezi kaldırmamla kanama hızla artarken bu pisliğin hala nasıl hayatta kaldığını anlamadım.
“O adam ölürse seni onun kanında boğarım orospu!” sakin kalmaya titrememeye çalıştım. Ne sanıyordu beni tanrı mı? Hemen yanımda duran dolabın üstünde gerekli gereksiz bir ton tıbbi malzeme varken gazlı bezleri aldığım gibi yaraya bastırdım.
“Biri yardım etsin.” Dedim cılız bir sesle. Bir pisliğin hayatını kurtarmaya çalışacaktım ve buna mecburdum şimdilik iç hesaplaşmalarla uğraşamazdım ki. Gözlerim yaşlarla buğulanırken beni buraya getiren yanıma çöktü. “Yaraya bastır durmadan.” Dediğim an yatan adamın çığlık atması bir oldu. Allah kahretsin bilinci henüz kapanmamış mıydı?
“Narkoz vermediniz mi?” diye sordum aceleyle ve ilaçları karıştırarak ilacı bulduğum gibi iğneyi de aldım. “Tutun şunu kıpırdamasın.” Diye direktif verdiğimde iki tane başka adam tuttu adamı iki taraftanda. Bunlar burada ki teröristler olmalıydı. Üzerlerinde ki bez parçalarından belli oluyordu. Kaç kişilerdi ve kurtulabilir miydim buradan?
İğneyi yaptığımda uyuşan adam bilincini kaybedince rahat bir nefes verdim. Eldivenlerimi takıp önce hava yolunu ve solunumunun açık olup olmadığını kontrol ettim. Sorun görmeyince kanamayı kontrol ettim dikkatle. Karaciğerde yırtık vardı bağırsak dışarı taşmıştı. Bu durumda yapacağım en doğru hamle kanamayı durdurup resüsitasyon yapmamdı. Durumunu stabil yapmak zorundaydım dikişleri sonraya bırakırdım. Aklımda bir ton şey geçerken müdahaleye başlamıştım bile. Telefon fenerleriyle ışık tutmalarını belirtirken başımda ki pisliklerin öğürmeleri sinirimi daha da bozuyordu.
Elimin altında ki adamın nabızını sürekli elle kontrol etmek zordu, vücut sıcaklığı normalin altına düşerken bunu bile ayarlamaya çalışırken saatler geçmiş ve tam anlamıyla bitmiştim. Yarayı geçici olarak kapatmayı başarmış olsam bile bu pisliğin acilen yoğun bakıma alınması gerekiyordu ben sadece durumu kontrol altına almıştım onu kurtarmamıştım.
“Bitti mi?” diye sordu başımdan hiç ayrılmayan kadın. Gerçekten seviyor olmalıydı. Elimdeki eldivenleri titreyerek çıkarırken ayağa kalktım yavaşça. Odada olan o adamların hepsi gitmiş sadece kadın kalmıştı. Başımı ağırca onaylarcasına salladım. “Şimdilik durumu stabil ama hayati tehlikesi devam ediyor, bir hastaneye gitmek zorunda.”
“Sınırı geçene kadar dayansın yeter zaten hastaneye götüreceğim onu.” Dedi o pisliğe bakarak. Gözleri beni tekrar süzdüğünde yine o teröriste baktı. “Biz çıkarız şimdi sende şunu komutana götür beklemesin daha fazla sonrada sıkın kafasına.” Yeşil ve kanlanmış irislerim kocaman açılırken acıyla inledim ve başımı iki yana salladım.
“Lütfen yapmayın.” Dedim yalvararak. O pislik komutan nasıl olurda gitmezdi hala. İki kişi beni tutup çırpınmalarımı aldırmadan götürürken başka bir odaya sokup atarak bıraktılar. Odada tek bir yatak verdi ve o pislik orada oturmuş sırıtarak bana bakıyordu.
Arkamı döndüğüm gibi kapıya gitsem de kilitledikleri için açılmadı. O an saçlarımda hissettiğim ellerle acıyla çığlık atarken başımı tuttu ve kapıya geçirdi sertçe. Burnum acıyla sızlarken haykırdım. “Gel bakalım fıstığım.” Dedi bariton sesiyle. Ensemden çekiştirerek odanın ortasına ittiğinde dizlerim öyle bir titiriyordu ki tutmayarak yere yapışmama neden oldu. O pislik saçımı tutup beni kendine çevirdiğinde bundan zevk alıyor gibi sırıtarak art arda yumruk attı yüzüme. Beni bıraktığında inlemeye bile mecalim yoktu çünkü beynimi hissetmiyordum adeta. Burnumdan akan sıvı dudaklarımın etrafından süzülürken üzerime tekrar eğildiğinde elinde ki keskin metali gördüm. Ağlamam acıyla artarken ellerimle itmeye kaktım ama durmadı. Bıçağı yüzümde gezdirip boynuma kaydığında üzerimde ki bluzu tek seferde yırttı. Gözleri sütyenimin açıkta bıraktığı göğüslerimde gezerken hoşnutlukla eğildi ve başını göğsüme gömdü. İğrenç nefesi ve dudaklarını göğsümde hissederken hıçkırıklarım boğazımı düğümledi.
Elimi titreye titreye pantolonumun arka cebine sokabildiğim de neşteri çıkarabildim. Dikkat dağınıklığından faydalandığımda ise haykırarak neşteri kaldırıp sağ tarafından kaburgasına gömdüm. Acıyla üzerimden kalktığında yaralı bir hayvan gibi çırpındı. O an yapabileceğim en akıllı şey buradan ışık hızıyla kaçmaktı. Kapı kilitli olduğundan oraya yönelmeden hızla cama koştum ve açtım. Çok şükür ki zemin kattı ve çıkabilirdim buradan.
“Buraya gel orospu!” arkamda ki pisliğin bağırmasıyla ayaklanmasına fırsat vermeden ve diğerleri fark etmeden gitmeliydim. Ayaklandığını gördüğüm an kendimi pencereden atmıştım. Dizlerimin sertçe düşsemde duraksamadan kalktım ve karanlık tepede hızla koşmaya başladım.
Engebeli arazi de hız kesmeden ilerlerken arkamdan sesler yükseldi. Arkamdan koştuklarını hissederken belki de hayatımda hiç olmadığım kadar hızlı koşuyordum şimdi. Bir anda patlayan silahlarla çığlık attığımda göz yaşlarım şiddetlendi. Görüşüm bulanıklaştı. Silah sesleri kesilirken hız kesmeden koştum ancak ayağım görmediğim bir taşa takılınca sendeleyip büyük bir hızla yere yapıştım.
Acı içinde inlediğim de adım seslerinin yaklaşmasını hissetmemle kalktım tekrar ayağa. Alnımdan akan sıcak sıvıyı bu dondurucu havada bile hissederken gözümün önünü bile görmediğim kayalıklı yolda hiç durmadan koşmaya devam ettim.
Bu hızla gidersem bir yere çakılıp düşeceğimi bilirken arkamdakiler yakalarsa da ölecektim.
Nefes nefese ciğerim patlayacakmış gibi koşarken bir anda bir kol belirdi önümde ve karnıma sarılarak beni tuttuğunda çığlık attım acıyla.
“Bırak beni yalvarırım!” diyerek ağlarken bedenimi zorlukla zapt etmeye çalıştı. “Rahat dur artık!” zorlukla algıladığım sesle kurtulmak için çırpınmayı bıraktım. Gözlerim kar maskesi ardında parlayan kahve irislere çarptığında yüzümüze tutulan fenerler sayesinde askerlerin hepsini gördüm. Hepsi afallamış bir halde bana bakarken kollarında olduğum adam, “Ömür?” dedi dehşetle. Yaman’dı bu. Aman Allah’ım gerçekten Yaman’dı. Sevinçle gözyaşlarım hızlanırken kollarına tutundum, “Yaman yalvarırım kurtarın beni, geliyorlardı.” Dedim hıçkıra hıçkıra. Aklı iyice karışmıştı ama neden zaten beni aramıyorlar mıydı?
Başımı tutarak göğsüne yasladı, “Tamam, sakin ol şşhh.” Dediğinde hıçkırıklarımı durdurmak zor olsada sakinleşebildim. O an gelen helikopter sesiyle Yaman’dan bir küfür kaçtı.
Başımı göğsüne bastırdığım adamın beline sıkıca sarılırken titremelerim asla geçmiyor soğuk soğuk terliyordum. Ağlamam durulmazken İpek’in öfke ve hayret dolu sesi doldurdu araziyi. “Biz az önce bu aptal kız yüzünden aylardır peşinde olduğumuz adamlarımı kaçırdık? Görev resmen battı, bozuldu!”